| Konu: | KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 14 |
| Tarih: | 05.11.2026 |
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Dün burada AK PARTİ'li 2 hatibi, Sayın Fuat Oktay'ı da Sayın Hulusi Akar'ı da çok dikkatli bir şekilde dinledik. Bizim parti olarak zaten anlaşmayla ilgili tavrımız net ama gerçekten neden böyle bir anlaşmaya ihtiyaç duyulduğunun gerekçelerini anlamak istedim fakat biz her 2 konuşmacıdan, özellikle Sayın Fuat Oktay'dan bu anlaşmanın neler yapamayacağını uzun uzun dinledik, çok detaylı bir şekilde anlattı; işte "Türkiye'yi savaşa sokan, Türk askerini otomatik olarak yurt dışına gönderen, NATO'nun yerine geçen, Türkiye'nin egemen karar alma yetkisini ortadan kaldıran bir anlaşma değildir." gibi böyle 15-20'ye yakın madde sıraladı ama ben bu anlaşmanın Türkiye Cumhuriyeti'ne, ülkemize, milletimize nasıl bir fayda sağladığı, nasıl bir avantaj sağladığı, neden böyle bir anlaşmaya ihtiyaç duyulduğuna dair bir detay, beni tatmin edecek veya anlaşılabilecek bir ayrıntılı bilgi duyamadım, göremedim. Şimdi, biz bu tür anlaşmalara, her türlü uluslararası anlaşmaya, Ankara merkezli bir dış politikayla bakmak zorunda olduğumuzu düşünüyoruz yani "Washington ne istiyor, efendim, Moskova ne düşünüyor, Tahran ne bekliyor?" gibi birtakım reflekslerle bu tür anlaşmalar hazırlanmaz, bütün anlaşmalara teşebbüs edilmez. "Ankara'nın, Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarları neyi gerektiriyor?" diye bakmak zorundayız arkadaşlar.
Peki, şunu soralım: Türkiye bu anlaşmayla ne elde ediyor? Gerekçesi ne? Hangi güvenlik açığını kapatıyor? Burada Sayın Hulusi Akar'a ben bir kendini anlatma imkânı vermek istiyorum, zira dün yaptığı konuşmada benim gerçekten şaşkınlıkla dinlediğim bir örneği oldu. Konuşmasında böyle bir antlaşmaya neden ihtiyaç duyulduğunu anlatırken, bakın, şöyle bir örnek verdi, dedi ki: "Bir Avrupa ülkesinde yapılan bir araştırmada gençlerin yüzde 60'ı silah almayacaklarını, bir savaş çıksa dahi savaşa girmek istemediklerini, ülkelerini korumak dahi söz konusu olsa bunu istemediklerini ifade ediyor. Bunun doğal sonucu olarak da biz bu tür görüşmeleri elbette yapıyoruz." dedi. Ya, Allah aşkına, yani vatanı savunmak gibi bir arzu ve istekti olmayan Avrupalı gençlerle ülkemizdeki insanları, gençlerin bir mi tutuyorsunuz? Böyle bir realiteye inanıyorsanız, Mekke Anlaşması'nı yapınca, bu anlaşmadan sonra yüzde 60-70 nitelendirdiğiniz grup farklı mı düşünecek? Yani bu nasıl bir gerekçe olabilir arkadaşlar? Siz bu ülkenin evlatlarının, Fahrettin Paşa'nın torunlarının, Mustafa Kemal'in askerlerinin böyle bir konuda imtina edeceğini düşünebilir misiniz? Sayın Bakana ben buradan herhangi bir şekilde polemik yaratmak için seslenmiyorum. Buraya gelsin, bu örneğini ve bu Mekke Anlaşması için böyle bir gerekçeyi niye sunduğunu bize izah etsin? "Yüzde 60'ı gençlerin vatanını korumak istemiyormuş." E, böyle bir gerekçe olabilir mi? Siz bu ülkede Genelkurmay Başkanlığı yaptınız, Türk milletinden bahsediyorsunuz. Dolayısıyla, bunun izah edilmeye muhtaç bir tarafı vardır. Ha, gerekçe? Gerekçelerde net bir şekilde anlatılabilmiş değildir.
Başını Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisinin yani okyanus ötesinin çektiği bir bölge dizaynıyla eğer biz karşı karşıyaysak AK PARTİ bu projenin neresindedir? Hep konuştuğumuz "Terörsüz Türkiye" adıyla sunulan bir proje var, bu, bu işin neresindedir? Bunlar maalesef bu sürecin karanlık tarafı.
Şimdi, deniliyor ki: "Kâbe'nin savunması yüz yıl sonra yine bizde olacak. Mekke ve Medine'ye füze atamazsınız." Ben Komisyondan geliyorum, Maliye Bakanına bir sürü soru sorduk. Bakın, orada da aynı, aynı bu kutsal değerleri kullanma durumu var. Hatırlayın, İslami İktisadi Vakfı bir icazet verdi. Nereye verdi? Pusulaya ve Teranın 10 yatırım fonuna. Dedi ki: "Dinen buralara yatırım yapmaya biz icazet veriyoruz."
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) - Helal soygun! Helal soygun!
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi, Mekke Antlaşması'nda da aynı dil kullanılıyor.
Bir başka genel başkan yardımcısı çıktı, dedi ki: "Uhud Savaşı'nda -Grup Başkan Vekilimiz de konuşmasında bahsetti- okçular tepesini terk eden sahabeyle bugün yaşadığımız aynı." Ya, yapmayın. Ya, bu güzel dinimizi bu çirkinlikleri örtbas etmek için kullanmayın. Mekke Anlaşması'yla da ilgili Mekke'nin kutsiyeti üzerinden bir mantık geliştirmeye kalkmayın. Bu millet Mekke'yi, kutsallarını korumak için hiçbir zaman anlaşmalara ihtiyaç duymamıştır, gene duymaz. Yarın bir gün bir ihtiyaç olduğunda gene koşa koşa gider, buna ihtiyaç yok. Neyse ajandanız, ağzınızdaki o baklayı çıkarın, neden böyle bir anlaşmaya ihtiyaç duyduğunuzu net olarak anlatın arkadaşlar.
"Mekke ve Medine'ye füze atamazsınız." Ya, Rusya'dan gelen şu İHA'ları, SİHA'ları, vızır vızır bize düşen onları önce bir engellin. Hadi bunu söylediniz, "Mekke ve Medine'ye füze atamazsınız." Gazze'de, Batı Şeria'da katledilen binlerce masumu sormazlar mı size bu anlaşmadan sonra?
Amerika Birleşik Devletleri ambleminin mühründe bir kartal var biliyorsunuz, o kartalın bir kanadının altında İsrail vardır, acaba diğer kanadının altına da siz mi gireceksiniz bu anlaşmayla? Biz buradaki gerekçeleri ne anlayabildik ne dün dinlediğimiz her iki hatipten de bunun mantığını, Türkiye'ye faydasını duyamadık. Neye göre, kime göre, bu ortak savunma anlayışının hangi somut tehditler üzerinden şekilleneceğini bilmek zorundayız. Bu ülkelerin yani anlaşmaya taraf olan ülkelerin terör ve terör örgütleriyle ilgili tanımları bile birbiriyle örtüşmüyor. Buna dün Sayın Fuat Oktay şöyle bir açıklama getirdi: "Evet, Birleşmiş Milletlerde bile terör örgütleriyle ilgili bir ortak görüş yok, bir mutabakat yok." Yani o da kabul ediyor, diyor ki: "Bizim 'terörist' dediğimiz bir gruba bu Mekke Anlaşması'nın tarafı olan ülkelerden bir başkası 'hayır' diyebilir." Nasıl olacak, neyi, neye göre tanımlayacaksın? Ya, bu anlaşmayı niye yaptınız Allah aşkına? Ne yapmayacağını anlatıyorsunuz da bu anlaşmayla ne olacak, ne elde edeceğiz? Bunu bugüne kadar... Ancak şu 3 cümleyi de ben duydum bir yerde: Pakistan'ın nükleer gücü, Suudi Arabistan'ın parası, Türkiye'nin de evlatları, askeri. Bu mudur mantık? Bu açıklamayı birçok yerde, birçok uzmana söylenirken biz duyduk; bunun hiçbir mantığı yoktur arkadaşlar. Daha da önemlisi, bakın, yine dün dendi ki Sayın Fuat Oktay tarafından "Efendim, bu tür uluslararası anlaşmalarda hukuk mekanizmaları hazırlık aşamasını doğal kılar." Yani bu anlaşmanın akabinde İstanbul'da ve Riyad'da yapılan toplantıları, oluşturulan komiteleri, genel sekreteri atanmış. Şimdi bunları hazırlık olarak bize anlatıyorsunuz. Ya, bu hazırlık falan değil, imzayı altmışsınız, icraata dökmüşsünüz, İstanbul'da toplanmışsınız, komite oluşturmuşsunuz, Riyad'da toplanmışsınız, Genel Sekreteri atamışsınız, dün de geldi Fuat Bey, dedi ki: "Efendim, uluslararası anlaşma mekanizmalarında bu tür hazırlık aşamaları olur." Allah aşkına, yani aklımızla dalga geçmeyin ya, bu hazırlık mı? Her şey olmuş, bitmiş. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisini bir noter makamı hâline getirmektir, sadece onay mecrası hâline getirmektir, Meclisin gücünü, itibarını, iradesini zayıflatmaktır arkadaşlar. Buradan başka bir şey bizim anlamamız mümkün değil. Şunu yapamaz, bunu yapamaz, işte, o olmaz, bu olmaz, sonra bir bakıyorsunuz, on yıl çıkılamıyor. Ondan sonra da deniyor ki "Ya, olur." Yani anlatılırken şöyle bir his hissediyorsunuz: Ya, çok da mühim bir anlaşma değil. Ama içeriğine baktığınız zaman diyorsunuz ki: "Bayram değil seyran değil. Niye böyle bir anlaşma? Neden bu kadar rijit maddeler? Niye mesela, on yıl gibi bir net süre konuluyor?" Diyorum ya, ağzınızdaki baklayı çıkarın, deyin ki "Amerika bölgeyi terk etti, bize de jandarmalık görevi verdi. Biz de Amerika'nın buradaki vermiş olduğu görevi yerine getireceğiz." veya neyse ama anlatılanlar, gösterilenler hiçbirisi anlaşılabilir değil.
Biz Türkiye'nin İslam ülkeleriyle daha güçlü ilişkiler kurmasını elbette ki istiyoruz, bölgesinde barış ve istikrarın tesisinde öncü rol üstlenmesini elbette ki istiyoruz. Bakın, İsrail tehdidinin bir propaganda aracı değil, jeopolitik bir gerçeklik olarak algılanmasını istiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MEHMET SATUK BUĞRA KAVUNCU (Devamla) - Tabii, bunun yolu sadece güvenlikten geçmiyor, diplomatik kanallar vesaire, daha birçok detay var. Türkiye'nin askerî gücünü elbette ki korumalıyız. Türkiye'nin millî güvenliği ve çıkarları dışında hiçbir parçası hâline Türkiye'yi getirmemeliyiz. Bakın, Türkiye elbette güçlü bir ülkedir, bu güç de AK PARTİ'nin bahşettiği bir şey değildir, tarih ve coğrafya zaten bizim güçlü olmamızı zorunlu kılmaktadır. Bizim ölçümüz açıktır arkadaşlar, bizim ölçümüz önce Türkiye, Türkiye'nin güvenliği, Türkiye'nin egemenliği ve Türkiye'nin millî çıkarları; ne başka devletlerin hesaplarına eklemlenen ne de kendi coğrafyasındaki sorumluluklarından kaçan bir Türkiye. Güçlü, bağımsız, caydırıcı ve sözü dinlenen bir Türkiye diyoruz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti, Yeni Parti ve YENİ YOL sıralarından alkışlar)