GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
Yasama Yılı:5
Birleşim:13
Tarih:04.11.2026

YENİ PARTİ GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konumuz anlaşmaya geçmeden önce bir büyük hukuksuzluğa dikkat çekmek istiyorum. İki aydır konuşuyoruz, 100 milyarlarca liralık fon soygununun hesabını kendi arkadaşlarından, vurgunu yapanlardan sormayan bu iktidar bugün ilk davayı gazetecilere açmış. Bu vurgunu açığa çıkaran, sorgulayan Şaban Sevinç için, Mustafa Balcı için, İsmail Saymaz için, Murat Ağırel için on beş yıl, on sekiz yıl hapis cezaları istenmesi skandaldır, rezalettir. Bu gazeteciler ne yaptı size? Yaptığınız vurgunların, milletin mağduriyetinin hesabını sormak, gerçeği belgelemek ne zamandır suç oldu? Gazeteci tutuklayarak, gözdağı vererek soygunlarınızı, vurgunlarınızı örtemezsiniz. Bu gazeteciler ve tüm tutuklu gazeteciler derhâl serbest kalmalıdır.

Mekke Anlaşması'na gelince, biz Yeni Parti olarak ülkemizin tüm ülkelerle savunma dâhil iş birliğini geliştirmesinden yanayız. Nitekim, 92 ülkeyle çerçeve, 66 ülkeyle askerî eğitim ve 35 ülkeyle askerî, mali iş birliği anlaşmalarımız var. Ancak askerî iş birliğiyle burada karşımıza getirilen kolektif savunma taahhüdü aynı şey değildir.

Anlaşmanın içeriğine geçmeden Meclisimizin saygınlığının korunmasının hepimiz için öncelik olduğunu vurgulamak isterim. Bu anlaşma 7 Ağustosta imzalandı ama daha biz Komisyonda, Genel Kurulda, burada tartışmadan, karar vermeden icra alanında adımlar atıldı, genel sekreter atandı, bakanlar ve komutanlar İstanbul'da, Riyad'da toplandı hatta sonrasında Suudi Arabistan'a derhâl askerî yardım kararı alındı hatta Hava Kuvvetlerimizin havadan yakıt ikmal uçakları, havadan ihbar ve kontrol uçaklarımızın şimdiden Suudi Arabistan'da göreve başladığı söylenmektedir. Soruyoruz hangi yetkiyle? Çünkü bunun hukuki zemini yoktur ne daha önce yapılan ikili anlaşmalar bu harekât görevlerini kapsamaktadır ne de bu anlaşma bu hâliyle bu yetkiyi vermektedir. Tüm bunların meşru zemini yoktur, kanuni değildir. Anayasa'ya göre anlaşmaya onay makamı yüce Meclisimizdir. Millet iradesinin temsilcisi olan bu Meclisi kimse yok sayamaz. Ama bunu daha önce de yaptınız, 1 Mart tezkeresinde. O gün AK PARTİ'nin çoğunluğu vardı ama bu Meclis onurlu bir tavır ortaya koyarak Türkiye'yi Irak'ın işgaliyle ortak etmedi. Millet iradesinin ne demek olduğunu hem size hem de tüm dünyaya gösterdi. Yüce Meclisimizin aynı direnişini, aynı onurlu tutumu bugün göstermeyeceğini nereden biliyorsunuz? Bu Meclis ve tüm milletvekillerinin iradesi sarayda verilmiş kararlerin tescil yeri değildir.

Ayrıca, böylesine önemli ve bağlayıcı askerî bir anlaşmanın Meclisimizin Millî Savunma Komisyonunda görüşme ihtiyacı dahi duyulmaması ulusal güvenliğimiz açısından esef vericidir.

Sayın milletvekilleri, bu anlaşmayla 3 ülke arasında bir savunma paktı kuruluyor. "Birine yapılan saldırıya karşı 3 ülke derhâl yanıt verecek." deniyor ama sorun bu 3 ülkenin güvenlik risklerinin, tehdit algılamalarının bambaşka olması. Pakistan için öncelik Afganistan'daki Taliban'dır, Hindistan'dır. Suudi Arabistan için ise tehdit Yemen'deki Husiler'dir, İran'dır, Körfez'deki rekabettir. Türkiye ise bambaşka güvenlik önceliklerine sahiptir ama şimdi bu önceliklerimizle örtüşmeyen krizlerde siyasi, askerî ve ekonomik sorumluluk üstlenmek durumundayız. Özellikle de Suudi Arabistan'ın Yemen'deki Husilerle arasındaki çatışmaya taraf olmaktayız. Savaştaki bir ülkeyle "sana saldıran bana saldırmıştır" anlaşması yapmak ülkemizi doğrudan savaşa sokmak anlamı taşır. Eğer dediğiniz gibi bu pakt ortak bir tehdide karşı değilse, o zaman biz neden böyle riskli bir kolektif savunma yükümlülüğü üstlenmekteyiz?

Yine soruyoruz: Türkiye, 2023'te Husilerin saldırılarına karşı oluşturulan çok uluslu deniz gücüne girmedi. Bölgesel çatışmaya doğrudan taraf olmamak için bu kararı aldık. Peki, şimdi ne değişti de bu kez doğrudan sorumluluk altına giriyoruz? Çünkü arkadaşlar, bu iktidarın düşüncesi şu: Biz, Suudi hanedanını ve altyapı tesislerini askerimizle, İHA'mızla, uçağımızla koruyalım; bunun karşılığında, fon soygunuyla çökerttiğimiz ekonomimize Suudi finansmanı aksın hem de savunma sanayisi şirketlerimize ortak edelim.

Değerli arkadaşlar, ülkemize doğrudan yabancı sermaye gelmesini, savunma sanayimizin iş birlikleri yaparak gelişmesini burada istemeyen kimse yoktur ama bunlar olsun diye Yemen çöllerinde bir Mehmetçik'imizin dahi tırnağına zarar gelecekse biz buna karşıyız. Bakın, Husiler şimdiden bu paktı ve üyelerini tehdit olarak görmekte. Somali'deki El Şebab terör örgütüyle ilişkileri de düşünüldüğünde ortada hem deniz ticaretimiz açısından hem de o bölgede zaten var olan askerî varlıklarımız açısından da ciddi riskler oluşmakta. Hâl böyleyken, Türkiye başka ülkelerin stratejik hesapları uğruna çatışmalara sürüklenmemelidir. Her şeyi tartışabiliriz, konuşabiliriz ama millî güvenliğimiz, stratejik özerkliğimiz, karar alma bağımsızlığımız ve Türk askerî personelinin güvenliği tartışmaya kapalıdır.

Değerli arkadaşlarım, önümüzde süresiz bir anlaşma var. Yürürlüğe girişten ancak on yıl sonra çıkmak mümkün. Yani bugün siz imzalıyorsunuz ama sizden sonra gelecek tüm hükûmetlerin iradesini ipotek altına alıyorsunuz. Bu kabul edilemez. "Gel bunu başka anlaşmada yapalım." desek kaçarsınız. Mesela, milyonlarca kadının yaşam hakkını güvence altına alan İstanbul Sözleşmesi için bırakın on yıllık taahhüt vermeyi bir gün dahi tahammül edemeyen anlayış, bugün Suudi hanedanının güvenliği için ülkemizi süresiz risk altına rahatlıkla sokabilmektedir. İşte bizim itirazımız tam olarak bu çarpık zihniyetedir.

Değerli arkadaşlar, işin bir de tutarlılık tarafı var. Bu iktidarın başındaki Sayın Erdoğan'ın ve Hükûmetinin Suudi Arabistan ve Husilere ilişkin politikası bir rüzgârgülü gibi sürekli bir yönden başka yöne savrulmakta. Sayın Tan az önce tek tek anlattı: 2015 yılında Erdoğan, Suudi Arabistan'ın Yemen'e müdahalesini destekliyor ve istihbarat, lojistik destek sözü veriyor. Dört yıl sonra aynı Erdoğan: "Suudi Arabistan aynaya baksın, Yemen'i bu hâle kimler getirdi? Siz önce bunun hesabını verin." diyor. Sonra 2022'de, bu sefer yine Suudi Arabistan'ın hassasiyetlerini paylaşıyor ve hatta Husilere karşı ortak bildiri imzalıyor ve bugün de işte bu anlaşmayla Suudi Arabistan'ın güvenliğine soyunuyor. O zaman bu iktidarın hangi sözüne güvenip de Mehmetçik'imizi Yemen çöllerine göndereceğiz? Asıl meselemiz bu. Sizin için bugün böyle, yarın öyle demek kolay ama bu dönüşlerin bedelini hem manevi hem de maddi olarak bu millet ödüyorsa itirazımız bunadır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenlik politikası başkalarının planları ve ihtiyaçları üzerinden şekillendirilemez. Bu ittifak, Trump'ın bölgemize dair planlarının bir parçasıdır, bir neticesidir ve Trump'ın tüm planları gibi Türkiye'nin de bölgemizin de İslam dünyasının da güvenliğini koruyamayacaktır. Daha önce Trump'ın, yine İsrail'le birlikte kurduğu, Filistin'i yok saydıkları Gazze Barış Kurulu'na sorgusuz sualsiz atladığınız gibi, şimdi de yine bir Trump planının gönüllü taşeronu olmaktasınız. İşte, bu yüzdendir ki o Trump büyük bir pişkinlikle "Mükemmel anlaşma, ben söylersem Erdoğan Yemen'e asker gönderir." diyebilecek cesareti buluyor ve siz bu rezalet karşısında ağzınızı dahi açamıyorsunuz. Bakın, Amerikalılar, Teksaslılar bile Trump'ın ne olduğunu anladı, peşini bıraktı ama siz inatla hâlâ onun kuyruğuna takılmaktan vazgeçmiyorsunuz. Biz ise yanlışa yanlış demek zorundayız. Ne işi var Mehmetçik'in Yemen çöllerinde demek zorundayız. Ülkemizin çatışmalara doğrudan taraf hâline gelmesine, Türk askerî unsurlarının, ticari gemilerimizin Suudi Arabistan'da ve Somali'de hedefe konmasına, millî savunma kapasitemizin zayıflamasına, bölge ülkeleriyle ilişkilerimizin bozulmasına, ülkemizin uzun vadeli askerî ve ekonomik yükler üstlenmesine neden olabilecek bu anlaşmaya Yeni Parti olarak onay vermeyeceğiz. Dostluk bir milletin iradesini devre dışı bırakarak kurulmaz, güvenlik başkalarının savaşını üstlenerek sağlanmaz. Türkiye'nin asıl gücü kendi sınırlarını, kendi halkının güvenliğini, refahını nasıl koruduğuyla ölçülür ve hiç şüpheniz olmasın, bu ülke gerçek bir demokrasi ve hukuk devletine kavuştuğunda, herkes hukuk güvencesi altında nefes aldığında, kimseye diyet ödemek, askerimizi gereksiz riske atmak zorunda kalmadan ülkemize yatırım da buluruz, savunma sanayimizi de geliştirebiliriz.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.(Yeni Parti sıralarından alkışlar)