| Konu: | Türkiye Cumhuriyeti ile Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Arasındaki Ticaretin Geliştirilmesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 48 |
| Tarih: | 28.01.2020 |
CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu Parlamentoda yüzlerce uluslararası anlaşma onaylandı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak özellikle bu uluslararası anlaşmalarda iç siyasi gözlüğümüzü çıkarıp bir kenara atıyoruz ve anlaşmaya Türkiye'nin menfaatleri bakımından bakarak bir tavır ve değerlendirme geliştiriyoruz.
Şimdi, bugün, biraz önce AK PARTİ'nin kabul edilen grup önerisi doğrultusunda 64 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti ile Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti arasında yapılan bir uluslararası anlaşma geldi, şimdi onu görüşüyoruz; biraz sonra da yine kabul edilen grup önerisi doğrultusunda 113 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti arasında yapılan, imzalanan bir anlaşmayı görüşüp onaylayacağız ya da onaylamayacağız. Sistemimiz uluslararası anlaşmalarla ilgili yürütmeyi yetkilendirirken aziz milletimiz adına bu anlaşmaların onaylanma yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiş bir sistem. Anayasa da böyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü de böyle, mevzuat da böyle.
Şimdi, tabii, bu 64 sıra sayılı Teklif'te, anlaşmada hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem de İYİ PARTİ'nin muhalefet şerhi var. Peşinen şunu söylemek isterim ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak Venezuela ile Türkiye arasında iyi ilişkilerin -askerî, ekonomik, ticari, eğitim, sağlık, sanayi, tarım dâhil- ticaret hacminin maksimum seviyeye çıkmasından son derece memnun oluruz. Önemli bir ülkedir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Latin Amerika'daki böyle bir ülkeyle, dünyada da son dönemde çok popüler olan bir ülkeyle Türkiye'nin iyi ilişkileri bizi memnun eder.
Tabii, uluslararası ilişkilerde karşılıklı menfaat esası önemlidir yani bir tarafın menfaatine bir tarafın zararına bir anlaşma zaten olmaz. Nitekim bu anlaşmanın içeriğinde de -bakın, farklı bir şey söylüyorum- sorun yok ama bu anlaşmada çok önemli bir sorun var, o da şu: Bu anlaşmayla Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkileri yürütme organı tarafından gasbediliyor. Bunun örneğini pek bulamazsınız. Sanıyorum 2002-2003'te, AK PARTİ'nin Parlamentoya geldiği ilk dönemde yani 22'nci dönemde biraz sonra size okuyacağım sakıncalı bir anlaşma partiniz tarafından sonra geri çekildi hafızam beni yanıltmıyorsa; bunu da hatırlıyorum.
Değerli arkadaşlar, niye muhalefet şerhi koyduk? Şunun için koyduk, şöyle, çok kısa: Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti'yle imzalanan söz konusu anlaşmanın 2'nci maddesinde "(1) 1 inci maddede belirtilen Anlaşmanın eklerine ilişkin değişiklikleri doğrudan onaylamaya Cumhurbaşkanı yetkilidir." deniliyor. O olmadı, yetki devri.
Şimdi şudur: Uluslararası anlaşmalar yapılır, Meclisin önüne gelir, onaylanır onaylanmaz, ayrı, genelde de onaylanıyor zaten. Meclis bunu onayladıktan sonra bu anlaşma yürürlükte iken örneğin eğitimle ilgili, sağlıkla ilgili ya da teknoloji transferiyle ilgili bu iki ülke arasında bu anlaşma revize edilebilir, edilmelidir de. Artık revize edildikten sonra bu anlaşma, siz yüce Genel Kurulun onayladığı anlaşma olmaktan çıkar ve o yeni bir anlaşmadır ve onun da buraya gelmesi icap eder. Şimdi, bu anlaşmada böyle bir sıkıntı var. Biz bunun içeriğine, anlaşma hükümlerine itiraz etmiyoruz ama bu yönüyle, yetkilerimizin, aziz milletimizin bize verdiği yetkinin; Meclisin, sadece ve sadece Meclisin kullanma hakkı olan bir yetkinin yürütme organınca kullanılmasını sakıncalı buluyoruz. Eminim siz de sakıncalı bulursunuz. Bu doğru değil.
Devamen hemen söyleyeyim: Anlaşmanın "Kurumsal Hükümler" başlıklı IV. Fasıl içinde yer alan "Ortak Komite" başlıklı 21'inci maddenin (2)'nci fıkrasında tarafların kuracakları Ortak Komitenin işlevleri listelenmiştir. Bunlar arasında "anlaşmada her türlü tadilatı yapmak ve anlaşmayı değiştirmek" de yer almaktadır. Bakın, ikinci bir sorun. Yani bunu 3 kere reddetmemiz lazım. Bir Ortak Komite var, Ortak Komite anlaşmayı tadil edebiliyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisini gene baypas edebiliyor. Ortak Komite bu anlaşmada değişiklik yaptığı takdirde anlaşmanın tekrar her iki ülkede onay sürecine girip girmeyeceği belirsiz.
Değerli arkadaşlar, Sayın Kubat; hukukçusunuz, gelin, söyleyin, deyin ki: "Bu anlaşma Meclisin yetkilerini baypas etmiyor." Ediyor yani Ortak Komite anlaşmayı tadil ediyor, değiştirebiliyor; değişikliklerin ülke parlamentolarınca onayına, en azından Türkiye tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanacağına dair bir konu burada yok.
Ayrıca, Venezuela'dan sıfır gümrükle ya da vergi indirimiyle tarım ürünleri, canlı hayvan ve hayvansal ürünler ithal edileceği anlaşılmaktadır. Genel olarak Türkiye ekonomisinin, özel olarak da tarım ve hayvancılığın içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında üreticilerimizin hilafına olacak bu duruma da bir çekince koyuyoruz ama tekrar ediyorum: Ana rezervimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerini Sayın Cumhurbaşkanına devretmesidir. Doğru değil değerli milletvekilleri. Yani AK PARTİ'nin, belki Milliyetçi Hareket Partisinin Parlamento çoğunluğuyla bu kabul edilebilir, buradan geçebilir ama bu, Parlamento bakımından, Meclisimiz bakımından bir harakiridir. Yani hani başkanlık sistemine geçtik, güya "Kuvvetler ayrılığı daha katı, daha güzel, daha ayrı işleyecek." derken iddianız o, biz tam tersini söylüyoruz, geldiğimiz noktada bu anlaşma bu tür sakıncaları barındırıyor. Tekrar altını çiziyorum: Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında her türlü ikili ilişkinin gelişmesi ve güçlenmesi Cumhuriyet Halk Partisini sadece ve sadece memnun eder ama tekrar altını çizerek söylüyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisine ait bir yetkinin bir kişi tarafından kullanılması da Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarına halel getirir. Gelin, bence bu günaha ortak olmayın. Bu hükümlerin bir şekilde değiştirilmesi gerekir ya da burada çoğunlukla geçerse de siz, en azından, AK PARTİ mensubu sayın milletvekilleri, bu anlaşmanın bir an önce tadil edilip Meclise gelmesi için partinize baskı yapın. Meclisi sevin. Erdoğan'ı sevin, bir şey demem, saygı duyarım, seveni var sevmeyeni var ama Meclisi de sevin. Meclisi sevmek milleti sevmektir. Meclisi sevmek millî iradenin önünde şapka çıkarmaktır. Meclisi sevmek milletin önünde boyun eğmektir. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu yapabilmemiz lazım. Bunu yapamazsak Hükûmetten gelen her anlaşmayı sorgusuz sualsiz kabul edersek asli işimizi çok yapmış olmayız.
Değerli milletvekilleri, bunun hemen peşine 113 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Karayolu ile Uluslararası Yolcu ve Eşya Taşımacılığı Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi'ni görüşeceğiz. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak buradan söylüyorum, bu ikinci anlaşmada yapacağımız şudur: Meclisin mesaisini de gereksiz yere işgal etmemek için, dost ve kardeş Özbekistan'la ekonomik, ticari ilişkilerimizin daha da güçlenerek gelişmesi için oturduğum yerden bir dakikalık söz alacağım Sayın Başkan, bu Özbekistan anlaşmasının tümünde ya da maddelerinde söz almayacağız. Türk-Özbek kardeşliği kutlu olsun, hayırlara vesile olsun diyeceğiz, kabul oyu vereceğiz. Buna kabul oyu vereceğiz, bu doğru, bunda yanlış yok, buna kabul diyoruz, diyeceğiz ama bu yanlış. Ben diyorum ki gelin dönün, yanlıştan dönmek erdemdir. Venezuela'ya birileri gidecekse gelecekse, bir resmî ziyaret yapılacaksa ben onu bilmem, bunun için aceleye getirildiyse ben onu bilmem ama öyleyse bile gidildiğinde hemen bu anlaşma orada revize edilebilir, gelir; biz de hay hay deriz, kutlu olsun, hayırlı olsun deriz.
Değerli arkadaşlar, buradan tabii anlaşılan şu: Dış politika ve uluslararası ilişkileri -hep söylerim- iç politik argüman olarak bırak kullanmayı, düşünmeye başladığınız anda size yanlış yaptırır. Nitekim, çevremizde, bulunduğumuz coğrafyada yaşanan son gelişmeler de yürütmenin bu konuda büyük yanlışlar içine düştüğünü açık bir şekilde gösteriyor. Yanlış olabilir, diplomaside yanlış tolere edilebilir ama uluslararası ilişkilerde, diplomaside çelişki, ikirciklik kabul edilemez. Yani bir konuda bir karar alırsınız, dünyadaki diğer ilgili ülkelerin size bakışında farklı hükümler olabilir, kızan olur, seven olur, bu ayrı. Ama dış politikada tutarsız, ikircikli, çelişkili hâl ve yol izlerseniz bırak içerisini, bırak CHP'yi -öyle diyor ya sizinki "Ce-Ha-Pe"- dünyanın diğer ülkeleri, Birleşmiş Milletler ailesi, dünya milletler ailesi, içinde bulunduğunuz coğrafyadaki komşuların size güveni kalmaz, güvenmezler, derler ki: "Bunun ne yapacağı belli değil; sabah başka, akşam başka." İşte, bu, Türkiye'yi o alanda, Doğu Akdeniz'se Doğu Akdeniz, Kuzey Irak'sa Kuzey Irak, Suriye'yeyse Suriye, İran-ABD gerilimiyse o, güveninizi yitirdiğiniz zaman dış politikada ağırlığınızı da yitirirsiniz, gücünüzü de kaybedersiniz, etkisiz eleman olursunuz. Örneğin, Türkiye, Orta Doğu coğrafyasında AK PARTİ, dış politikasını pelikan grubuna, mehdi bekleyen danışmanlara ve SETA'ya teslim etmeden önce belirleyici ülke idi, bak, belirleyici ülke idi. (CHP sıralarından alkışlar) Ama şimdi Türkiye dış politikasını pelikana, efendim, mehdi bekleyen danışmanlara, SETA'ya ve bilimsellikten uzak kafalara ve Dışişleri Bakanlığının yıllardır sürdürdüğü diskura, geleneklere aykırı kafalara teslim ettiğinden beri Türkiye -belirleyici olmaktan geçtim, etkileyici olmaktan da geçtim- etkisiz eleman oldu değerli arkadaşlar, buna üzülüyoruz. Bunu, Türkiye'nin, 82 milyonun hak etmediğini düşünüyoruz.
Şimdi, biz Libya'da dedik ki... 1974 Barış Harekâtı'nda şu mu zannediliyor, çok merak ediyorum: Dönemin Libya Devlet Başkanı ile -Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan bahsediyorum- dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının özel hukukundan kaynaklı olarak mı Libya, Kıbrıs mücadelemize destek verdi? Kim buna "Evet." diyebilir? Hayır, Libya ile Türkiye arasındaki kadim ilişki, dostluk, tarihî köklü bağlardır Libya'nın 1974'te Türkiye'ye samimi destek vermesinin gerekçesi. Yani o dönemdeki Kaddafi ile merhum Ecevit'in -ikisi de rahmetli- özel hukuku değildir. Hâl böyle olunca ne dedik? "Yahu, bizim için aslolan Libya, Libya halkı, Libya'daki kardeşlerimiz, dostlarımız." Efendim, Libya'da Trablus'ta Serrac, Tobruk'ta Hafter; bunlar didişiyor. Ya, siz komşunuzun evinde, alt katınızda evin iki oğlu kavga ederse üst kattan inip birine bir tokat atar mısınız? Atamazsınız, yanlıştır. Türkiye'nin Libya politikasına girizgâhı bu idi. Biz dedik ki: "Yapma, etme; bizim için önemli olan Libya ahalisidir, bin yıllık dostluktur. Bugün Serrac var, yarın kadrac olur; bugün Hafter var, yarın bilmem ne olur." Ne dendi? "Efendim, birisi darbeci, birisi meşru. Birleşmiş Milletler bunu tanıyor, ben de bunu tanırım." Yahu, Birleşmiş Milletlerin tanıdığını tanıyorsan burnunun dibinde Esad var; Esad'ı da tanı, Esad'ı da tanı. (CHP sıralarından alkışlar)
Peki, CHP dedi ki: "Ey Erdoğan, bize yakışan ara buluculuk, iki kardeş kavga ediyorsa birine şamar atmak, birini arkana almak değil; onları kucaklaştırmak mümkünse, değilse, kavga ettirmemek." Hatırlayın "Teröristle, darbeciyle ara bulucu olunmaz, masaya oturulmaz." dedi. Gene hatırlayın, tam üç gün sonra Sayın Putin'le Türkiye'de bütün televizyonların karşısında cümleye şöyle başlandı; "Biz ara bulucular olarak..." diye başlandı. Şimdi Allah var, bu çelişki değil mi? Daha vahimi var. Daha sonra, üç beş gün sonra da tekrar "Hafter'le masaya oturmam, kimseyi oturtmam." var. Ee, şimdi, böyle yapınca şu oluyor: Söz konusu coğrafyadaki hak ve menfaatlerin korunabilmesi noktasında, dediğim gibi, bırak belirleyici olmayı, etkileyici olmayı, etkisiz eleman noktasına gelirsiniz. Doğu Akdeniz'de KKTC'nin ve bizim mavi vatanımızdaki hak ve menfaatlerimiz eğer hakikaten Trablus'taki Serrac'la olan hukukumuza kaldıysa Allah bize selamet versin! Böyle bir şey olabilir mi? Ne derler? Ağaca yaslanma, kurur; insana yaslanma, ölür. Türkiye'nin yaslanması gereken Serrac değil, Türkiye'nin yaslanması gereken Libya'yla kadim hukuk ve ilişkidir, böyledir bu iş. (CHP sıralarından alkışlar)
Efendim, ben demişim ki -evet, tekrar ediyorum- birisi İhvan kardeşliği üzerinden yürüyor, birisi daha seküler. Ha bu, biri haklı, biri haksız demek değil; ben sonuca bakarım, ben sonuca bakarım. Hangisi Libya halkının desteğini almışsa Türkiye onunla ilişkilerini sürdürür, bu kadar basit.
Bakın, bu şuraya da yansıyor: Sizin Libya'daki, Suriye'deki çelişkileriniz, yanlışlarınız İran-Amerika Birleşik Devletleri gerilimine de yansır. Yani şunu yapamazsınız: Suriye'de elinizde bir bidon benzin, ateşe koşacaksınız; Libya'da elinizde bir bidon benzin, ateşe koşacaksınız; sonra onu bırakıp bir bidon su alıp İran'a yürüyeceksiniz; size gülerler. Yani burada gerilim, burada yumuşama; yok böyle bir şey, böyle bir şey yok. Bir ülkenin dış politikasında bir doğrultu tutarlılığı olur, bir omurga olur.
Ayrıca, dış politika üzerinden, içeride ekonomik kriz başta olmak üzere kimi yanlış politikalardan dolayı kaybettiğiniz itibarınızı tolere edemezsiniz, hiç mümkün değildir; örneğini de bulamazsınız. Anlıktır, saman alevi gibi, bir "aslanım, kaplanım" der millet; sandığa giderken de mutfağına bakar, cebine bakar, gelen icra dosyasına bakar, bakar, bakar, bakar. (CHP sıralarından alkışlar)
Bunları sonra konuşuruz. Şimdi Türkiye'nin acil sorunu deprem. Çelişkimiz, acil sorunumuz depremdir, temel sorunumuz da ekonomidir.
AK PARTİ'nin saygıdeğer milletvekilleri, vatandaşın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıyı, ekonomiyle ilgili isyanı, hiç şüphe etmeyin, AK PARTİ'nin üst düzey yöneticileri de görüyor ama yukarıdakiler biraz sağır olur, işlerine geldiği gibi görür, olanı görmez olmasını istediğini görür. Siz saygıdeğer milletvekillerine düşen, size yansıyan feryadı -çünkü hep sokaktasınız, milletin içindesiniz, biliyorum- AK PARTİ'nin üst yönetimine, AK PARTİ'nin tepesine iletmektir; hepimize, sadece AK PARTİ'ye değil. Biz bunu Parlamentoda muhalefet olarak yapacağız, siz özelde, parti içinde de yukarıya "Kral çıplak." diyeceksiniz. Bu denirse hem AK PARTİ'nin bunda menfaati olur hem Türkiye'nin. Denmezse ne olur? Türkiye de kaybeder, anketlerde görüldüğü gibi AK PARTİ de kaybeder. AK PARTİ kaybetsin, Cumhuriyet Halk Partisi kaybetsin, hiç önemli değil. Önemli olan, 82 milyonun huzurudur, refahıdır, mutluluğudur; önemli olan, yurtta da dünyada da barıştır.
Sizleri saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)