GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
Yasama Yılı:5
Birleşim:14
Tarih:05.11.2026

SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Bitlis) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ülkenin kendisini daha güvende hissetmek için attığı adım komşusunda daha büyük bir tehdit duygusu yaratıyorsa orada çıkan sonuç güvenlik değildir, yeni silah alımları, karşı ittifaklar ve birbirine bağlanan çatışmalardır. Bugün Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na tam da bu nedenle karşı çıkıyoruz. İktidar, her fırsatta bölgesel savaşların yayılmasından kaygı duyduğunu söylüyor ancak bu kaygıya verdiği cevap Türkiye'nin askerî taahhütlerini genişletmek oluyor. Libya'dan Somali'ye, Irak'tan Suriye'ye uzanan savunma ve güvenlik anlaşmalarına Suudi Arabistan ve Pakistan'la Mekke Anlaşması ekleniyor. Ardından, Katar, Pakistan ve Endonezya'yla savunma sanayisi iş birliğini genişletmeyi amaçlayan Bedir Mutabakatı geliyor. Bu anlaşmaların kapsamları elbette farklı. Ancak birlikte bakıldığında açık bir tercih görüyoruz: Bölgesel sorunlara verilen cevapta askerî kapasite ve güvenlik iş birliği giderek daha fazla yer tutuyor. Sormamız gereken şu: Bu tercihler çatışmaların nedenlerini ortadan kaldırıyor mu, yoksa Türkiye'yi daha fazla çatışmanın sorumluluğuna mı bağlıyor? Bir tarafta "caydırıcılık" dediğini diğer tarafta "kuşatma" olarak okuyabilir, ardından karşı savunma anlaşmaları gelebilir. Her yeni ittifak bir sonrakinin gerekçesine dönüşme potansiyeli taşır. Böylece, güvenlik arayışı bölgenin tamamında güvensizlik üreten bir döngü yaratır. Bu döngünün bedelini anlaşmaları imzalayanlar kadar, hatta onlardan çok daha fazla bölgede yaşayan halklar öder. Üstelik, askerî destek güvencesi taraflardan birine kendi ihtilafında daha fazla risk almaya yöneltebilir. Müzakereyle çözülmesi gereken bir sorun müttefiklerin de dâhil olduğu bir güç gösterisine dönüşebilir. "Hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz." açıklaması kurulan askerî kapasitenin diğer ülkelerde nasıl algılanacağını tek başına belirleyemez. Suudi Arabistan'ın Yemen'deki çatışmalarını, Pakistan'ın Hindistan ve Afganistan'la yaşadığı gerilimleri tek bir ortak savunma çerçevesinde buluşturmak farklı sorunları birbirine bağlama riski taşır. Bir yerde başlayan kriz başka ülkelerin de askerî gündemine dönüşebilir. Oysa, Türkiye'nin ihtiyacı çatışmaların birbirine yayılmasını önleyen bir diplomasidir.

Anlaşmanın 2'nci maddesi bir tarafa yönelik dış kaynaklı silahlı saldırıyı bütün taraflara yapılmış sayıyor. Bu otomatik savaş ilanı demek değildir fakat kriz anında askerî yardım baskısı yaratabilecek bir yükümlülüktür. 1'inci ve 4'üncü maddelerde "tehdit" "hayati çıkarlar" ifadelerinin genişliği de bu riski artırıyor. Bu anlaşmaya imza atanlara sormak istiyoruz: Kimin tehdit değerlendirmesine göre hareket edilecektir? Bir yönetimin kendi politikalarıyla büyüttüğü çatışmanın yükünü neden diğer halklar taşısın? 6'ncı maddedeki konuşlanmanın, 10'uncu maddedeki savaşa, silah ve mühimmat desteğine sınırlarını kim belirleyecek? Meclis bu kararların neresinde olacak? 5'inci maddede ise terörizm tanımlanmadan operasyonel iş birliği öngörülüyor. Demokratik muhalefeti ve halkların hak taleplerini güvenlik tehdidi sayan yaklaşımların uluslararası ortaklığa taşınmasına karşıyız. Ülkelerin siyasi ve demokratik muhalefetlerinin talepleri, askerî ittifakların mücadele konusu yapılamaz ancak taraf üç ülkenin geçmişi ve bugünü düşünüldüğünde böyle bir risk olmadığı da garanti edilemez.

Değerli milletvekilleri, bölgesel barış güçlü bir demokrasiye, eşit yurttaşlığa ve halkların kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olmasına dayanır. Yönetimlerin birbirine verdiği destekler ve askerî güvenceler, halkların haklarını ve iradesini yok sayan bir düzeni güvenli hâle getiremez. Ekonomik krizden çıkışı silah ihracatında ve askerî ortaklıklarda aramak yanlış ve tehlikelidir. Halkın geçim sorununu, geleceğini savaş riskine bağlayarak çözemezsiniz. Bugünün ekonomik hesapları uğruna gelecek kuşaklara çatışma, borç ve yıkım mirası bırakamazsınız. Biz Türkiye'nin gücünü savaşları durdurma ve barışı kurma iradesinde görüyoruz; karşılıklı saldırmazlık düzenlemelerini, denetlenebilir ateşkesleri, silahlanmanın sınırlandırılmasını ve kesintisiz müzakereyi savunuyoruz. Bütün bölge halklarının eşit söz ve karar sahibi olduğu bir barış düzeni kurulmalıdır. Türkiye, içeride demokrasiyi güçlendirerek, Kürt meselesinin demokratik çözümünü ilerleterek ve dışarıda barış diplomasisini esas alarak bu bölgesel barışa öncülük edebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

SEMRA ÇAĞLAR GÖKALP (Devamla) - Halkların geleceği, iktidarların askerî ve dar ekonomik hesaplarına bırakılmamalıdır. Bu sebeple, sonuç alana kadar Orta Doğu'da ve dünyada halkların eşit, özgür ve barış içinde ortak yaşamını her zeminde savunmaya devam edeceğiz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)