| Konu: | CHP Grubu önerisi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 8 |
| Tarih: | 22.10.2019 |
CHP GRUBU ADINA GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) - Sayın Başkan, sağlık emekçilerine şiddetin araştırılması amacıyla söz aldım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
"...olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." diyen Kanuni Sultan Süleyman'ın dizelerinin üzerinden altı yüz yıl geçti. Ben bir hekim olarak sağlığın en büyük servet olduğunu hatırlatan bu sözü kendime rehber edindim. Bilimi insanla, insanı yaşamla, yaşamı sağlıkla birleştiren, insanı sağlıklı yaşatmak için çabalayan hekimler başta olmak üzere, sağlık çalışanlarına özendik, onlar gibi olmak istedik. Hatırlarsınız, çocuk aklımızla, küçükken bizlere sorulduğunda, öncelikle doktor veya öğretmen olmak istediğimizi söylerdik çünkü onların insan yaşamına dokunduğunu çok iyi bilirdik. Sonra ülkemizde bir şeyler değişti, artık gazetelerde insanları yaşatmaya çalışmalarından, saygınlığından ve başarılarından çok hekimlerin şiddetine ait olaylara tanık olduk. Televizyonlarda her gün, hastanelerin güvenlik kameralarına takılan vahşetleri izliyoruz. Daha beş altı gün önce bir doktorun boğazının hastası tarafından kesildiğine şahit olduk. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet artık çağımızın vebasıdır. Biz biliyoruz ki açılan soruşturmalara, davalara ve verilen cezalara rağmen sağlıkta şiddet durmadı, arttı, yayıldı.
Peki, soruyorum: Ne oldu da saygınlık gitti, yerini şiddet aldı? Ne yazık ki son altı yılda sağlık emekçilerine yönelik toplam 76.157 şiddet vakası gerçekleşti yani haftada 244 sağlık çalışanı şiddet gördü. Şiddete uğrayan sağlık emekçilerinden tam 21 bini -deyim yerindeyse- tekme tokat dövüldü, kesici, delici ve ateşli silahlarla saldırıya uğradı.
Değerli vekiller, teşhisi doğru koymazsak tedaviyi sonuçlandıramayız. Bugün karşımızda duran tablo, ideolojik tercihlerle şekillenen ve sosyal gerçeklerle bağdaşmayan sağlık politikalarının acı sonucudur. Neden mi? Bakın, sağlıkta koruyucu, iyileştirici ve eşitlikçi hizmet sunan sosyalizasyon modeli terk edildi; sağlık alanı tümüyle özelleştirildi de ondan. Adına "Sağlıkta Dönüşüm Programı" denilen sistem, yurttaşları "paran kadar sağlık" anlayışına terk etti.
Hekimlik yaptığım yıllarda hastaların tek istediği kuyruk sıralarında, muayene sıralarında beklememekti. Evet, yeni sistemde o kuyruklar tarihe karıştı ama kuyrukları azaltmak isteyenler, literatüre "göz ucuyla muayene" kavramını eklediler. Hastalar artık hastane koridorlarında perişan olmuyor ama şifa da bulmuyor. Ne acıdır ki hastalar muayene sırası beklemiyor ama evlerinde tetkik ve ameliyat sırası bekliyor.
Günümüzde sağlık hizmetlerinde nitelik, yerini niceliğe bıraktı. Muayene başına beş dakika ayıran bir sistemde nitelikten bahsetmek mümkün olamaz. Bunların sonucunda hekimler, öfke ve şiddetin temel öznesi hâline geldiler çünkü hastalar karşılarında sistemi kuran bürokratları değil, uygulamak zorunda kalan hekimleri buluyorlar.
Performans sistemiyle, çalışanlar arasındaki iş barışı da bozuldu. Daha on gün önce İstanbul'da bir doktor, az çalıştığı iddiasıyla meslektaşını öldürdü. İki meslektaş bu noktaya geldiyse bu sorunları araştırmadan sağlıkta şiddeti önlemek mümkün değil.
Aslında bir ülkenin sağlık sistemini anlamak için en iyi yol acil servislere bakmaktır. Biliyor musunuz dünyada nüfusundan daha fazla sayıda acil servis başvurusu olan tek ülkeyiz. Son rakamlara göre acil servislere başvuran hasta sayısı 111 milyonu aştı. Bu rakam neyi gösteriyor bize biliyor musunuz? Ekonomik ve sosyal koşulların yurttaşlarımızı hasta ettiğini, poliklinik tedavilerinin hastaları iyileştirmediğini, sağlık hizmetlerinin iddia edildiği gibi parasız olmadığını, "katkı payı" adı altında ödeme yapmak istemeyen yurttaşların kaçış yolu olarak acil servislere akın ettiğini. Görüyorsunuz, neresinden tutsak elimizde kalan bir sağlık sistemi var.
Öte taraftan, 70'lerdeki tüp kuyruklarını eleştirenler şimdi rapor kuyrukları yarattılar. Bugün yakan top oynamak için bile aile hekiminden sağlık raporu almak gerekiyor. Tam da durum şiddeti besliyor. Şiddetin sebeplerini say say bitmiyor. Bakın, eczaneler de "muayene katkı payı" "reçete katılım payı" "ilaç katılım payı" adı altında tahsilat şubesine dönmüş durumda. "Kanser ilacının parasını ödüyoruz." diyerek sağlıkta devrim yapıldığını iddia edenler, piyasada aylarca bulunmayan ilacın parasını hasta hayatını kaybettikten sonra ödese ne olur, ödemese ne olur?
Gelelim SABİM'e. Şiddeti tetikleyen bir sebep de Sağlık Bakanlığının iletişim merkezini sağlık çalışanlarını şikâyet merkezine dönüştürmesidir. Kısacası, artık mızrak çuvala sığmıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Başkanım, bir dakika daha rica edebilir miyim?
BAŞKAN - Buyurun.
GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Peki, tüm bu tablo karşısında Sağlık Bakanlığı ne yaptı? Geçtiğimiz mayısta bir kitapçık çıkardı. Şiddete Karşı Eylem Planı olarak doktorlara "Mümkünse espri yapın." tavsiyesinde bulundu. Bakın bu fotoğrafa, iyi bakın. Burada Bakanlık yetkililerine sesleniyorum: "Yazdığın ilaç ağrımı geçirmezse o zaman görürsün." diyerek bir doktorun boynunu kesen hastayı hangi espri sakinleştirir lütfen gelip açıklasınlar; açıklasınlar ki bu şiddet artık son bulsun.
Aslında sözün bittiği yerdeyiz. Şantiye şefliğine dönen hastaneleri inşaat şirketlerine devredenler şiddeti besliyorlar. Çalışma koşullarını iyileştirmek yerine, otelcilik hizmetine çevirenler şiddeti besliyorlar. İnşaat karşılığında hastanelerin görüntüleme, laboratuvar ve ameliyathanelerini özel sektöre devredenler şiddeti besliyorlar. Şurası çok açık ki şiddet artık histeriye dönüştü, toplumsal maliyet dayanılmaz bir hâlde. Çaresi ise belli, tıbbın gereklerine göre yeni bir sağlık reformu yapmak zorundayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Gelin, ilk adımı hep birlikte atalım. Böylece, görevi başında katledilen Doktor Ersin Arslanlara, Kamil Furtunlara, Fikret Hocalara karşı sorumluluğumuzu yerine getirelim.
Genel Kurulu buradan saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)