| Konu: | KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 14 |
| Tarih: | 05.11.2026 |
SERKAN SARI (Balıkesir) - Evet, Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri; Mekke Anlaşması'yla ilgili olarak grubumuzun görüş ve düşüncelerini sizinle paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum.
Vurgulamak isterim ki biz Türkiye'nin çıkarlarını AKP'nin siyasi tercihleriyle birbirinden ayırabiliyoruz. Burada dile getirilen endişeler, haklı olarak, AKP'nin iktidarda olması ve uyguladığı dış politikalardan kaynaklanmaktadır. Nedir o endişeler? Türkiye'nin başka ülkelerin savaşlarına sürükleneceği söylendi, Amerika Birleşik Devletleri bölgede jandarmalığını üsteleneceği iddia edildi, İran'la karşı karşıya geleceğimiz, Mehmetçik'in Yemen'e gönderildiği bu antlaşmanın emperyalist bir projenin parçası olduğu ileri sürüldü. Bu kaygıları küçümsemiyoruz ancak bir uluslararası anlaşmayı değerlendirirken AKP'nin dış politikalarının yarattığı ihtimaller üzerinden değil, dünyanın nereye gittiği, bölgede nasıl bir güç dengesi oluştuğunu ve Türkiye'nin gelecekte nasıl bir konumda olması gerektiğini de konuşmak zorundayız.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak meseleye AKP'nin siyasi geleceği açısından değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği açısından bakıyoruz. Öncelikle bir gerçeği ortaya koyalım. Bugün dünya uluslararası güvenlik düzeni değişiyor. Washington kendi çıkarlarına göre hareket ediyor, dünyanın bir bölgesinde savaşı körüklüyor, başka bir bölgesinde ise sorumluluktan kaçıyor. Irak'ta, Afganistan'da, Libya'da, Suriye'de yaşananları hep birlikte gördük. "Demokrasiyi getireceğiz." dediler, geride yıkılmış şehirler bıraktılar, "İstikrar sağlayacağız." dediler, milyonlarca insanı göç yollarına düşürdüler.
Şimdi soruyorum: Orta Doğu'nun güvenlik sorununu sonsuza kadar Amerika'ya mı bırakacağız? Bu coğrafyanın geleceğini Washington'un mu planlamasını bekleyeceğiz? Türkiye, İran, Irak, Suriye, Pakistan ve diğer bölge ülkeleri kendi güvenlikleri konusunda konuşamayacak mı? Bağımsızlık yalnızca başka devletlere karşı çıkmak değil, kendi geleceğine kendinin karar verebilmesidir. İşte, tam da bu nedenle Türkiye'nin bağımsız hareket alanını genişletmesi önemlidir. Biz ne Amerikan vesayeti istiyoruz ne de Rusya vesayeti ne de bölgedeki ülkelerden herhangi birinin diğer ülkelerin üzerinde egemenlik kurmasını. Biz eşit egemenliğe, karşılıklı saygıya ve ortak güvenliğe dayalı bir bölgesel düzen istiyoruz. Bu anlayış bizim için yeni değil, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vurguladığı gibi "Yurtta sulh, cihanda sulh." anlayışını felsefe edinmiş durumdayız. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Balkan Antantı'nı ve Sadabat Paktı'nı da bu anlayışla hayata geçirdik. Cumhuriyet Halk Partisi olarak da 2018'den itibaren gündemde taşıdığımız ve 2020 yılında kurultayda da kararını aldığımız "Orta Doğu barış iş birliği teşkilatı" yani "OBİT" önerimiz de aynı anlayışın devamıdır. Türkiye'nin İran, Irak, Suriye'yle bir araya gelmesini, sorunlarını başkalarının müdahalesine fırsat vermeden kendisinin çözebilmesini savunduk. Bugün Mekke Anlaşması'nı değerlendirirken de bu tarihsel ve siyasi yaklaşımımızı bir kenara bırakamayız.
Değerli arkadaşlar, diğer eleştiri, Türkiye'nin anlaşmayla Yemen'e ve Pakistan'a oluşacak savaşlara asker göndermesi. Bugün görüştüğümüz anlaşma bir asker gönderme tezkeresi değildir, Türkiye'nin Yemen'e asker göndermesine karar vermiyoruz, Pakistan'ın Hindistan'la yaşayabileceği bir çatışmanın tarafı da olmuyoruz. Buradan açıkça ifade etmek istiyorum: Mehmetçik ne Suudi Arabistan'ın ne Pakistan'ın ne de bir başka ülkenin siyasi hesaplarının askeri değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin ordusudur. Askerimizin yurt dışına gönderilmesine ilişkin karar Anayasa'mızın 92'nci maddesinde açık bir şekilde belirtilmiştir. Bu karar da gelecek olan tezkereyle Mecliste oylanarak alınacaktır. Eğer önümüze Türkiye'yi Yemen'de savaşa sokacak bir tezkere getirilirse buna karşı çıkacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın.
LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Tezkere gelmeyecek.
SERKAN SARI (Devamla) - Değerli milletvekilleri, biz mezhep eksenli yeni bölünmelerin de tarafı değiliz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yıllardır savunduğumuz bölgesel iş birliği modelinin içinde İran'ın bulunmasının nedeni de bundandır. Mekke Anlaşması, 3 ülkenin başka ülkeleri karşısına aldığı kapalı bir asgari blok değil, bölge ülkelerinin birbirine güven duyduğu, daha geniş bir barış ve güvenlik sistemine dönüşmelidir. İran'ı dışlayan, Irak'ı yok sayan, Suriye'yi hesaba katmayan, bölge ülkelerinin mezheplerine göre ayıran bir düzen kalıcı güvenlik sağlamaz. Bizim önerimiz açıktır: Askerî caydırıcılık diplomasiyle, savunma iş birliği ekonomik ve siyasi iş birliğiyle tamamlanmalıdır. Bizim ölçümüz Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığıdır, milletimizin güvenliğidir, bölgemizin barışıdır.
Değerli milletvekilleri, anlaşmanın Meclise geç getirilmiş olması doğru değildir. Terör mücadelesi, ortak tehdit tanımının sınırları netleştirilmelidir. Savunma sanayisinin kritik teknolojileri ve ülkemizin istihbarat güvenliği korunmalıdır. On yıllık çekilme kısıtlamasının doğurabileceği riskler dikkatle değerlendirilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
SERKAN SARI (Devamla) - Savunma anlaşmasının tek amacı savaşmak değil, asıl barışı savaşmadan güvenliği sağlayabilmektir. Barış yalnızca iyi niyetle korunamaz; barışı koruyacak diplomasiye, uluslararası hukuka ve gereğinde saldırganlığı caydıracak güce ihtiyaç vardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak bir siyasi gerçeğin altını çizmek istiyorum: Cumhuriyet Halk Partisi AKP'nin yirmi dört yıllık dış politikasının yanlışlarını unutmamıştır. Suriye'de yaşananları, komşularımızla ilişkilerimizin nasıl bozduğunu, mezhepçi söylemleriyle Türkiye'yi nasıl yalnızlaştırdığını, dış politikada yapılan U dönüşler ile dış politikadaki hatalarını unutmadık; bunların hesabını sormaya devam edeceğiz.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak AKP'nin antlaşmasına değil, bağımsız ve güçlü Türkiye'nin geleceğine "Evet." diyeceğiz.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)