| Konu: | 701 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/4) ile İçtüzük'ün 128'inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 12 |
| Tarih: | 31.10.2018 |
CHP GRUBU ADINA ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Olağanüstü hâl... Olağanüstü hâl ve olağan hâl var; iki hâl var: Birisi olağan, diğeri olağanüstü hâl. Anayasa'da da bu tanımlanmış. Anayasa "Olağan yollardan eğer yönetemiyorsanız olağanüstü hâli ilan edebilirsiniz." demiş ama koşullarını koymuş tüm ülke sathında değil. Terör yaşanabilir, bir sıkıntı vardır bir bölgede, geçici olarak yaparsınız. Yani "bir ay" dersiniz, "iki ay" dersiniz, "yirmi dört ay" demezsiniz. "Efendim, 24 Haziran seçimlerini de yapalım, ondan sonra olağanüstü hâli kaldırırız." mantığı da mantık değildir çünkü 16 Nisanda referandumu yapıp dünyada demokratik ülkelerde olmayan bir işi başardınız. Birincisi, bu.
İkincisi: Yine, demokrasiyle yönetilen ülkelerde olağanüstü hâlde seçimlere gidilmez ve siz seçimlere gittiniz. Sonra, arkasından da "Olağanüstü hâli kaldırdık." dediniz. Biraz önce söylediğim gibi, olağan yollardan yönetemeyeceğinizi bildiğiniz, anladığınız durumda seçimlere gittiniz ve sonuçta olağanüstü hâli süresiz olarak aslında uzattınız, kararnamelerle ülkeyi yönetmeyi artık yönetim şekli hâline getirdiniz.
Şimdi, buradan şuna girmek istiyorum: 20 Temmuzdan bir gün önce "Bu hain darbe girişimi bizim için Allah'ın lütfudur." dediniz. Önce durduk, "Ne demek istiyorlar? Bunun altından ne çıkacak bakalım?" dedik. Ertesi gün, 20 Temmuzda olağanüstü hâl kararını açıkladınız.
Sayın Cumhurbaşkanı demiş ki: "Olağanüstü hâl ilanının amacı, ülkemizde demokrasiye, hukuk devletine, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerine yönelik bu tehdidi ortadan kaldırmak için gereken adımları en etkin ve hızlı şekilde atabilmektir. Bu uygulama kesinlikle demokrasiye, hukuka, özgürlüklere karşı değildir."
Bakalım öyle mi? Şimdi, rakamlarla çalıştım; önce, ekonomiyle ilgili bu olağanüstü hâl nasıl bir tahribata sebep olmuş onu size rakamlarla anlatacağım.
20 Temmuzda ki biz, özellikle 12 Eylül Anayasası'nın faşist bir anayasa olduğunu ve ülkede meri olmasına rağmen bunun devam etmemesi gerektiğini savunuyorduk ve sizler de bunu savunuyordunuz.
20 Temmuzda getirdiğiniz ve olağanüstü hâlde bu referandumla süren o sivil darbe -bize göre- neler getirmiş bakın bakalım: O zaman dolar 3 liraymış 20 Temmuzda, dolar 7 liraya, euro 8 liraya çıkmış; euro da 3,30 liraymış. Firmaların, özellikle reel sektörün döviz açığı 207 milyar dolar yani bugünkü kurla 627,2 milyar lira imiş. Nereye çıkmış firmaların, reel sektörün döviz açığı? 217 milyar dolar yani 1 trilyon 192,1 milyar Türk lirasına çıkmış yine bugünkü kurla, bugün kur 5,60. 20 Temmuzda Türkiye'nin dış borcu 423 milyar dolarmış, Türkiye'nin dış borcu bugün 468 milyar dolara çıkmış. 20 Temmuz sivil darbesinden önce özel sektörün dış borcu 297,2 milyar dolarmış, bugün geldiği nokta, yine özel sektörün dış borcu 317,1 milyar dolara ulaşmıştır. Cari açık 29,4 milyar, bugün geldiği nokta 55 milyar dolar. Yine 20 Temmuzdan önce dış ticaret açığımız 58,1 milyar dolarken bugün gelinen noktada dış ticaret açığı 74 milyar dolara çıkmış arkadaşlar. Çılgın rakamlar değil mi? Evet, çılgın rakamlar. Biraz sonra, sürem yeterse sosyal arızalarını da arka arkaya sıralayacağım.
Türkiye'ye giren doğrudan yabancı sermaye 20 Temmuzdan önce 13,7 milyar dolarken şu anda 10,1 milyar dolara ulaşmış ama bu, sıcak para. Yani özellikle de bu, haziran rakamı, daha bugünkü rakamlara ulaşamadık. En çarpıcı olan da tüketici enflasyonu. 20 Temmuzdan önce tüketici enflasyonu yüzde 7,74 iken bugün yüzde 25 seviyesine çıkmış durumda yani neredeyse 4 katına ulaşmış.
Millî gelirle ilgili bir hesaplama yaptık. 20 Temmuzdan önce millî gelir 862,7 milyar dolar ve bugün gelinen noktada 851 milyar dolar olarak bugünkü kurla hesaplıyoruz. Eğer dolar 7 lira olsaydı bu, çok daha aşağıda olacaktı.
Bu son derece önemli: Hane halkının bankalara borcu 397 milyar liraymış arkadaşlar yani her evin ortalaması bu, bugün gelinen noktada 516,7 milyar liraya çıkmış. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin bankalara kredi borcu 404 milyarken bugün 663 milyar liraya gelmiş. Ekonomik tahribata bakar mısınız? Benzinin litresi 4,5 lira bile değil, bugün 7 liranın üzerinde.
Turizm gelirinde turist başına 700 dolarlar seviyesindeyken -bugün açıklandı- turizmin ortalama rakamı 612 dolara kadar düşmüş. Yani dünyada ne kadar yoksul turist varsa bizim ülkemizde 5 yıldızlı otellerde, her şey dâhil tatil yapabiliyor ama bizim emeklimiz, işçimiz, memurumuz kendi köyüne gidecek parayı bile bulamıyor.
TÜİK'in Yaşam Memnuniyeti Araştırması'nda -2016 rakamı tabii- 15 Temmuz 2016 öncesi rakamı yüzde 61,3; düştüğü yer yüzde 55'e gelmiş, hiç kimse hayatından memnun değil.
Şimdi de geliyoruz sosyal tahribata. Cezaevindeki hükümlü ve tutuklu sayısı 180 bin seviyesindeymiş, bugün gelinen noktada -bunu iktidar mensupları açıkladılar çünkü biz birçok defa müracaat ettik, şu anki cezaevinde tutuklu ya da hükümlü bulananların toplam sayısını istedik, alamadık ama bugünkü bir açıklamadan alıyorum bunu da- şu anda 250 bin kişiye ulaşmış arkadaşlar.
Yine, 15 Temmuz öncesinde 135 gazeteci tutuklanmış -bu da çok yüksek- o dönemde de dünyada 180 ülke arasında 120'nci sıradayken bugün gelinen noktada 157'nci sıraya gelmişiz ve sayı 250'lere ulaşmış durumda.
Masumiyet karinesine aykırı olarak 5.822 akademisyen ihraç edilmiş, pasaportlarına el konmuş, yurt dışına çıkış yasağı getirilmiş. Aynı şekilde, çocuklarına da bu cezayı çektirmektesiniz. 33.497 öğretmen ve idari personel görevden alınmış, 114.729 kişi kamudan ihraç edilmiş.
154 bin kişinin, işçinin grev hakkını engellemişsiniz ve bunu çok açık bir şekilde Sayın Cumhurbaşkanı "Siz niye şikâyet ediyorsunuz özel sektör, reel sektör, firma sahipleri? Biz sizin için getirdik OHAL'i. Bakın, grev olabiliyor mu?" demişti, hatırlatıyorum. Evet, grev yapılamıyor çünkü bu zihniyet grev kırıcıdır, 154 bin kişi grev hakkını kullanamamış.
624 kadın cinayete kurban gitmiş. 387 çocuk istismara uğramış. Çalışmak zorunda bırakılan 2 milyon çocuğun yüzde 80'i de sigortasız çalıştırılıyor.
Yine, 20 Temmuzdan önce kapanan şirket sayısı 2011'den bu yana yüzde 33 iken şu anda yüzde 50'lere varmış. Rakamlar, dökümler var, uzatmayacağım, çok uzun liste çünkü. Fakat olağanüstü hâlde bugün gelinen noktanın hem ekonomik hem sosyal tablosu da budur. Bu rakamlar TÜİK'ten, Merkez Bankasından, devletin ilgili kurumlarından alınmış, isteyenlere de verebilirim.
Değerli arkadaşlar, bunun dışında, yine ekonomiyle ilgili iflasın ertelenmesi talebi, kış lastiği, epilasyon gibi kararlar kanun hükmünde kararnamelerle alındı. Yani olağan yollardan yönetemediğinizi kararnamelerle, kanun hükmünde kararnamelerle çıkartmaya çalıştınız.
Aynı zamanda, Varlık Fonu'nu kurdunuz, Varlık Fonu'nu. Varlık Fonu varlıklı ülkelerde yapılır. Yani doğal gazı vardır, petrolü vardır ve fazlası vardır, gelecek nesildeki kendi yurttaşları için gelir getirecek yerlere yatırım yapmak üzere ne yaparlar; Varlık Fonu kurarlar. Bizim öyle bir durumumuz var mı? Hem ticaret açığı veren hem cari açık veren bir ülkede Varlık Fonu'nu yine KHK'yle kurdunuz. Ve aynı zamanda da bugün Sayın Cumhurbaşkanı bir şirketin başına kendisini atadı, aynı zamanda damadını da atadı. Üstelik de Türk Hava Yolları gibi, Ziraat Bankası gibi o kadar değerli kurumlarımızın şu anda denetimi artık yok, denetimsiz bırakıldı. Soru sorduğumuz zaman da cevap alamıyoruz.
Yine, Kamu İhale Kanunu kapsamında ihale yasalarını değiştirdiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Budak, toparlayın.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Gerçi onu daha önce de yapıyordunuz. Her ay Kamu İhale Kanunu'nu değiştirdiniz ama burada KHK'yle artık olağanüstü durumlarda yani sel afeti gibi, aynı zamanda deprem gibi durumlarda satın almada ihaleye çıkma gereği olmadan yapılabilecek bütün ihaleleri bu yolla, kanun hükmünde kararnameyle çıkarttınız.
Son olarak da işsizlik sigortasına ilişkin bir düzenleme yaptınız. 31/12/2017 tarihine kadar işe alınan her bir sigortalı için geçerli olmak üzere işverenlere sigorta prim desteği ve gelir vergisi desteği verilmesine yönelik düzenlemeler yapıldı fakat İşsizlik Sigortası Fonu'ndan yapıldı ve burada 13 milyar lira gibi bir rakam bu fondan aktarıldı; en son yaptığınız devlet bankalarına 11 milyar sermaye aktarımı gibi. Bu arada, 2002 yılından beri işçiye verilen rakam da sadece 14,3 milyar lira.
Rakamlar ortada, durum ortada, tahribat ortada ve kanun hükmünde kararnameyle ilgili bugün bir madde konuşuluyor. Bu konuda ısrar edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)