GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
Yasama Yılı:5
Birleşim:14
Tarih:05.11.2026

CHP GRUBU ADINA GÜRSEL EROL (Elazığ) - Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün adı "Karaoğlan" diye dağa taşa yazılan eski Genel Başkanımız rahmetli Bülent Ecevit'in ölüm yıl dönümü, kendisini de buradan rahmetle saygıyla anıyorum.

Ben bugün bu konuşmayı yalnızca Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekili olarak yapmayı planlamadım çünkü bizler her ne kadar kendi illerimizden, partilerimizden seçilmiş milletvekilleriysek de bizim Anayasa'mızda milletvekilliğinin tanımı var yani biz aslında Türk milletine, Türkiye'de yaşayan 86 milyona ve Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı sorumlulukları olan milletvekilleriyiz. Bu anlamda değerlendirmemi de... Tabii, doğal olarak burada benden önceki bütün konuşmacılar kendi mesleklerine göre, deneyimlerine göre, akademik kariyerlerine göre değerlendirmeler yaptılar; diplomasiden gelen milletvekillerimiz diplomatik değerlendirmeler yaptılar, akademiden gelen milletvekillerimiz akademik değerlendirme yaptılar ama burası aynı zamanda Meclis, siyaset kurumu yani aynı zamanda bu anlaşmanın siyaset diliyle de yorumlanması lazım ve siyaset diliyle yorumlanırken ben aslında geçmişten örnekler vererek değerlendirmek ve anlatmak istiyorum süreci. Birincisi, bizim hepimizin ülkemize karşı sorumlulukları var, doğal olarak bir eleştirimi de yapmak isterim. Bu sözleşme, anlaşma yalnızca AK PARTİ iktidarları dönemini sorumlu kılan bir anlaşma değil yani bu, Türkiye Cumhuriyeti'ni bağlayan, AK PARTİ hükûmetlerinden sonraki süreci de bağlayan bir süreç yani bu, devlet meselesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin meselesi; bu, yalnızca AK PARTİ hükûmetleri dönemini ilgilendiren bir savunma anlaşması değil. Tabii ki gönül isterdi ki bu savunma anlaşması buraya gelmeden önce taslak üzerinde bütün grup başkan vekillerimizin ortak bir mutabakatıyla düzenlenerek hiçbir tartışmaya burada mahal vermeden ortak bir iradeyle çıkması hepimizin ortak düşüncesiydi ama doğal olarak devletin kendine göre her zaman öncelikleri vardır. Nedir? Yani devlet olmanın sorumluluğu vardır. Devlet kendine göre kısa vadeli, orta vadeli, uzun vadeli uluslararası riskleri gördüğü zaman kendine göre tedbir almaya yönelik bir planlama yapar. Burada da görüyorum ki devletin bölgedeki otorite boşluğundan kaynaklı yaşanabilecek risklere yönelik kendine göre bir tedbir almanın yöntemiyle ilgili Meclisin iradesine sunduğu bir kanun teklifi var.

Şimdi, geçmişle ilgili bunların örneğini vermek isterim yani devlet anlayışı ile siyaset anlayışının örtüşmesinin gerekliliğini vurgulamak istiyorum. Yıl 1974, Kıbrıs Barış Harekâtı ve Kıbrıs'a asker gönderilirken, Mecliste oylama yapılırken 491 katılım var; 487 "evet" oyu, 4 çekimser oy ve o günkü Hükûmete baktığınız zaman CHP-MSP Hükûmeti. Yine 1 Mart tezkeresinden bahsedildi. 1 Mart tezkeresi ile bu tezkereyi ben birbirinden ayırıyorum. 1 Mart tezkeresi yabancı askerlerin bizim topraklarımızı, limanlarımızı kullanmasıydı; bu, öyle değil. Bu ne? Bu, bölgedeki otorite boşluğundan kaynaklı diret Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaç duyulması hâlinde Anayasa’nın 92'nci maddesine göre tezkerenin getirilerek asker gönderilmesi, bir ön anlaşma yani ikisini birbirinden bir ayırmak lazım. Hatırlayın, 2025 yılında Libya Sözleşmesi buraya geldiği zaman "Libya'da bizim ne işimiz var?" diye biz muhalefet ettik ama sonradan gördük ki Libya Sözleşmesi Türkiye'nin ulusal menfaatleri için son derece doğru bir kararmış. Niye? E, bu sorunun çözümüyle ilgili Libya Sözleşmesi'yle birlikte Akdeniz'de bizim bir söz hakkımız oldu. Şimdi, bunu Hükûmetin politikalarının doğruluğunu anlatmak için söylemiyorum, hükûmetler bugün var ama devlet her zaman var; iktidarlar gelip geçicidir, devlet kalıcıdır. Ayrıca, devlet tabii ki ulusal güvenlik sorunlarında önlem olmak zorunda yani kendine göre tedbir almak zorunda. Ulusal güvenlik yalnızca sizin üniter sınırlarınız içerisindeki asayişin sağlanması demek değil ki yani sınır ötesinde olabilecek her türlü riskli girişim, gelişim sonuçları da sizin güvenliğinizi etkiliyor. Bunun en güzel örneğini geçmişte yaşadık. İşte, Suriye'de bir devletin otorite boşluğu oldu, milyonlarca düzensiz göçle karşı karşıya kaldı, hem coğrafyamızı etkiledi hem ticaretimizi, ekonomimizi etkiledi, bölgeden kaynaklı birçok sorun yaşadık. Yine, aynı şekilde, 1980'li yıllarda Irak'ta yaşananlar, devletin orada yaptığı katliamlardan kaynaklı bir sürü göç aldık. Eğer bölgede bölgesel bir istikrarsızlık yaşanacaksa bundan doğal olarak en fazla etkilenecek ülke Türkiye. Tabii ki Türkiye bununla ilgili önlemler almalı, devlet olmanın sorumluluğu budur.

Bu Mecliste şunu gördüm: Her konuyu siyasallaştırıyoruz yani her konuda mutlaka siyasallaştırarak bir tavır koymayı parti adına bir politika olarak görüyoruz. Hâlbuki iktidarın her getirdiği de doğru değildir. Doğrudur yani yanlış kararlar, yanlış kanunlar, yanlış teklifler de getirebilir ama muhalefetin her şeye itiraz etmesi de doğru değildir. Ben 3 dönemdir milletvekiliyim, nedense bu Mecliste ortak aklın bir türlü yürürlüğe girmesini yaşayamadık ve göremedik.

Şimdi, eğer bölgede oluşabilecek risklere karşı bir önlem alınıyorsa ve bu önlemde Türkiye burada kendine göre bir sorumluluk alıp yani bir sürecin parçası olarak değil, bir süreci yöneten irade olarak varsa o Türkiye adına bir kazanımdır. Yani biz oraya savaşa gitmiyoruz ki, biz oraya asker göndermiyoruz ki, ihtiyaç duyulması hâlinde yetki nerede? Yine Türkiye Büyük Millet Meclisinde. O günün konusu o, bugünün konusu değil. Bugünün konusu, gerçekten de bu Mekke Sözleşmesi'nin bu Meclisten, aslında çerçeve yasada, terörsüz Türkiye'de bu Meclisin gösterdiği ortak iradenin, bu kanun teklifinde de, bu Mekke Savunması Anlaşması'nda da çıkması bu ülkenin uluslararası kamuoyunda prestijine vereceği en büyük katkıdır. Ben bu konuyu bu şekilde değerlendiriyorum ve bu şekilde de yorumluyorum. Bizim, Türkiye'nin -tabii, ki doğal olarak- Orta Doğu'da başkalarının kurduğu o güvenlik düzeninin bir parçası olmak yerine, kendi çıkarlarını bölgesel barış temelinde yeni iş birliği mekanizmalarının kurucu aktörü olması Türkiye adına bir kazanımdır. Bölgedeki oluşabilecek riskleri düşürmek adına sınırların gelişmesi, değişmesiyle ilgili bölgede riskler var, güvenlik sorunları var, güvenlik problemleri var, İsrail'in genişleme politikası var, diğer taraftan, bölgenin yeni oluşumlar doğrultusunda her türlü riske açık yönleri var. Bu bölgede yaşanabilecek bütün olumsuzluklar Türkiye Cumhuriyeti'ni ilgilendirir ve Türkiye Cumhuriyeti, devlet olarak uzun vadede görebileceği riskleri düşürmek adına bugün bu anlaşmanın Meclise gelmesi bizim siyaseten değerlendireceğimiz bir konu değildir ve yine, 92'nci maddede, Anayasa'da bizim Meclisin yetkisini tanımlamıştır. Biz kanun yapıcıyız, bizim Anayasa'dan gelen haklarımız var yani bunlarla ilgili bir sorun yaşandığında yine bu Meclis bir araya gelerek bu sorunların çözümüyle ilgili bir ortak iradeyi ortaya koyabilir, çözüm odaklı bir siyaset dilini ortak geliştirebilir ama -bizim yapmamız gereken- bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Sayın Genel Başkanımızın da en son grup toplantısında yaptığı ve açıkladığı ifadelerle; Mekke Anlaşması'nı doğru buluyoruz ve oy veriyoruz. Bunu AK PARTİ'nin getirdiği öneri olarak değil bunu devlet politikası olarak görüp ve ileride devlet adına yaşanabilecek risklerin en az seviyeye düşürülerek, Türkiye'nin bölgede aktif rol olarak kendisi adına bir sürecin parçası olarak değil süreci yöneten bir anlayışla devam etmesine yönelik bir karar olarak görüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu anlaşmaya "evet" oyu vereceğimizi buradan ifade ederek hepinize sevgi ve saygılarımı sunarım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)