GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: (10/236, 237, 238, 239) NO.LU ÜLKEMİZDE DEMOKRASİYE MÜDAHALE EDEN TÜM DARBE VE MUHTIRALAR İLE DEMOKRASİYİ İŞLEVSİZ KILAN DİĞER BÜTÜN GİRİŞİM VE SÜREÇLERİN TÜM BOYUTLARI İLE ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGELERİN ÖN GÖRÜŞMESİ
Yasama Yılı:2
Birleşim:93
Tarih:11.04.2012

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce hepinizi saygıyla selamlıyorum, çalışmalarınızda başarı ve verim diliyorum. Bugün dört partimizin birden verdiği Meclis araştırma önergesi üzerinde konuşmak üzere söz aldım.

Önce, tabii, bütün partilerimizi ve yüce Meclisi bu önerge için hem kutluyorum hem teşekkür ediyorum ve bunu Hükûmet olarak desteklediğimizi ve bunun önemli bir adım olduğunu burada ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; darbeler, toplumu ve siyaseti halka rağmen tanzim etme düşüncesinin en somut örnekleridir. Yüce Meclis, millet iradesinin tecelligâhıdır. Bu iradeye karşı en büyük saldırı -bugüne kadar- ve saygısızlık darbeler yoluyla yapılmıştır. 27 Mayıs 1960 darbesinden itibaren siyasete yapılan her türlü müdahale millî iradeyi hiçe saymış, paranteze almıştır; artık bu parantez dönemleri kapanmıştır. Demokrasi, milletin kendi ayakları üzerinde durduğu, kendi kaderini belirlediği yönetim biçimidir. Darbeler ise vesayetçi anlayışa dayanır. Darbeler, bir anlamda, vesayetçi düşüncenin, işte vesayet mekanizmasının daha bir açığa çıktığı, fiilen görüldüğü dönemlerdir. Darbeciler "bireylerin, toplum bireylerinin gelişmediğini ve kendi kararlarını kendilerinin veremeyeceğini" savunarak, millet iradesini hiçe sayarak demokrasiye müdahale ederler.

Darbeler ve muhtıralar, bu millete giydirilmeye çalışılan deli gömlekleridir. Bugün gelinen noktada, millet, tüm kurumlarıyla bu deli gömleğini bir daha asla giymeyeceğini haykırmıştır, haykırmaktadır. Bugünkü araştırma önergeleri de -dört partinin birden verdiği araştırma önergeleri- aslında, bunun, yüce Mecliste de en önemli ifadesidir.

Tabii, bu milletin, darbeler dönemiyle, en önemlisi darbe zihniyetiyle hesaplaşmasının vakti çoktan gelmiştir. Bu zihinsel hesaplaşmanın adresi de, merkezi de, tabii, bu yüce Meclistir ve Meclis olmalıdır çünkü millî iradenin temsilcisi Meclistir. Millî iradenin temsilcisi olarak bu Meclisin, millet adına darbeleri ve siyasete müdahaleleri araştırması, gerçekleri halka anlatması bir görevidir. Bu Meclis araştırması, aslında, millete olan borcun ödenmesidir. Türkiye'de, darbeler, muhtıralar, bildiriler dönemi kapanmıştır; bu millet siyasi rüştünü ispat etmiş, iradesine ipotek konmasına "hayır" demiştir.

Tabii, bu darbelerin toplumumuza, ülkemize, ekonomimize, demokrasimize verdiği, gelişmemize verdiği zararların çok iyi şekilde araştırılması, Meclisin, bütün imkânları kullanarak nedenleriyle, sonuçlarıyla darbeleri, muhtıraları, bildirileri değerlendirmesi hem demokrasimiz için hem geleceğimiz için de çok büyük değere sahiptir.

Şunu hepimiz biliyoruz: Demokrasimizin derinleşmesi, kurumsallaşması darbelerle önlenmiştir. Âdeta her yeni darbede siyasi partilerimizin zihni tamamen sıfırlanmış, sivil toplumun bütün oluşumları sıfırlanmış ve yeniden bir döneme başlanmıştır. Bu sebeple, bu araştırma önergesi eminim geçmişle ilgili çok ciddi değerlendirmeleri, analizleri ortaya çıkaracaktır.

Şöyle baktığımızda, insan hakları ihlallerinin ülkemizde, toplumumuzda en fazla yapıldığı, ayyuka çıktığı dönemler bu olağanüstü dönemlerdir ve Türkiye'nin dış itibarı da bu manada çok etkilenmiştir. Tabii, en önemlisi ise siyaset üzerindeki vesayet mekanizmasıdır. Bunu en iyi sizler bilirsiniz, bu Meclis bilir millet iradesinin ne demek olduğunu ama millet iradesinin ve Meclisin, hükûmetin üzerinde bir vesayet mekanizması daima bu şekilde kendisini göstermiştir.

Burada dileğimiz, iyi bir analiz yapılması, rasyonel bir analiz yapılması. Burada, doğrusu, mümkün olabildiğince siyasi, toplumsal, ekonomik, bütün boyutlarıyla iyi bir analiz yapılması geleceğimiz için, kurumlarımız için önemlidir. Burada rövanş duygusuyla vesaire bakmadan, toplumumuzun geleceği için geçmişe bakarak bu değerlendirmeyi, analizi yapmak durumundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, 2000 yılından bu tarafa da bakarsak doğrusu son on-on iki yıllık dönemde aslında demokratikleşme mücadelesinde, demokratikleşme yolunda çok önemli adımlar atılmıştır, çok önemli kazanımlar da elde edilmiştir yani biz kendimiz de hem Hükûmet olarak hem parti olarak hem 22'nci, 23'üncü, 24'üncü Meclis olarak baktığımızda, siyaset kurumu üzerinde vesayet mekanizmalarının kaldırılması için çok ciddi bir dönem yaşanmıştır ve çok başarılar elde edilmiştir yani bu dönem bir başarı dönemidir. Bu konuda doğrusu biz rahatız yani bu konuda bu dönemde elden gelen yapılmıştır.

Genel demokratikleşme trendi içinde birçok Anayasa değişikliği olmuş ve pek çok kanun, mevzuat değişmiştir; kurumsal yapılanmalar olmuştur. İlk defa, işte şu günlerde bir darbe yargılanmaktadır, bir darbenin sorumluları yargılanmaktadır. 12 Eylül darbesi sorumluları 12 Eylül 2010 tarihinde, yirmi yıl sonra, yapılan bir Anayasa değişikliğiyle şimdi yargılanmaktadır. Bu, tabii, sembolik değeri çok yüksek olan bir gelişmedir, bugünkü araştırma önergesi açısından değeri çok yüksek olan, önemi çok yüksek olan bir gelişmedir.

Ayrıca tabii bizim bu dönemde, bu araştırma önergeleri içinde de zikredilen, bir 27 Mayıs 2007 bildirisi vardır yani kimileri bunu işte?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Nisan, Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - ?e-belgesi olarak falan da ifade etmektedir. Bir de benzeri 12 Martta vardır, o muhtıra olarak verilmiştir. Aslında buna bakış farklı olsaydı, Hükûmetin tavrı farklı olsaydı bu da bir muhtıra hâline gelebilirdi, öyle de algılanabilirdi ama burada siyaset kurumunun, liderliğimizin ve Hükûmetimizin kararlı, dik duruşu olmuştur ve bu dönemde olabilecek yine böyle tavra en sert şekilde, en uyarıcı şekilde, her kuruma görevi bildirilerek karşı konulmuştur. Bu da, eminim bu araştırma önergeleri açısından yine çok tarihî bir dönüm noktasıdır yani bu dönem de darbeler, muhtıralar dönemi açısından bir dönüm noktasıdır.

Tabii, şunu hepimiz kabul etmeliyiz: Bu Anayasa değişikliği ve diğer gelişmeler siyaset kurumuna güveni de artırmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün partilerin istediği bir araştırma bu ve çok önemli. Onun için burada siyasi doz katmak istemiyoruz yani Meclis açısından, demokrasimiz açısından buna bakıyoruz, bakmalıyız. Şu manada: Yani illa bir parti anlamında siyasi doz değil ama bu dönemdeki Mecliste, 22, 23, 24'üncü Dönem meclislerinin de katkısıyla, doğrusu, vesayet mekanizmalarını bertaraf eden çok ciddi adımlar atılmıştır. Hem psikolojik ortam hem siyasi ortam hem Anayasa değişikliği hem diğer mevzuat değişiklikleri? Bu yönde pek çok örnek verilebilir. Yani siyaset kurumu bugün prestij kazanmıştır.

Ben bir araştırmacı olarak söylüyorum; doğrusu, eski yıllarda yaptığımız araştırmalarda özellikle 1990'lı yılların sonlarına doğru falan, siyaset kurumuna güven iyice düşmüştü yani kurumsal güven araştırmalarında sekiz-on kurum alt alta sıralanıyordu, en düşüklerden biriydi. Bugün en yukarıda değil ama ortanın epey üstünde bir yerde siyaset kurumu. Bu hepimizin dikkatiyle? Yani vatandaşa şunu dedik: Artık üzerimizde vesayet kurumu olamaz. Siz bize verdiniz iradeyi, biz de o iradeyi sonuna kadar kullanıyoruz sizin için. Yani milletimiz şuna artık güven duyuyor: Siyaset kurumu güçlendi, siyasetçi bugün daha güven duyulur?

Tabii, şunu da doğrusu açıkça söylemek istiyorum yani o dönem araştırmalarında şunu da biz görüyorduk: Siyaset kurumuna güveni azaltan başka tutumlar da vardı, yani "Siyasetçiye güvenilmez." tutumunu geliştiren bir psikolojik ortam da vardı ve bu da oluşturuluyordu. Bugün bunlar bitmiştir artık ve biz, siyasetçiye ve siyaset kurumuna güveni artırmak durumundayız. Bunu sadece partilerimiz, bizler şahıslarımız açısından da değil, bu Meclis açısından ve daha da önemlisi demokrasi açısından? Siyasetçiye güven azalırsa demokrasi zayıflar; siyaset kurumuna ve siyasetçiye güven artarsa demokrasi güçlenir; bunu hepimiz biliyoruz. Onun için de bu araştırma önergelerini doğrusu bu açılardan da biz önemli ve değerli görüyoruz.

Tabii, burada özellikle şunu bir defa daha ifade etmek istiyorum: Bizim dönemimizde siyasete müdahale olarak 27 Nisan 2007'de bir bildiri yayımlanmıştır elektronik ortamda. İlk anından itibaren içinde olanlardan birisi olarak şunu söylüyorum: Burada Hükûmet olarak ve parti olarak en kararlı tutumumuzu ilk andan itibaren takındık ve bunun ben önemli bir dönüm noktası olduğuna inanıyorum. Şununla da mukayese ederek bunu söylüyorum: Bu Meclis bu manada çok acı günler yaşamıştır. Yine -benim şahit olduğum dönemdir yaş olarak da- 12 Mart 1971'i de bu ülke yaşamıştır, o da bir muhtıradır ama o muhtıra bu Meclis kürsüsünden okunmuştur, bu kadar önem verilmiştir. Hem o günün Hükûmeti hem de o günkü ortamda muhtıra o değeri kazanmıştır. Onun için, 27 Nisan 2007 bildirisine 28 Nisan 2007'de Hükûmetimizin karşı tutumu ve açıklaması çok daha tabii, önem kazanmıştır.

Tabii, şunu da doğrusu son iki noktadan birisi olarak eklemek istiyorum, belki bir kısmı şahsi ama: Türkiye'de tabii, yaşayan her bireyin darbelerle, muhtıralarla ilgili bir hikâyesi vardır, bu Meclis içinde bulunan birçok arkadaşımın da bu manada hikâyesi vardır. Yani hele biraz ülke meseleleriyle ilgilenenseniz bu darbelerin veya muhtıraların birinde mutlaka sizin de daha ileri hatıralarınız oluşmuştur. Türkiye böyle bir siyasi tarihi yaşadı ve yaşıyor.

Ben kendi açımdan şöyle baktığımda, işte 27 Mayıs 1960 ilk ihtilaldir. Yani çocukluk dönemimiz, ben orta 1'deydim ama kendi muhitim, aile ortamım sebebiyle âdeta bir yas günüydü ve büyük üzüntülerin yaşandığı bir ortamı o çocukluk günlerinden hatırlıyorum.

Tabii, 12 Mart 1971 büyük çalkantılara sebep olmuştur, işkencelerin falan yapıldığı bir dönem olmuştur.

Yine kendi yaşadığım 12 Eylül 1980. Ben akademisyendim, gözaltına alındım, uzunca da bir süre kaldım çünkü gözaltılar çok uzundu o zaman      -şimdi, dört güne indirdik biz- 90 gündü, gerçi ben o kadar kalmadım ama gözaltılar bu kadar uzundu ve o gözaltıların ne demek olduğunu burada insanlar bilir, pek çok işkenceye maruz kalmışsınızdır, pek çok işkenceye şahit olmuşsunuzdur en azından, böyle bir ortamdır. Tabii, bu dönemde 82 Anayasası yapıldı, son nokta olarak ona değineceğim, şu anda bizim uyguladığımız Anayasa bu.

27 Nisan bildirisini arz ettim ama bir 28 Şubat var arada, 1997, o zaman da ben rektördüm, suçlanarak görevden alındım. Yine, bir 28 Şubat süreci ile de öyle bir hatıram var.

Şimdi, baskı, işkence dönemi. Hepimizin buna benzer hatıraları var ve hepsi tatsız hatıralardır, hepsi acıdır. Bunlar ülkemize hiçbir şey kazandırmamıştır. Bu dönemler, ne demokrasimize ne ekonomimize ne insanımıza da bir şey kazandırmamıştır. Onun için, biz, bütün samimiyetimizle burada diyoruz ki bu araştırma önergesi önemli, bütün dikkatimizle, titizliğimizle ve her katkıyı da alarak yürütülsün.

Son nokta ise şunu, kalan dakikalarımda ifade etmek istiyorum: Biraz önce söyledim, tabii, bu darbelere esas verilecek cevap, bu Meclisin vereceği cevap, bu önergenin yanında, bir de ilk sivil anayasayı yapmaktır. Yani hepimizin en önemli görevimiz, burada, demokratik ve sivil yeni anayasa, darbeler döneminin bir daha açılmayacak şekilde kapandığının en büyük işareti olacaktır ve bunu yapmak, siyasete duyulan güveni daha bir artıracaktır. Bütün partilerimizin, tabii, seçim alanında, 12 Haziran öncesi, bu konuda taahhütleri var. İnşallah, bütün dileğimiz, darbelerin ve darbecilerin izini tamamen silmek için, o ruhu yansıtan mevcut 82 Anayasası'nı kaldırarak bir sivil anayasa yapmak. Ben, geçen açıklamamda da -ilk gün soruyorlardı, 27 Mayıs darbesini yapanların davasının başladığı gün- o gün de söyledim, yüce Meclisimize yine de kendi düşüncem olarak arz ediyorum: Kişileri yargılıyorsunuz ama onların yaptığı anayasa hâlen ülkenin anayasası. Bu Anayasa'yı değiştirmeden kendimizle çelişiriz diyorum.

Tekrar, bu araştırma önergelerini tebrik ediyorum, desteklediğimizi ifade ediyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Atalay.