GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: CHP Grubu önerisi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:54
Tarih:11.02.2020

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Genel Kurul açıldığında oturduğumuz yerden yaptığımız konuşmalarda ifade ettik, tekrar tekrar, İdlib'de hayatını kaybeden, şehit olan askerlerimize, Mehmetçik'imize Allah'ımdan rahmet diliyorum, ailelerine, aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Bununla beraber, siz yüce Genel Kurula da bunun son olması biraz da sizin elinizde, bizim elimizde demek istiyorum. Hep söyleriz: "Bu son olsun." Olmuyor. Taziye dileyip dileyip duruyoruz.

Neden bu noktaya geldik, bu konuda bir değerlendirme yapmak istiyoruz. Meramımız, İdlib'de yaşanan gelişmelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ve Anayasa uyarınca yüce Meclisimizde bir genel görüşmeyle tartışılması, konuşulması ve Hükûmete kimi tavsiyelerin ve kararların bildirilmesidir.

Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; 17 Eylül 2018'de Soçi'de Türkiye ile Rusya arasında bir mutabakat yapıldı. Bunu şununla karıştırmayalım: 22 Ekim 2019'da da yine Soçi'de Türkiye ile Rusya arasında bir mutabakat yapıldı. 22 Ekim 2019'da yapılan Soçi toplantısında biz Barış Pınarı Harekâtı'nı durdurma kararı aldık, Rusya'dan aldığımız kimi güvencelerle. Sonra da Sayın Erdoğan çıktı, "Barış Pınarı'nı yeniden başlatırım ha, sözünüzde durmuyorsunuz." demeye başladı. Rusya ne söz verdi, ne kadarını yaptı yapmadı bunları biz bilmiyoruz ama bir şeyi garipsiyorum: İdlib, AK PARTİ'nin iç meselesi değildir. Sayın Cumhurbaşkanı İdlib'le ilgili tasarruflarını parti grup toplantısında söylemek yerine Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermek zorundadır. Bunu vermiyorsa Sayın Cumhurbaşkanı, siz dâhil, biz dâhil hepimize bir saygısızlık yapmaktadır. Bunu bu saygısızlıktan yüce millet adına menederim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Burası 82 milyonun ta kendisidir. AK PARTİ Grubu 82 milyonun ta kendisi değildir, elbette bir kısmıdır ama tamamı buradadır.

Değerli arkadaşlar, sizin bu İdlib mutabakatınızda Türkiye'nin nelerin altına imza attığına dair bilginiz şüphesiz vardır ama biz o zaman "Bunların olabilirliği yok, yapmayın, bu kadar ağır taahhüde girmeyin." dedik. Neyin altına girdi Türkiye biliyor musunuz, hangi taahhütlerin altına, bir hatırlayalım: "Silahlı muhalifler ile Suriye ordusu arasında 20 kilometrelik bir koridor açacağım" dedi. Sonra dedi ki: "M4 ve M5'i de güvenlik altına alacağım." M4 ve M5 Kara Yollarını güvenlik altına alırsanız, bu 20 kilometreyi çok aşıyor. Haritaya bile bakmayan bir Türkiye Cumhuriyeti yönetiminden bahsediyoruz. M5 ve M4 Kara Yollarının güvenliği demek, 15-20 kilometrelik bandın 30-40 kilometreye çıkması demek, bundan kimin haberi var?

Geliyoruz, "Bütün muhalif gruplar 10 Ekim 2018'de silahsızlandırılacak, bunu ben sağlayacağım." dedi. Kim dedi? Türkiye dedi. Mümkün müydü? Değildi. Geliyoruz, "Silah, top, havan, tank, roket ne varsa alayı geri çekilecek." dedi. Kim çekecek? Türkiye çekecek. Ya, bu kadar vaade, taahhüde yani kapasitenizin çok üstünde bir işe ne gerek var? Niye yapıyorsunuz bunu?

Ve daha komik bir şey vadetti Türkiye Soçi'de, "Ben oradaki ılımlı muhalifler ile radikal cihatçı muhalifleri birbirinden ayıracağım." dedi. Mümkün değil, aynı kıyafeti giyen, birisi gündüz esnaf, birisi akşam eline makineli tüfeği alıp insan tarıyor; nasıl ayıracaksın? Bu kadar basiretsiz, beceriksiz, öngörüsüz bir mutabakattan uluslararası literatürde başka bir tane daha bulamazsınız.

Peki, Türkiye'nin bunları yapamayacağını bile bile Rusya bunun altına niye imza attı? Niye attı, ne adına attı? Siz Soçi'de... Soçi nerede biliyor musunuz? Biliyorsunuz tabii de... Şurası Soçi, Karadeniz'in tepesinde; şurası İdlib, burası bizim Hatay, merkezî Şam da burası. Suriye ile Türkiye arasındaki nizaya gittik Soçi'de "Suriye'nin garantörü" sıfatıyla Rusya'yla oturduk, pazarlık yaptık. Ne oldu?

Bugün söyledim, şu kürsüden 20 defa bağırmışım, "İdlib'deki gözetleme kulesindeki askerlerimizin can güvenliğinden endişe ediyorum." demişim, yüz kere bağırmışım. (CHP sıralarından alkışlar) Siz de "Hayır, her şey yolunda, her şey planlandığı gibi gidiyor." demişsiniz.

İdlib'de ne yapıyoruz? "Sınır güvenliği." Kim var İdlib'de? PKK/PYD-YPG yok; İdlib'de Heyet Tahrir el-Şam şemsiyesi altında onlarca cihatçı örgüt var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bir tarafta Suriye merkezî yönetimi var, orası diyor ki: "Burası benim." AK PARTİ Hükûmeti de diyor ki: "Suriye'nin toprak bütünlüğünden yanayız." Siz şimdi Suriye merkezî yönetimiyle, bir nevi kimi cihatçıları da korumak için İdlib'de çatışma noktasına geldiniz. Bu, bir diplomatik skandaldır. Soçi'de attığınız imza bir kepazeliktir, bir rezalettir. Sonuç: Askerimiz şehit oluyor. 13 tane gözetleme noktamız var. Şehit olan askerimizi helikopterle bile alamaz hâldeyiz. Bu Meclis bunu daha fazla seyredemez. Seyrederse Meclis varlık sebebini inkâr etmiş olur, Türkiye'nin bütün yetkilerini yürütmeye vermiş olur. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben soruyorum... Askerini, şehidini burnumuzun dibinden, Rusya'nın izni olmadan helikopterle alamayan bir Türkiye bölgede aktör olamaz, figüran olur. Buna benim içim razı değil. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bunu kabul etmiyorum, siz de etmeyin. Derdimiz bağcı dövmek değil. Hepimiz... (AK PARTİ sıralarından "Niye bağırıyorsun?" sesi, CHP sıralarından gürültüler)

Sesimi... Mikrofonu açarlarsa bağırmam Sayın Vekilim. Rahatsız oluyorsan çık dışarı, rahatsız olursan çık! Benim içim yanıyor. 5 askerimiz, geçen hafta ölen 8 askerimiz Erdoğan'ın beceriksizliği yüzünden ölmüştür. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Arkadaşlar, lütfen müdahale etmeyin. Zaten mikrofon kapalı, Sayın Altay'ı yoruyorsunuz.

Sayın Altay, teşekkür ediyorum...

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ben önergemizin kabulünü rica ediyorum.

Lafa geldi mi bayrak diyoruz, vatan diyoruz, millet diyoruz, devlet diyoruz; bunun gereğini yapmanın zamanıdır.

Sayın Başkan, sizin de...

BAŞKAN - Teşekkür ettim Sayın Altay...

ENGİN ALTAY (Devamla) - Etmiş olabilirsin, ben de konuşuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Altay, bir kez daha teşekkür ediyorum...

ENGİN ALTAY (Devamla) - Edin!

Size de bir görev düşüyor, Başkanlığa, şahsınıza değil...

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Millet duymasın diye mikrofonu açmıyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar, duyamıyorum, müsaade edin.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Aç, millet duysun!

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - Aç, aç, aç!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Arkadaşlar, biz sesimizi duyururuz, merak etmeyin.

Bu manzara karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, şahsınızın değil ama Başkanlığın yürütmeden derhâl bilgi talep etmesi gerekir. Ama buna da gerek kalmayabilir, önergemizin kabul edilmesi hâlinde bu konuyu -bağcı dövmek için değil- bundan sonra şehitlerimizin gelmemesi, gereksiz yere kan akmaması için Mecliste enine boyuna konuşma imkânı buluruz. Ben bunu bir vatanseverlik olarak görürüm, aziz şehitlerimize bir saygı olarak görürüm. Bunun kabul edilmemesini, her gün, her hafta şehit gelmesini olağanlaştırmayı da aziz şehitlerimize ve bu vatana bir ihanet görürüz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)