GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 96'ncı yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:79
Tarih:23.04.2016

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gündemimize göre, Genel Kurulun 21 Nisan 2016 tarihli 77'nci Birleşiminde alınan karar uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 96'ncı yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın kutlanması ve günün anlam ve öneminin belirtilmesi gayesiyle yapacağımız görüşmelere başlıyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanım, değerli milletvekilleri; aziz milletimizin hür ve bağımsız iradesinin en güçlü ve etkili bir şekilde temsil edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 96'ncı yılını idrak etme bahtiyarlığına ulaşmış bulunuyoruz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'mız kutlu olsun.

Bu sabah Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve Anıtkabir'de gerçekleştirilen törenlerden sonra Birinci Meclis binasında düzenlediğimiz programa katıldık. Tebriklerin kabulünden sonra şimdi de 23 Nisan özel oturumunu gerçekleştirmek için toplanmış bulunuyoruz.

Sayın milletvekilleri, 23 Nisan iki açıdan önemlidir; ilki, millî egemenlik kavramına yaptığı güçlü vurgu, diğeri ise tüm çocuklara armağan edilmiş bir bayram olmasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi millî iradenin tek temsilcisi ve millî hâkimiyetin tecelligâhı olması itibarıyla ülkemizdeki bütün kurum, kuruluş ve şahısların iradesinin üstündedir. Bu Mecliste aynı çatı altında bulunan değerli milletvekillerinin ortak hedefi, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanarak milletimizin refahı, devletimizin bekası, vatanımızın bölünmez bütünlüğü ve ay yıldızlı bayrağımızın göklerimizde ilelebet dalgalanması için çalışmaktır. Millî hâkimiyet ancak ve ancak milletimizin iman, inanç ve ruh köküne bağlı kalınması suretiyle gerçekleşebilir, pekiştirilebilir. 23 Nisandan günümüze gelene kadar, devlet ve milletçe büyük zorluklarla ve engellerle karşılaşmış olsak da bunları aşmasını bildik ve önemli mesafeler katettik. Millî ruhla, müspet ilimle, nefse hâkimiyetle birçok başarıya ulaştık. Ruha muhalefet delilik, akla muhalefet gerilik, nefse muhalefet ise veliliktir. Zorluklar ancak inanç ve iman kuvvetiyle aşılır. Zorluklar başarının değerini artıran süslerdir. Aşılmasına imkân olmayan hiçbir duvar yoktur. Engelleri aşamayanlar onları aşamama korkusunda olanlardır. Korku elbette vardır fakat mühim olan korkudan korkmamak, ona karşı galip gelmektir.

Zirve bir medeniyetin sahibi ve mirasçısı necip bir milletiz. Nice badireleri atlattık, tarihe nice şanlı sayfalar eklettik. Üç kıtaya, yedi denize adaletle, insaniyetle hükmetmiş bir cihan devletinin vârisleriyiz. Dünkü topraklarımızda bugün 53 devlet var. Bizden dostça ve kardeşçe rehberlik ve önderlik bekleyen geniş bir kültür coğrafyamız var.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin istiklali, huzur ve selameti, toprak bütünlüğü, halkımızın güvenliği ve hürriyeti, geçmişte olduğu gibi bugün de açık veya örtülü birçok saldırının hedefi durumundadır. Bugün, kökü dışarıda olan dış güçler tarafından kimi zaman açıkça, kimi zaman da örtülü biçimde desteklenen terör eylemlerine maruz kaldığımız bir süreci yaşıyoruz. Otuz yıldan fazladır terör belasıyla uğraşıyoruz. Bunun yanı sıra, sözde ileri, sözde medeni bazı devletler çözüme ulaşmamızı engellemek için terör çeteleri lehine her türlü destek ve çalışmayı yapıyor, maalesef, içimize de nüfuz ediyorlar; sosyal ve siyasal bünyemizi tahrip edici millî birlik ve beraberliğimizi bozma gayeli faaliyetleri cesaretlendirecek tutumlar sergiliyorlar. Bugünün dünyasında bakıldığında insan ister istemez Mehmet Emin Yurdakul'un "Anadolu" başlıklı şiirindeki serzenişi hatırlıyor:

"Yazık, sana ağlamayan şiire,

Yazık, sana titremeyen vicdana,

Yazık, sana uzanmayan ellere,

Yazık, seni kurtarmayan insana."

Kendi ülkelerindeki terör eylemlerine karşı hiddet ve şiddetle ayaklanan, dünyayı velveleye verenler bizdeki teröristlere ve terör hareketlerine karşı lakayıt ve bigâneler. Oysa, ismi ne olursa olsun, ne denirse densin, terör terördür, milliyeti, dini, mezhebi ve ırkı yoktur. Bizim, bu şekilde farklı devletlerin iç huzurunu, düzenini ve asayişini bozacak şekilde terör örgütlerini destekleme gibi bir politikamız hiçbir zaman olmamıştır. Tam aksine, komşumuz olsun olmasın, her devletin huzur ve selametini kendi huzurumuz ve selametimiz olarak görmüşüzdür. Bunun da ötesinde, dünyanın neresinde olursa olsun, zulme ve haksızlığa maruz kalanlara, açlık ve sefalet içinde inleyenlere, uğradıkları katliam ve yağmalar yüzünden yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalanlara elimizden geldiğince kol kanat germeye çalışmış, yardımlarına koşmuşuzdur. Bunu yaparken de asla ırk, din, mezhep ve etnik köken ayrımı yapmadık. Mesela, son dönemde Suriye'den gelen her etnik kökenden ve inanç grubundan insanlara biz kapılarımızı açtık. Bu, bizim ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz bir hasletimizdir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinin, dünya genelindeki ihtiyaç sahiplerine kendi ekonomik imkânları çerçevesinde en çok yardım eden ülkeler arasında yer almakta oluşu, milletimizin manevi ve millî değerlerinin, devletimizin tarihten gelen misyonunun üstünlüğünü ve değerini ortaya koymaktadır.

Dünya, güçlünün güçsüzü ezdiği, güçlü olmanın "haklı olmak" anlamına geldiği bir dünya olmaktan çıkmalı, sömürünün yerini yardımlaşma almalıdır. Küresel sorunlara medeni dünya olarak el birliğiyle çözüm aramak varken, kimi devletlerin, terörü örtülü biçimde başka ülkelere müdahale ve siyasi operasyonlar için bir araç olarak kullandıklarını görüyoruz. Ne yazık ki bu tür operasyonlara maruz kalan ülkelerden biri de biziz. Huzur ve asayişi sağlamak için şehitler veriyorsak bunun temel nedeni, dış dünyanın terörle mücadelemizde bize destek vermemiş olmalarıdır. Ancak, terör ve terörist eylemlerle mücadelemizde gevşeklik göstermeyecek ve boyun eğmeyeceğiz. Ne zaman bayrağımıza sarılı bir tabut görsem, millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un mısralarını hatırlarım: "Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber/ Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber." Devletlerin büyüklükleri ile dertleri doğru orantılıdır. Devletimiz, tarihî derinliği olan, zirve bir medeniyetin mirasçısı durumundaki bir devlettir. Bu sayededir ki güçlüdür, azimlidir, kararlıdır; mutlaka terör belasının da üstesinden gelecektir. Günümüzde, terör konusu, dünya devletlerinin samimiyetle ele alması gereken ortak mesele hâline gelmiştir. Bu gerçek artık anlaşılmalıdır.

Sayın milletvekilleri, dünyanın ortak çözüm üretmesi gereken bir diğer mühim problemi de mülteci meselesidir. Yakın bir zamana kadar, bizler gibi, kendi vatanlarında kurulu bir düzeni olan milyonlarca masum insan, vatanlarını terk etmek zorunda kaldılar. Aylan bebeğin sahile vuran cansız, minik bedeni hâlâ gözlerimizin önünde. O fotoğrafı gördüğü hâlde içi sızlamayanın, vicdanının varlığından şüphe etmek yanlış olmaz. Benzeri trajediler her gün yaşanmaktadır. Türkiye'miz, 3 milyonu aşan mülteciye kucak açmıştır. Bütün devletlerin, bu sorunun çözümüne el birliğiyle katılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında da belirttiğim gibi, 23 Nisan, aynı zamanda çocuklarımızın bir bayramıdır; Kemal Atatürk, 23 Nisan 1927 yılında bayram olarak çocuklara armağan etmiştir. Çocuklarımız geleceğimizdir. İnancımıza göre, yavrularımız günahsız olarak doğarlar. Dimağları ve hissiyatları temiz birer sayfadır. Bu dimağların insanlığa faydalı ilim ve irfanla gelişmesi, biz büyüklerin, aynı zamanda sorumluluk makamında olanların en önemli vazifelerindendir. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, çocuk ve gençlerimizin sağlıklı gelişimini temin edecek kararları almak başta gelen görevlerimizdendir. Onlara yapılan her yatırım, daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye için yapılan yatırımdır.

1982 Anayasası'nda yer aldığı şekilde, "Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır." Aile kurumunun önemini de göz önünde bulundurarak çocuklarımızı her türlü istismar ve şiddetten korumak Anayasa'mızın amir bir hükmüdür.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, çocuklarımızı maddeten ve manen korumak; bedenen, ruhen ve zihnen sağlıklı nesiller yetiştirmek için her türlü tedbiri almak kararlılığı içindedir. Çocukların korunması hususu devlet olarak en çok önem verdiğimiz ve üzerinde hassasiyetle durduğumuz konulardan biridir, bundan hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. 23 Nisan gününü Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlamakla, istikbalimiz demek olan çocuklarımıza, millî hâkimiyet gibi en temel bir değerimiz kadar önem vermekte olduğumuzu göstermekteyiz.

Bu vesileyle, İstiklal Savaşı'mıza millî mücadele vasfı kazandıran, onu millî irade temeline dayandıran Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurucularını, istiklal mücadelemizi yürüten Gazi Meclisin bütün mebuslarını ve aziz şehitlerimizi minnet ve şükranla yâd ediyorum. Ülkemizin ve devletimizin hürriyet ve istiklalini korumak için Gazi Meclisin yönetimi altında hayatını ortaya koymuş ve her türlü fedakârlığı yapmış olan bütün şehitlerimize ve gazilerimize Allah'tan rahmetler niyaz ediyorum, mekânları cennet olsun.

Sizleri de nice bayramlara sağlık, huzur, afiyet, birlik ve beraberlik içinde ulaşmanız temennisiyle ve en samimi muhabbetlerimle, hürmetlerimle selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ, MHP ve Bakanlar Kurulu sıralarından alkışlar)