| Konu: | 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 5'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 33 |
| Tarih: | 15.12.2018 |
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; on altı yıllık AKP iktidarında hükûmetler, eğitim sisteminde tıpkı yolunu kaybetmiş bir gemi gibi arayışlar içerisine girmişler ve de başarısız olmuşlardır; bu arayış içinde katsayıdan müfredata, dershanelerden sınavlara, OKS, SBS, ÖSS, YGS, LYS derken sadece öğrencilerin değil, öğretmenlerin ve velilerin de başını döndürmüşlerdir. On altı yılda 7 bakan, 11 kere sistem değişmiş; sistem sayısı bakan sayısından fazla yani bazı bakanlar birden fazla sistem denemişler, aslında bakanların da kafasının karışık olduğu görülüyor.
Buradan tutup sizleri rakamlara boğmak istemiyorum, bunun böyle olduğunu zaten sizler de biliyor ve itiraf da ediyorsunuz. Sadece bir tanesini söyleyeceğim: 2002 yılında sıfır net yapanların sayısı 8 binken 2017 yılında 38 bin olmuştur. Her eğitim öğretim sezonunun başında -bunu Sayın Bakana da geçenlerde söyledim- bir kontenjan sorunu çıkıyor. İmam-hatip liselerinde boş kontenjan kalırken düz lise isteyen yavrularımızın 100 bini açıkta kalıyor. Nasıl ki imam-hatip lisesine gitmek isteyen yavrularımızın bu hakkı varsa düz lise talep edenlerin de bu hakkı vardır ve bunu derhâl çözmenizi bekliyorum.
Taşımalı eğitim köyleri boşalttı, herkes çocuğunun arkasından şehirlere gitmek zorunda kaldı. Hâlbuki 150 bin kadrolu öğretmenin yıllık maliyeti 7 milyar, taşımalı eğitimin de yıllık maliyeti 7 milyar. Bu 150 bin öğretmeni atasanız hem onlar birer iş sahibi olsa hem de bu çocuklarımız bu eziyetten kurtulsa olmaz mı? Aynı zamanda şubatta 40 bin öğretmen ataması bekliyoruz ve 3600'ü de unutmadık Sayın Bakanım, bunu da buradan söylüyorum.
Öğretmenlerimiz; AKP'yle öğretmenlerimiz bir de sınıf farkıyla tanışmış oldu: Kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen. Sözleşmeli öğretmenler içinde aile birlikleri bozulmuş olanlar var, anasız babasız büyüyen çocuklar var, kilometrelerce ötede evlat hasreti çeken bu annelerin, babaların çığlıklarını duymuyor musunuz? Bu öğretmen kategorilerinde en düşük gelirle çalışan ise ücretli öğretmenler; bunların kadro sorunları, KPSS, prim gün sayısı gibi sorunları var. Her iki konuyla da ilgili ben Bakanlığa önerge verdim ve bunda olumlu yanıt bekliyorum.
Bir de Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak öğretmenlik meslek kanunu teklifi verdik, bütün Meclisin konsensüsü hâlinde bu kanunu çıkarmayı ümit ediyorum.
Sayın Bakan, "Her şeyde kısıtlama olur, eğitimde olmaz." sözü sizin sözünüz. Eğitime bütçeden ayırdığınız pay ise millî gelirin yüzde 4'ünü geçmiyor, dünyada 132'nci sıradayız. Zaten ayrılan parayı da FATİH Projesi gibi, yandaşlara, bazı dernek ve cemaatlere aktarıyorsunuz. FATİH Projesi'ne ayırdığınız para 30 milyar, tam bir fiyasko.
Peki, bu işler neden böyle oluyor? Aslında, sorun, çağdaş bilimsel eğitim vermek isteyen gerçeklik ile kendine taraftar seçmen olacak bir nesil yetiştirmek isteyen bir siyasi anlayışın çatışmasıdır Millî Eğitimde olanlar. Dinî eğitimin dernek ve cemaatlere, tarihî öğretinin fesli deli Kadir ile Atatürk ve cumhuriyet düşmanı yevmiyeli hainlere havale edildiği bir dönemi yaşıyoruz ki AKP'li belediyeler ile Kredi Yurtlar Kurumu, söyleşi ve panel düzenleyerek bunlara yevmiye veriyor. Kendi paramızla Atatürk ve cumhuriyete bunlara küfrettiriyorsunuz. Bunların hesabını da soracağız.
Sayın Millî Eğitim Bakanım, sizin şahsınızda toplumda olumlu beklenti var ama Millî Eğitimde aynı zamanda doksan yıllık hesabı olanlar, kindar bir nesil yetiştirmek isteyenler de var. Bu sistemde bazı il millî eğitim müdürleri, bir siyasi anlayışın, Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığının il komiserleri gibi davranıyor. Örnek vereceğim: Konya Millî Eğitim Müdürünüz, Abdülhamit, Ömer Muhtar gibi tarihî şahsiyetlerin ölüm yıl dönümlerinde her türlü anmayı yapıyor -başka tarihî şahsiyetlerde de- fakat ne 29 Ekimde ne 10 Kasımda herhangi bir paylaşımını görmüyoruz. Bu nasıl bir millî eğitim müdürü? Çocuklarımızın ve ülkenin geleceğini emanet ediyoruz.
Aslında sorun şöyle de izah edilebilir: 1920'lerde Yunan, İngiliz, İtalyan, Fransız'la çarpıştık, kazandık, sonra anlaşmalar yaptık. Bunların çoğuyla NATO'da beraberiz fakat 1920'lerde çarpıştığımız bir de iç mihraklar vardı, saltanat sevdalıları vardı, irtica artıkları vardı; işte onların hesabı kapanmamış. Doksan yıllık hesabı güdenler bunlar. O günlerde mütareke basını vardı, şimdilerde havuz medyası; o günlerde Derviş Mehmetler, Delibaş Mehmetler vardı, şimdilerde deli Kadirler; o günlerde Damat Enverler, Damat Feritler vardı, şimdi de damatlar var; o günlerde saraylar vardı, şimdi de çeşit çeşit saraylar var ama o zamanlarda da bir Kuvayımilliye vardı, bugün de onun devamı olan Cumhuriyet Halk Partisi var. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, çocuklarımıza sahip çıkamıyoruz, ne okulda ne yurtta ne trafikte ne kreşte. Bir tane çağdaş eğitim kurumunda ya da yurtta bir iffet, namus meselesi olsa bu yandaş medya günlerce haber yapardı ama "dernek" "vakıf" adı altında güya dinî eksenli eğitim, barınma sağlayan kurumlarda el kadar bebelere, milletin emanet ettiği yavrulara el uzatan alçaklar sürüsü var; bu, medyada hiç gündem olmuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Adıgüzel, bir dakika ilave ediyorum.
MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) - Yeni Hükûmette Hazine ve Maliye Bakanı yeni ekonomik programı açıklıyor, liyakate vurgu yaparken kendisiyle çelişiyor. Ama en azından Sayın Bakan, siz, anlaşıldığı kadarıyla liyakatte sorunu olmayan bakanlarımızdansınız, ama bahsettiğim sebeplerle söylediklerinize değil yaptıklarınıza bakacağız.
İlkokullarından anaokullarına kadar mescit yönetmeliği getiren Millî Eğitim ile hacamat yönetmeliği getiren Sağlık Bakanlığıyla nereye gidebiliriz? Din Öğretimi Genel Müdürlüğü bütçesi birçok bakanlıktan fazla, bunların arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı da var. Bu ilim bilim çağında eskiden "El gider Ay'a, biz kalırız yaya." diyorduk, el yerinde durmuyor Mars'a gidiyor. O yüzden şimdi "El gider Marsa bizler terse." durumu söz konusu. Bakın, adamlar Marsa giderken altı ayda 250 milyon kilometre yol gitmiş, oradan fotoğraf gönderiyor; siz benim memleketim Ordu'da altı ayda değil on altı yılda 45 kilometre gidip Ordu-Ulubey-Gölköy-Gürgentepe yolunu hâlâ bitiremediniz. Bunu da buradan söylemek istiyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Adıgüzel.