GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Cumhuriyeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşması'na Ait Protokol I'in Yerini Alan 30 Ocak 2018 Tarihli "Protokol I", Anlaşmanın "Menşeli Ürünler" Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II'sini Değiştiren 17 Ocak 2017 Tarihli ve 1/2017 Sayılı Ortak Komite Kararı ve Anlaşmaya Eklenen Hizmet Ticareti Hakkında 30 Ocak 2018 Tarihli "Protokol III"ün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:42
Tarih:08.01.2019

CHP GRUBU ADINA ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni yıl; adaletin, demokrasinin, özgürlüğün, barışın yılı olsun istiyoruz, emekçilerin yılı olsun istiyoruz. Kadınlara şiddet uygulanmasın, emekçiler iş yerlerinde cinayete kurban gitmesin istiyoruz. Ceren Hoca öldürülmesin istiyoruz. Elbette ne çok öldürüldük; siz öldürmekten bıkmadınız, biz ölmekten bıktık.

Gencecik, o onurlu görevi yapan Metin Göktepe'yi nasıl anmayacağız bugün. O bu ülkenin, bu düzenin yok ettiği insanlardan bir tanesiydi. Elbette anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. (CHP sıralarından alkışalar)

Hani söz söylemek gerekirse şunu söylemek lazım, demeyelim ama dedirtiyorsunuz: "Yargı var." Ya, hangi yargı? Kimin yargısı? Sarayın yargısı, AKP'nin yargısı, sizin yargınız. Hangi yargıdan bahsediyorsunuz? Daha dün, üzerinden yirmi dört saat geçmemişken Eren Erdem meselesi üzerinden, nasıl da hiç yüzünüz kızarmadan, hiç vicdanınızı görmeden "Yargı bağımsız, yargı demokratik." diyorsunuz gerçekten anlamakta güçlük çekiyoruz.

Evet, yine uluslararası bir sözleşme. Biliniz, bu uluslararası sözleşmelerin altında uluslararası yandaş rantı var arkadaşlar, uluslararası yandaş rantı. (CHP sıralarından alkışlar)

Sene 2014, 2015, 2016 değerli arkadaşlar, Türkiye'de ahududu üretiyoruz, ağırlıklı olarak benim memleketim Bursa'da. 3 bin ton civarında ahududu üretiriz biz. Aynen böyle Bosna-Hersek'le anlaşma yapmışız, korumacı bir ülke hâline gelmişiz, onları koruyoruz. Nasıl koruyoruz? Gümrüklerden destekliyoruz, onlara iyilik yapacağız. Baktık, Bosna-Hersek'ten acayip bir ahududu geliyor, bin tona yakın ahududu gelmiş Bosna-Hersek'ten. "Ya, Allah Allah, bakalım bakalım şu Bosna-Hersek'te ahududu yetişiyor mu yetişmiyor mu?" dedik, bir baktık maksimum ahududu üretim miktarı Bosna-Hersek'te 250 ton, gelen bin ton. Şimdi özüne döndünüz, anladık ki bu iş Sırbistan'dan Bosna-Hersek'e, Bosna-Hersek'ten bize geliyormuş ama Bosna-Hersek'te hızımızı alamadık, daha sonra domuz eti, sakatat, saman, et, ne varsa hepsini sıfır gümrükle alma olanağı tanıdık. Ee, şimdi ortada kocaman bir rant var. AKP iktidarının bu topraklara ve bu coğrafyaya getirdiği yeni sektör ithalattan götürme işi, ithalattan zengin olma işi. Mesela, şu anda dışarıdan 30 liraya et geliyor, o 30 liralık eti biz 7-8 tane yandaş şirkete 20 liraya veriyoruz. Bunun adı görev zararı ama yeri gelince "Biz görev zararı yapmıyoruz." diyorlar. O şirketlere... 9 şirket, ben hepsini biliyorum, onlar da biliyor; arkadaşları, dostları, aynı sofrada yiyip içiyorlar ama söylemiyorlar. Devlet zarar ediyor, halk zarar ediyor ama hazineden karşılıyorlar. Hazineden karşılıyorlar ama sonuçta hazine kimden alıyor bu parayı? Senden, benden alıyor. Şimdi yenisi, bu Sırbistan meselesi, yandaşın ve saray etrafındaki çıkar gruplarının açık bir şekilde ithalattan zenginleşme yolunun yeni bir aracı. Sırbistan'la anlaşma yaptık, anlaşmada bakın neler var. Birçok arkadaşım söyledi ama ben biraz önce söylediğim şeye özellikle gitmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, arkadaşlarım söyledi, 5 bin ton kırmızı et az sayılabilir Türkiye'nin toplam tüketimi ya da üretimi açısından ama bin ton ahududuyu oraya koyduğunuz zaman bu başka bir şeye geliyor. Türkiye üretiminin hemen hemen yüzde 30'u, yüzde 35'i kadar bin ton ahududuyu oraya koymuşsunuz.

Mesela, 50 bin ton narenciye... Ya, Allah'tan korkun, narenciye dökülüyor; Rusya'ya gidiyor, geri geliyor; limon dökülüyor, 50 bin ton...

Tam 40 bin ton ayçiçeği tohumu, ayçiçeği yağı, ayçiçeği türevleri, 40 bin ton; 300 bin ton da serbest ettiniz özel sektör sıfır gümrüksüz getirsin diye, 340 bin ton. Peki, ne olacak bu Trakya Birlik, ne olacak o Trakya'nın çiftçisi? Ya, yüzümüze baka baka, toplumun yüzüne baka baka bunu yapıyorsunuz. Çıkın, açıkça şunu söyleyin şu mikrofondan, şuradan deyin ki: "Biz Türkiye'de artık tarım yapmak istemiyoruz çünkü bu çiftçi başımıza bela. Az çok destek veriyoruz, o da başımıza bela. Tümünü kaldıralım. Biz ithalatla bu işi çözüyoruz çünkü dostlarımız, arkadaşlarımız ithalattan köşeyi dönüyor." En basit örneğiyle et üzerinden birkaç tane marketi rahatlıkla hepiniz biliyorsunuz, buradan defalarca sizlerle bunu konuştuk.

Söylediler, domates; Allah'tan korkun ya, bu topraklarda 8-10 milyon ton domates yetiştiriliyor, siz domatesi ithal ediyorsunuz.

Havuç, şalgam arkadaşlar; havuç, şalgam yani diyecek söz yok, inanın diyecek söz yok yani acayip bir iş.

Diğer bir konu -çok açık- buğday arkadaşlar ya, buğday mamulleri ve diğer ürünler 10 bin ton, 10 bin ton arkadaşlar. Ya, bu üretici gübre parası bulamadı, gübre alıp toprağına atsın da buğday elde etsin. Göreceksiniz bakın 2019'da neler çıkıyor karşınıza, göreceksiniz. Şimdi seçim var diye bütün gücünüzle her şeyi, kamu kaynaklarını seçime yatırıyorsunuz ama öbür taraftan da çaktırmadan Sırbistan üzerinden kendi ithalat yandaşlarınızı zengin etmek için elinizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorsunuz.

Diğer bir konu: Değerli arkadaşlar, ya, şuna bakın: Sebze tohumları, diğerleri -ekim amacıyla kullanılan- 200 ton. 200 ton arkadaşlar ya, Sırbistan'dan biz 200 ton tohum alacağız. Hani övünüyordunuz "5 kat artırdık tohumu." diyordunuz, "1 milyon ton tohum üretiyoruz." diyordunuz, nerede, ne oldu? Demek ki yalan söylüyorsunuz, demek ki doğru değil. Eğer o doğruysa bu yalan, bu doğruysa o doğru değil; ikisinden birinde sorun var, çok net bir şekilde bunu paylaşmak lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

Şeker pancarı tohumu, arkadaşlar ya, 200 ton. Şeker pancarı tohumu, 200 ton, Sırbistan'dan alacağız. Ya, bu ülkeye hakikaten... Hani biraz önce arkadaşlarımız söyledi yani diktatörlük, faşizm; hani neresinden bakarsanız bakın, eğer dünyada yeni dünyanın yeni terimleri oluşturulacaksa, faşizme yeni bir kimlik kazandırılacaksa, diktatörlüğe yeni bir kimlik ve tanım kazandırılacaksa bir yere gitmeye gerek yok; bütün bilim insanları, sosyologlar, siyasetçiler Türkiye örneğini sahici bir şekilde işleyip, inceleyip hayata geçirebilirler.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; bakın, şu anda 300 bin baş hayvan kesime hazır bekliyor, 300 bin baş hayvan ve depolarda 40 bin ton et stoku var. İthalata öyle bir alıştılar ki deli danalı getirdiler, şarbonlu getirdiler, brusellalı getirdiler, hızlarını alamadılar, getirdiler, getirdiler, getirdiler, getirdiler. 7 milyon 200 bin canlı hayvan büyükbaş/küçükbaş, 7 milyon 200 bin; 286 bin ton et, toplam 7 milyar 200 milyon dolar para, 7 milyar 200 milyon dolar. Şimdi ellerinde tıkandı, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Unuttular, yanlarındaki komşunun, İran'ın inançlı bir ülke olduğunu da unuttular, İran'la ihracata gittiler; e olmadı. Niye? Çünkü İran diyor ki: "Ben Müslüman bir ülkeyim, canlı hayvan alırım, kesilmiş et almam." Böyle acayip bir durum var. Şimdi satacak yer arıyorlar arkadaşlar. Halkımız yoksul, kasaplarda et yok, verin kasaplara şu etleri, halkımız yesin; hep siz, hep yandaşlarınız yemesin. O stokları isterseniz bir dakikada eritirsiniz. İnanın, halkımızın et yiyecek ne parası var ne gücü var ne de imkânı var. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu rahatlıkla yapabilirsiniz.

Ama mesele şu: "2019'da seçime kadar ithalat yapmayacağız, altı ay ithalat yapmayacağız." dediler ama ya Cumhurbaşkanının bunlardan haberi yok ya da AKP Genel Başkanı bunlardan habersiz işler yapıyor; 2019'un sonuna kadar tekrar kırmızı eti sıfır gümrükle açtı, "Alabilirsiniz." dedi. Hemen ayçiçeğini ona ilave etti ama Bakan seyrettiği için, bilmiyor ne yapacağını da "Altı ay boyunca hiçbir şekilde ithalat, hayvan ithalatı ya da et ithalatı yapmayacağız." gibi açıklamalarda bulundu.

Geldiğimiz nokta şu arkadaşlar: AKP bu ülkenin tarımını bitiriyor. "AKP" demek "zam" demek "zulüm" demek "yoksulluk" demek. AKP, bu ülkenin çiftçisini yok edip başka ülkelerin çiftçisini, başka ülkelerin tüccarlarını ve ama en önemlisi, kendi yarattıkları yeni sistemle kendi yandaşlarını büyütme, besleme, geliştirme, rant ve sermaye biriktirme alanı olarak tarımı hedef almıştır ve götürmektedir. Bu anlamda, çok net ve çok açık şunu söyleyebiliyoruz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Devamla) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Sarıbal, bir dakika ilave ediyorum, toparlayalım.

ORHAN SARIBAL (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

RECEP ÖZEL (Isparta) - "CHP" demek ne demek?

ORHAN SARIBAL (Devamla) - "Cumhuriyet Halk Partisi" demek "demokrasi" demek. "Cumhuriyet Halk Partisi" demek "özgürlük" demek. (CHP sıralarından alkışlar) "Cumhuriyet Halk Partisi" demek "halktan yana olmak" demek. "Cumhuriyet Halk Partisi" demek "faşizme, diktatörlüğe karşı mücadele etmek" demek. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) "Cumhuriyet Halk Partisi" demek "bütün kamu kaynaklarını kullanıp, elinde var olan bütün devlet olanaklarını kullanıp, yargıyı, sermayeyi, bütün her tarafı kuşatıp kendi ülkesine zulüm yapan AKP faşizmine karşı direnmek" demek. (CHP sıralarından alkışlar) "Cumhuriyet Halk Partisi" demek özgürlük demek.

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) - "Cumhuriyet Halk Partisi" demek yalan demek, başka bir şey demek değil.

ORHAN SARIBAL (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)