GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Toplumsal barışı tehdit eden artan terör olaylarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin (10/3) ön görüşmesi münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:8
Tarih:29.07.2015

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET AYDIN (Adıyaman) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grubunun milletvekillerinin vermiş olduğu bu araştırma önergesi üzerinde AK PARTİ grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, az önce tüm konuşmaları hep birlikte izledik, dinledik, MHP sözcüsünü de dinlediniz ve MHP sözcüsünü dinlerken aslında HDP'nin bize minnet etmesi gerektiğini gördük.

Yine, aynı şekilde, HDP sözcüsünü dinlerken de MHP'lilerin bize minnet etmesi gerektiğini gördük.

CELAL ADAN (İstanbul) - Hadi oradan!

AHMET AYDIN (Devamla) - Ben soruyorum her 2 gruba, her 2 grup da minnet etmiyor.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Bırak bu kibri ya!

OKTAY VURAL (İzmir) - Hiç kimseye minnetimiz yok.

AHMET AYDIN (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar...

OKTAY ÖZTÜRK (Mersin) - Akıllı ol.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bir dakika, bitireyim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bülent Arınç kime minnet ettiğini açıkladı zaten.

AHMET AYDIN (Devamla) - Şimdi, siz ideolojileri hapsederseniz, ideolojik bakış açısıyla siyaset yapmaya kalkarsanız hayal görür ve hayal konuşursunuz. Dolayısıyla, şu anda sizin yaptığınızın pek çoğu aslında hayali konuşmalar. Ben on üç yıllık iktidarı süresince AK PARTİ'nin gerçeklerini size aktarmaya çalışıyorum, bir şey demedim. Yani, MHP, HDP ve CHP'nin bütün konuşmalarını hep birlikte izledik, sizler de dinleyin.

Ben on üç yıllık AK PARTİ'nin gerçekleri nereden nereye taşıdığını anlatacağım sabrederseniz.

OKTAY ÖZTÜRK (Mersin) - On üç yıldır geldiğin nokta belli zaten.

AHMET ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) - Sus, sus!

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - İnsan utanır ya!

OKTAY ÖZTÜRK (Mersin) - Hâlâ konuşuyorsun ya!

AHMET AYDIN (Devamla) - Özellikle, HDP sözcüsünün âdeta bir suçluluk psikolojisiyle hareket ettiğini gördüm ve bu suçluluk psikolojisiyle bir tiyatral oynandı, sahnelendi burada aslında ve burada en iyi savunma saldırıdır mantığıyla bir kurgu kurup o kurgu üzerinde bir algı operasyonu yapmaya çalıştı HDP'nin sözcüsü. Ben burada el insaf diyorum. Burada Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Hükûmetimize, AK PARTİ Grubuna söylediklerinizin kaçta kaçını PKK terör örgütüne söyleyebiliyorsunuz Allah aşkına? O yürek ister, samimiyet ister. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Onlar gelsin Meclise, onlara da söyleriz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Biz iktidar olmak için sınırları zorlamadık, demokrasiyi de zorlamadık...

PERVİN BULDAN (İstanbul) - Çok zorladınız ama olmadı.

AHMET AYDIN (Devamla) - ...ve herkesin milletin iradesi sonucu Meclise seçilmesini saygıyla karşılayacağımızı ve millî iradeye rıza göstereceğimizi hep ifade ettik ve bunu da gösterdik. Ama, siz barajı geçmek statükocularla, paralelle, terör örgütleriyle, çetelerle -yine barajı geçmek için- tüm çözüm süreci karşıtlarıyla bir araya geldiniz...

PERVİN BULDAN (İstanbul) - Ayıp ya! Büyük bir saygısızlık yapıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - ...bir araya geldiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, HDP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

Değerli arkadaşlar, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, biz milletin iradesine saygı gösteririz. Kimin ne yaptığını, kimin nerede durduğunu bu millet çok çok iyi biliyor.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Aynaya bak aynaya!

AHMET AYDIN (Devamla) - Yine, burada, tabii ki özellikle HDP hatibi Türk vatandaşı 10 bin IŞİD üyesinden bahsetti. Hakikaten merak ettim, sordum, soruşturdum, şu ana kadar bin ile 1.300 arasında Türk vatandaşı var ve dünyada ilk 10'a dair girmiyor. Arzumuz hiçbir vatandaşımızın hiçbir terör örgütüne de girmemesi ama yalanlarla, iftiralarla da siyaset olmuyor.

Şimdi değerli arkadaşlar, ben aslında konuşmama şu basit soruyu sorarak başlamak istiyorum: Yüzyıllardır bölge coğrafyasında bütün makroekonomi teorilerini çökerten -böyle bir durumun yaşandığını hepimiz çok iyi biliyoruz- bunca kaynağa rağmen neden refah ve demokrasi oluşmuyor? Bugün çevremizde neden 9 ülke yönetilemez durumda? Bunun açıklaması, oryantalist bir yaklaşımla Orta Doğu'nun çocuklarının az gelişmişliği midir? Arapların, Kürtlerin ve diğer unsurların yeterince modernleşmemesi mi? Yoksa yüzyıldır bölgeye yapılan müdahaleler ve kaynaklarını kullananların oluşturduğu bir kaos düzeni midir?

2 tercih var önümüzde: Kardeş topluluklar olarak bu kaotik düzenin bekçileri mi olacağız yoksa bölge halklarının kendi kaynaklarını kullandığı, kendi refahını ve demokrasisini inşa ettiği bir düzenin savunucuları mı olacağız?

AK PARTİ 2002'de tercihini yaptı ve 13 yıldır bunun sözcülüğünü ve savunuculuğunu yaptı. AK PARTİ'nin yaptığı ilk iş, devlete yüklenen anlamı ve tüm sorun alanlarının temelini oluşturan ret, inkâr ve yok saymaya dayalı politik tutumu değiştirdi. Bunlar şu an için basit gibi görünebilir ancak oldukça önemli olduğu çok açık ortadadır. Çünkü bu alandaki değişim meselelerin çözümü için gerekli olan tüm yolları açar.

Bakın, Kürt meselesi söylenmedik sözün kalmadığı meselelerimizden bir tanesi. 1925-1961 yılları arasında 16 rapor hazırlanmış. Bölge valileri, ordu komutanları, bakanlar, başbakanlar, cumhurbaşkanları devreye girmiş.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Dolmabahçe'ye gel.

AHMET AYDIN (Devamla) - 1987-2000 yılları arasındaysa 54'ü aşkın rapor hazırlanmış, STK'lar, akademisyenler ve siyasi partiler konuya değinmişler. 1983'ten sonra AK PARTİ'ye kadar 14 ayrı hükûmet geçmiş, hiçbir hükûmet AK PARTİ'nin yaptığı paradigma değişimini hayata geçirememiş. AK PARTİ daha iktidara gelmeden programında bu meselenin çözümünü vadetmiştir ve uygulamalarıyla da göstermiştir. AK PARTİ'nin aslında yaptığı şey, tekçi ve homojen mühendislik politikalarının dışına çıkmak ve Hazreti Adem'in eşit çocukları olduğumuz gerçeğine göre davranmaktır.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Ya, AK PARTİ'den sonra doğan çocuklar dağa çıktı.

AHMET AYDIN (Devamla) - Özetlemek gerekirse, Kürt sorunu ve diğer iç meselelerimizin çözümünün hepimize ait olanın tekrar hepimize ait kılınmasından geçtiğinin farkındayız. Çözüm süreciyse silahın ve şiddetin hak arama aracı olmaktan çıkarılmasıdır, silahları terk ederek devletin demokratik dönüşümü için siyasete yönelmektir. Bu ise büyük bir iştir. Tüm toplumsal kesimleri olarak devletin demokratik dönüşümünü konuşabilmemiz için silahın aradan çıkması lazım. Biz bunun için uğraştık ama PKK terör örgütü saldırılarını sürdürdü. Saldırıların dökümünü vermek istemiyorum. Sadece 7 Hazirandan buyana 657 terör eylemi gerçekleştirilmiş. Hepimizin neyin ne olduğunu aslında çok iyi bilmesi gerektiğinin farkındayım ben. Bakın, son günlerde PKK terör örgütü ve HDP yöneticileri söz birliği etmişçesine yürütülen operasyonlar ile erken seçim arasında ilişki kurmaya çalışıyorlar, az önce tekrar burada deklare edildi. Operasyonlara ilişkin amacın, olası bir erken seçimde HDP'nin baraj altında kalmasını ve AK PARTİ'nin tek başına iktidara gelmesini sağlamak olduğunu iddia ediyorlar. "AK PARTİ, seçimin faturasını Kürtlere ve çözüm sürecine çıkararak çatışma ve savaş üzerinden yeniden tek başına iktidara gelme hesapları yapıyor." şeklinde söylemlerle bir kamuoyu oluşturma gayreti içerisindeler.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Yanlış mı?

AHMET AYDIN (Devamla) - Seçim ile operasyonlar arasında ilişki kurmak Meclis ile millet iradesine büyük bir haksızlıktır, hadsizliktir ve saygısızlıktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hiç kimse kusura bakmasın. Evet, tek başımıza iktidarı istedik, çözüm sürecinin devamı için bunun gerekli olduğunu şimdi daha net bir şekilde görüyoruz ama demokrasiyi zorlamadık, demokrasiyi zorlayanlar ortadadır barajı geçmek adına.

Yine, Cumhurbaşkanımızı neden hedefe koyuyorsunuz? Çünkü, Cumhurbaşkanımız çözüm sürecini başlatan lider oldu da onun için. Çünkü, "Yeter ki bu sorun çözülsün, gerekirse baldıran zehri içmeye hazırım." dediği için bunu yapıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (İstanbul) - Bitiren o oldu, bitiren.

AHMET AYDIN (Devamla) - Çünkü, sorundan beslenenler, şiddetten beslenenler çözümü istemez de onun için.

PERVİN BULDAN (İstanbul) - Ahmet, seni bakan yapmayacaklar.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, Kobani üzerinden de bir algı operasyonu yürütüldü. Sayın Cumhurbaşkanımızın tam metnini okuyorum söyleminin: "Kardeşlerim, şunu çok iyi bilmeniz lazım."

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Ahmet, yorma kendini.

AHMET AYDIN (Devamla) - "Cardiff'te de bunu batılı dostlarıma söyledim. Sadece havadan bombalamak suretiyle bu sorunu çözemezsiniz. Bununla ilgili yerde mücadele eden yapılarla iş birliği kurulmadan netice alınamaz. İşte, aylar geçti ve herhangi bir netice yok. Şu anda Kobani de düştü, düşüyor." Buradaki inceliği görebilseniz Cumhurbaşkanına teşekkür etmeniz lazım be! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, HDP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar) Eğer, Kobani düşmediyse Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin o sınırları aşmasından dolayı düşmedi.

SEZAİ TEMELLİ (İstanbul) - Kobani düşmedi.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Ahmet, harcama kendini.

AHMET AYDIN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, yeni seçimi düşünmüyoruz, şu anda koalisyon çalışmaları sürüyor. Seçim yeni oldu, seçimlerden sonra da hemen komisyonlar kuruldu ve bu komisyonlar çalışmaya devam ediyor. Koalisyon olasılıkları konusunda zihnî hazırlıkları dahi olmayanların, seçim sonucunda oluşan Meclisi çalışmaz kılmak için "AK PARTİ'yle asla." diyenlerin, blok siyasetinden bahsedenlerin aslında bize söyleyecekleri tek bir sözü olmaz, olamaz da.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Niye ya?

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, HDP yöneticileri günlerdin neler diyor... Peki, operasyonu zorunlu kılan PKK terör örgütü saldırıları hakkında bu yöneticilerin tek bir kelime sarf ettiklerini, kınadıklarını, lanetlediklerini duydunuz mu Allah aşkına?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Duydum.

AHMET AYDIN (Devamla) - Biz şunu diyoruz: DAEŞ olsun, PKK olsun, DHKP-C olsun, kaynağı kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin, kime karşı işlenirse işlensin bütün terör örgütlerini kınıyoruz, lanetliyoruz ve gerekli mücadeleyi de sonuna kadar sürdüreceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Örgütün, ateşkesin ve çözüm sürecinin bittiğini ilan eden onca açıklamalarını, gerçekleştirdiği eylemleri hiç gündeme getirmeden, Hükûmetin ateşkesi bitirdiği ve çözüm sürecini sonlandırdığı şeklindeki algı operasyonları birilerinin sorumluluğunu ve yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Bakın, kimi isimler, münferit olarak, polislere yönelik katliamı doğru bulmadıklarını belirten açıklamalar yaptılar fakat doğrudan PKK terör örgütüne tek bir söz söyleyemediler. Polisimizi, askerimizi faili meçhul bir odak katletmiyor, şehit etmiyor. Bir fail var, o da PKK terör örgütüdür.

İftira atmaktan ve yalan söylemekten başka bir şey bilmeyenlerin yaptığı diğer bir şey ise Hükûmet ile DEAŞ terör örgütü arasında ilişki kurmalarıdır.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Yok mu?

AHMET AYDIN (Devamla) - Defalarca söyledik; bugün bir kez daha yüksek sesle haykırıyorum burada: Hükûmetimiz ile DEAŞ arasında ilişki kuranlar yalancı müfterilerdir.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - İlişkiyi siz kurdunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bunlar tamamen haksız, hadsiz, mesnetsiz, yalan iddialardır. Dünyadaki hiçbir ülke DEAŞ'ı terör örgütü olarak kabul etmezken, biz, 10 Ekim 2013 tarihli Resmî Gazete'de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararıyla DEAŞ'ı terör örgütü olarak ilan ettik.

PERVİN BULDAN (İstanbul) - Tırlarla silahları niye gönderdiniz?

AHMET AYDIN (Devamla) - Batılılar en ufak bir adım atmazken biz terör örgütü olarak ilan ettik.

DEAŞ'ı ortaya çıkaran küresel güçlerin bu politikayla amaçladıklarının kriz bölgeleri oluşturma, sivil tahribatlarla Moğol usulü dehşet salma, buna tepki olarak ortaya çıkan direnişi daha radikalleriyle bölüp işgali meşrulaştıracak yeni terör unsurlarıyla paydahlama, ortaya çıkan bu kaosla süreci zamana yayarak sağlıklı bir düzenin kurulmasını ötelemedir.

Küresel siyasal sistem, soğuk savaş sonrası ve yeni bir aşamaya geçmek yerine eski dünya yaklaşımıyla var olan hegemonyasını sürdürmeyi öncelediği için kriz bölgelerinde asimetrik savaş örgütlerine ihtiyaç duyuyor. Bu süreç içerisinde, Müslüman halkların yaşadığı coğrafya, eski düşmana dönük her tür testin, deneyin uygulandığı, yeni silahların yanında yeni savaş teknikleri ve psikolojik harp usullerinin uygulandığı bir alan olarak görülüyor. Bölgedeki bütün devletler, bütün halklar ve örgütler "DEAŞ" koduyla yeniden formatlanmaya zorlanmakta, herhangi birinin üstün gelmeyeceği veya yenilmeyeceği bir kaotik denklemin devamı için hareketli asimetrik terörün en organize örneği sunulmaktadır.

Türkiye, 10 Ekim 2013 tarihinden bu yana, örgütle bağlantısı olduğu saptanan yabancı uyruklu 1.600 kişiyi sınır dışı etmiş, 15 binden fazla kişiye ülkeye giriş yasağı koymuş, 600 kişi civarında gözaltı ve bunlardan 100'den fazla da tutuklu var.

Bir köşe yazarı, maalesef, çıkıp da, yabancı liderlerin, Türkiye'deki IŞİD terörünün bir numaralı sebebini oluşturan kişiyi arayıp Suruç için başsağlığı dilemelerini utanç verici olarak nitelendirdi ve Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef gösterdi. Bu çok çirkin bir suçlama, yalan ve iftira. Erdoğan karşıtlığı gözlerini kör ettiği gibi, maalesef, vicdanları da yok etmiş. Vicdanlı, merhametli olan herkes, kimin nerede durduğunu çok iyi bilir. Buna rağmen, tek bir delil ortaya koymadan Türkiye'yi suçlamak, küresel güçlerin figüranı olmaktır.

Biz, hem ülkemizde hem bölgemizde terör istemiyoruz; düzen istiyoruz, çözüm istiyoruz.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Dolmabahçe'de çözmediniz mi?

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, sayın milletvekilleri, biz çözüm sürecinde neler yapmışız? Çözüm sürecinde Hükûmet, yasal düzenlemeden açılım siyasetinden çözüm sürecine bugüne kadar yaklaşık 160 maddede pozitif adım atarak çok önemli gelişmelere önayak oldu fakat karşılığında örgüt ve çeperinde hareket eden yapıların ne yaptığını ise kamu vicdanına bırakıyorum.

Bakın, sorunun çözülmesi için bugüne kadar, kısaca, yapmış olduğumuz başlıkları ben size hatırlatacağım: Olağanüstü hâllerin kaldırılması, vatandaşların çocuklarına Kürtçe isim vermesinin önündeki engellerin kaldırılması, siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması, Kürtçe yayın yasağı kaldırıldı, Kürtçe kursların açılmasına imkân tanındı, farklı dil ve lehçelerde radyo ve televizyon yayınına imkân sağlandı, farklı dil ve lehçelerde reklam yapılmasına müsaade edildi. TRT Şeş, sonra TRT Kurdî yirmi dört saat yayın hayatını devam ettiriyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Kanununu niye çıkarmıyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) - Özel televizyon ve radyo kuruluşlarına farklı dillerde yirmi dört saat yayın imkânı sağlandı, üniversitelerde farklı dillerde ana bilim dalı, enstitü, bölüm açma, seçmeli ders koyma imkânları sağlandı, Kürt dili edebiyatı bölümleri kuruldu. Üniversitelerde Kürdoloji kütüphaneleri kurulmasının önü açıldı. Farklı dillerdeki kültürel faaliyetleri destekleme kararı alındı. Kürtçe filmlere destek verildi. Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin yakınlarıyla ana dillerinde görüşmeleri sağlandı. Çağrı merkezlerinde, Türkçe bilmeyen vatandaşlara yönelik hizmet imkânı sağlandı. Önemli bölgelerde Kürt açılımı çalıştayları düzenlendi. Yerleşim birimlerine eski isimlerinin iadesi sağlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca Kürtçe bazı önemli eserler yayınlandı. Yaylalar, meralar yeniden kullanıma açıldı, köye geri dönüşler başladı. Kürtçe ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisi kataloğunda yer aldı. Terör ve Şiddet Olayları Kapsamında Yaşam Hakkı İhlallerinin İncelenmesi Alt Komisyonu kuruldu. Sanıklar için ana dilde savunma imkânı sağlandı ve ana dili ana sütü gibi helal gören bir iktidarın mensubu olarak bu yapılanlardan hakikaten, ciddi memnuniyetimizi ifade ediyoruz. Ve bunlar bir lütuf olarak değil; bunlar doğuştan var olan ama maalesef yıllarca, on yıllarca ötelenen hakların devletin güvencesi altına alınması için gerekli olan adımlardı ve bu adımları attık. Akil insanlar heyeti kuruldu ve tüm yurtta çalışmalar yaptı. TBMM'de Çözüm Süreci Araştırma Komisyonu kuruldu. Türk Dil Kurumu Türkçe-Kürtçe Sözlük yayınladı. Anadolu Ajansı Kürtçe yayın başlattı. Çözüm süreci tasarısı yasalaştı ve Hükûmet Programı'na alındı. Tüm yasalarda demokratikleşme ve çözüm süreci konusunda onlarca düzenleme yapıldı.

Şimdi, bunları, öyle zannediyorum ki HDP'nin Eş Genel Başkanları dahi hayal edemezdi. Biz bunları inanarak yaptık. Olması gereken reformlardı, yıllarca ötelenmişti. İnanarak, halkın bu haklı taleplerini, bu beklentilerini güvence altına aldık ve yine bir Kürt olarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin onurlu bir vatandaşı olarak, bir Müslüman ve bir insan olarak bütün bu yapılanlardan dolayı Sayın Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Hükûmetimize ve grubumuza teşekkürlerimizi sunuyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Peki, biz bunları yaparken terör örgütü ve iş birlikçileri neler yaptı? 2002-2015 döneminde süreci neler olumsuz etkiledi? PKK'nın Dağlıca saldırısıyla başladı, 12 asker şehit oldu. İstanbul Göngören'de PKK'nın attığı bombalar sonucu 18 kişi hayatını kaybetti. Şemdinli Aktütün Karakolunda PKK'nın saldırısı sonucunda 15 asker şehit oldu. Silvan, Reşadiye, Yüksekova, Diyarbakır bölgelerinde PKK silahlı saldırıları oldu. Örgüt defalarca sürecin bittiğini açıklayıp Hükûmeti tehdit etti. Süreci başlatan siyasi iradeye düşmanca bir tavır takınıldı. Lice'de uzun süre yol kesmeler ve sokak eylemleri oldu. PKK çekilmeyi, durduğunu açıkladı. KCK Yürütme Konseyi 11 Temmuzda ateşkesi tek taraflı olarak sona erdirdiğini açıkladı ve devrimci halk savaşlarını başlatarak silahlanma çağrıları yaptılar. HDP Kobani nedeniyle halkı sokağa çağırdı. 6-7 Ekim Kobani olaylarında 52 vatandaşımız maalesef hayatını kaybetti. Yüksekova'da çarşı izinlerindeki askerler maalesef arkadan vuruldu. Diyarbakır'da sayısız yol kesmeler, şantiye basmalar, araç gereç yakmaları, yıllarca ciddi terör eylemleri oldu. Netice itibarıyla sadece 7 Hazirandan bu tarihe de olan terör eylemi sayısı 657.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada kim terörden yana, kim barıştan yana; kim "silah" diyor, kim "siyaset" diyor çok açık ortadadır. İşte, değerli arkadaşlar, devlet bütün bunlara izin vermez, devlet teröre prim vermez, devlet durduk yere operasyon yapmıyor. Barışa kimin de suikast ettiğini HDP'liler lütfen görsün diyorum.

Devlet PKK terör örgütünün başlattığı saldırıları sonlandırmak üzere operasyonlar yapıyor. Yapılan operasyonların tek bir amacı vardır, ulusal güvenliğimizi tehdit eden tüm terör örgütleridir, DEAŞ'ı, PKK'sı, DHKP-C'si ve tüm terör örgütlerine eş zamanlarda operasyonlar yapıldı, yapılmaya devam ediyor. Hiç kimse hedef saptırmasın, bırakın PKK terör örgütünün yaptığı saldırıları kınamayı, PKK terör örgütünün sözcülüğüne soyunanlar operasyonlar hakkında bize bir tek laf bile söyleyemezler. Biz 7 Haziran seçimi sonrasında, çözüm sürecinin hedeflenen rota doğrultusunda devam edeceğini ve demokratik kazanımlardan ödün vermeyeceğimizi vurgulamıştık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Aydın, iki dakika ek sürenizi veriyorum.

AHMET AYDIN (Devamla) - Hiçbir vesayet odağına izin vermediğimiz gibi, terör örgütlerinin ve onların figüranlarının da yeni bir vesayet kurmasına asla izin vermeyeceğiz. Terörün sona ermesi ve PKK terör örgütünün silahsızlanması konusunda tutum alamayan hiç kimseyi muhatap olarak da kabul etmeyeceğimizi deklare ettik.

Açıkça soruyoruz: Terörizm karşısında nerede duruyorsunuz? Safını herkesin çok net ortaya koyması lazım. Ya "silah ve terör" diyeceksiniz ya "demokrasi ve siyaset" diyeceksiniz, safınızı belli edeceksiniz. Silahla siyaset bir arada yürümez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) HDP bir yol ayrımında, bir tercih yapmak durumundadır. Hani "Silahlar sussun, fikirler konuşsun." diyorduk.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Bırakın silahları.

AHMET AYDIN (Devamla) - Ne oldu? Hem silah hem fikir bir arada yürümez.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Bırak silahı.

AHMET AYDIN (Devamla) - Silahların susması lazım eğer siyaset yapılacaksa.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Sustur silahı.

AHMET AYDIN (Devamla) - Yine, bu ülkenin iş adamlarını, gazetecilerini, kolluk görevlilerini, yargıçlarını katleden DHKP-C terör örgütünün terör faaliyetlerini neden buharlaştırıyorsunuz? Buharlaştırma bir yana "DHKP-C bize desteğini ifade etti. Kendilerine teşekkür ederiz." diyen siyasi parti yöneticileri var. Bu terör örgütünü çiçek çocuk gibi gösteren medya organları ve siyasi partiler var.

Sayın milletvekilleri, terör örgütlerini incelediğimizde, tüm terör örgütlerinin içinde bir DEAŞ anlayışının olduğunu göreceksiniz. PKK, terör örgütleri kendi içindeki DEAŞ anlayışını terk etmelidir. "Rojova devriminin özü Baas ordusuna katılmaktır." diyen PKK'nın, Baas rejimini ayakta tutmak için binlerce kişiyi katleden DEAŞ'tan farkı nedir? Bugün bölge halkına en çok baskı ve zulmü uygulayan kimdir? Bütün bu soruların cevaplandırılması lazımdır diye düşünüyorum.

Yine, değerli arkadaşlar, bu konularla ilgili, daha önce hem İnsan Hakları Komisyonu alt komisyon kurmuş, incelemeler, araştırmalar yapılmış hem de Meclis araştırma komisyonu kurulmuştur. Bu maksatla baktığımızda, bunun yeniden incelenmesinin gereğinin olmadığını... Ama şunu bir kez daha ifade edeyim ki...

İDRİS BALUKEN (Diyarbakır) - Suruç katliamı yeni oldu. Ne alakası var?

AHMET AYDIN (Devamla) - ...ulusal güvenliğimizi, millî güvenliğimizi, milletin geleceğini kim tehdit ederse, kim baskı uygularsa, kim şiddet uygularsa, onun karşısında da sonuna kadar mücadele edilecektir diyorum.

Tekrardan hepinizi saygıyla selamlıyor, hayırlı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)