| Konu: | 2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 40 |
| Tarih: | 14.12.2012 |
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) - Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; öncelikle yüce heyeti saygıyla selamlıyor, Ekonomi Bakanlığı bütçemizin ve diğer tüm bütçelerin, 2013 bütçelerinin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.
Ve yine, hemen konuşmamın başında, başta siz Saygıdeğer Değerli Başkanım olmak üzere -birkaç gün evvel geçirmiş olduğum rahatsızlık sonucunda bana bir operasyon yapılmıştı, bundan dolayı- geçmiş olsun dileklerini ileten herkese gönül dolusu teşekkürlerimi, şükranlarımı iletiyor ve Allah hepimize sağlık, sıhhat, afiyet versin diyorum.
Değerli Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; öncelikle bugün burada Bakanlığımla ilgili konuşma yapan herkese teşekkür ediyorum.
Her zaman olduğu gibi, yapılan eleştirileri, yapıcı eleştirileri, bir kere Bakanlık olarak ve Bakan olarak en iyi şekilde değerlendireceğimizi ve bunlarla kendimize bir yön vereceğimizi bilhassa ifade ederek konuşmama başlamak istiyorum.
Biliyorsunuz, Plan ve Bütçe Komisyonunda da yapmış olduğumuz komisyon toplantısında zaman darlığı dolayısıyla sorularına cevap veremediğim tüm milletvekillerimizin sorularının tüm cevaplarını -zaten buraya gelmeden, bütçe öncesinde- büyük bir kitapçık hâlinde gönderdim. Zannediyorum ki sayın vekillerimiz sordukları soruların cevaplarını da büyük oranda almışlardır.
Evet, öncelikle, konuşulan birkaç konu üzerinde, ben bilhassa zihinlerdeki karışıklığı gidermek adına birkaç konuyu dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Şu anda dünyanın içinden geçmiş olduğu durum, bilhassa gelişmiş olan ekonomilerin, gelişmekte olan ülkelerin ve en az gelişmiş ülkelerin bu ekonomik performanstan zaman zaman etkilendikleri durum ve gerek Türkiye'de gerek dünya ekonomisinde yaşanan büyüme gelişmeleri milletvekillerimiz tarafından çeşitli zaviyelerde çeşitli bakış açılarıyla değerlendirildi. Ancak şunu çok net ifade etmek istiyorum ki ortada duran rakamları herhangi bir şekilde değiştirmek, onlara müdahil olmak mümkün değil.
Türkiye, 2003-2011 arasında yıllık ortalama yüzde 5,25 büyüme başarısını göstermiş olan bir ülkedir ve bilhassa bu büyümenin son çeyrekler itibarıyla artık ihracat odaklı bir büyüme performansı göstermesi, Türk sanayisinin, Türk ekonomisinin bilhassa uluslararası alanda göstermiş olduğu başarısının en önemli, en nitelikli detayıdır.
Bu noktada, sizleri rakamlara boğmayacağım. Hangi ülkelerin ekonomik büyümelerinin ne olduğunu, bugün, bilhassa Maastricht Kriterleri'ni ciddi anlamda uygulamaya çalışan ama Maastricht Kriterleri'nde, uygulamış olduğu kriterlere bu kriterleri koyanların dahi uyamadığı, uyum gösteremediği bir ortamda ben sizleri rakamlarla, gecenin bu saatinde boğmak istemiyorum. Ancak şunu çok net ifade etmek istiyorum ki Türkiye bir taraftan, ekonomik gelişmesi büyürken bir taraftan kişi başına geliri artan ve diğer taraftan dünya ekonomisinde önemli özelliklere sahip olan bir yeri kaplamakta ve her geçen gün bu başarısı devam etmektedir.
Size, siyaseten değil, eski bir sanayici olarak, bu ülkenin bir ferdi olmaktan şeref duyan, onur duyan bir arkadaşınız olarak biz geçmişte birçok ülkenin büyüme masallarıyla, ekonomik gelişme başarı öyküleriyle büyüdük. Hatırlayın, bize geçmişte Güney Kore'nin başarı hikâyeleri anlatıldı. Almanya'nın, 1945'teki, İkinci Dünya Savaşından sonra yerle bir olmuş Almanya'nın başarı hikâyeleri anlatıldı. Bize, biraz evvel ifade ettiğim gibi, birçok ülkenin gelmiş geçmiş başarı öyküleri anlatıldı. Ancak bizim kendi alanımızda, ülkede, kendi ülkemizde ekonomik anlamda bir başarı hikâyemiz yoktu. Şükürler olsun, hakikaten şükrederek söylüyorum ki artık Türkiye'nin de bir başarı hikâyesi var ve 2008'de bir küresel krizin ardından ortaya çıkmış olan, Sayın Başbakanımızın ifade ettiği gibi, bir küresel krizin teğet geçmesinin daha ötesinde önemli başarı elde etmiş olan bir Türkiye var.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) - Cumhuriyet bir başarı hikâyesidir Sayın Bakanım. Cumhuriyetin kuruluşu, Büyük Önderimizin devrimleri başarı hikâyesidir. Lütfen, o dönemlere de bir teşekkür edin.
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Arkadaşlar, muhalefet yapabilirsiniz, memnuniyetle. Yapacağız birbirimize, iktidarız, muhalefetiz. Bu, eşyanın tabiatına aykırı değil ama lütfen Türkiye'yle ilgili, muhalefet yapmak adına, Türkiye'nin elde etmiş olduğu başarıları kötü göstermekten çekinelim ve bu noktada, Türkiye şükürler olsun, dünyanın neresine giderseniz gidin artık ekonomik anlamda bir başarı hikâyesine sahip olmuş olan bir ülke ve ben de bu ülkenin Ekonomi Bakanıyım, şeref duyuyorum bundan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar).
Şimdi, bu, IMF yardımı almaksızın ve herhangi bir şekilde bankacılık sistemine müdahil olmaksızın bir taraftan ekonomik olarak büyüyeceksiniz, bir taraftan gelişeceksiniz ve bir taraftan da bugün işsizliği azaltacaksınız.
Değerli arkadaşlarım, evet, bugün, muhalefet olmanın zorluğunu çok kez anlayışla karşılıyorum. Hakikaten, muhalefet olmak zor. Neyi eleştireceksiniz? Büyümeyi eleştiremezsiniz, ihracatın artışını eleştiremezsiniz, işsizliğin düşüşünü eleştiremezsiniz. Böyle bir ortamda muhalefet yapmanın zorluğunu anlayarak ve bu anlayışla ben sizlere hitap etmeye çalışıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve diyorum ki, bakın bugün Türkiye, dünyanın bütün ülkeleri tarafından -dünyanın her tarafına giden bir arkadaşınız olarak, seyahati seven biri olmamakla beraber işi gereği giden bir arkadaşınız olarak- ve dünyadan ülkemize gelen tüm ülkelerin temsilcileri bize şu anda Türkiye'nin son yıllardaki başarısından bahsediyor. Yeterli mi? Elbette ki değil.
Bakın, geçenlerde bir konuşma yaptım ve o konuşmamın üzerine ana muhalefet partisinin değerli sayın genel başkanı da benim görüşlerimi ifade ettiler ancak cümlenin sadece ilk kısmını okuyup ikinci kısmını okumadılar.
Evet, ben dedim ki: Bizim 2023 hedeflerimiz son derece önemli. Allah'ımıza şükürler olsun, on gün sonrasını göremediğimiz günlerden, bugün Avrupa'nın birçok ülkesinin on ay sonra ne olacağını bilemediği bir ortamda Türk olarak biz on bir yıl sonrasıyla ilgili bir program geliştirdik ve 2023'te 500 milyar dolar mal ihracatı, 2023'te 2 trilyon dolarlık bir gayrisafi yurt içi hasılası ve kişi başına 25 bin dolar olan, 84 milyonluk nüfusu olan bir Türkiye'yi şu anda kurguladık ve bunlara giderken de mevcut sistemle, mevcut yapıyla bu başarıyı elde edemeyeceğimizi ifade ettim. Bakın, tekrar bu kürsüden söylüyorum, kayıtlara geçsin diye söylüyorum.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Doğrusu bu zaten Sayın Bakan.
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Evet, Türkiye bu sanayi anlayışıyla, sanayicinin bu zihniyetiyle ve bugünkü bizim üretim yapımızla 2023'ü yakalayamaz ancak "Yakalayamaz." derken, arkasından da nasıl yakalayacağımızı ifade ettim ve dedim ki: Türkiye bir makas değişikliğine gelmiştir. Artık sanayici bir zihinsel değişim ve dönüşüme girmiştir çünkü Türkiye geçmişteki hatalı politikalardan, hatalı teşvik politikalarından -yıllar önce benim de bir sanayici olarak isyan etmiş olduğum- hatalı politikalardan dolayı maalesef bugün bu noktaya gelmiştir.
İthalat, ihracattan bahsediyorsunuz; hatta bazı arkadaşlarımız "Efendim 100 dolar ihracat yapmak için 80 dolar ithalat yapmak gerekir." diye bir rakam söylüyor. Arkadaşlar, böyle bir rakamı nereden çıkartıyorsunuz, nasıl çıkartıyorsunuz anlamakta zorlanıyorum.
Bakın, ben size doğrusunu söyleyeyim, hakikaten bu konuda öğrenmek isteyen varsa öğrensin. Bugün Türkiye, geçmişteki hatalı sanayi politikalarından dolayı, bir sanayi stratejisi olmadığı için, bir sanayi envanteri olmadığı için ve teşvik sistemi bunlar üzerine konulmadığı için, bugün ülkemizde 100 dolarlık üretim yapmak için 43 dolar, sanayici ithalat yapmak zorunda. Eğer rakamsa rakam, bakın bu.
Ha, ne yapacaksınız Hükûmet olarak? Şimdi, yapmak istediğimiz şu: Bakın, sanayi envanterini yaptık, GİTES'i gerçekleştirdik -Girdi Tedarik Stratejisi'ni- ve hemen arkasından yeni bir teşvik sistemi getirdik ve yeni teşvik sistemimize olmazsa olmaz 2 şart koyduk: Yüksek katma değer, yüksek teknoloji. Artık öyle "Her ne olursan ol, yeter ki gel." anlayışından çıktık ve ülkemizde gerek üretimde gerek ihracatta, birim katma değeri daha fazla olan, daha fazla, yüksek fiyatta satılacak olan ürünlerin yatırım ve üretimini destekler bir anlayışa girdik. AR-GE konusunda, inovasyon konusunda önemli destekler getirdik.
Şimdi, sanayicimizi bu kulvara sokmak zorundayız. Ben sanayicinin reflekslerini yirmi yedi yıl sanayicilik yapmış biri olarak yaşadım ve bu noktada, yeni teşvik sistemimizde, ümit ediyoruz ki 2023'ü bu yol haritasıyla beraber artık yapacağız. Bunu yapmak için sadece bunlar değil, lojistik imkânlarımızı değiştireceğiz. Bugünkü enerji kapasitemizi ikiye çıkartacağız, bugünkü ulaştırma kapasitemizi en az ikiye çıkartacağız ve bunları yaparken de Türkiye'nin bir taraftan iş gücü arzının kalitesini de artırma noktasında önemli çalışmalar yapacağız.
Tüm bunları yaparken şükürler olsun ki Türkiye bugün işsizlik oranlarında -ne kadar beğenirsiniz ne kadar beğenmezsiniz bilmiyorum ama- yüzde 8,8 rakamını ben bugünkü şartlarda fazlasıyla takdir ediyorum ve yüzde 8,8 bugün 14 AB ülkesinin -bakın, 14 AB ülkesinin- hatta bunlar içinde 8 euro ülkesinin işsizlik ortalamasından daha düşük bir rakamdır ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa 25,5 milyon insan istihdam edilmiştir. Tekrar ifade ediyorum: Yeter mi? Yetmez. Elbette katetmemiz gereken çok mesafe var, gitmemiz gereken çok mesafe var ancak bunun kilometre taşlarını tek tek üzerlerine koyuyoruz.
Diğer taraftan, Türkiye bu küresel krizden neden bir darbe almadan çıktı? Bir kısım arkadaşlarım eleştirdiler, dediler ki: "Efendim, Türkiye'nin borçları falan yüksek." Arkadaşlar, Türkiye'nin iç ve dış borcunu topluyoruz, gayrisafi yurt içi hasılamıza bölüyoruz, geçen sene itibarıyla yüzde 39,4; bu sene itibarıyla yüzde 36.
MÜSLİM SARI (İstanbul) - Kamu ama, sadece kamu?
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Bakın, kamudan bahsediyorum.
MÜSLİM SARI (İstanbul) - Özel sektörün borcu ne oldu?
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Şimdi, Sevgili Sarı, bakın, şunu ifade edeyim arkadaşlar: Şimdi, siz, özel sektörün borcunu getirip kamuya yazıyorsunuz. Şimdi şunu soracağım: Özel sektörün borcunu kamuya yazmanın Allah aşkına mantığını ben sizlere soruyorum.
MÜSLİM SARI (İstanbul) - 2001'de ne oldu? Özel sektör borcu kamu borcu oldu!
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Acele etmeyelim, dinleyelim!
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Şimdi, sanayici Ali'nin, bakkal Veli'nin borcundan bana ne kardeşim ve sanayici niye borçlandı?
MÜSLİM SARI (İstanbul) - Nasıl bana ne?
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Bakın Müslim Bey'ciğim şöyle söyleyeyim: Sanayici niye borçlandı? Gelin sizinle onu konuşalım. Sanayici bu borçlanmayla gidip gazino mu yaptı, sanayici bu borçlanmayı başka yerde mi harcadı? Sanayici, bugün ihracat rakamlarının gelmiş olduğumuz seviyesini, üretimde gelmiş olduğumuz seviyeyi yakalamak için kendisine önemli olan tevsi, modernizasyon yatırımlarını bu rakamlarla yaptı. Yani sanayicinin bugün yapmış olduğu dış borçlanmadan korkmayınız. Sanayici, dış borçlanma yapmak için sizin gibi endişeli değil çünkü sanayici, ödeyebileceği rakamın zaten altına imza atmıştır. Dolayısıyla getirip ikide bir özel sektörün borçlarını Allah aşkına devletin borçlarına yazmayın, başka bir argüman varsa getirin ve tekrar ifade ediyorum, bugün biz 23 AB ülkesinden daha iyi durumdayız, bütçe açıklarında 21 AB ülkesinden çok daha iyiyiz.
İhracatta -altını biraz sonra sizlere anlatacağım- fazlasıyla speküle edilen ve yanlış bilinen bazı şeyleri sizlerle konuşacağım. Ona gelmeden evvel, arkadaşlar, bizim, şimdi, geçen sene ihracatımız içinde Avrupa Birliğinin payı yüzde 48'di, on sene evvel yüzde 58'di. Bugün gelmiş olduğumuz seviyede Avrupa Birliğinin ihracatımız içindeki payı yüzde 38'ler seviyesine düşmüştür.
Biz, ihracatımızın yarıya yakınını yapmış olduğumuz Avrupa Birliğiyle, ihracatımızın neredeyse dörtte 1'ini yapmış olduğumuz -ki konuşmacılar tarafından ifade edildi- bilhassa Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da -yaşanan sıkıntılara rağmen- ihracatımızı oturduğumuz yerden artırmadık. Bu ihracatımızı artırırken biz pazar çeşitliliği yaptık ve bizim üç yılda yapmış olduğumuz pazar çeşitliliğinin bize getirmiş olduğu ihracat katkısı bugün minimum 28-29 milyar dolardır ve şükürler olsun, iftihar ederek söylüyorum, övünerek söylüyorum ve tüm milletimizin huzurunda bugün Türkiye'nin üretimini yapan ve bunun 55 bin ihracatçı ordusuna gönül dolusu teşekkür ve şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bakın, bugün Türkiye, arkadaşlar, son on iki aylık rakamlarla 151,5 milyar dolar aslanlar gibi mal ihracatı yapmıştır. Şimdi bununla övünmeliyiz, niye bundan çekiniyoruz? Ve bunun karşılığında ithalatı azalmıştır, bunun karşılığında cari açığı azalmıştır. Cari açığın azalmasındaki gelmiş olduğumuz seviye daha da aşağı gitmesi lazım, kesinlikle hemfikiriz bu konuda, aklın yolu bir ama geçen yılki cari açık ve bu yıla baktığımız zaman bizim ihracat artışımızdan dolayı dış ticaret açığımızın azaldığını ve cari açığın azaldığını görüyoruz.
Değerli arkadaşlar, geçen sene ilk on ayındaki bizim cari açığımız yaklaşık 65 milyar dolardı. Bakın, bu yılın ilk on yılındaki bizim cari açığımız 41,1 milyar dolara düştü. Arada 23,8 milyar dolarlık bir cari açık düşüğü var. Şimdi, asıl önemli olan bu 23,8 milyar dolarlık cari açık düşüşünün nereden kaynaklandığıdır.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - İran'la olan tatlı ihracat olmasın!
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Biraz sonra anlatacağım İran'ı, hepsini. Merak etmeyin, hepsini anlatacağım size. 23,8 milyar dolarlık cari açıktaki azalma? Bakın bunları, lütfen, rakamları söyleyeyim, belki ihtiyaç olabilir, hakikaten not almakta fayda var. 23,8 milyar dolarlık cari açıktaki azalmanın, arkadaşlar, tam 18,1 milyar doları ihracat artışından kaynaklanmıştır ve sadece 4,9 milyar doları ithalattan dolayı azalmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye, 18 milyar dolar, aslanlar gibi, hizmet ve mal ticaretindeki ihracat artışından dolayı cari açığı düşürmüştür. Bizim zaten istediğimiz bu değil miydi? Bizim zaten cari açık dediğimiz şey gelirle gider arasındaki fark değil mi? Ve Türkiye ithalata bağımlılığını yapmış olduğumuz? Biraz evvel Sayın Ayhan söyledi, ithalatı açıklamaktan benim korkacak bir şeyim yok ki; elbette çıktık, açıkladık; arıza nerede, hangi sektörlerde tespit ettik ve yeni teşvik sistemini bunun üzerine dizayn ettik ve bugün gelmiş olduğumuz noktada tekrar şunu ifade etmek istiyorum ki ithalatın bilhassa azaltılması ve Türkiye'nin enerji dışındaki ithal etmekte olduğu ürünlerin azaltılması noktasında teşvik sistemi bu işin önemli bir ilacı olacaktır. Bilhassa stratejik yatırımlar kapsamındaki yatırımlar, bunlar açısından son derece önemli olacak ve bu noktada bir taraftan cari açığımızı düşürürken son otuz beş ayın en düşük cari açık rakamını yakaladığımızı da lütfen bir kenara not edelim. Bu son derece önemli bir gelişme.
Şimdi, cari açıkta, efendim işte, ihracatta altın oldu. Arkadaşlar, Allah aşkına, size soruyorum ya? 1967'de, 65'te, babam beni ilkokul üçteyken "Hem okuyacaksın hem çalışacaksın..." Allah rahmet eylesin babama. Ve ben 1975'te üniversiteye girdim. Hem okudum hem çalıştım işçi olarak, fiilî işçi olarak, demir işçisi olarak. 1979'da üniversiteyi bitirdim, 80'in başında iş hayatına girdim. Ben sanayiciliği, üretimi, ekonomiyi, ihracatı, yatırımı, işsizliği defter kitaplardan öğrenmedim. Ben bunların, hayatın okulundan geldim; yaşayarak bunları gördüm ve bugün ticarette bir kural vardır. Ticaret dediğiniz şey, aldığınız bir ürünü bir başka yere satarsınız. İçeri satarsanız iç ticarettir, dışarı satarsanız bunun adı ihracattır. Ticaret de, almış olduğunuz üründe bazen binde 1 ile, bazen yüzde 1 ile, bazen yüzde 10'la mal satmaktır.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Ya, bu ödeme Sayın Bakan, ihracat değil.
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Sanayi üretimi dediğiniz şey, bir malın fiziki evsafını değiştirmektir. Alırsınız, üretirsiniz; içeri satarsanız iç satıştır, ihracat yaparsanız bunun adı ihracattır. Şimdi size soruyorum: Yirmi binden fazla ürün çeşidi ihracatı yapan bir ihracat yapımız içinde, Allah aşkına neden gelip altına takılıyoruz? Altın devletten devlete yapılan bir eşya değil ki. Bizim bir açıklamamızı yapan arkadaşımız? Efendim, bu işin petrol karşılığında, doğal gaz karşılığında yapıldığı şeklinde ben de basında okudum. Arkadaşlar, böyle bir şey gerçek değildir.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Sayın Babacan söyledi.
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Türkiye, almış olduğu euroyu, almış olduğu benzini, almış olduğu doğal gazı euro ve TL olarak bunun parasını öderken, bugün İran'la yapılan altın ticaretinde İran'daki özel sektör Türkiye'deki özel sektörden malını alıyor ve bu işe de özel izin verilmiş olan, yaptırıma uğramamış olan bankalar ve bu bankalar da?
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Sayın Ali Babacan yanlış mı söylüyor?
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Bakın anlatıyorum size, diyorum işte. Biraz evvel söyledim. Özel bankalar da aracılık yapıyor ve bu ticaret yapılıyor. Şimdi size soruyorum: Ya biz elmayı, armudu, portakalı, makineyi, kâğıdı, yazılımı, bilişimi satarken bunun adı ihracat da, Allah aşkına altın olunca niye ihracat olmuyor kardeşim? Bal gibi ihracattır altın ihracatı da. Dolayısıyla Türkiye bu ihracatı kim talep ediyorsa ona satar, satmaya devam edecektir. Bugün yapmış olduğumuz altın ihracatından bilhassa şikâyet edenlere soruyorum: Arkadaşlar, geçen sene neredeydiniz ya? Geçen sene 4 milyar dolar biz altın dış ticaretinde dış açık verirken neden çıkıp hiçbiriniz demediniz "Arkadaşlar, bir dakika, altından dolayı dış ticaret açığı 105 milyar dolar değil, 101 milyar dolardır." Şimdi, ithalat olunca sesiniz çıkmıyor; ihracat olunca, arada fark olunca diyorsunuz ki: "Bu nereden çıktı?" Vallahi isteseniz de istemeseniz de Türkiye meşru zeminlerdeki, meşru yollardaki ve uluslararası anlaşmalarına sadık kalarak her ürünü ihraç etmeye devam edecektir arkadaşlar, bunu bir kere herkes bilsin. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Şimdi, altında bir yanlışlık daha var. Bugün, 11,9 milyar lira altın ihracatı yapıldı. Yaklaşık 6,9 milyar dolar ithalat var; arada, aslanlar gibi, 5 milyar dolar ihracat fazlamız var, dış ticaret fazlamız var. Arkadaşlar, bunun 5 milyar dolarıysa geçen sene yapılan ithalattır. Varsa burada, düşük de olsa bir katma değerdir veya yastık altından çıkmış olan altındır. Yani, altın ticaretinde de biz 11,9 milyar dolarlık altının yüzde 60'ını İran'a satarken bunun yaklaşık yüzde 30'unu Birleşik Arap Emirlikleri'ne ve İsviçre başta olmak üzere Avrupa'nın birçok ülkesine satıyoruz. Bakın, tekrar söylüyorum: Satmaya devam edeceğiz ancak -tekrar ifade ediyorum- asla bu bir ödeme aracı değildir. Bunu ihracattan, ithalattan ve bunlardan sorumlu olan bir arkadaşınız olarak çok net ifade etmek istiyorum.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Peki böyle olursa Yüce Divanda suç olur mu?
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Şimdi, diyorum ki size, biraz evvel bir teklif geldi, bilhassa kıymetli taşlar konusunda Sayın Ayhan bir teklif getirdi: Biliyorsunuz, daha evvel kıymetli taşlarla ilgili bir ÖTV indirimi yapıldığı zaman -altın, mücevherat kısmında- buna Sayın Başbakanın adı da karıştırılarak "Şunlar, bunlar için yapılıyor." denildi.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Sayın Bakanım, başka kanunlarda da oluyor o. Bizi mi dinliyorsunuz o zaman?
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Şimdi, ÖTV'nin indiriminde benim size somut bir teklifim var, somut bir teklif. Şimdi, eğer bundan siz de şikâyetçiyseniz, gelin, iktidarıyla muhalefetiyle beraber olalım; yarın sabah bir kanun teklifi verip hep birlikte bu mücevherlerin ÖTV'sini kaldıralım. Buna var mısınız? Bakın, ben varım, ben teklif ediyorum: Gelin, bunu yarın yapalım.
EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Sayın Bakanım, başka kanunu bize mi soruyorsunuz?
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Diğer taraftan, arkadaşlar, biz, tabii, ihracatımızı yaparken, çok etken var; pazarlar, ihracat yaptığımız yerler, euro-dolar paritesi? Bakın, sadece biz geçen yılın euro-dolar paritesiyle bu yıl aynı paritede ihracat yapsaydık bizim ilk on aydaki ihracatımız 5,9 milyar dolar daha fazla olacaktı. Bakın, tekrar söylüyorum: Eğer geçen yılki parite bu yıl olsaydı bizim ihracatımız 5,9 milyar dolar daha fazla olacaktı yani ihracattaki artış yüzde 13,4 değil, yüzde 18,7 olacaktı. Buradan dönüyorum, diyorum ki: Mal ihracatında, hizmet ihracatında iyi bir oyuncu olduk, müteahhitlerimiz dünyanın 2'nci müteahhitleri, 2002-1972 arasında Türkiye'nin almış olduğu toplam müteahhitlik yurt dışı işleri, arkadaşlar, 44 milyar dolardı. Peki, 2003'ten bugüne ne kadar arttı biliyor musunuz? Üzerine ne koyduk bunun? Tam 4 kat koyduk, 184 milyar dolar da sadece 2003-2011 arasında dönemimizde alınmış olan yurt dışı işlerdir.
Bakın, aradan geçen kırk senelik toplam alınan işlerin 4 katını biz sadece dokuz senede aldık ve müteahhitlik sektörünün, turizm sektörünün Türkiye'ye getirmiş olduğu son derece önemli kazanımlar var. Bundan dolayı da, yeni teşvik sistemiyle beraber, bir taraftan hizmet sektörünü, bir taraftan mal ticaretini bunları geliştiriyoruz; sağlık sektörüne, eğitim sektörüne bunlara çok önemli destekler vermeye başladık. Turquality'ye, markaya önemli destekler vermeye başladık ve ben, kendi bakanlığımda bir çalışma yaptırdım. "Arkadaşlar, biz ihracat yapıyoruz. İyi de ihracatın kilogramını kaça yapıyoruz?" diye hesap çıkarttırdım, ki bunu bileyim ki ona göre tedbir alayım ve benim ihracatımın geçen yılki fiyatı 1 dolar 47 sente geldi. Bu seneki rakam şu anda 1 dolar 50 sentin üzerinde, 52 sent, 53 sent civarında. Ancak, bizim, 2023'teki 500 milyar dolarlık mal ihracatını yakalamamızın yolu bizim ihracat kilogram fiyatımızı da 2,5-3 dolarlar mertebesine çıkarmaktan geçer. Nasıl yapacağız bunu? İşte, AR-GE'yle, inovasyonla, yüksek katma değer ve yüksek teknolojiyle yapacağız. Bu anlamda, bugün, bilhassa, teşvik sistemimizin son derece önemli hâle geldiğini, 20 Haziranda uygulamaya geçmiş olan teşvik sistemiyle ilgili size son rakamları buradan ifade etmek isterim. Evet, bakın, 20 Hazirandan 14 Aralığa kadar -yani bugüne kadar- toplam 2.120 adet teşvik belgesi bağlanmıştır ve bunun karşılığında 32,7 milyar liralık bir yatırım öngörülmüştür ve karşılığında da bunun 84.830 istihdam öngörülmüştür aradan geçen bu kısa zaman içinde ve bilhassa, stratejik yatırımlar -ki Türkiye açısından, ithalat açısından, cari açık açısından son derece önemli olan bu yatırımlar- için şu anda arkadaşlarımızın elinde 9 ayrı teşvik başvurusu var. Eğer bu 9 teşvik başvurusu da teşvike bağlanırsa, stratejik yatırım olarak değerlendirilirse, 8,8 milyar dolar da buradan gelecek ve şu an itibarıyla, Türkiye, 20 Hazirandan itibaren bugüne kadar teşvik sisteminde 40 milyar liralık bir yatırım öngörüsüyle karşı karşıya kalacak. Evet, teşvik sisteminin meyvelerini verdiğini görüyoruz ve stratejik yatırımlar da bu teşvik belgeleriyle beraber 15 milyar liralık bir yatırım olacak. Bu demektir ki, bu yatırımlar, Türkiye'nin ithalatını azaltacak, üretimini artıracak, ihracat kabiliyetini ve kapasitesini ve kalitesini artıracak. Bundan dolayıdır ki, tekrar şunu bilhassa ifade etmek istiyorum ki, bütün çalışmalarımızı bilhassa bu sistemler üzerine kurguladık.
Bir taraftan, serbest ticaret anlaşmaları yapıyoruz, bütün ülkelerle önemli oranda ticari diplomasi uyguluyoruz. Bir taraftan, yapmış olduğumuz çok önemli çalışmalarla, bütün alım heyetleriyle ve yapmış olduğumuz yurt dışı seyahatlerle çok önemli iş bağlantıları gerçekleştiriyoruz. Şükürler olsun ki, bugün ülkemizde bir yabancı devlet adamının, bir başbakanın, bir bakanın, bir yabancı heyetin olmadığı gün yok. Bundan şükretmemiz lazım, bundan hakikaten şükran duygusuna gelmemiz lazım ve bugün Türkiye'ye gelenler, arkadaşlar, Türkiye'yi seyretmeye veya benim 2001'de Sanayi Odası Başkanı olduğum dönemdeki gibi, elinde işte, alınacak olan şirketlerin listesiyle gelmiyorlar. Şimdi, benim ülkeme yatırım yapmak için geliyorlar. 1923'ten 2003'e kadar sadece 14,5 milyar dolar yabancı, doğrudan sermaye almış olan bu ülkemiz, bakın 2003'ten bugüne kadar 120 milyar dolardan fazla doğrudan yatırım almıştır.
Arkadaşlar, bunlar, Türkiye'nin siyasi istikrarını, güvenini gösteriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye'nin iş gücü arzını gösteriyor, Türkiye'nin lojistik avantajını gösteriyor. Bunlar, Türkiye'deki siyasi ve ekonomik istikrarın gidişini gösteriyor.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Türkiye ekonomisi yabancıların eline geçti Sayın Bakan; bankaları sattınız, TELEKOM'u sattınız!
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Hiçbir kimse bir ülkeye yatırıma giderken o ülkenin şartlarına gitmez, o ülkenin on beş senesine, yirmi senesine gider.
ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) - Bankalarda yabancılaşma oranı dünyada yüzde 15, bizde yüzde 75 Sayın Bakan. O rakamları çarpıtmayalım!
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Bundan dolayı bilhassa bu konuda da sizleri bilgilendirmek istediğimi ifade ediyorum ve şunu söyleyerek bitirmek istiyorum:
Biraz evvel, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir değerli vekilimiz Hükûmete karne verdi.
Arkadaşlar, hükûmetlerin, siyasi partilerin karnesini ancak millet verir (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ve Türkiye Cumhuriyeti milleti de bakın 2002'de vermiş olduğu karneyle AK PARTİ'ye yüzde 34,28, CHP'ye yüzde 19; 2007'de AK PARTİ'ye yüzde 46,58, CHP'ye 20,87; 2011'de AK PARTİ'ye yüzde 49,83, CHP'ye 25,98 vermiş; bugün de yüzde 51,5'un üzerinde bir oy var; millet kimi sınıfta bıraktığını, kimi sınıftan geçirdiğini çok net bir şekilde ortaya koydu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Vatandaşlar "Biz sizin karnenize iyi not vermiyoruz." derse pılımızı pırtımızı toplar gideriz.
Bu düşünce ile yüce heyeti saygılarımla selamlıyorum, hepinize teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.
MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Başkan, Sayın Bakan Almanların, Japonların başarı hikâyelerinin olduğunu?
EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) - Ekonomik başarı.