| Konu: | Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 11 |
| Tarih: | 30.10.2019 |
OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim Genel Başkan Yardımcımızı konuşturmadınız, ben oradan devam edeyim bari. (CHP sıralarından alkışlar)
Yani bu kadar çok üniversite kuruluyor, bu kadar çok fakülte kuruluyor, hocalar yetiştiriliyor "Sen bu işi yapamazsın, senin yerine birilerine biz kurs veririz, o kursu verdikten sonra ona 'fahri' unvanı veririz, sonra onlara da görev veririz." diyorsunuz. Arkadaşlar, maaş vermediğiniz, kadro vermediğiniz insan görevini yapar mı? "İhbarcı" deyin, geçin. Yani böyle elli yıl sonra bir yasayı getiriyoruz... Yasalar kolay çıkmıyor, komisyon aşaması var, onun öncesi var. Herkesle görüşüldü mü? Sorunun tüm muhataplarıyla görüşüldü mü Sayın Vekilim? Bunları konuştuk ama orada da gördük ki çok eksik var.
Yasa olumlu mu? Evet. Çıkması gerek mi? Evet ama eksikleri çok fazla. Neden? Dediğim gibi, yasalar kolay hazırlanmıyor. Sorunu kim çözer? Sorunun sahibi çözer. Sorunun sahiplerine danışılmış mı? Yok. Ya, kooperatiflerle dünya kalkınıyor. Avrupa'sı, Amerika'sı, dünyanın gelişmiş ülkeleri, az gelişmiş ülkeleri dahi kooperatiflerin önemini biliyor, yasalarına koyuyor, teşvikler veriyor, destekler veriyor, biz kooperatifleri kaldıralım, yerine "E, bizim yandaşlarımız var, onlara nasıl rant sağlayacağız? Onlara birtakım kolaylıklar sağlayalım." diyerek bunları yok sayıyoruz. Ne zaman? Elli yıl önce bunu düşünmüşler, yasaya koymuşlar, biz elli yıl sonra kaldırıyoruz. Hâlbuki dünya, kooperatiflerin önemini daha çok anlıyor ve buna göre yasaları yeniliyor.
Peki, Türkiye böyle bir yasayı çıkarmalı mı? Evet. Neden? Lafa gelince diyoruz: "Üç tarafımız denizlerle çevrili." Ama balık yemiyoruz. Neden? Nasıl yiyelim? Balıkların hepsi azalmaya başlamış. Bilinçsiz avlanma, niteliksiz bir şekilde yapılan denetimler... Kişi başına balık eti tüketimimiz 7-7,5 kilogramlara gerilemiş; hâlbuki girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği ülkelerinde bu, 25 kilogram yani hiç denizi olmayan ülkelerde bile 20-25 kilogram balık eti tüketiliyor -ki çok sağlıklı bir et- biz ise 7 kilogramlara düşmüşüz. Hem çok pahalı hem de bunun nedeni, vahşice avlanmalar.
Yasa çok güzel, cezaları artırıyor, destek veriyoruz, vahşice avlanmanın önüne geçiyor, teknoloji çağındayız, teknolojiyi yoğun kullanan bir sistemle denetimler yapılacak, ağır cezai müeyyideler var, yeri geldiğinde tekneler alıkonulacak. Bunları destekliyoruz, güzel ama dediğim gibi eksiklikleri çok fazla.
Balık neslinin tükenmesiyle ilgili bir çalışma yok. Biz öğrenciyken, bundan otuz sene önce uskumru yiyorduk, uskumru yok. Hamsiyi bile, biraz avlanma yasağı yapıyoruz, boyu büyüyor da ondan sonra yiyebiliyoruz. Demek ki bir yerlerde bir sorun var. Biz sorunu çözmeden yeni sorunlar yaratmaya çalışıyoruz çünkü sizde "sürdürülebilirlik" kavramı yok. Dünyada her şeyin sürdürülebilirlik kavramı var. "Sürdürülebilir kalkınma" var "sürdürülebilir denizcilik" var "sürdürülebilir tarım" var; demek ki burada da bizim gelecek nesillere bir "sürdürülebilir denizcilik" kavramı bırakmamız lazım yani balık nesillerini görmeleri lazım, avlanma kültürünü bilmeleri lazım. Mesela, bunun eğitimi yok. Yasanın içerisinde eğitim faaliyetlerine bir yer verilmemiş. Eğitimi yapan -daha önceki arkadaşım da bahsetti- su ürünleri fakülteleri mezunları işsiz, birçok fakülte kapanıyor ama biz onlara görev vermiyoruz, onun yerine, sektörün dışından kişilere görev veriyoruz. Sizin için maalesef bunlar çok önemli kavramlar değil, sizin için rant önemli.
Bakın, kendi bölgemizden de bir örnek vermek istiyorum: Cuma günü Saros Körfezi'ne bilirkişi gelecek ve FSRU limanı yani sıvılaştırılmış doğal gazı getirip normal doğal gaza çeviren bir liman projesi yapılmak isteniyor. Yapılmalı mı? Evet. Neden? Enerji lazım ama oraya mı yapılması lazım? Hayır. Neden? 2-3 kilometre ilerisinde fay hatları var, burası olmaz ve orada kendi kendini temizleyebilen bir körfez. Dünyada kaç tane kendi kendini temizleyebilen körfez var biliyor musunuz? 1 veya 2 tane, 1 tanesi bizde var.
Siz ne yapıyorsunuz? Oradaki balık popülasyonunu, oradaki deniz altında yaşayan canlılar popülasyonunu bir anda yok sayabilecek büyük tonajlı gemilerin girmesine izin veriyorsunuz. İşte, ondan sonra "sürdürülebilirlik" kavramından söz edemiyoruz yani sürdüremiyoruz. Neyi sürdüremiyoruz? Orada yaşayan canlılar belki beş sene, on sene sonra ölecekler. Belki biz görmeyeceğiz ama çocuklarımız da görmeyecek. Yani o yüzden, bu, olmalı mı? Evet, olmalı. Yeri doğru mu? Yeri yanlış, yerini başka bir yer yapmak lazım, bilim adamlarına sormak lazım.
Yine, buna göre, bu yasayı da aynen bu şekilde, ciddi bir şekilde hazırlayıp... Daha farklı bir şekilde fakültelerden, bilim adamlarından, konuyla ilgili uzmanlardan görüş alarak çıkartabilseydik çok daha iyi olacaktı.
Şimdi, biraz sonra -bugün olmaz belki ama yarın- bütün eller kalkacak -sizinkiler- kabul edilecek. Eksiklerini sonradan göreceğiz hep beraber ama iş işten geçecek.
Bakın, bizim de destek verdiğimiz bir yasayı hep beraber güle oynaya çıkarmak varken, eksiklerini birlikte çözmek varken siz, yine "Biz yaparız, bu iş oldu." diyorsunuz. Tek tebrik ettiğim konu, bereket, torba yasa hâline getirmediniz, tek bir yasa olarak Meclise getirdiniz, bu konuda, evet, tebrik ediyorum. Ama, dediğim gibi, fakülteleri kuruyoruz, yatırımlar yapıyoruz, 81 ile üniversite kurdunuz, biz de destek verdik, fakülteler kurdunuz ama talep azaldı, bazı meslekler neredeyse kayboluyor. Sözler veriyorsunuz, niye söz veriyorsunuz? 10.500 ziraat mühendisi, veteriner, su ürünleri mühendisi, gıda mühendisi hani çalışacaktı, hani atanacaktı? Nerede kadro? Yok. Nerede bu arkadaşlar? Bu arkadaşlar gıda mühendisi ise gıda denetimine gitmesi gerekmez mi? Su ürünleri mühendisiyse Türkiye'deki balık popülasyonunun artmasına destek vermesi uygun değil mi, denetimleri bunların yapması uygun değil mi? Türkiye saman ithal ediyor, ziraat mühendisleri devlette işe giremiyor. Türkiye tarımı gün geçtikçe çöküyor, çiftçi borçlanıyor, Türkiye üretemiyor ama ziraat mühendisleri çalışmıyor.
Yine aynı şekilde, veterinerler, veteriner hekimler, Türkiye'de yılda 500 bin tane buzağı ölüyor... 500 binden bahsediyoruz. Bunların yarısı dişi doğursa Türkiye'de hayvan varlığı ne kadar artar hepiniz düşünebilirsiniz ama biz ne yapıyoruz? Veteriner hekimleri atamıyoruz, görev vermiyoruz, çalıştırmıyoruz; bunun yerine en kolayını yapıyorsunuz, sıkıştığınız zaman gümrük vergilerini sıfırlıyorsunuz, hayvan ithalatı yapıyorsunuz, kırmızı et ithalatı yapıyorsunuz. Sonra diyoruz ki size: Ya, siz Türkiye tarımının durumunu görmüyor musunuz, çiftçinin durumunu görmüyor musunuz, hayvancılığın durumunu görmüyor musunuz? Bugün yetişemedim, bir dakikalık soru soracaktım, yine aynı soruyu soracaktım: Neden bu çiftçinin 2018 yılı buzağı desteklerini ödemiyorsunuz, neden ödemiyorsunuz?
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Para yok, para.
OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) - Niye para yok? Başkasına gelince para buluyorsunuz, çiftçiye gelince para mı bitiyor, nereye gitti? Diyorsunuz ki: "Sertifikalı tohumluk kullan." Çiftçiye biz de söylüyoruz "Sertifikalı tohumluk kullan." diye. Çiftçi gidiyor sertifikalı tohumluk kullanıyor, "Destek vereceğim." diyorsunuz; ya, 2018'in desteğini ödemiyorsunuz arkadaşlar, iki ay sonra 2020'ye giriyoruz yani iki ay var. Siz hâlâ 2018'in desteklerini ödemediniz. Bu ne biçim iş?
TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Para yok!
OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) - 2019 bitiyor, 2020'ye giriyoruz, para yok. Para var; para istediğinize var, çiftçiye gelince yok, alın teri dökene yok, emek sarf edene yok; yandaşlara var, vatandaşlara yok.
Evet, bu su ürünleri teklifine destek veriyoruz ama eksiklerinin de olduğunu her fırsatta söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz.
Saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)