| Konu: | 2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI İLE 2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI NEDENİYLE |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 29 |
| Tarih: | 12.12.2013 |
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. İnşallah, 2014 yılı bütçelerimiz hayırlı olsun diyorum.
Burada değinildiği için ifade etmek istiyorum konuşmama başlarken. Bugün ülkemizin büyük bir kesiminde kar yağışı var, şiddetli bir kar yağışı; hem Güneydoğu'da hem Doğu'da hem Karadeniz Bölgesi'nde. Valilerimiz, kurumlarımız çaba içindeler. Biraz önce burada dile getirildi. Tabii, merkezden de Hükûmet olarak bütün kurumlarımız bu konuda alarmdalar. Onu önce ifade etmek istedim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsıma bağlı iki kurum bağlı kuruluş birisi ilişkili kurum olmak üzere- üç kurum üzerinde sizlere kısa bilgiler sunacağım.
Önce AFAD'la başlıyorum. Tabii, Allah hiçbir ülkeye afet vermesin ama her ülkenin de bu tür kuruluşlara ihtiyacı var. AFAD, biliyorsunuz, 2010 yılında Hükûmetimiz tarafından kuruldu. Afetle mücadele veya afet konusunun yönetimi değişik kurumlardaki birimlerle yürütülüyordu üç ayrı bakanlıkta. Onların hepsi bir araya getirilerek böyle merkezî bir koordinasyon kurumu kuruldu. Doğrusu illerde de birimler var, onların çalışmalarında AFAD'la iş birliği var ama bağlılıkları valilikleredir oradaki birimlerimizin.
Bir de tabii, afet konusu pek çok kurumu ilgilendiriyor. Onun için, Hükûmetten 11 bakanın içinde olduğu Afet ve Acil Durum Yüksek Kurulumuz vardır. Mevzuatın oluşturulması, genel politikaların belirlenmesini de bu kurul tarafından yürütürüz ve şu anda da özellikle son iki yılda Türkiye'deki afet yönetimini baştan sona tekrar değerlendiriyoruz ve yeniliyoruz. Sizler de buna şahitsiniz, aslında bir iki yasamız da buradan geçti o manada. Yani afetle ilgili, hem ülkemizi afete daha hazır hâle getirme, yani riski azaltıcı çalışmalar hem de afet sonrası daha hızlı müdahale ve zararları daha kısa sürede telafi yönünde ciddi çalışmalar yapılıyor. Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı, Türkiye Afet Müdahale Planı gibi planlarımız, çalışmalarımız, bunlar tamamlandı ve bunların uygulamalarını gerçekleştiriyoruz.
Doğrusu, afet riskini azaltma yönünde özellikle okullarımıza dönük, iş yerlerine dönük ve bütün topluma dönük "Afete hazır Türkiye" gibi bir başlık altında da çalışmalar yürüyor. Biliyorsunuz, okullarda müfredatın içine de girdi bu konular çünkü bu bilinçlendirmeyi biz çok önemli görüyoruz. Yani her seviyede bu bilinçlendirme önemli çünkü hepimiz bunu kabul etmek durumundayız. Türkiye özellikle deprem açısından risklere çok açık bir ülke, ülkemizin büyük kesimi deprem bölgesi, dolayısıyla da bu konuda -kabullenerek- önceden hazırlıklar çok önemli, biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.
Burada tabii özellikle iki yasayı da önemli görüyor ve anıyorum. Birincisi, Kentsel Dönüşüm Yasası, biliyorsunuz, çıkarıldı ve Kentsel Dönüşüm Yasası'nın icra görevi Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızda ve bu Bakanlığımız şu anda ciddi şekilde -kendisine çok da finansman ayrıldı- yürütüyor. Ayrıca, Afet Sigortaları Yasası yenilendi. Evvelden de mecburiydi ama denetimi yoktu, şimdi her konut alan veya konut yaptıran, bir konuta oturacak olandan elektrik bağlanması dâhil, deprem sigortasıyla ilgili... Tabii, çalışmayı yapmasına ve onu belgelemesine bağlı. Bunun gibi tedbirler de alındı.
Ama uygulama olarak çok önemli iki konuyu, yeni getirdiğimiz çalışmayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Birincisi, Türkiye genelinde lojistik depolar. AFAD'ın veya Hükûmetin lojistik depoları yoktu bugüne kadar, bugüne kadar lojistik tamamen Kızılay tarafından sağlanıyordu.
Yine, Kızılay var. Türkiye'nin bu konuda çalışan tabii en önemli kurumu, yarı resmî sivil toplum kuruluşumuz ama biz uygulamalarda şunu gördük özellikle son Van depreminde: İstediğimiz lojistiği zamanında ve yeterli şekilde temin edememe gibi durumlarla karşılaştık. Doğrusu, bu lojistik depolar konusu benim kendimin çok özel olarak üzerinde durduğum bir konu. Türkiye'yi afetselliğe göre, nüfus yapısına göre, deprem riskine göre on beş bölgeye ayırdık ve şu anda on beş yerde inşaatları başladı. Bu lojistik depoları yapıyoruz. Çok çağdaş bir şeyle, sayımı dökümü kolay, oradan konteynerlerle alıp hemen afet yerine ulaştırılması kolay bir sistem ve orada çadırdan battaniyeye, ısıtmadan aydınlatma araçlarına, arama kurtarma malzemelerine her şey hazır bulunacak. Malzemeleri şu anda hazır. Mesela, çadır stokumuzda Kızılayın ülke ortalaması hazır tutma oranı daha önce genelde 50 bin civarıydı, şu anda biz 112 bine çıkardık ve bu depolarımız yapıldığında hepsinde yeterli sayıda bu malzemeler bulunacak.
İkincisi, önemle üzerinde durduğumuz, kurumlarımızın koordinasyonu. Buna sivil toplum kuruluşları da dâhil, hepsi, yerel yönetimler de dâhil. Yani, afet anında sıfırıncı dakikaya hazır olma. Bir afet olduğunda, alarm çaldığında, afetin büyüklüğüne göre her kurumumuz ne yapacağını biliyor. Kurumlarımızla bu uzunca çalışıldı. Bunu bir yönetmeliğe bağladık. O yönetmelikte her kurumun görevi belli, iş tanımı belli, silahlı kuvvetlerden Türk Hava Yollarına, bütün bakanlıklarımıza ve orada koordinasyon için yeni çabalara girmenize gerek kalmayacak ve o her kurum kendi görevini en iyi şekilde yapmış olacak. Doğrusu biz bunu çok önemli görüyoruz. Bütün bunların envanteri var, sivil toplum kuruluşlarının envanteri var, kimin ne kadar, hangi konuda yardım ulaştırabileceği gibi, hepsi burada belirlenmiş oluyor.
Üçüncüsü, tabii, başta ifade ettiğim, esas, hazırlıklı olma. Çok proje yürütülüyor -şimdi benim tabii zamanım da kısa, burada sizleri doğrusu bunların hepsiyle ilgili bilgilendirmek isterim ama- yani şu anda elimizde 20 civarında, yaklaşık 10 tanesi tamamlanmış proje var. Yani kimyasallardan tutun afetin her türüne dönük ve daha iyi koordinasyon, eğer depremse en kısa sürede şiddet olarak en gerçek veriyi bulmak vesaire ve tek veri açıklamak, bütün kurumların koordinasyonu gibi. Bunların hepsi yeni şeyler ve ben daha önce de Mecliste, yüksek huzurunuzda ifade etmiştim yani bu 2012-2013 yılı inşallah afet yönetiminde Türkiye için bir dönüşüm yılı olacak diye, o dönüşümü sağlıyoruz yani şu anda büyük mesafe aldık ve son rötuşlarını yapıyoruz diyebilirim.
Bunu ifade ettikten sonra, müsaadenizle üzerinde çok durulduğu için, aslında Van depremi ve sonrası burada çok konuşuldu. Biliyorsunuz, gensorulara konu oldu falan Mecliste ama bugün yine değinildiği için, özellikle bir Van milletvekilimizin hiç olumlu bir cümle kullanmadan yani yapılan her şeyi olumsuz ve felâket gibi göstermesi üzücüdür tabii, böyle olgun, yetişmiş bir milletvekili arkadaşımızın. Onun için bazı şeyleri söylemek istiyorum.
Bakın, değerli arkadaşlar yani bunlar abartılı şeyler değil, biz yaptığımız için değil, Türkiye'nin gururudur. Uluslararası alanda, Van depreminin yönetimi örnek olay olarak alındı, Birleşmiş Milletler ve diğer kuruluşlar... Yani koordinasyonu, hızlı ulaşım, çadır kentin hızlı oluşumu, konteyner kent, 30 bin konteyner... 1 tır 2 konteyner alıyor. Ankara'dan dizseniz tırları, Van'a kadar dizin, işte o kadar tır gitti buraya.
HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kocaeli'ne günde 10 bin tır giriyor Sayın Bakan, çok önemli bir şey değil, abartmayın.
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Ve bütün bunlar o kadar kısa şekilde yapıldı ki. Ve bir yılda da 15 bin konutu teslim ettik.
Şimdi, bakın, Van yenilendi. Değerli milletvekilleri, bunun için sevinelim, Van yenilendi. 2 su projesi, sadece 2 su projesi 150 milyon TL. Bir, mevcut eski su altyapısı tamamen, sıfırdan yenilendi. İki, su kaynağı yetersizdi, 40 kilometreden Devlet Su İşleri yeni su getirdi, şu anda ulaşmak üzere, bitiyor. Yani yoluyla, çevre yoluyla, imar planıyla Van, köyleri ve Erciş yenilendi. Gidin Edremit'e. Allah aşkına, milletvekilimiz çok sık gidiyor, bir baksın havadan, uçak inerken. Edremit'te yeni bir şehir kuruldu, herkes onu övüyor. Ha, eksikler varsa söyleyelim ama devlet oraya tam 5 milyar TL harcadı, 5 milyar TL. Bir yılın içinde bu para harcanmıştır, bakın.
Ayrıca, işte "Parayla satıldı." Yani burada bir defa daha açıklamak istiyorum: Değerli milletvekilleri, afetzedelere, evi yıkılan veya ağır hasar görenlere -ve sonradan bunu kiracılara da genişlettik- 110 bin TL maliyeti olan evler 75 bin TL'ye verildi yani yüzde 30 sübvanse edildi. Yirmi yıl vade, peşin ödeme yok, iki yıl ödeme yok, sonrası on sekiz yılda taksitlerle ödenecek, vade farkı yok, faizi yok. Herkes, aklı yeten herkes hesaplasa yirmi yıl sonra bunun zaten neredeyse parasız şekilde verildiği gibi bir yere gelir. "Satıldı depremzedelere." diye söyleniyor. Başka hangi politika uygulanır, tabii onu bilemiyorum.
Şimdi, bunlar bir de afet bölgesi. Değerli milletvekilleri, bakın, afet bölgesi ilanı sıkıyönetim ilanı gibi bir şeydir. Bütün tasarrufları önleyen, bütün faaliyetleri önleyen bir karardır. Çok istisnaidir ama afete maruz bölge ilan edersiniz, o zaman ancak, işte, depremzedeye evi ucuz verirsiniz, ticaret erbabının bütün vergilerini vesaire ertelersiniz. O tür çalışmalar öyle yapılabilir. Mevzuatı açın bakın. Yani, bir basit mevzuat çalışmasıyla bu mukayeseler yapılabilir. Afet bölgesi ne demek, afete maruz bölge ne demek, bunlar nasıl uygulanıyor, bizim hukukumuzda bunların hepsi çok açık. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum.
Tabii, vaktim az kaldı, diğerlerine kısa kısa değineceğim.
İnsan Hakları Kurumumuzla ilgili... Bu kurumumuz yeni kuruldu, çalışmalarına başlayalı daha bir yıl olmadı ve çok verimli şekilde çalışıyor. 2013 yılı içinde, ekim ayı sonuna kadar kuruma ihlal iddiası içeren 748 başvuruda bulunulmuştur. Kuruma yapılan başvurular incelenerek ilgili kurum ve kuruluşlarla temasa geçilmekte, başvuru sonucu ve yapılabilecek diğer işlemler konusunda başvuranlar bilgilendirilmektedir. Uzunca metin, ben onu okumuyorum ama yani bu kurumumuz hem uluslararası kuruluşlarla Türkiye'nin muhatap kuruluşu olarak hem içeride kendisine verilen görevleri yapmaktadır. Şimdi, burada "İşte, Paris Şartı'nı karşılamıyor." gibi falan, bunlar çok tartışıldı sayın milletvekilim, komisyonunuzda. Paris Şartı üyelerin atanmasını falan içermiyor. İngiltere ve Fransa'da üyeleri bir bakan atıyor. Yani, bunları hepimiz biliyoruz ama üyelerin vasfına bakın. Burada 7 üye nasıl? Bu 11 üyenin vasıflarına bakın. Hangi işleri yapmışlar? Birikimlerine bakın. Yani, burada biz doğrusu bunların çalışmasından çok memnunuz. Ha, bir de "Uluslararası akreditasyon yok." diyorsunuz. Bakın, çok teknik bir bilgidir, akreditasyon talebinde henüz bulunmadık çünkü onun şartı var: Bir yılınız dolacak, bir yıllık raporunuzu hazırlayacaksınız, ondan sonra uluslararası akreditasyon için başvuracaksınız. Şu anda henüz böyle bir başvuru olmadı ama gerek Avrupa Birliği muhtevasındaki kuruluşlarla gerek diğerleriyle de ilişkileri sürmektedir.
Bakın, "Bir buçuk yıldır yönetim kurulu toplanamıyor." diyor. Her iki haftada bir, perşembe günleri İnsan Hakları Kurulu toplanıyor, bunu ifade edeyim ben. Yani efendim, tabii, yeni kurulmuş, mevzuatını yeni tamamlıyor, kendi çalışma şartları yeni oluşuyor. Bunları da bu şekilde...
Ayrıca, cezaevi ziyaretleri, başka konular, bana çokça not verdiler, değinemiyorum şimdi dakikalarım sayılı olduğu için. Ama yani İnsan Hakları Kurumu kendisine düşen görevini şu anda yapıyor, onu ifade etmek isterim.
Efendim, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığımızla ilgili de... Bu da biliyorsunuz bir koordinasyon kuruluşu olarak kuruldu, kendisinin operasyonel bir görevi yok ve kendisine verilen görevleri... Şu anda da bana bağlıdır ve ben, daha çok, biliyorsunuz, kabine içinde güvenlik çalışmalarının koordinasyonundan sorumlu Başbakan Yardımcısıyım, Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanıyım. Bütün bu konularda benim elimin altında bu çalışmaları yürüten, kurumumdur. Demokratikleşme paketi onun koordinasyonunda hazırlanmıştır. Yürüttüğü pek çok çalışma vardır, o çalışmaların birçoğu kamuoyuna açıklanmaz. Pek çok ürettiği rapor vardır. Zaten burası bir strateji kuruluşudur, pek çok stratejik rapor hazırlar. Ancak ilgili birimlerin yöneticilerine bunları gönderir. Dolayısıyla, ben kurumumuzun çalışmalarını burada vakit olsa uzun uzun anlatırım ama isterseniz başka bir zaman memnuniyetle.
Şimdi, bir şeye takılındı, sadece onu anayım, "Sessiz Devrim" kitabımız. Bu, biliyorsunuz, şu anda, Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Kürtçe yayınlandı, uluslararası alanda da bu pek çok yere gönderildi. Arkadaşlar, bu, on yıllık dönemimizin bir demokrasi envanteridir. Çoğunu bu Meclis gerçekleştirmiştir. Birçoğu Anayasa değişikliğidir, birçoğu yasadır veya alt mevzuattır ama burada biz sadece kendi şeyimizle almadık. 2002 yılı da vardır; biliyorsunuz, reformların bir kısmı, Anayasa falan 2002 yılında yapılmıştır, oradan başlattık ve bu on yıl inanın -belki biz yaptık diye muhalefet eleştiriyor falan ama- Türkiye'nin büyük değişim yıllarıdır. Yani onu alın şöyle, o kitabı, envantere bir bakın. 2002'de, 2003'te, 2004'te neler yapılmış? Ve biz bunu inanarak hazırladık. "Sessiz Devrim" deyişimiz şu: Kimseyi kopyalama, taklit falan değil; demokrasinin içinde, hukukun içinde bütün bunlar yapıldı. Ben şöyle diyorum: Bizimki, AK PARTİ'nin dönemi, bir demokrasi mücadelesidir.
MAHMUT TANAL (İstanbul) - Peki Hataylıları niye tehdit ettiniz dün siz? Hataylıları niye tehdit ettiniz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Sessiz Devrim kitabı da o demokrasi mücadelesinin bir eseridir, onun bir envanteridir, başka bir şey değil.
MAHMUT TANAL (İstanbul) - Hataylıları dün niye tehdit ettiniz Sayın Bakan?
BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Ben hepinize çok teşekkür ediyorum, konuşmacılara katkıları için.
Bütçemiz hayırlı olsun diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sağ olun.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)