| Konu: | 19 Ekim Bosna-Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç'in vefatının 16'ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 10 |
| Tarih: | 24.10.2019 |
NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; 16'ncı ölüm yıl dönümü münasebetiyle rahmetle andığımız İzzetbegoviç'i "Bilge Kral" olarak ananlar var. Ben kişisel olarak buna bir itiraz koyuyorum. Aslında, sürekli hakkı, adaleti, eleştirel düşünceyi ve itirazı önemseyen rahmetli İzzetbegoviç'in dünyasında krallara da bir yer bulamazsınız. Mesela, krallar hakkındaki düşüncelerini bu itirazcılar dilinden şöyle ifade eder: "O itirazcılar ki geçimlerini hükümdara borçlu olduklarını kabul etmeyip bilakis, hükümdarı da kendilerinin beslediklerini iddia ederler." İşte, rahmetli İzzetbegoviç'in meşruiyeti kendinden menkul otoriteye karşı tutumu açıkça budur.
Çok değerli arkadaşlarım, burada asıl karşı çıkılan şey, elbette insanın insana tahakkümünü reddetmesi ve Allah'tan başka herhangi bir otorite tanınmamasıyla doğrudan alakalıdır. Bunun tamamen insani fıtratına, onun İslam inancına ve Müslüman kimliğine ait olduğunu müşahede ediyoruz.
Eski Yugoslavya'da, bildiğiniz gibi, rahmetli İzzetbegoviç 12 arkadaşıyla beraber İslami bir düzen tesis etmeye çalışmak suçlamasıyla otoriter eski Yugoslavya tarafından yargılanmıştı. Mahkemeye çıkarıldığında, kararları zaten peşinen belli olan mahkeme heyetinin yüzüne karşı açıkça otoriteyi sevmediğini ancak ve ancak zorunluluktan dolayı itaat edebileceğini ama İslam'ın kendisi için iyinin, doğrunun ve uğrunda yaşanabilecek olan her şeyin bütünü olduğunu ifade edebilmişti.
Çok değerli arkadaşlarım, İzzetbegoviç'i biz savaş dönemindeki tutumundan da hatırlıyoruz yani Saraybosna'nın kuşatma altında olduğu, bombalamalarla kitlesel ölümlerin yaşandığı bir dönemde dahi o Saraybosna'yı işgal etmek isteyen açıkça "Sırp faşistleri" diyebileceğimiz Çetniklerin yayın organları, televizyonları, radyoları dahi yayınına ara vermedi. Aslında, o tür olağanüstü bir hâli dünyanın hiçbir yerinde görmek mümkün değildi. Bu uygulaması üzerine, aslında yakın çevresinden de bir eleştiri aldı ama savunduğu daima şu oldu: "Ancak hakikati tartışırsak, doğru ile yanlış açıkça ortaya konabilirse bizler doğruyu ve hakikati bulabiliriz." Açıklaması kısaca buydu. Sonunda haklı çıktı, savaş bittiğinde, kara propagandayla Bosna direnişi aleyhinde yayın yapanlar özür dilemek zorunda kaldılar.
Yine, o dönemde tatsız bir olay yaşanmıştı. Tecavüzlerin, katliamların olduğu bir dönemde tepkisel, bireysel bir cinayet olarak 2 papaz katledildi. Bunu hiçbir zaman refleksle açıklamanın arkasına sığınmadı, hemen televizyonlara çıktı ve kendi halkına savaşın ortasında şöyle seslenebildi: "Bizler de zalimlerden olursak zulme karşı savaşmamızın bir anlamı kalmaz. Karşımızdaki caniler yani Çetnikler, bizlerin öğretmeni mi olacak? Hayır, her şartta kitaba uyacağız."
Çok değerli arkadaşlarım, rahmetli İzzetbegoviç yine Saraybosna'nın en sıkışık anlarında dahi herhangi bir terör eylemine cevaz vermedi ve ulvi hedeflere hiçbir zaman aşağılık vasıtalarla ulaşılamayacağı hakkında kendi toplumunu daima ve daima uyardı.
İzzetbegoviç'i bir kez daha rahmetle anıyorum çok değerli arkadaşlar.
Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkürler efendim, sağ olun. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)