| Konu: | (3/12) esas numaralı Başbakanlık Tezkeresinin Genel Kurulda görüşülmesinin Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında usul görüşmesi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 1 |
| Birleşim: | 9 |
| Tarih: | 03.09.2015 |
MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; açılan usul görüşmesinde Başkanlığımızın tutumu lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.
İtiraz edilen konulardan birisi, mevcut imzanın atıldığı tarihteki hükûmetin hukuken imza yetkisinin olmadığı ileri sürüldü. Gerek yargı uygulamalarına bakıldığı zaman gerekse devlette devamlılık ilkesinin bir sonucu olarak bu iddianın geçersiz olduğu çok rahatlıkla anlaşılır. Bakın, elimde 1988 tarihli, o zamanki Cumhurbaşkanı seçilen Sayın Turgut Özal'dan boşalan Başbakanlık ve Bakanlar Kurulunun görevine devam etmesine dair Danıştay 1. Dairenin vermiş olduğu -ki Anayasal olarak biz de şu anda Başbakanlık bunu isteyebilir- istişari görüş var ve o kararda da bu uygulamanın ta 1950 seçimleri, Şemsettin Günaltay hükümetinden sonra bakanların milletvekili seçilememesinden dolayı, seçimden sonra yine Meclisin toplanmasına kadar, 22 Mayıs 1950 tarihine kadar aynı Hükûmetin görevine devam etmesi gibi bir teamül başlamış yani devlet 7/24 esasına göre kesintisiz çalışan bir aygıt olarak 1950'den beri bu ilke uygulanmış.
Yine, 1972 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan tezkereyl, Başbakan Nihat Erim'in istifası üzerine mevcut Başbakanlık görevi Millî Savunma Bakanı tarafından üstlenilmiş ve bu görevlendirme yapılmış.
Şimdi, 7 Hazirandan sonra, 9 Haziran tarihi itibarıyla Sayın Başbakanımız Sayın Cumhurbaşkanımıza istifasını sundu. Yine, bu ilke gereğince Sayın Cumhurbaşkanımız yeni bir kabine kuruluncaya kadar Başbakanımız ve Hükûmetin görevde kalmasını rica etti. Bu rica, aslında hukuki bir sonuç doğuran, anayasal açıdan her türlü yetki ve görevi uhdesinde barındıran bir görevlendirmedir. Aslında, bu bir tedviren görevlendirmedir çünkü devlet boşluk kabul etmez arkadaşlar. Dolayısıyla, tezkere 21 Ağustosta geldi. O tarihte görevde olan, bu tezkerenin altında imzası olan bütün bakanlar anayasal açıdan bakanlık tasarruflarında bulunduğu gibi, Bakanlar Kurulunun kararnamesine ve prensip kararının altına da çok rahat imza koyabilecek bir durumda idiler.
Yine, Danıştayın kararından bir örnek vereyim: "Yetkili makam tarafından 'kişi yönünden yetki' olarak tabir edilen yetkinin normalde o anda görevli ve yetkili olan kişi tarafından alınması gerekir." diyor. Yetkili kişi, işlem yapıldığı anda o tarihte yetkili olandır. Dolayısıyla, o tarih itibarıyla baktığımız zaman, anayasal açından yetkili ve görevli olan bir hükûmet var. Bununla ilgili, idarenin devamlılığı ilkesiyle ilgili bir sürü örnek karar var Danıştay 6. Dairenin, Yargıtay 13. Dairenin. Yani, bir işlem yapılmışsa örneğin bir belediye encümeni bir yıkım kararı vermiş, bu başka bir belediyenin sınırına alınmış "Bu yıkım kararı geçersiz." diyemezsin. "İdarenin devamlılığı ve idari istikrar ilkeleri gereğince bunun devam etmesi gerekir." diye onlarca uygulama örneği var. Dolayısıyla, Hükûmetin yetkisiz olduğu noktasındaki iddia yersiz ve hukuki dayanaktan yoksundur. Bu tezkerenin içeriğiyle ilgili eğer bir iddia varsa o da yine anayasal açıdan 117'nci maddenin Bakanlar Kuruluna... Yine Millî Seferberlik Kanunu'nda da bu hükümler yer almaktadır. Bu konuda Bakanlar Kurulu, millî güvenliğin sağlanmasından sorumlu olduğundan ulusal güvenliğin en ufak bir tehdide maruz kalmaması ve bu tür risklerin oluşmaması adına gününden önce bunu getirip Meclisin yasal -sonuç işlem burada Meclisin onayıdır- izin verme noktasındaki işlemi yapma noktasındaki ön işlemi yapmıştır, görevini yapmıştır, zamanında yapmıştır.
Önceki tezkerelere bakın, 6-7 defa Irak tezkeresini yeniledik. Hepsi önceden gelmiştir ama yürürlük tarihi 2 Ekimden sonradır, o tarihten itibaren bir yıl olacaktır. Yoksa, 2 Ekim günü saat 24.00'ü bekleyip, gece yarısı Meclisi toplayıp da burada bir karar çıkartacak hâlimiz yok. Kanunlarda olduğu gibi yürürlük tarihi yani sürenin başlangıcı 2 Ekim tarihi olacaktır. Dolasıyla, bu tezkerenin buraya gönderilmesinde en ufak bir hukuki problem yoktur. Değerli Başkanımızın bu tezkerenin görüşmeleri açısından bir sıkıntı olmadığı, hukuka aykırılık olmadığı noktasındaki tutumunun yerinde olduğunu belirtiyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)