GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 8'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:36
Tarih:17.12.2019

CHP GRUBU ADINA KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı üzerine konuşmak üzere huzurlarınızdayım.

Ancak, konuşmaya başlamadan üç tane kişisel parantez açmak durumundayım. Birincisi: Prensip olarak, cevap verme hakkı olmayan atanmışların, ismen seçilmişler tarafından yapılmasını doğru bulmadığımı söyleyerek ve eleştirilerimi de bu çerçevede tutacağımı bildirerek söze başlamak isterim.

İkinci olarak: İletişim Başkanlığında konuşmak üzere grup tarafından seçilmemin de bir mantığı olduğunu tekrar hatırlatmak dileğindeyim. O da şu yüzden: Yaklaşık 6 cumhurbaşkanı döneminde bu işi yapan kişilerin masanın diğer tarafında muhatap aldığı emekli gazeteciyim. Dolayısıyla bu işi tersinden iyi bildiğimi iddia etmek durumundayım.

Üçüncü olarak da: Yine kişisel olarak bu Başkanlıkla basın kartı yönünden irtibatlı ve iltisaklıyım. Yani otuz küsur sene taşıdığım ve sonra şeref basın kartı hâline gelen kartın basıldığı, tevdi edildiği yer bu başkanlıktır.

Bu parantezleri boşuna açmadım, sondan başlayarak en kolayından başlayarak devam edeyim. Kişisel olarak, dediğim gibi, şeref basın kartı hamili olmama rağmen, yenilendiğinde buraya başvurmadım. Hani ufak bir şikâyetimi, sitemimi de bildireyim: Yıllardır bu işle hiç alakası olmayanların bile sarı basın kartı olarak tarif ettiği, sadece gazetecinin kimliği olan, başka hiçbir ayrıcalığı olmayan, taşımayan bir kartı niye gök mavisi yaptılar, anlamak mümkün değil. Herhâlde, yeni Türkiye'nin gereklerinden biri diyelim geçelim. Başvursaydım, hakkımdaki davalar sebebiyle verilir miydi, verilmez miydi bilmiyorum. Eşim yirmi beş senelik gazeteci, başvurdu, aldı. Ben şunu düşündüm: Benim binlerce sayfalık arşivim, saatlerce süren televizyon programlarım benim emekli bir gazeteci olduğumu anlatmaya yeterli. Gazeteciliğimi yeniden teyit ettirmek için böyle bir Başkanlığın himayesine ya da lütfuna ya da onayına ihtiyacımın olmadığını düşündüm.

Şimdi, geçelim işin iletişim kısmına: İletişim kısmı, maalesef, kişisel değil, kurumsal olarak çökmüş durumda. Şunu arz edeyim: İletişim Başkanlığının en basit tarifi, bağlı bulunduğu yerin mesajlarını aktarmak; doğru aktarıldığına emin olmak, yanlış anlamaları ortadan kaldırmak. Böyle bir durumda siz kimin iletişimini yapıyorsunuz? Bu soru çok büyük bir önem arz ediyor. Partili bir cumhurbaşkanının mı yoksa devlet başkanının mı? Bu ikisi arasındaki ayrımı ortadan kaldırarak aslında biz İletişim Başkanlığını lağvettik, Anayasa değişikliğiyle, bu Meclisten geçtiği anda. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü biri parti adına bir iletişimdir, diğeri o partiden çok daha büyük, Türkiye Cumhuriyeti'nin iletişimidir. Burada bir meşruiyet tartışması yok, oraya girmek istemiyorum; tam tersine, ben Cumhurbaşkanının fiillerinin ve sözlerinin çok açık bir şekilde tüm nüfusa eşit şekilde dağılması, anlaşılması, yeri geldiğinde eleştirilmesi, yeri geldiğinde de onaylanıp arkasında durulması gerektiği mantığıyla bu konuşmayı yapıyorum.

Ve hemen oradan da şuraya çıkıyorum: Peki, Türkiye'de çok yüksek tirajı olan ve izlenirliği olan televizyonların Cumhurbaşkanını takip etmesinin yasaklanmasını nasıl anlayacağım? Şimdi kim cezalandırılıyor? Bir dakika, burada konuşmak lazım bunu. O televizyonların, o gazetelerin patronları mı, çalışanları mı yoksa o televizyonlardan ve gazetelerden Cumhurbaşkanının -demin de söylediğim gibi- lafını, sözünü, eylemini takip etmek isteyen seçmen ve izleyiciler mi? Bunun ayrımına gitmezsek iletişimin en temel kuralını çiğnemiş oluruz. Ayrıca, akreditasyon çok yeni bir şey de değil, maalesef yıllardır bunu Genelkurmay uyguluyordu O tarihte de karşıydım, inanmayan açıp gazetedeki yazılarıma bakar, bugün de karşıyım. Akreditasyon seçmene hakarettir, okura hakarettir, izleyiciye hakarettir başka bir şey değildir. Beni dinleme lütfunu gösterdiğiniz için teşekkür ederim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım Sayın Milletvekili.

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (Devamla) - Bir cümle zaten, o kadar. Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ve eğer Cumhurbaşkanına sahip çıkmayı düşünüyorsanız herkese ulaşması için yolun açık olduğundan emin olmanızı tavsiye ederim.

Çok teşekkür ederim.(CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)