| Konu: | 2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 36 |
| Tarih: | 13.12.2011 |
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugünün son bütçe görüşmesinde ben de hepinizi sevgiyle saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.
Bizim Bakanlığımızın bütçesi üzerinde, iktidardan ve muhalefetten 10 arkadaşım söz almış benim notlarıma göre, çok teşekkür ederim hepsine. Birkaç sınırlı örneğin ya da cümlenin dışında, arkadaşlarımız herhangi bir polemikle ya da hamasetle zamanı ziyan etmemeye özen gösterdiler. Şahsen ben ve arkadaşlarım, Bakanlıktan arkadaşlarım, konuşmacı arkadaşlarımızı dinlerken yararlandık, notlar aldık, eksiklerimizi de görmeye çalıştık.
Değerli arkadaşlarım, önce hepinize çok teşekkür ederim. İktidar ve muhalefet, çalıştığımız alanın önemli olduğuna işaret etti ve bütçemizin de yetersiz olduğuna işaret etti. Bunun biz de farkındayız ama -galiba bir arkadaşım işaret etti- geçmiş yıllardan beri, ne yazık ki, çalıştığımız önemli alanın önemine uygun bir bütçe ayrımını Türkiye yaşamadı.
Ben göreve başladığımda, 2008 bütçesi, 2007 sonunda 800 küsur milyon idi bütçemiz, bu yıl 1.700'lere çıktı. Bu, aslında kendi içinde baktığınız zaman önemli bir artış ama bütçenin ana büyüklüğü içinde oranımız binde 38'den binde 50'ye gelebildi. Elbette, Türkiye'nin imkânları arttıkça biz de bu bütçeyi arttıracağız.
Bunun yanı sıra, 2005 yılında çıkmış bulunan emlak vergisine yüzde 10 ilaveler de bizim, kültür varlıklarının iyileşmesi için kullandığımız bir kaynaktır ve son yıllarda hızla artan kendi döner sermaye imkânlarımızda yine bizim çalışma alanımızı oldukça rahatlatmaktadır.
Şunu herkes bilsin ki milletin hakkı olan, kamunun bir tek kuruşunu amacın dışında kullanmamaya, her kuruşun milletin yararı için kullanılmasına bütün gücümüzle özen göstermeye çalışıyoruz. O yüzden de son yıllarda hem turizm alanında hem de kültür alanında performansımız yüzümüzü ağartacak düzeye gelmiştir. Bunu arkadaşlarımız, muhalefet mensubu arkadaşlarımız da belli ölçülerde ifade ettiler çünkü açıkça bu yükseliş, hem turizmdeki hem kültürdeki yükseliş gözüküyor.
İki alanda çalışıyoruz, bunlardan birisi araçsal. Turizm araçsal bir alan ama kültür bence, bizim "kültür" deyince algıladığımızdan daha geniş bir alan. "Kültür" deyince, daha çok biz kitap, edebiyat, şiir, güzel sanatlar, bunları algılıyoruz ama hayatın bütünü aslında kültür. O yüzden kültür, toplam yaşam kalitemizin ne olduğuyla ilgili ve kültür alanında çalışmalar da toplam yaşam kalitemizi yükseltmekle ilgili. Turizm de bunların araçlarından birisi. Bizim ülkemizi dünyadan insanlar gelsinler, görsünler; evet, bundan gelir edelim ama bizim insanımız da dünyanın başka yerlerini görebilsin, ülkemizin güzelliklerini görebilsin, farkına varabilsin ve bütünüyle yaşam kalitesi, bizden sonra gelenlerin yaşam kalitesi, bizim ülkemizin genç kuşaklarının yaşam kalitesi her alanda, sadece edebiyatta, şiirde, güzel sanatlarda değil, demokraside, insan haklarında, birbirimizle ilişki alanlarının hepsinde bizim yaşadıklarımızdan daha iyi olsun, Türkiye iyi bir yere, iyi bir yöne gidebilsin. Böyle bir alanda çalışıyoruz.
Turizmde biz 13 milyonlarla -2003 rakamları ortada, bunlar resmî rakamlar, sizlere küçük bir kitapçık dağıttım- almışız Türkiye'yi. Geçen yıl 28,6'ydı ki 2008, 2009, 2010'da dünya krizi artıyor ve dünya 2009'da geriye gitti, buna rağmen Türkiye artışını sürdürdü. Bu yıl 30 milyonun üzerinde bir rakamı göreceğiz. Bu, Türkiye için şimdiye kadar yaşanmamış bir rekor.
Gelirimiz de -TÜİK hesapları son yıllarda bir miktar revize ediliyor- buraya yansıyan, bu resmî rakamlara yansıyanların daha üzerinde bir yerde. Turizm alanında çalışan herkes kabul ediyor ki bu yansıyan resmî rakamlarda kuyumcu alışverişleri, halıcı alışverişleri buraya intikal etmediği için Türkiye turizmden daha yüksek bir gelir elde ediyor ama biz istiyoruz ki daha da fazlasını elde etsin. 30 milyon insan gelirken gelirimiz gelen sayısından çok daha yukarılara çıksın. Onun için ne yapıyoruz? Geçmiş yıllardaki kolaycılıktan bir ölçüde daha kendimizi başka alanlarda çalışmaya zorluyoruz. Sıcak iklim ülkesi olmanın bize getirdiği imkânların ötesinde, kış sporları imkânlarımızı, kongre turizmi imkânlarımızı, termal turizmi imkânlarımızı, yayla turizmi imkânlarımızı, arkeoloji imkânlarımızı, tarih, yemek, geleneksel sanatlar imkânlarımızı da turizmin sunumu içine katmaya çalışıyoruz.
Türkiye'nin bütün varlığına -Türkiye'nin bütün tarihsel ve toplam yaşam kalitesi çerçevesinde söz ediyorum- bütün kültür varlığına ayrımsız sahip çıkmaya çalışıyoruz. Biz, dünyada uygarlıkların beşiği olmuş olan bir alanda yaşıyoruz gerçekten. "Beşikler vermişim Nuh'a, salıncaklar, hamaklar. Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır, Anadolu'yum ben tanıyor musun?" diyor şair. "Hava Ana'n dünkü çocuk sayılır, Anadolu'yum ben tanıyor musun?" Dünyada böyle bir toprak yok, dünyada bu kadar engin, bu kadar zengin, bu kadar derin bir toprak yok ve bu toprağın zenginlikleri arasında bizim ayrım yapma hakkımız yok. Onun için, hangi dönemden, hangi çağdan, hangi uygarlıktan, hangi kültürden, hangi etnik kökenden, hangi inançtan kalmış olursa olsun Anadolu'da bir tek çiçeği, bir tek rengi soldurmamaya çalışıyoruz. Bu yeni bir bakış açısı. Burada bizim zihin altı ipoteklerimiz var. Biz geçen yıl bir kitap bastık Anadolu'nun yaygın yerli dillerinden birisiyle. Benim Bakanlığımda o kitabın basılamayacağına ilişkin şu kadar, kocaman bir dosya var. Biz engelleri aşarak geliyoruz. Yani birbirimizi anlamaya çalışalım burada. Biraz önceki tartışmaya dönmek istemiyorum, birimizin söylediği sözden yargılamaya, niyet okumaya çalışmayalım. Türkiye darboğazlardan geldi. Türkiye 27 Mayıslardan, 12 Martlardan, 12 Eylüllerden, 28 Şubatlardan geldi.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - AKP diktasına geldi.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Bunlardan geldi ve şimdi bütün bu zihin altı tortularımızı bir tarafa bırakarak kardeşçe, barış içinde, bir arada yaşayan, gönüllü yurttaşlık temelinde birbirini seven, sayan, birbirinin hakkına, hukukuna, zenginliğine, derinliğine, inancına, felsefesine saygı duyan bir yurttaşlık anlayışı nasıl yaratabiliriz, nasıl oluşturabiliriz?
PERVİN BULDAN (Iğdır) - Yok işte, yok, olsa Sayın Bakan, yok?
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Kültürün çalıştığı alanlardan bir tanesi bu. Bunu yapmaya çalışıyoruz. O yüzden, hiç ayrım yapmıyoruz Anadolu toprağında.
PERVİN BULDAN (Iğdır) - Çok ayrım yapılıyor Sayın Bakan, çok ayrım yapılıyor.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Bir pagan tapınağı mıdır, bir Hristiyan eseri midir, bir Musevi eseri midir? Selçukludan, Osmanlıdan, İslam'ın bir anıtından mı geliyor? Mademki bu topraklarda var "hepsi bizim" anlayışıyla bakıyoruz. Ama bu konuda bir ön yargı var. Onun için, birkaç küçük örnek vermek istiyorum. Genellikle, tabii, önemli arkeoloji çalışmaları yapıyoruz.
OKTAY VURAL (İzmir) - Bizans medeniyetini ihya mı ediyorsunuz?
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - 50'lerden almışız arkeoloji kazıları biz, 2003'lerde, şu anda 120 kadar Türk kazısı yapıyoruz, 40'dan fazla yabancı kazı yapıyoruz. Türkiye'de en fazla kazı yapılan, dünyada en fazla kazı yapılan ülkelerden birisi Türkiye.
Tabii, kazınca Hitit çıkıyor, Likya çıkıyor, Lidya çıkıyor, Roma çıkıyor?
PERVİN BULDAN (Iğdır) - İnsan cesetleri de çıkıyor Sayın Bakan.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Efendim?
PERVİN BULDAN (Iğdır) - İnsan cesetleri de çıkıyor toprağın altından Sayın Bakan, o da var.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - İsterseniz, benim söylediğimi anlamaya çalışın, olur mu? Yani polemik yapmayın.
PERVİN BULDAN (Iğdır) - Polemik değil, gerçek Sayın Bakanım. Bitlis'te toprağın altından insan cesetleri çıkıyor.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Beni de herhangi bir cevaba zorlamayın. Şurada çok medeni bir görüşme yaptık. Konuştuğumuz alanla ilgili çalışalım. O söylediğiniz alanlardaki benim duyarlılığımı herkes biliyor. Birbirimizi lütfen gereksiz cevaplara yönlendirmeye çalışmayalım.
Daha çok tabii antik çağların eserleri çıkıyor. "Hep buna mı çalışıyorsunuz?" diyorlar. Arkadaşlarım, bizim kendi kültürümüz, bizim öz kültürümüz, Anadolu'nun şu andaki kültürü ya da Selçuklu, Osmanlı, İslam kültürü üzerinde de sayısız çalışmalar yapıyoruz. Bir tek hatırlatma yapmak istiyorum: Ayasofya'nın haziresi içindeki türbeler belki elli yıldan fazla kapalıydı. Bu geçen dönemde, son birkaç yıllık dönemde ortaya çıkardık. Yetmiş yıl kadar önce girişe yapılmış bir beton estetikle bağdaşmaz, tarihle bağdaşmaz, oradaki dokuyla bağdaşmaz bir beton, müdüriyet yapısı vardı; kaldırdık, arkasından bir tarih olduğu, bir zenginlik ve bir derinlik olduğu ortaya çıktı.
Nevşehir Hacı Bektaş Külliyesi'ni pırıl pırıl yaptık, tıpkı Mevlânâ da çalıştığımız gibi, tıpkı Hacı Bayram çevresinde çalıştığımız gibi. Ayırmıyoruz. Ayrım, Hacı Bayram ile Hacı Bektaş'ı, Mevlânâ ile Yunus'u karşı karşıya koymuyoruz. Bunların hepsini Anadolu'nun zenginliği sayıyoruz ve çalışıyoruz. Galata Mevlevihanesi'ni, Edirne Türk İslam Eserleri Müzesi'ni, Erzurum Türk İslam Eserleri Müzesi'ni, Yakutiye Medresesi'ni, Bitlis-Ahlat Selçuklu Mezarlığını, Edirne Selimiye Camii?. Edirne Selimiye Camii UNESCO Dünya Mirası Listesine girdi. On beş yıldan beri Türkiye'den herhangi bir eser Dünya Mirası Listesine girmemişti, Edirne Selimiye Camii bir Türk İslam eseri olarak 2011 yılının Haziran ayında, Temmuz ayında Dünya Mirası Listesine girdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Dünya Mirası Listesinde 2007 sonunda biz devraldığımız zaman 18 eserimiz vardı, şu anda Türkiye'den 26 eserimiz oldu, 9 yeni alan. Bunun içinde Beyşehir'deki Eşrefoğlu Camii de var, bunun içinde Afrodisias'taki Roma Mermer Atölyesi de var ama hepsi, bunlar, yeni olarak Dünya Mirası Listesine Türkiye'nin eserleri olarak kaydedildi.
Divriği Ulu Camii'ni, Konya Beyşehir Eşrefoğlu Camii'ni, Edirne Hıdırlı Tabyalarını? Hasankeyf'te şu anda ne olacağını benim de gerçekten büyük bir kaygıyla, yüreğimde her zaman yaşattığım eserleri, su altında kalmasın, mümkün olduğu kadar koruyalım, geleceğe taşıyalım diye özenle sahiplenmeye çalışıyoruz ve onlarla ilgili rölöve, restitüsyon, taşıma önlemlerini almaya çalışıyoruz. Edirne Hıdırlık Tabyalarını, Erzurum Tabyalarını, Topkapı Sarayı'nda sayısız mekânı, Yıldız Sarayı'nda sayısız mekânı çalışıyoruz. İstanbul Beyazıt Kütüphanesi'ni çalışıyoruz, Koca Ragıp Paşa Kütüphanesi'ni çalışıyoruz, Çanakkale, Gelibolu, Namazgah, Mecidiye ve Ertuğrul Tabyalarını çalışıyoruz, Ağrı İshak Paşa Sarayı'nı bitiriyoruz ama şimdi Ahmedi Hani Türbesini çalışıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, yeni bir alanı çalışıyoruz.
Safranbolu'yu, Göynük'ü, Kula'yı, Zile'yi, Van Erciş Çelebibağ Selçuklu Mezarlığı'nı, Ayasofya Türbelerini -demin söyledim- İstanbul Nuruosmaniye Türbesi'ni, Sultan Reşat Türbesi'ni, Alanya Kalesi'ni çalışıyoruz ve şimdi Selimiye Camii'nden sonra Alanya'yı, Efes'i, Bergama'yı, Diyarbakır Surlarını dünya mirası asıl listesine aldırmak için uğraşıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bunlar bir bakanlığın, kültür ve turizm alanında çalışan bakanlığın doğal olarak yapması gerekenler ama yeni, ilk defa Türkiye'nin gündemine soktuğumuz yeni alanlar var bu geçen dönem içinde. Bakın, bizim çok önemli bir hazinemiz vardı elimizde. Şimdiye kadar çok farkında değildik, yazma eserler. Türkiye'nin çeşitli kütüphanelerine dağıtılmıştı. Geçen dönem, hatırlayacaksınız, 2010 yılında bir yeni yasa çıkardık. İstanbul'da bir merkez kurduk ve Türkiye'deki bütün yazma eserleri on beş kütüphanede topluyoruz ve bunlarla ilgili iki tane rehabilitasyon merkezi kuruyoruz. Yazma eserleri dünya çapından toplayacak olan yeni birimler oluşturduk ve yazma eserlere bu yıl bütçeden ilk defa kaynak ayırıyoruz ve bu teşkilatı ilk defa Türkiye'de gündeme getirdik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bundan daha önemli, 2007'de Yunus Emre enstitülerinin kurulması konusunda bir yasa çıkmıştı. Bakınız, hep söylüyorum, Türkiye'de Cervantes Enstitüsü vardı, Goethe vardı, İngiliz Kültür vardı, Amerikan Kültür vardı, Fransız Kültür vardı. Ne zamandan beri? Şu Mecliste bulunan herkes kendisini bildiğinden beri neredeyse. Ama bizim elli yıldan beri Avrupa'da yurttaşlarımız vardı, Avrupa'da bir Türk kültür merkezi yoktu. Türk kültürünü öğretecek, dilini öğretecek, oradaki, Türkiye'deki gelişmeleri anlatacak, hem oradaki Türk'e hem Türkiye'yi öğrenmek isteyenlere, yoktu. Şimdi, şu anda, ben en son geçen ay Bükreş ve Köstence Yunus Emre Kültür Merkezlerini açtım, on sekiz oldu. Dünyada, Avrupa toprağında, Afrika toprağında, Asya toprağında on sekiz tane Yunus Emre Kültür Merkezi açtık ve 2012 yılı sonuna kadar Berlin dâhil olmak üzere, Paris dâhil olmak üzere, Moskova dâhil olmak üzere inşallah bu sayıyı yirmi beşe çıkaracağız. Dünyada yirmi beş tane en az, bu yılın sonuna kadar Yunus Emre Kültür Merkezi olacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Tiyatro açmak kolay. Yani açılmamış tabii, demin Arkadaşımız söyledi, biraz arkadaşlarım nedense alınganlık gösterdi. 1948 yılında Devlet Tiyatroları kurulmuş fakat Devlet Tiyatroları elli yıl içinde İstanbul'da Anadolu yakasına geçmemiş; bırakın Kocaeli'yi, Sakarya'yı, bırakın Eskişehir'i, bırakın Malatya'yı, Çorum'u, Anadolu yakasına geçmemişti. 2003'ten bu yana 25'le aldığımız devlet tiyatrosu sayısı üzerine 35 ilave ettik. Şu anda 33 ilave ettik, bu yıl içinde, yıl sonuna kadar Manisa, Kayseri ve Ordu'yu açmaya çalışıyoruz, 35 ilave ediyoruz on yıl içinde. Bakın, elli yıl içinde 25 tane. Sanata, kültüre daha fazla önem ve değer verdiğini söyleyen arkadaşlarımızın açtığı sahne sayısı 25'ti, on yılda 35 tane yeni devlet tiyatrosu sahnesi açıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Biz kültürü, sanatı, tarihi, barışı, kardeşliği, güzel sanatları Anadolu'nun her tarafına yaymaya çalışıyoruz, Anadolu'nun her tarafının bu hizmetlerden yararlanmasını sağlamaya çalışıyoruz.
PERVİN BULDAN (Iğdır) - İnşallah, inşallah. Barış gelsin, kardeşlik gelsin.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - 2012 yılı içinde Hakkâri Yüksekova Kültür Merkezini bitirmeye çalışıyorum Allah izin verirse, yapacağız.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de bizim barışa ihtiyacımız var ve birbirimizi dinlemeye ve anlamaya ihtiyacımız var. İnanın bana, yurtta barış ve dünyada barış olursa başaramayacağımız hiçbir şey yoktur, ama bu şart. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Temel şartımız yurtta barış ve dünyada barıştır gerçekten. Ben Türkiye'nin güneydoğusunun, doğusunun barış ortamında, herhangi bir başka yatırıma ihtiyacı olmadan, sadece şehir turizmi, sadece kültür turizmi potansiyeliyle ayağı kalkacağını size taahhüt ederim, gerçekten. Diyarbakır'da, Hatay'da, Gaziantep'te, Urfa'da, Mardin'de, Van'da, Bitlis'te, Ahlat'ta, Doğu Beyazıt'ta inanılmaz tarihî eserler var, inanılmaz kültür merkezleri var. Dünyanın en büyük mozaik müzelerinden birini Gaziantep'te açtık. Şimdi Urfa'da benzerini yapmaya çalışıyoruz, şimdi Hatay'da benzerini yapmaya çalışıyoruz. Diyarbakır Surlarını -bunu daha önce söyledim- Diyarbakır İçkale'yi, 12 Eylül döneminde benim biraz da ayaklarım titreyerek dosya okumaya gittiğim ama oradaki ürküntüyü, hukukçu olmama rağmen ve avukat olmama rağmen, hissettiğim Diyarbakır İçkale'yi şu anda bölgenin en büyük arkeoloji müzesi yapmaya çalışıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, 1880'lerin sonunda ilk defa Türkçeden 1 kitap İngilizceye çevrilmiş ve aradan geçen yüz küsur yılda galiba 200 küsur kitabımız İngilizceye çevrilmiş bizim, 225 falan sanıyorum. 2005'te Türk Edebiyatını Dışa Açma Projesi başladı. Şu ana kadar biz bine yakın kitaba destek verdik ve şu anda 700 kadar kitap dünyanın kırka yakın diline çevrildi. Edebiyatımızı dışa açmaya çalışıyoruz. Edebiyatımızı dışarıya açarken ayrım yapmıyoruz, Akif'le Nazım'ı karşı karşıya, Nazım'la Necip Fazıl'ı karşı karşıya, Fikret'le Akif'i karşı karşıya getirmeye çalışmıyoruz.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Onlar karşı karşıya olmalıdır zaten. Karşı karşıya olmasalardı gelişmezlerdi o kadar.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Geçmiş dönemlerde bunlar, o günkü konjonktür içinde, o günkü dünya koşulları içinde karşıt fikirler ileri sürmüş olabilirler birbirlerine ama derinde bir yerde baktığınız zaman hepsi vatanın iyiliğini ve daha ileri gitmesini belki farklı yöntemlerle arzu etmişler.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Karşıt olmasalardı o kadar büyümezlerdi.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Şimdi barıştırmaya çalışıyoruz. Şimdi bütün bu tarih zenginliğinden bir barış ortamı ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Onun Türkiye'nin raflarını, kitapçı raflarını, Türkiye'nin kütüphanelerini onların isimleriyle, resimleriyle donatmaya, Türkiye'nin nasıl bir edebiyat, tarih, kültür, köken zenginliği içinde olduğunu dünyaya anlatmaya çalışıyoruz. Şu anda kırka yakın ülkede bizim Bakanlık olarak desteklediğimiz bine yakın projeyle -değerli arkadaşlarım- basılmış kitap yer alıyor.
Yeni bir şey geliştirdik, yeni bir konu, alan. Kütüphanelerimiz bizim birkaç sınırlı örnek dışında tematik değildi. Şimdi bir edebiyat müze kütüphanesi konsepti geliştiriyoruz. Bu geçen yıldan bu yana sürdürdüğümüz bir çalışma. Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı'nın kabul yıldönümünde adıyla Ankara'da bir edebiyat müze kütüphanesi açtık önce. Sonra Erzurumlu Emrah ismiyle?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - ?şimdi Erzurum'da açıyoruz.
Bitiriyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan, lütfen toparlayın.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Adana'da Karacaoğlan ismiyle, İstanbul'da Ahmet Hamdi Tanpınar ismiyle, Diyarbakır'da?
OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Bakan, Salim Uslu Bey bekliyor.
BAŞKAN - Tamam efendim, tamam.
Sayın Bakanım, süreniz doldu. Teşekkür ederim.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.