GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:27
Tarih:06.12.2018

CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben de yasa hakkında konuşmama başlamadan önce doğumunun 87'nci yılında, altmış dört yıllık sanat yaşamında 200'ü aşkın beste bırakan ve ülkemizdeki sanat müziğine getirdiği yeniliklerle ve beyefendi kişiliğiyle bilinen rahmetli Zeki Müren'i burada huzurlarınızda anmak istiyorum. Diliyor ve umut ediyorum, benzer sanatçılarımız yine "Sanat Güneşi" unvanını alacak çalışmalar yaparlar.

Yine konuya girmeden önce, son günlerde Gezi direnişiyle ilgili ülkemizde yeniden bir cadı avı başlatıldığını hepimiz üzülerek görüyoruz. Geçmişte "Ergenekon" adı altında da yapıldı. Yani uzun yıllardır devam eden siyasi dava türü yeniden ülkemizde hayata geçti ve devam etmeye başladı.

Değerli arkadaşlarım, şimdi "Gezi" dediğimizi hepimiz canlı olarak yaşadık ve ben o dönemde de milletvekilliydim, birçok eylemde bulundum. Gezi özgürlük, eşitlik ve adalet isteyen yurttaşlarımızın son çırpınışı olarak o dönemde hayata geçti. Sonuçta, Gezi direnişinde yer alan insanlar böyle, çok romantik ve ütopik bir cümle gibi olan "Başka bir dünya mümkün."ü gerçekten akıllara kazıdılar. Bence buradaki en önemli problem şu: Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın, Sayın Cumhurbaşkanının ve benzer zihniyetin baktıklarında, gözlerinden ne istediklerini anlayan bir grup olmadığı için Gezi direnişçilerinden nefret etmesinden başka bir sebebi yok bugünkü cadı avının.

Değerli arkadaşlarım, Gezi direnişinde ne oldu, sizi rahatsız eden ne var bilmiyorum. Yani bütün memleketi inşaat alanına çeviren zihniyete karşı bir duruştur. 3-5 ağaçtır ya da 3-5 ağaç değildir; kaldı ki sadece 3-5 ağaç olsa bile çok önemli bir meydan okumadır ama demokratik bir meydan okumadır bu. Yani her şeyin altında darbe aramak, her şeyin altında mevcut iktidarı yasal olmayan yollarla devirmeyi anlamak da herhâlde size özgü bir ruhsal düşünce.

Değerli arkadaşlarım, Gezi'de yaşlı teyzelerimiz yemeklerini paylaştılar. Bakın, sokak hayvanları bile o günlerde rahat rahat dolaştılar oralarda. Şiirler okundu, şarkılar söylendi, türküler söylendi. Tek problem, Gezi çocuklarına Sayın Cumhurbaşkanı ve o zihniyet hükmedemedi, bunun dışında başka bir problem olmadı.

Şimdi, kanun hakkında birkaç tane teknik kelime söyleyeceğim, onun ötesinde, niye yeniden böyle bir kanunu biz hayata geçirmeye, bugün Meclisten geçirmeye çalışıyoruz onlara değinmek istiyorum. Şimdi, bugünlerde çok söz ediliyor konkordatodan. Ben de mesleki yaşamımda hem alacaklı vekili olarak hem borçlu vekili olarak zaman zaman konkordatolarda görev almış bir arkadaşınızım. Ama burada yapılan düzenlemeyle artık sadece, çok büyük holdingler ve çok büyük sermaye şirketlerinin konkordato talep edebilme hakkı kalıyor. Yani bu denetim raporlarından ve analiz raporlarından muafiyeti eğer küçük şirketlerden kaldırırsak onların zaten konkordato yapma imkânı kalmıyor. Konkordatoyu da çok abartmayalım, iflastan önce namuslu iş adamlarının son çaresidir. Yani devamında da yine, hukukla pek bağdaşmayan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence isteyen bir rapordan bahsediliyor. Yani hukukta "makul güvence" diye bir şeyi ben ilk kez görüyorum. Bunu kim belirleyecek, nasıl olacak makul güvence? Anlamak mümkün değil. Bence verdiğimiz değişiklik önergeleriyle bunların da düzeltilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu bir torba kanun. Tabii, son on altı yıldır torba kanun, artık, aslında istisna olması gerekirken Meclisimizin klasiği hâline geldi. Her derde deva, beş altı tane kanunda değişiklik yapan bir torba kanunla karşı karşıyayız. Niye böylesi bir kanuna ihtiyaç duyuldu? Yani öncelikle bunu bir konuşmak gerekiyor ama bunlar hiç konuşulmuyor. 15 Temmuzu çok konuşuyoruz, FETÖ'cüleri çok konuşuyoruz ama 15 Temmuza gelen süreci hiç konuşmadık.

Şimdi ülkemizde gerçekten bir ekonomik kriz var. Bu ekonomik krizin çok önemli nedenleri var ama en önemli nedeni: Uzun yıllardır devam eden ranta dayalı ve inşaata dayalı bir ekonomik düzenin, adaletsiz ve zalim bir ekonomik düzenin devam ediyor olması. Şimdi, işin doğrusu, bütün arkadaşlarımız söyledi "İcra dosyaları artıyor." Artıyor, küçük bedeller, tabii artar; bu, ekonomik sistemin doğal bir sonucudur çünkü zengini daha çok zengin eden, yoksulu da daha çok yoksul eden bir ekonomik sistem uyguluyoruz. Ne yapacağız bu kanunla? Yani vatandaşa yine dokunmuyoruz. Ben anlamıyorum gerçekten de. Yoksul halkımızın herhâlde aydınlatılmamış iradeleriyle bugüne kadar aldınız, ilk yerel seçimde bu iradeleri gerçekten aydınlatılarak gün yüzüne çıkacaktır.

Bu GSM şirketlerine, enerji şirketlerine, benzeri şirketlere yani telefon, elektrik, su, internet şirketlerine alacaklarını borçluya hiç haber vermeden tahsil imkânı sağlıyorsunuz. İşin esası, tüketici hakem heyetlerinin yetkilerini ortadan kaldırıyorsunuz. "20 milyon icralık insan var." diyorlar yani 18 yaşından büyükleri düşünürsek herhâlde memleketin yarısı icralık olmuş. Ekonomimiz çok iyiye gidiyor da niye bu kadar insan icralık oluyor? Tabii, yaşayanlar biliyor.

Bakın, değerli arkadaşlarım, şu anda süt veren hayvanlarını kestiriyor hayvancılar. Süt veren hayvan normalde kesilmez, erkek hayvanlar kesilir yahut da yaşlanmış dişi hayvanlar kesilir ama Tarım Bakanı açıklama yapıyor "Et ihraç edeceğiz." diye. Vallahi, ihraç edersiniz yani süt hayvanlarını eğer kestiriyorsa bu düzen, yakında biz et de ihraç ederiz ama nisandan, mayıstan sonra yine et fiyatları korkunç artacak ama üreticinin elinde kalmayacak, ithalatçıya gidecek bu kârın tamamı.

Şimdi, dünyada gelir dağılımının en bozuk olduğu ülkelerden biriyiz. Hep konuşmalarda bunu söylüyoruz. Gerçekten de böyle yani Hindistan'dan filan bile kötüyüz, Afrika'daki ülkelerden bile kötüyüz.

Geçenlerde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, İnsani Gelişme Endeksi'ni açıklamış, 64'üncü sıradaymışız orada da. Neymiş bu? Beklenen yaşam süresi bir kritermiş, eğitim seviyesi bir kritermiş -ki eğitimimizin içler acısı hâlini hepimiz biliyoruz- kişi başına düşen gelir üzerinden de bu analize bir katkı sunuluyormuş ve 64'üncü sıraya gelmişiz.

Bakın değerli arkadaşlarım, farkında mısınız bilmiyorum, bizde ortalama ücret, siz iktidara gelmeden önce asgari ücretin 2,5 katıydı, 2,4 katıydı 2001'de; bugün asgari ücret ile ortalama ücret birbirine denk hâle gelmiş, çok yaklaşmış. Kaldı ki asgari ücretten bile parayı geri kesen işverenlerin olduğunu duyuyoruz. Hatta toplum yararına çalışmadan verilen çok cüzi ücretlerden bile işverenin kesinti yaptığını görüyoruz. Öyle olunca da böyle kanunlar çıkarmak zorunda kalıyoruz. Yani zaten canının derdine düşmüş yoksul insanlarımızın cebinden büyük şirketlerin lehine hızlı para alabilmek için de böyle bir kanun yapıyoruz.

Tabii, ekonomi böyle. Adalet nasıl? İşte, bir dönem, Fetullahçı hâkimler için "Allah verdikçe veriyor." diyen bir Başbakan Yardımcımız vardı. Bakın, bunlar unutuldu. Şimdi, Fetullahçılığı başkalarına yüklemeye çalışıyorsunuz da ve Mecliste en büyük kavgalar Fetullah'a yapılan eleştirilerden çıkıyordu.

Şimdi, yeniden, İngiltere'de mahkeme bir karar verdi, diyor ki İngiltere'deki mahkeme: "Ben, o Fetullahçı olduğu iddia edilen Akın İpek'i size göndermeyeceğim." Çeşitli sebepler saymış, zaman kalırsa biraz sonra söyleyeceğim. Adalet Bakanımız da geçtiğimiz günlerde bu Yargı Reformu Strateji Belgesi üzerine bir konuşma yaptı, önemli bir konuşma. Ben Adalet Bakanını da gerçekten beğeniyorum yani böyle hoşgörülü, anlayışlı filan, diyaloğa açık bir yapısı da var. Diyor ki bu konuşmasında: "Bu reformun vizyonu güven veren ve erişilebilir bir adalet sistemi. Vizyonundan birisi bu." İkincisi de: Adaletin kapısına gelen herkes, hakkına erişeceğinden emin olmalıymış.

Şimdi, tabii, Sayın Bakana şunu sormak gerekiyor, sizlere de sormak gerekiyor: Memlekette güven veren bir adalet sistemi olsa, herkes hakkına erişebileceğinden emin olsa, yani hakka erişilebilecek ve güven veren -vizyonu bunlar olan- bir sistem olsa adalet reformuna niye ihtiyaç olsun? Sayın Bakana bunu da sormak lazım.

Yine, Sayın Bakan diyor ki: "Ya, İngiltere'deki mahkeme siyasi karar veriyor." Şimdi, İngiltere'de mahkeme de Bakanın bu söylediklerini destekler mahiyette bir gerekçeyle iade talebini reddetmiş. Ne demiş? "Adil yargılama yok." demiş. Ne demiş? "Ülkede insanların siyasi nedenlerle soruşturulup kovuşturulduğuna ilişkin yaygın bir kanaat var." demiş. Yine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3'üncü maddesine dayanmış "İşkence ve insanlık dışı muamele görme ihtimali var." demiş. E, şimdi, Sayın Bakanın yargı reformu üzerine ettiği sözler ile İngiltere'deki mahkeme kararının birbiriyle benzer olduğunu görüyor muyuz arkadaşlar? Yani demek ki ülkemizde işleyen bir adalet sistemi yok. Demek ki "Allah verdikçe veriyor."dan bugünlere gelen çizgide yine iktidarınız bizi gelişmiş ülkeler seviyesine taşıyacak ve adaletin bir gün sizlere de lazım olduğunu anlatacak hiçbir işlem yapmamış.

Sonuçta, Sayın Cumhurbaşkanının -"Sayın Cumhurbaşkanı" diyorum çünkü tek iktidar o artık, burada bir iktidar filan yok- yıllar içerisinde, süreçte adaletle ilgili söylediği sözler var, diyor ki: "Anayasa Mahkemesini tanımıyorum, saygı da duymuyorum." Yani Anayasa Mahkemesinin kararını tanımamak ve saymamak kimsenin haddi değil. İşte, geçtiğimiz günlerde yine yargılanan milletvekilleriyle ilgili bir söz söyledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Köse, bir dakika ilave süre veriyorum.

Buyurun.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı "Karşı hamlemizi yaparız." dedi, daha ağzından laf çıkmadan mahkeme kararları onadı. Ya, böyle bir baskı altında yürüyen yargıya biz zaten güvenmiyoruz da uluslararası camianın güvenmesi mümkün mü arkadaşlar? Bakın, bugün o işte "Fetullahçı" dediğiniz yargıçların da çoğunluğunu işe alan bu iktidardı mülakatlarla beraber, o yargıçların yerine aldığınız yargıçlar da çok tecrübesiz olduğu için Kabahatler Kanunu'ndan bile yargılanan insanlar tutuklu yargılanıyor ve memleketimizin en önemli sorunlarından biri uzun süren davalar ve uzun süren tutukluluklar. Yani adaletsiz ve zalim bir düzen içerisindeyiz. Biz buradan milletimize söz veriyoruz, önümüzdeki seçimlerde bu adaletsiz ve zalim düzeni sandıkta yıkmak üzere toplumumuza söz veriyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim sayın Köse.