| Konu: | 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Tümü münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 39 |
| Tarih: | 21.12.2018 |
CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Buraya çıkmadan biraz önce bir son dakika haberi telefonuma düştü, aslında bu haber bütçeyi özetliyor. Bu haber şöyle diyor: Bir ilçe emniyet müdürümüz -şimdi ilçe ismini falan vermeyelim- tarihî eser kaçakçılığından tutuklanmış; Türkiye'nin geldiği hâle bakın. (AK PARTİ sıralarından "Ne alakası var!" sesleri)
Niye rahatsız oldunuz efendim, niye rahatsız oldunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Maşallah, maşallah!
Ben bu bütçe konuşmamı yüzleşmeye ve tefessühe ayırdım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Daha konuşmadan rahatsız oldunuz ya.
Bu çerçevede değerlendirmelerimizi partimiz adına dile getireceğim.
"Adalet olmadıkça yönetimin, edep olmadıkça asaletin, cömertlik olmadıkça zenginliğin faydası olmaz." der Hazreti Ömer. Bu bütçe de adalet, edep ve cömertlik yoksunu bir tefessüh bütçesidir değerli arkadaşlar.
Şimdi -bütçe görüşmeleriyle ilgili takvim düzenlemesinde söylemiş idim- bütçe, her şeyden önce şeffaflığı gerektirir. Bu bütçede şeffaflık yok. Bütçe bir yüzleşmedir, bir hesap vermedir, bir muhasebedir, bir öngörüdür, bir vizyondur, bir denetimdir. Bu bütçe çerçevesinde, bizim 15 Temmuzla yüzleşebilmemiz lazımdı. Çözüm süreciyle, 17-25 Aralıkla, 20 Temmuzla, yaşam tarzı, inanç aidiyeti ve etnik aidiyet üzerinden yapılan siyasetle yüzleşebilmemiz lazımdı.
Türkiye'yi 5 temel soruna prangaladınız; demokrasi, ekonomi, eğitim, toplumsal barış ve dış politika.
Bölge barışı konusunda, bu Parlamentoda, yapılan kimi yanlışlar sonucu ödenen bedellerle bu bütçe vesilesiyle yüzleşebilmeliydik değerli arkadaşlarım; yüzleşemedik ve helalleşemedik. Samsun Tekkeköy'de açlıktan ölen 2,5 aylık Kübra bebekle yüzleşemedik ve helalleşemedik. Gene, Van Gürpınar Yalınca köyünde doktor ulaşamadığı için ölen 3 yaşındaki Muharrem Taş'la yüzleşemedik ve 3 yaşındaki Muharrem Taş'ı sırtına bir çuvala koyup otopsi için devletin ayağına 16 kilometre taşıyan babayla ne yüzleşebildik ne de helalleşebildik değerli arkadaşlar. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)
Bu bütçede helalleşemedik Ali İsmail Korkmazlarla, Ali Tatarlarla, Türkân Saylanlarla, Başbağlar'la, Roboski'yle, 10 Ekimle, Merasim Sokak'la, Pamukova'yla, Çorlu'yla, Tahir Elçi'yle ve teröre verdiğimiz şehitlerimizle ne yüzleştik ne de helalleştik değerli arkadaşlarım.
Böyle bakıldığı zaman, özellikle 2008 sonrası Adalet ve Kalkınma Partisinin âdeta bir mutasyona uğradığı, bir mutasyon geçirdiğini söylemek için, bu tezi iddia etmek, ortaya koymak için yüzlerce belge, yüzlerce rakamı burada saymak mümkün. Biz, tabii, bunların hepsini sayamayacağız ama zaman elverdiği kadarıyla, Türkiye'nin içinde bulunduğu hâli ve ülkede, ekonomiden tarıma, eğitimden sağlığa, dış politikadan adalete kadar nasıl bir çürüme sürecinin yaşandığını toplum zaten biliyor ama bütçe vesilesiyle biz de burada göz önüne sermek zorundayız. Söyledim, bütçe aynı zamanda bir muhasebedir. Siyaseti ve toplumu tefessüh sürecine evrilttiniz. Siz 2008'den itibaren mutasyon geçirirken Türkiye'yi çürüttünüz.
Şimdi, Türkiye'de ne güzel kavramlar vardı. 2008... Bak, 2002'yi almıyorum milat, 2008'i alıyorum milat. "Güven, ahlak, adalet" kulağa hoş gelen sözler; "huzur, hoşgörü, eşitlik" kulağa hoş gelen sözler; "saygı, barış, varlık" kulağa hoş gelen sözler. Bunlardan eser yok şimdi. Şimdi ötekileşme var; kutuplaşma, ayrışma, kin, nefret, öfke var; şimdi aşağılama var; korku var; huzursuzluk var; tedirginlik var. İşte 2008-2018 arasında bu iyi şeylerden bu kötü şeylere Türkiye'yi evrilttiniz.
Gelirken, Türkiye'de yoksulluk dediniz, yolsuzluk dediniz, yasaklar dediniz. Hatta buna özelleştirmeler ile yağmalamayı eklediniz ama en temel anayasal hakları gasp ve darbettiniz. Bugün Türkiye'de hiç kimse yerleşme ve seyahat özgürlüğünden, din ve vicdan özgürlüğünden, düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünden, bilim ve sanat yapma özgürlüğünden, basın özgürlüğünden, toplantı ve gösteri yürüyüşleri özgürlüğünden, mülkiyet özgürlüğünden, ispat hakkı özgürlüğünden, çalışma ve grev özgürlüğünden tam olarak söz e-de-mez, edemez! (CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir tabloyla Türkiye'yi karşı karşıya bıraktınız.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'de yarattığınız çürümenin en başında sosyal tefessüh geliyor. Sosyal yaşamımızda artık tam bir çürüme söz konusu. Millet âdeta cinnet geçiriyor. Bunu görmüyorsanız körsünüzdür. Görüp de önemsemiyorsanız yanlış yapıyorsunuzdur. Rakam vermeden söyleyeceğim ama döneminizde -2008'den sonra özellikle- kadına şiddet ve kadın cinayetlerinin, çocuk tecavüz ve tacizlerinin, aile içi şiddetin, uyuşturucunun... Bırakın insanı, hayvanlara işkence yapma modası ürettiniz. Bu, topluma geçirttiğiniz cinnetin bir soncudur. Ve fuhuştaki artıştan TÜİK rakamlarına göre haberiniz yok mu? Peki, bu bir sosyal tefessüh değildir de nedir değerli arkadaşlar? Bu konularla bu Meclis bu bütçe vesileyse yüzleşmeyecek idiyse ne zaman, nasıl yüzleşecek?
Aynı şekilde, ilerleyen dakikalarda açacağız, ekonomide tam bir çürüme sürecini Türkiye yaşıyor. Ekonomi deyince akla değişik kelimeler ve kavramlar gelirdi, büyüme vesair şu bu. Şimdi, ekonomi deyince, bir kere, helal olsun, konkordatoyu 81 milyona öğrettiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Ama karşılıksız çekler, icralar, iflaslar, organını satan insanlar, hacizler, hırsızlık ve gasp...
Geçen İçişleri Bakanı burada bütçesini sunarken suç tabloları çıkardı. Değerli arkadaşlar, Türkiye'de gasp, hırsızlık, uyuşturucu, kara para aklama, darp, suç şebekeleri Emniyet Genel Müdürlüğü envanterinde tavan yapmış. Bu kadar büyük bir şekilde suça yönelmenin bir sebebinin, bir sorumlusunun, bir sahibinin olması gerekir. Sahibi orası. Sizi tenzih ediyorum. Sahibi orada oturuyor, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı orada oturuyor. Ve bu işlerin bir bedelinin de olması gerekir. Ekonomiye birazdan biraz gireceğiz. Gerçi Sayın Şener daha güzel anlatacak size.
En temel sorunlarımızdan birisi eğitimdir. Başından beri, on altı yıldır devleti yöneten Erdoğan'ın şöyle bir sözünü de hatırlarım: "Eğitim konusunda yapılan yanlışların telafisi de olmaz, mazereti de olmaz." Doğru söz, arada bir doğru söylüyor canım. Ama şimdi, ne söyledi geçen de? "Eğitim ve kültürde başarısızız." On altı yıldır biz senin elini mi tuttuk? Biz uyarmadık mı, (4+4+4)'te eşkıya gibi buradan kanun geçirirken sizi uyarmadık mı? Beni siz yerlerde tekmelerken bu yanlış demedik mi? Ne oldu? Erdoğan söylüyor, itiraz edemezsiniz herhâlde. Eğitim ve kültürde AK PARTİ başarısızdır, doğru mu? Doğru. (CHP sıralarından "Doğru." sesleri, alkışlar) E, siz de alkışlayın, Erdoğan'ın sözünü söylüyorum ve Millî Eğitim Bakanı -Allah var, adam doğruyu söyledi- ne dedi? "Eğitim sistemi yoğun bakımda." dedi. Eyvah! Yani hepinizi ayrı ayrı severim, vicdan sahibi olduğunuzu bilirim ama eğitim, bir ülkenin geleceğidir; gelecek kuşakları değil, bir sonraki kuşakları düşünmektir. Millî Eğitim Bakanının "Eğitim sistemi yoğun bakımda." sözü sizde bir vicdani sıkıntı yaratmıyor mu? Çocuğunuzun çocuğunu, onun da çocuğunu düşünmüyor musunuz? Böyle bütçe olabilir mi değerli arkadaşlar? Elektrikte kayıp kaçak bu Mecliste çok konuşuldu. Eğitim sisteminde çağ nüfusun içinde olup da sistem dışındaki 1 milyon 600 bin çocuk kayıp kaçak. Bunun vicdan sızlatan bir durum olması lazım. Bu, lüzumsuz işlerle uğraşan Hükûmetin ilk ele alması gereken konu olması lazım. 1 milyon 600 bin evlattan bahsediyoruz. Sizin çocuklarınız gibi hak ettikleri eğitimi alması gereken evlatlardan bahsediyoruz ama yok, on altı yıldır siz bu işin başındasınız ve getirdiğiniz nokta.
Arkadaşlar, devletin rakamlarıyla söylüyorum, aksini söylersem namerdim; açın, bakın. Okullaşma oranlarının düştüğünden haberiniz yok mu? Bu konuyla, bu Mecliste, bu bütçe vesilesiyle yüzleşebildik mi? "Bu kadar çağ atladık." bilmem ne hamaset nutukları atarken "Bu kadar büyüdük, büyük işler yapıyoruz." derken okullaşma oranı nasıl düşer değerli arkadaşlar? Bir ülkede okullaşma oranı düşüyorsa eyvah ki eyvah; sonun başlangıcı.
Ve Millî Eğitim Bakanlığı... Adı yolsuzluklarla anılmaması gereken belki de tek bakanlık ama gerek merkez teşkilatında gerek taşra teşkilatında yapılan, yansıyan, şüyuu vukuundan beter ya! Sadece FATİH Projesi'ndeki yolsuzluklar insanı ürkütmeye, insanı Türkiye'den kaçırmaya yetecek boyutta değerli arkadaşlar. Bunlarla yüzleşmeyecek miyiz?
Ve bir büyük ayıpla da AK PARTİ'nin yüzleşmesi lazım. Ben de liderime çok bağlıyım, evet ama ben yeri geldi mi "Sayın Genel Başkanım, bu, yanlış." dedim. Ya, bir kişiyi rektör atamak için 3 defa Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yapılır mı ya? Bu, ayıp değil mi ya? (CHP sıralarından alkışlar) Buna bir AK PARTİ'li de "Sayın Cumhurbaşkanım, bu, hoş olmadı." diyemedi mi ya? Devlet bu kadar ucuz, bu kadar külüstür, 500 nüfuslu bir köyün bakkalı gibi yönetilebilir mi arkadaşlar? Ayıp değil mi, günah değil mi? Hani ehliyet, hani liyakat? Bunlar doğru şeyler değil. (CHP sıralarından alkışlar)
Ehliyet, liyakat demişken, sadece ekonomi, eğitim değil, sosyal hayat değil, devlet de tefessüh etti sayenizde, oranın sayesinde.
Şimdi, yandaş kayırma her iktidar için biraz vardır, duygusallık, aidiyet, ilişki vesair anlaşılabilir ama bu işin tadını öyle bir kaçırdınız ki devlette her şey var, iki kavram yok. Devlette para da var, borç alıyorsunuz -dün söyledim- Sultanahmet'te dileniyorsunuz, Ayasofya'ya sadaka veriyorsunuz, neyse ama devlette iki şey yok arkadaşlar, ehliyet ve liyakat yok. Ehliyet ve liyakatin olmadığı devlet çürümüştür, tefessüh etmiştir, bunu söylüyorum. Yav, eski milletvekillerini büyükelçi yapmasanız, rektör yapmasanız ölür müsünüz? Eski milletvekillerini, bakan yardımcılığını anlarım, siyasi bir tasarruftur ama yönetim kurulu üyeliklerine, Beştepe'deki kurullara doldurmasanız, aldıkları emekli milletvekili maaşlarıyla yetinseler ölür müsünüz? Beceriksizliğinizin -kastım hep Hükûmettir, AK PARTİ'li arkadaşlarım değildir- bu Hükûmetin ve önceki hükûmetlerin beceriksizliğinin, kuralsızlığının, kayırmacılık ve yandaşçılığın bedelini bu millet, bu ülke ödüyor. Yani mali olarak ödese lanet olsun diyeceğiz. Sizin şöyle bir kötü alışkanlığınız oldu: Ülkede iyi bir şey oldu mu diyorsunuz ki "Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın önderliğinde bunu yaptık." falan filan. İyi yaptınız, iyi! E, kötü şeyleri de sahiplenin. Allah sizi yakacak. (CHP sıralarından alkışlar) Kendi beceriksizliğinizden, ehliyet ve liyakati ortadan kaldırmanızdan kaynaklı olarak ülkede olup biten her olumsuzluğu, her felaketi ve faciayı ya dış güçlere ya Allah'a fatura ediyorsunuz. Ya, Allah'tan korkun, Allah'tan korkun. Devlette ehliyet, liyakat olsaydı ne Pamukova olurdu ne Çorlu olurdu ne son geçen hafta yaşanan Ankara tren faciası olurdu. Bunları Allah'a havale etmek ayıptır Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Çıkacaksınız "Biz işin tadını kaçırdık, ehliyeti ve liyakati yok saydık ve dünyanın en güvenilir ulaşım yolunu, aracını -ki demiryolu hâlâ- Türkiye için en güvenilmez, en faciaya, katliama açık araç hâline getirdik." Diyeceksiniz. O zaman da gelin, burada bu milletten bir özür dileyin ya, bir özür dileyin ya. (CHP sıralarından alkışlar)
Özgür Bey değindi. Benzer notlar almışım ama bir şeyi söylememiz lazım. Yargıda da çürüme had safhada yani döneminizde yargı da tefessüh etti. Liderler, Cumhurbaşkanı, Başbakan ulusa sesleniş konuşması yapar, epeydir yaparlar. Ama bir ülkede Başbakan veya Cumhurbaşkanı yargıya sesleniş konuşması yapıyorsa eyvah, eyvah. (CHP sıralarından alkışlar) Et kokarsa tuz var, tuz kokarsa, işte orada eyvah var. Artık o ülkede demokrasi yoktur. Yargıya cübbe ilikletilmez, yargı da cübbe iliklemez. (CHP sıralarından alkışlar) İlikleten de ilikleyen de demokrasi ve bu millete yapılabilecek en büyük hakareti ve saygısızlığı yapıyordur, yapmıştır. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.
Özgür Bey söyledi, onları geçiyorum. Dünya liderleri ne isterse veriyorsunuz.
Sonra, hakkınızda biraz eleştirel yaklaşan, hakkınızda iyi yazmayan gazetecileri -herhâlde bunu göz işaretiyle yapıyor Erdoğan, özel bir yazı falan yazmıyor yargıçlara, savcılara- FETÖ iddianamesine sokuveriyorsunuz. Şimdi, en son Emin Çölaşan ve Necati Doğru, FETÖ iddianamesine girdi. Fatih Portakal'ı hangi iddianameye sokacak, merak ediyorum. Fatih Portakal'a FETÖ pek uymayabilir, muhtemelen Fatih Portakal'ı -Engin Altay dedi dersiniz- DHKP-C iddianamesine sokar, sokak falan diyor ya biraz, DHKP-C'ye sokar.
Genel olarak uzaktan bakıldığında bazen Türkiye'de şu yaşanıyor: Türkiye'de bir monarşi, monarşik bir yönetim görüyoruz da bazen Türkiye'de monarşi kontrollü bir jüristokrasi egemenliğini ve basıncını da 80 milyon, tepesinde, üstünde 10 tonluk bir beton duvar var gibi hissediyor; bu, ayıptır.
Sonra da Sayın Başkanım "Güçlü Meclis, güçlü yönetim." Yargı? Ya, yargı yönetimin içinde oluversin; olmaz. Yargıya tahakküm eden, tasallut eden, basınç uygulayan, talimat veren insan, Anayasa'yı alenen çiğniyordur, ayaklar altına alıyordur, dolayısıyla Anayasa'yı ortadan kaldırıyordur. Anayasa'yı ortadan kaldırmak suçtur, cezası da ağırdır. Bu bakımdan, hukuk, o yargıç ve savcılara da bir gün lazım olacak. Vicdanını kaybeden, cüzdanını ve ikbalini düşünen savcıdan ve yargıçtan bu millete, bu ülkeye, demokrasiye hayır gelmez; onlardan bu ülkenin temizlenmesi lazım.
Demin söyledim, yüzleşemedik, yüzleşemedik. Biz 15 Temmuzla da yüzleşemedik arkadaşlar, yüzleşmeliydik ama. 15 Temmuzda sokağa çıkıp -Erdoğan şimdi "Çıkmayın sokağa." diyor ya, biraz sonra geleceğim oraya- o tankların önüne duran insanlar 15 Temmuzu başarısız kıldı. "Efendim, Tayyip Bey davet etti..." E, Kemal Bey de davet etti, biz de herkes etti. Bu Mecliste kim vardı? Sadece AK PARTİ'liler mi vardı yani? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Kahve içerken davet etti.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Şimdi, bu kahve işine gelirseniz ben de Cumhurbaşkanı ve Binali Bey'in nerede olduğunu burada söylerim. Gelin, biraz daha gelin. Ben de burada söylerim. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, bakın, burayı bir dinleyelim. Birçoğunuz burada değildiniz. 26 Temmuzda Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir karar aldık, 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu kuralım dedik. 2 Ağustosta kurduk, Resmî Gazete'de yayımlandı. 3 Ağustosta Cumhuriyet Halk Partisi üyelerini verdi, 20 Ağustosta, ancak yirmi gün sonra AK PARTİ üye verebildi. Ne hikmetse Komisyon -ağustos, eylül, ekim- 4 Ekimde ilk toplantısını yaptı, yetmiş gün sonra. 14 Aralıkta -Komisyon daha süresi dolmadan bir usul vardır, yeni arkadaşlar bilmeyebilir; üç ay içinde verilen işi bitiremeyecekse ek süre ister buradan- Komisyon ek süre istemeyeceğini yazdı. Efendim, 4 Ocakta Komisyon çalışmasını sonlandırdı. Tam üç ay; üç ay bir gün değil, üç ay. Zaten öncesinde de hemen toplanamamıştı. 25 Mayısta muhalefet şerhi yazıldı, sonra AK PARTİ bir ek muhalefet şerhi koydu, oraya Fetullah Gülen'in CHP'ye bağış yaptığını yazdılar -vesair, geçiyorum onları- sonra 1.097 sayfalık rapor Meclise verildi, AK PARTİ rapora ek koydu diye biz de 71 sayfalık bir muhalefet şerhi koyduk, "Vay, biz bunu basamayız." dediler. Hakikaten matbaada bunu basmadan raporu basmaya kalktılar. Ben 20 milletvekilini matbaaya gönderdim; sonra, basılan evrakları kaldırdılar matbaada. Nereye koydular? Depoya koydular muhtemelen.
Velhasıl, şuraya geleceğim: Bizim İstanbul Milletvekili Komisyon üyesi Zeynel Emre önce bir soru önergesi veriyor, "Rapor basıldı mı? Nerede?" diye. Yanıt yok. Sonra Bilgi Edinme Kanunu'na göre, gene Zeynel Emre bunu istiyor ve yanıt "Basılmadı." Ya, 20 milletvekilimiz matbaada gördü onları, kaçırırken.
Peki, soruyorum: Ayrıca, bu Komisyona MİT Müsteşarı, o dönemin Genelkurmay Başkanı ve Erdoğan'a darbeyi haber veren enişte çağrıldığı hâlde gelmiyor, gelemiyor ve Erdoğan da bu işin bir an önce bitirilmesini söylüyor.
Değerli arkadaşlar, tarih 21 Aralık 2018. 26 Temmuz 2016-21 Aralık 2018, bu sürece, yangından mal kaçırma desem 251 şehide ayıp olur, ayıp olur. Meclis çalışmış -eksik gedik- üç ay çalışmış. Yahu, gelin, şunu bir gösterin kardeşim. Gelin, burada bunu konuşalım. Bu raporu, bu komisyon raporunu kaçıran kimse, 15 Temmuzun ortağıdır. (CHP sıralarından alkışlar)
Sokak... Yakmadan yıkmadan, kırmadan dökmeden sokak demokrasidir. Demin söyledim, sokak olmasa şimdi FETÖ'cüler burada oturuyordu. Sokak korkusu, sokak paranoyası, Gezi paranoyası ya da Gezi istismarı... Orada kafam karışık, Erdoğan'da Gezi paranoyası mı var, Gezi istismarı mı yapacak, orayı merak ediyorum.
Ama Erdoğan şunu çok iyi biliyor: Sokakları bazen terör örgütleri, bazen de karanlık güçler terörize eder. Sokakları her zaman terör örgütleri terörize etmez. Hatırlayın, hafızalarda, 6-7 Eylül 1955 olayları terör örgütlerinin işi değildir, karanlık güçlerin işidir. Bu tezgâhlara düşmeyelim diyorum kardeşim.
Bir ülkede demokrasi işliyorsa, yönetenler demokrasiyi tıkır tıkır çalıştırıyorlarsa milletin sokağa çıkması o yönetenleri ancak ve ancak mutlu eder, mutlu eder ama ülkede bir diktatör varsa ve diktatör kaygılıysa, kâbuslar yaşıyor, görüyor, paranoyalar içindeyse...
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Diktatör varsa sokağa çıkamazsın ki zaten!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Diktatör 3 bin kişiyle çıkıyor sokağa, 3 bin. (CHP sıralarından alkışlar)
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sokağa çıkamazsın diktatör varsa!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Ne yapsın, ne yapsın?
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Nasıl çıkacaksın? Diktatör varsa sokağa mı çıkacaksın?
ENGİN ALTAY (Devamla) - Daha ne yapacak? Beni mi...
YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Çok saçmaladın, çok!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Ben Erdoğan'a üç yıldır diktatör diyorum, kayıtlara da geçirdim kardeşim.
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Diyemezsin, diktatör olsa diyemezsin
ENGİN ALTAY (Devamla) - 100 kere söyledim ya!
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Diyemezsin diktatör olsa.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Derim, derim.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Yer, yer; o sokak seni yer.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Erdoğan, inşallah da dinliyordur...
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sokağı meşrulaştırmaya çalışma, meşrulaştırma burada.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Ya, bir durun ya.
Bunlar süremden çalışıyor Başkanım.
Erdoğan, demokrasinin bir tepki ve protesto rejimi olduğunu ya öğrenecek ya öğrenecek, bunun ortası yok, bunu ya öğrenecek ya öğrenecek; bu kadar basit. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Hadi oradan be!
ŞAHİN TİN (Denizli) - FETÖ ağzıyla konuşuyorsun sen Engin.
ENGİN ALTAY (Devamla) - "Sokağı terörize eden alçaktır." dedim burada ama ekmek için, aş için, zamları protesto etmek için barışçıl bir şekilde "Açım, ekmek istiyorum." diyen adama terörist diyen de aynı şekilde namerttir, alçaktır; bu kadar basit. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) - Sandıkta olur demokrasi.
OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - İktidar sandıktan çıkar, sandıkta görüyorsunuz.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Sandık olacak, ayrı. Korkmasın, sokak Erdoğan'ı devirmez.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Terör algısı yapma, Kobani algısı yapmana gerek yok.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Sokağa demokrasi talebi için de çıkılır, sokağa ekonomik talep için de çıkılır, sokağa kültürel, sosyal talepler için de çıkılır.
ŞAHİN TİN (Denizli) - Sokaklardan iktidar çıkmaz.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Her şeyden umudunuzu kesmişsiniz.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Mahallî idareler geliyor bak, mahallî idareler geliyor.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Baş örtüsü mağduru kardeşlerimiz sokağa çıktıklarında terörist miydiler?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YILMAZ TUNÇ (Bartın) - 14 seçimdir ders almadınız, hâlâ aynı yerdesiniz.
BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi tamamlayın.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Erdoğan sokaklardan korkmasın.
OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - İktidar sandıktan çıkar, sandıktan. 10 seçimdir kaybediyorsunuz.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Bakın, bir şey söylüyorum ya.
ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - 10 seçim kaybedip de hâlâ partinin başında durandır diktatör.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri...
ENGİN ALTAY (Devamla) - Erdoğan'a demokrasi dışı yolla yapılacak her türlü hamlede sizden önce biz onu durdururuz, merak etmeyin, sizden önce biz onun önünde dururuz. Erdoğan'ın sokaktan korkmasına gerek yok, Erdoğan bence sandıktan korksun.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Sen milletten korkuyorsun, sen.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Konuşturmadılar, bitiremedim bunları.
Değerli arkadaşlar, şimdi, tabii, Türkiye'de toplumsal barış sürecini de çürüttünüz, tefessüh ettirdiniz.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Size göre, size göre.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Türkiye'de bir gün Kürt sorunu var, bir gün yok denilerek bu iş çözülmez, Kürt sorunu varsa vardır, yoksa yoktur.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Sana göre var mı?
ENGİN ALTAY (Devamla) - Bence var, Erdoğan'a göre de var, merak etme.
YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Niye eleştiriyorsun o zaman?
ENGİN ALTAY (Devamla) - Erdoğan'a göre Kürt sorunu olmasaydı Oslo'dan başlayıp İmralı, Kandil, Habur, Dolmabahçe turnikesi yaptırmazdı. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, o Dolmabahçe'dekilerin, Dolmabahçe'de oturanların 4'ü dışarıda...
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sayın Erdoğan devletine sahip çıktı.
ENGİN ALTAY (Devamla) - ...Pervin Hanım da burada ama Sırrı Süreyya ile grup başkan vekili İdris Bey cezaevinde. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Niye oturdun, niye cezaevine gönderdin? Dolmabahçe'de ne konuştun?
YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Onlar kendisini savunur ya.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, tabii, şu da var, hep söylediğimiz bir şey var. Silah sesleri, barut ve kan kokusu içinde barış çığlığı duyulmaz. Ama "Tekrarın gücü." der Sayın Genel Başkanımız, bir şeyi söylememiz lazım bu Kürt sorunuyla ilgili olarak: Hiçbir hak talebi -bunu çok söyledim ama bu bütçeye de geçireyim- teröriste masumiyet, terörizme meşruiyet sağlamaz ancak hiçbir güvenlik gerekçesi ve kaygısı da temel hak ve özgürlüklerin gasbedilmesine dayanak olamaz, meşruiyet sağlamaz. (CHP Sıralarından alkışlar) Böyle bakılırsa terör meselesi çözülür. Ben, AK PARTİ'yi bazen şuna benzetiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ENGİN ALTAY (Devamla) - Başkanım...
MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) - Eskiden umudunuz askerdi, şimdi sokakta, değil mi?
ŞAHİN TİN (Denizli) - Sandıktan çıkamayınca sokaklara çıkıyorsunuz.
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın lütfen Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın Başkan, hani AK PARTİ...
OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - İktidar sandıktan çıkar, sandıktan. 10 seçimdir sandığa gömülüyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)
ŞAHİN TİN (Denizli) - Halk, sizi sandığa gömüyor.
OSMAN AŞKIN BAK (Rize) - Hâlâ kaybediyorsunuz, gitmiyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Altay, sözlerinizi tamamlayın lütfen.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Tam oraya geldim.
Şimdi, "Biz sandıktan çıktık, biz sandıktan çıktık."
Arkadaşlar, çağın, teknolojinin ve bilimden kaynaklı gelişmeler siyasete tahvil edilemez.
ŞAHİN TİN (Denizli) - Sizi sandığa gömeceğiz.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi siz şunu derseniz: "Biz, Türkiye'de kara yollarını otoyola evrilttik. Bu bir AK PARTİ başarısı." ben de derim ki: Acaba, patikadan şoseye geçiş ya da şoseden stabilizeye geçiş ya da stabilizeden satıh kaplamaya geçiş hangi partilerin başarısıydı? Bunlar teknolojinin gelişmeleri ya. Bunlar süreç içinde olacak.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sulandırma, sulandırma.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Ya da çıra yakılırken idare lambasına geçilirken hangi partinin siyasi yetenekleriyle geçtik, çok merak ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın Başkan, son cümlem şu olsun: İstanbul'da bütün esnaf tabelalarını Arapçaya çevirdi. Niye biliyor musunuz? (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar) Türkçemiz İstanbul'da artık tabelalarda yok, niye?
MUSTAFA DEMİR (İstanbul) - Var, var.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Niye? Türkiye'de yaşayan 81 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının cebinde metelik yok, onun için Türkiye'ye gelen Araplardan medet uman esnaf, tabelaları Arapça yapmaktan başka çare bulamadı.
BAŞKAN - Teşekkür edin...
ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, Türkiye'de yaşanan süreçte damat Bakan "türbülans" dedi, parti sözcüsü "kur atağı" dedi, ekonomi sözcüsü "sıkışma" dedi, Cumhur İttifakı ortağı "daralma" dedi, bunların hangisi? Bu işin adı krizdir, kazanan yandaşın kasasıdır, kaybeden vatandaşın kesesidir. Bütçeye "hayır" diyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Altay.