GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Hakk'ın rahmetine kavuşan CHP eski Genel Sekreteri Şeref Bakşık'a Allah'tan rahmet dilediğine, Tekirdağ ili Çorlu ilçesinde meydana gelen tren kazasıyla ilgili davanın ilk duruşmasında mahkeme heyetinin davadan çekilmesinin üzerinde düşünülmesi gerektiğine, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunun Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin çalışmadığını gösterdiğine, Ergenekon kumpas davasının çöktüğü şu günlerde Türkiye'nin yeni bir kumpas süreciyle karşı karşıya olduğuna, kin ve öfke dilinin terk edilerek toplumun kutuplaştırılmasından vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:2
Birleşim:97
Tarih:03.07.2019

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz.

Sayın Başkanım, partimiz açısından bugün bizleri üzen bir gündeyiz, partimizin eski genel sekreterlerinden, İzmir il başkanlığımızı, milletvekilliğimizi ve İzmir senatörlüğünü yapan Şeref Bakşık Hakk'ın rahmetine kavuştu; bugün İzmir'de defnedilecek. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak merhum önceki genel sekreterimize Allah'ımdan rahmet diliyoruz, başta İzmir halkı olmak üzere bütün Cumhuriyet Halk Partililerin ve ülkemizin başı sağ olsun diyorum efendim.

Sayın Başkan, sol tarafımda oturan sayın mevkidaşımın biraz önce söylediği gibi, Çorlu'daki -benim "kepazelik" diye niteleyeceğim- tren faciası duruşmasında olanlarla ilgili, milletvekillerimiz ve genel başkan yardımcılarımız orada, kamuoyuyla bilgi paylaşacaklar. Ama yargının içinde bulunduğu hâl bakımından -sadece bugün Çorlu'da görülen duruşma değil- Allah var, şu Parlamentodaki herkesin oturup kara kara düşünmesi gereken günlerden geçiyoruz. Yargı bağımsızsa yargıdır yoksa bir siyasi iradenin ya da bir gücün -siyasi olur ya da olmaz- giyotinine dönüşür, kolluğuna dönüşür, tabancasına dönüşür. Bu, demokrasilerde kabul edilebilir bir durum değildir Sayın Başkan.

Sayın Başkan, İstanbul'da yenilenen seçimlerden sonra Türk siyasetinde her kesimde, her kademede -en küçük taşradan, beldeden parti genel merkezlerine kadar- yeni siyasi senaryolar doğal olarak gündemdedir, konuşulmaktadır. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Millet İttifakı olarak İstanbul'da yenilenen seçimlerdeki neticeler üzerinden bir şımarıklık, bir böbürlenme, bir zafer sarhoşluğu içine girmediğimizi Parlamentodaki bütün sayın milletvekilleri ve kamuoyu görmüştür. Bizce sandıktan ders alınır, sandık sonuçlarından yola çıkarak hesaplaşma yapılmaz, hele hele dışa dönük hesaplaşma hiç yapılmaz. Partiler içe dönük hesaplaşmalarını yapabilirler, o bizi ilgilendirmez; her partinin iç muhasebe yapma hakkı vardır. Ama İstanbul'da yenilenen son seçimler yeni sistemin Türkiye'de çalışmadığını, çalışamadığını, işlerliğini ve kamuoyundaki karşılığını şimdiden yitirdiğini gösterdi ve gerek Adalet ve Kalkınma Partisi gerek diğer siyasi parti yöneticileri kendi aralarında yeni sistemi sorgulamaya başladılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Tam bu olurken AK PARTİ'nin iki hamlesiyle karşı karşıya kaldık. Birinci hamlesi, Yüksek İştişare Kurulu ve KİT yönetim kurulu üyeliklerine AK PARTİ'nin mevcut yönetiminin şu anki uygulamalarından rahatsız olan kimi AK PARTİ'li eski siyasetçi ve yöneticilerinin yerleştirilmesi suretiyle parti tabanının ve parti kadrolarının bir konsolidasyonu bu şekilde sağlanmak istenmekte gibi duruyor. Kamuoyu da bunu böyle algılıyor ve bu, aynı zamanda, kamu vicdanında da karşılık bulmuyor. Nasıl bulmuyor? Biraz önce Kani Beko Milletvekilimizin söylediği gibi, Yüksek İstişare Kurulu üyelerinin maaşlarına yüzde 40 yapar, memura yüzde 5 verirseniz siz kendi kadrolarınızı, size gönül veren seçmenlerimizi soğutmaya devam edersiniz. İstanbul seçimlerinden, İstanbul'da seçmenin verdiği cevaptan AK PARTİ'nin ders almadığını anlıyoruz.

Bir şey daha yapılıyor Sayın Başkan; bu, daha da önemli. Bir, dediğim gibi, konsolidasyon amaçlı Yüksek İstişare Kurulu üyelikleri ve KİT yönetim kurulu üyelikleri pazarlanıyor, birilerine lütuf gibi sunuluyor, âdeta ulufe dağıtılıyor. İkincisi şu oluyor: Ergenekon ve benzeri kumpas davalarının çöktüğü bugünlerde yeni bir kumpas süreciyle Türkiye karşı karşıyadır. Bu seferki kumpas şöyle hayata geçiyor: Eski defterler karıştırılıyor, kapanmış davalar yeniden açılıyor ve yeni davalar açılıyor tıpkı Ergenekon, Balyoz ve benzerlerinde olduğu gibi. Şöyle bir iki örnekle bunu Genel Kurulun ve milletin takdirine sunmak istiyorum: Altı yıl önce tamamlanan, sonuçlanan Gezi davası yeniden açılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Altı yıl önce Gezi'yi, doğa ve çevre hassasiyetiyle başlayan bir mücadeleyi kan gölüne çeviren, orayı terörize eden dönemin Valisi ve Emniyet Müdürüdür. Dönemin Valisi ve Emniyet Müdürü, dönemin Başbakanına bağlıdır ama şimdi onlar bir kenara konulmuş, bir Gezi süreci üzerinden, bir Gezi sürecini yeniden terörize etmek üzerinden topluma bir mesaj veriliyor. Bu, bir kumpastır.

Sayın Başkan, ikinci kumpas, İstanbul İl Başkanımızın altı yıl önce attığı kimi "tweet"lerinden dolayı devleti aşağılamak suçuyla bugünlerde yargılanması. Adalet ve Kalkınma Partimizin İstanbul seçimlerini bir sağduyuyla, olgunlukla karşıladığını düşünürken apar topar İstanbul İl Başkanımızın altı yedi yıl önce attığı "tweet"ler üzerinden yargılanmaya başlanması bize göre İstanbul'un son seçimde ortaya çıkan iradesinin yargılanmasıdır ve bunun da Ergenekon ve benzeri kumpas davalarından bir farkı yoktur.

Son olarak İYİ PARTİ Genel Başkanı Sayın Meral Akşener'le ilgili açılan FETÖ soruşturması, FETÖ ilişkisi, illiyeti, Türkiye'de Erdoğan'a destek vermeyen herkesin başında bir giyotinin sallandırılmak suretiyle korku iklimiyle iktidarı sürdürme arzusunun devam etmesinin ortaya konulduğu bir iradedir.

Biz tam bunu beklerken, son iki günde yeni ve çok anlamlı bir gelişme daha cereyan etti. AK PARTİ eski kurucu yöneticileri ve bakanlarından Sayın Ali Babacan'la ilgili de bir FETÖ soruşturmasının başladığı, kamuoyunda herkesçe bilinen bir hâl olarak ortaya çıktı. Şimdi buradan şu çıkar: Eğer Sayın Erdoğan, İstanbul'da 23 Haziranda yapılan seçimlerde -gerekli olgunluğu göstermekle birlikte- buradan bir hesaplaşmayla parti tabanından kaybettiği 750 bin oyu konsolide edeceğini düşünüyorsa bilmeli ki 750 binin üstüne 2 milyon 250 bin daha kaybeder.

Sayın Erdoğan'a çağrım, toplumu kutuplaştırmaktan ve kamplaştırmaktan bir an önce vazgeçmesidir. Sayın Erdoğan'a çağrım, kin ve öfke dilini terk etmesidir. Eğer kendisinden müşteki olan herkese bir soruşturma açacaksa Sayın Erdoğan'a bir teklifim var: 50 milyon kapasiteli bir cezaevi inşa etmesidir, anca baş edebilir. Bunun da bu şekilde kayıtlara geçmesini istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)