| Konu: | Dışişleri Bakanlığı sayfasında yer alan Ermeni din görevlisinin öldürülmesine ilişkin bilgilendirmeye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın resmî davetlisi olarak gerçekleştirdiği ziyarete ve görüşmelere, Amerika Birleşik Devletleri nezdinde Amerika-Türkiye ilişkilerinin Amerika-Suudi Arabistan ilişkileriyle, Amerika-Körfez ülkeleriyle olan ilişkilerle aynı tutulmasını Türkiye'nin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve milletin hak etmediğine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 18 |
| Tarih: | 14.11.2019 |
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Türkiye'nin, dünyanın yakından izlediği dünkü görüşmeye şuradan girizgâh yapmak istiyorum. Bugün Dışişleri Bakanlığı sayfasında şöyle bir değerlendirme var, bilgilendirme var: "Suriye Ermeni cemaatine mensup bir din görevlisinin, terör örgütü PYD/YPG/PKK denetimi altındaki bölgede uğradığı menfur bir saldırıda hayatını kaybettiği üzüntüyle öğrenilmiştir.
Bu terör eylemini en güçlü şekilde telin ediyor, Suriye halkına başsağlığı diliyoruz.
Bölgede faaliyet gösteren ve Hristiyanlar dâhil tüm Suriyelileri mütemadiyen hedef alan DEAŞ ve PYD/YPG/PKK terör örgütleri olağan şüphelilerdir.
Suriye'den kaynaklanan her türlü terörle kararlılıkla mücadele eden Türkiye, bu terör saldırısının faillerinin bulunması için de uluslararası toplumla birlikte hareket edecektir."
Şimdi niye bunu okudum? Üzüldük tabii, biz de kınıyoruz -ayrı- bir Ermeni din görevlisinin öldürülmesini kınıyoruz. Şimdi olay şöyle: Bu, üç gün önce oldu fakat Türk Dışişleri bunu görmedi. Ve dünkü görüşmeden sonra, muhtemelen Amerika'da Türk Dışişleri bu konuda uyarıldı ve bugün apar topar bunu görmek zorunda kaldı. Görmek zorunda kalırken de DAEŞ'in üstlendiği bir eylemi PYD-YPG'ye de olağan şüpheli diye mal ederek gene farklı bir pencereden gördü.
Buradan iki şeye dikkat çekmek istiyorum: Yani Amerika Birleşik Devletleri'nin, bölgede yaşananlarla ilgili olarak Dışişleri Bakanlığının internet sitesine bile artık yön veriyor olması Türkiye adına utanç vericidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Bu, işin birinci noktası.
İkinci noktası da şudur: Hâlâ Dışişlerinin DAEŞ'e âdeta masum bir görüntü verme gayretkeşliğini görmenin de utancını yaşıyorum. Ben bu ülkenin milletvekiliyim.
Şimdi, buradan yola çıkarsak dünkü görüşmede Türkiye'nin gene belli ki epey kulağı çekilmiş. İşte, bunun en güzel delili Dışişleri Bakanlığının üç gün önce yaşanmış bir olayı bugün sitesine koymasıdır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Trump ve Erdoğan'ın görüşmesinde -bizim gördüğümüz- iki ülke arasındaki çoklu sorunların çözümüne yönelik adımlar değil bir aile fotoğrafı verilmiştir. Taraflar toplantılardan sonra yaptıkları basın açıklamasında ortak bir gündeme ve aynı önceliklere sahip olmadıklarını çok açık göstermişlerdir. Yani saatlerce konuştuktan sonra basının karşısına geçiyorlar, Sayın Erdoğan başka şeyler söylüyor, diyor ki: "Benim önceliklerim bunlar." Sayın Trump diyor ki: "Benim önceliklerim bunlar." Bunlar elimizde var. Meclis müsaade ederse hepsini okuruz. Milletvekillerimizin de bilgisi vardır.
Ve Türkiye-ABD ilişkileri üzerindeki kara bulutlar dağılmamıştır. Trump'ın Türkiye'de tutuklu bulunan ve sonra serbest bırakılan Serkan Gölge için Erdoğan'a teşekkür etmesi, Türkiye'deki yargının vahim durumunu bütün dünyaya bir kez daha göstermiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Yani şu olmuştur Sayın Başkanım: "Demokrasi, demokrasi" "cumhuriyet, cumhuriyet" diyoruz, "kuvvetler ayrılığı" diyoruz... Yani Rahip Brunson kepazeliğinden sonra Trump, Erdoğan'a ayrıca Serkan Gölge için bir sipariş vermiştir, şu anda evinde gözetim altında bulunan Serkan Gölge'yi de tıpkı Brunson'da olduğu gibi çok kısa bir sürede Oval Ofis'te karşılayacağını dünyaya ilan etmiştir. Bu da Türk yargısı için bir utanç vesilesidir, utanç vesilesidir. Bir ahlaklı, ettiği yemine sahip savcının, yargıcın bu konuya adam gibi el atması ve yargıyı içine düştüğü kepazelikten kurtarması lazım.
Ve Trump ABD-Türkiye ilişkilerinin ticari boyutuna ve Türkiye'nin NATO ve Afganistan'daki katkılarına dikkat çekmiş, Erdoğan ise IŞİD'le mücadele ettiğine dünyayı inandırmaya çalışmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Erdoğan IŞİD'le mücadelede Türkiye'nin en güvenilir ortak olduğunu söylerken, Trump'ın böyle düşünmediği, YPG'li Mazlum Kobani'ye ilişkin olumlu sözlerinden anlaşılmaktadır.
Sayın Akçay "Bunu çok ciddi takip ettik. Eğer ABD, PKK/PYD-YPG'yle ilişkileri noktasında belli bir yola gelmezse yüksek refleksimizi sürdüreceğiz." anlamında doğru bir şey söyledi. Ama sanıyorum Sayın Akçay'ın gözünden şu kaçtı: Dün Trump, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile "Mazlum Kobani" kod adlı Şahin'i -neydi, unuttum adını da- eşitledi Sayın Akçay. Erdoğan'a dedi ki: "Seninle görüştüğüm gibi Mazlum Kobani'yle de görüşüyorum, görüşürüm." Trump, Mazlum Kobani ile Recep Tayyip Erdoğan'ı aynı noktaya, aynı düzleme koydu. Bunu da Genel Kurulun bilgisine sunalım.
Ayrıca Halkbank davası, CAATSA yaptırımları, Senatodaki yaptırım tasarıları, S-400'ler, F-35'ler, teröristbaşı Gülen'in iadesi ve PYD'yle ilişkiler konularında -bir uzlaşma olduğuna, bir mutabakat olduğuna dair- diğer partileri kastetmiyorum, AK PARTİ'den bir değerli milletvekilimiz bu saydığım konularda "Bir uzlaşma oldu." diyebilir mi? Diyemez.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Beş dakika doldu ama bir dakika daha söz veriyorum.
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Dolmadı efendim, üç dakika oldu.
İkisinin gündemi de çok ayrıydı ve Trump, Erdoğan'ın basın açıklamasından sonra Beyaz Saray'ın sayfasında yayımlanan yazılı açıklamada Türkiye'nin satın aldığı S-400 savunma sistemleri meselesinin çözümünün iki ülke arasındaki ilişkilerin ilerletilmesinde yaşamsal olduğunu söylemek suretiyle dedi ki: "S-400 meselesi aşılmadan hiçbir sorun giderilmeyecek." Şimdi, ben buradan yapıcı olarak söylüyorum: S-400'de Amerika'nın istediğini yaparsanız Rusya'ya ne diyeceksiniz? Rusya, kuşkunuz olmasın, İdlib kartını açacak ve SDG ile Suriye merkezî yönetimini yakınlaştıracak. Hayır, S-400 konusunda Trump'ı dinlemezseniz, Amerika'yla bu konuda ters düşerseniz bu seyahat boşu boşuna yapılmıştır, bunca para da boşuna harcanmıştır, Amerika'yla daha yaşamsal sorunlar yaşamaya devam edeceğiz.
Son cümle: Yani Türkiye, bu sıkışmışlık hâlinden bir an önce kurtulmalıdır. Benim gördüğüm şudur: Hiç kusura bakmayın, Amerika Birleşik Devletleri nezdinde Amerika-Türkiye ilişkileri, Amerika-Suudi Arabistan ilişkileriyle, Amerika-Körfez ülkeleriyle olan ilişkilerle bir ve aynı tutulmuştur. Türkiye, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve bu asil millet bunu hak etmemektedir Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)