| Konu: | Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükûmeti Arasında Güvenlik ve Askerî İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 40 |
| Tarih: | 21.12.2019 |
CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Stratejik derinlikten değerli yalnızlığa doğru savruldunuz; Allah hayretsin sonunuzu. Fakat sizin sonunuz Türkiye'nin de kaderini etkilediği için burada yapıcı, uyarıcı eleştirilerimizi, anlayışımızı ortaya koymak istiyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu Mecliste yüzlerce uluslararası anlaşma onaylandı, yüzlerce ve Cumhuriyet Halk Partisi bunların sanıyorum yüzde 90'ınına da "kabul" oyu verdi. Neden? Uygundu; Türkiye'nin menfaat ve çıkarları gözetildi, Cumhuriyet Halk Partisi bu uluslararası anlaşmalara, mutabakat metinlerine "kabul" oyu verdi. Yine, bu Mecliste onlarca tezkere görüşüldü. Cumhuriyet Halk Partisi, 1 Mart 2003 tarihindeki tezkerede... Parti yönetiminizin ısrarla istediği, arzu ettiği 2 tezkerede; hem yabancı, Amerikan kuvvetlerinin Türkiye'de konuşlanması ve hem de Irak'ın kuzeyinde yabancı askerlerle birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının müdahalesi noktasındaki tezkerelerde sadece Cumhuriyet Halk Partisi değil, AK PARTİ Grubunun içinden de 100'e yakın sayın milletvekili "hayır" diyerek Türkiye'yi bir uçurumun kenarından aldı. Allah onlardan razı olsun; bunu söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, bunları niye söylüyorum? Uzun zamandan sonra, değerli arkadaşlar, şöyle bir tablo var: Bu mutabakat metninin görüşüldüğü Dışişleri Komisyonunda Mecliste pek sık olmayan bir şey oldu, pek sık rastlanmayan bir şey oldu. Mecliste toplamda 5 siyasi parti grubu, 10 tane de parti var ama 5 siyasi parti grubundan 3 tanesi, bu mutabakat metniyle ilgili, Komisyonda olumsuz görüş beyan etti. Bu, önemli bir şey ve değerli bir şey. Ben isterdim ki bu tabloda... Zira, on-on iki gün önce gene Libya'yla münhasır ekonomik bölgenin sınırlanmasıyla ilgili koridoru tanzim eden mutabakat metnine de Cumhuriyet Halk Partisi de İYİ PARTİ de müspet oy kullandı. Yani Cumhuriyet Halk Partisinin ve İYİ PARTİ'nin derdi, AK PARTİ'nin Doğu Akdeniz Bölgesi'ne yönelik politikalarından bir şey elde etmek, siyasi çıkarım elde etmek değil; tam tersine, eğriye eğri, doğruya doğru demek. Bu noktada, ben Hükûmetten, yürütmeden şunu beklerdim: "Yahu, Meclisin 5 grubunun 3'ü bu mutabakat metnine 'hayır' diyor, ki Genel Kurulda da bu böyle olacak." diye düşünüp yasama organına da saygı anlayışı çerçevesinde, Sayın Bakanın -prosedürde bu mümkün- gelip öncelikle yüce Genel Kurulu, bizleri ve sizleri bilgilendirmesi ve bu metinden bizim kaygı duyduğumuz hususlarla ilgili yine sizi ve bizi bilgilendirmesini beklerdim; bu olmamıştır yani "Biz bunu göndeririz, bu geçer." Geçer, hiç mesele değil. Ama bakın, değerli arkadaşlar, mesela bizim "hayır" dediğimiz tezkerelerden -hani dedim ya, onlarca tezkere, yüzlerce uluslararası anlaşma yaptık- ikisi de Suriye tezkereleridir. 2012 ve 2014 sanıyorum, değil mi Özgür, öyle olması lazım?
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Evet.
ENGİN ALTAY (Devamla) - İkisine de "hayır" dememizin gerekçelerini samimi ve yapıcı bir şekilde bu kürsüde ortaya koyduk. Mesela, ben konuşmuştum, bir tanesi şöyleydi: İçinde 11-12 defa "Suriye Merkezî Yönetimi" "Şam Hükûmeti" "Esad rejimi" ifadeleri geçiyordu. Yani şimdi siz diyorsunuz ya "Serrac'ı Birleşmiş Milletler tanıyor." diye, Birleşmiş Milletlerin tanıdığı, meşru olarak kabul ettiği Suriye Merkezî Yönetimine açık bir savaş tezkeresiydi; mahiyet oydu, niyet o olmayabilir, metin o idi. Biz buna da karşı çıktık. O zaman ki uyarılarımızı gerçekten açık kalple AK PARTİ yönetimi dinleseydi, bugün Suriye de bu hâlde olmazdı, Türkiye de bu Suriye sınırında yaşadığı sıkıntıların hiçbirini yaşamazdı ve Türkiye'deki 3 milyon 600 bin Suriyeli hem Türkiye'de bize hayatı zorlaştırmaz hem de burada kendileri de çok gayriinsani şartlar içinde yaşamak zorunda kalmazdı. Demek ki Cumhuriyet Halk Partisini dinlemek lazım, hiç değilse arada bir dinlemek lazım. (CHP sıralarından alkışlar)
AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Evet, tabii (!)
ENGİN ALTAY (Devamla) - Biz, seçim sathımailinde, sizi refüze edecek, siyasi olarak sizin zarar göreceğiniz bir yaklaşım içinde oluruz tabii, ama böyle konularda olmayız, olmadık. Yani elbette, Hükûmetin, yürütmenin kendince gerekçeleri vardır ama şunu belirtmek isterim ki, burada, kim legal kim illegal belli değil değerli arkadaşlar, belli değil.
"Efendim, Hafter terörist; Serrac, Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği, tanıdığı lider..." Ya, bunların ikisi beraber yola çıktı, sonra yolları ayırdılar. Hafter, kendisini destekleyenlerle birlikte Tobruk'a geçti; ikisi de iktidar savaşı veriyor, ikisi de; birinden biri olacak. Şunun garantisi sizde yok: Serrac'ın ve ekibinin Libya'nın tek ve mutlak hâkimi olacağıyla ilgili garanti sizde yok, kimsede yok ve bana göre de -böyle bir öngörüde bulunmakta bir zarar görmüyorum- Serrac'ın iktidardaki ömrünün çok uzun olduğunu ben zannetmiyorum.
"Efendim, bizim bölgedeki menfaatlerimiz..." Ya, bölgedeki menfaatlerimiz karşılıklılık esasına göre kurulacağı için... Libya'da Serrac gitti, varsayalım Hafter geldi. Yani Hafter'le temas etmeyecek misiniz? Mısır'da düştüğünüz hataya Libya'da da mı düşeceksiniz? Böyle böyle "değerli yalnızlık" diye diye kendimizi dipsiz kuyulara mı atacağız? (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye bunu hak eden bir ülke değil. Bana ne Serrac'dan, bana ne Hafter'den! Ama ben şundan rahatsızım: Bakın, dünya basınında var: "Türkiye'nin Trablus'a bir grup özel kuvvet, askerî danışman ve askerî teçhizat gönderdiği, Türkiye'nin Libya'daki duruma katılım amacında da Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını genişletmek..." falan filan yani dünya diyor ki şu anda: "Türkiye, Libya'ya sivil görünümlü asker, askerî teçhizat ve mühimmat gönderdi orada." Zaten bunu Birleşmiş Milletler raporları da söylüyor. Biz gerekirse "Dünya 5'ten büyük." muhabbetiyle, eğer bizim Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerimize yönelik bir gasp olursa Birleşmiş Milletlere rağmen de iş yaparız; "Yapmayın." demeyiz ama ortada böyle bir hâl yok değerli arkadaşlar, ortada böyle bir hâl yok şu anda.
AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Belki var!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Dolayısıyla, şimdi, burada Türkiye'yi bir ateşe atmak, Türkiye'yi... Türkiye'ye bir şey olmaz, büyüğüz, güçlüyüz; çok şükür, elhamdülillah.
AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Helal olsun be!
ENGİN ALTAY (Devamla) - Ama değerli arkadaşlar, ama değerli arkadaşlar, hep söylüyorum, bazen de bu yüzden tartışıyoruz; şehit edebiyatı bu Meclisin en son yapacağı iştir. Hiçbirinizin çocuğu gitmeyecek Libya'ya, benim yeğenim de gitmeyecek. Arkadaşlar, Türk Silahlı Kuvvetleri, şanlı Türk Silahlı Kuvvetleri, Libya'da şu anda geçici olarak, Trablus'ta Libya'ya hâkim, yönetimine hâkim gibi görülen Serrac ve avanesini korumak için lejyoner olarak kullanılamaz! Türk Silahlı Kuvvetleri bunu hak etmez! Bu, doğru bir yaklaşım değil! (CHP sıralarından alkışlar)
Bakın, samimiyetimizi on gün önce Libya'yla ilgili mutabakat metnine "evet" diyerek gösterdik. Parti aidiyeti ve parti hiyerarşisi içinde buna "evet" diyecek olabilirsiniz ama ben şunu söyleyeyim: 1 Mart 2003 tezkeresine "hayır" diyen AK PARTİ mensubu 97-98 sayın milletvekilini, hepsini hâlâ bugün gönül borcuyla, vefa borcuyla, şükran borcuyla yâd ediyoruz. Gelin, onlardan olun; gelin, onlardan olun. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye'nin ali menfaatlerini önceleyelim, burası Meclis. Ne var yani? Bu yanlış, burada bir hata var, bunun düzelmesi lazım; bunu söylüyoruz.
Suriye konusu, güvenli bölge... Güvenli bölge kaldı mı değerli arkadaşlar?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Altay, tamamlayın sözlerinizi.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Peki efendim.
Bizim güvenli bölge diye murat ettiğimiz sahada en az hâkimiyeti olan maalesef biziz. Güvenli bölge; belirsiz, riskli bölgeye dönüştü. Daha ileri gidiyorum, sizin güvenli bölge diye murat ettiğiniz alan şu anda bir tampon bölge ve yeri geldiğinde, kimi silahlı güçler -Rusya'sıdır, ABD'sidir, şusudur busudur, SDG'sidir- Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik, bazı bölgelerde tahkimat kurabilen bir noktaya geldi. Bu nasıl güvenli bölge? "Barış Pınarı... Barış Pınarı..." Yanlış. Ne oldu? Esad aşağıdan geliyor, siz Libya'yı bırakın... 12 tane mi gözetleme kulemiz vardı Ünal Bey?
AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) - Evet, 12.
ENGİN ALTAY (Devamla) - 12 gözetleme kulemizden 3'ünü tahliye ediyoruz, haberiniz var mı? Niye ediyoruz?
NİYAZİ GÜNEŞ (Karabük) - Karamsar olma, karamsar.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Hani güvenli bölge kurmuştuk? Yahu, bırak bölgeyi, Türkiye'nin orada, İdlib'de, IŞİD başta olmak üzere kimi cihatçı örgütleri kontrol etmesi için kurulan 12 gözetleme istasyonumuzun 3'ünü tahliye etmezsek o askerlerimizin canları tehlikede.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son cümlelerinizi alayım, buyurun.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Hâl böyleyken burnumuzun dibindeki derde bakalım. Orada da lütfen bizi dinleyin, Cumhuriyet Halk Partisinin sesine ve tezlerine kulak verin. Mehmetçik için ağıt yakmak, övgü düzmek değil; ben Mehmetçik'in gereksiz yere kanı akmasın, analar ağlamasın diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)