| Konu: | 2013 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2011 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 39 |
| Tarih: | 13.12.2012 |
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyesi arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bütün bu bütçe görüşmeleri süreci içinde Plan Bütçe Komisyonu üyesi arkadaşlarım ve Parlamentoda bir grup arkadaşım önemli bir mesai sarf ediyorlar. Emek verip bütçemizle ilgili konuları irdeleyen ve bu konuda konuşma, okuma, fikirlerini söyleme lütfunda bulunan arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, benim notlarıma göre, 11 arkadaşım -kişisel konuşan bir arkadaşım da dâhil olmak üzere- Bakanlığımızın bütçesi üzerinde görüşlerini söylediler. 3 arkadaşım, belki bazı bilgi eksiklerinden kaynaklanan, belki bazıları da siyasi konumlarından kaynaklanan eleştirilerde bulundular. Elbette eleştiride bulunmak çok doğal bir haktır ve biz de yapıcı eleştirilerden her zaman yararlanmaya çalışıyoruz.
Ama bu kısa süre içinde, izin verirseniz, birkaç konuya öncelikle -bütçeye girmeden önce- değinmek istiyorum. Biraz önce, burada, Sayın Loscarteles -Uluslararası Sergiler Bürosunun Sayın Genel Sekreteri- geldi ve Parlamentomuzu selamladı. Türkiye'nin önünde önemli bir hedefi var ve biz, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, elbette İzmir Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve bütün sivil ve resmî örgütleriyle bu hedefe ulaşmak için bütün gücümüzle çalışıyoruz çünkü Türkiye'nin önüne bir büyük proje koyduk. 2013 yılının kasım ayında Paris'te karar verilecek ve geçen sefer Milano karşısında kaybettiğimiz yarışı, inşallah, bu kez kaybetmemeye çalışacağız ve böylece, eğer 2013'ün Kasımında yapılan yarıştan başarıyla çıkarsak Türkiye dünyaya bir bölgesini, bir destinasyonunu çok özel olarak tanıtma imkânını bulacak.
Ben Şanghay EXPO'sunun açılışına katılmıştım. Şanghay EXPO'ya 50 milyondan fazla ziyaretçi geldi. Eğer İzmir de 2020 EXPO'sunun yarışından başarılı çıkabilirse, sanıyorum sadece İzmir için değil, Ege Bölgesi için, hatta giderek Türkiye'nin tamamı için çok önemli bir tanıtım fırsatını elde etmiş olacağız. Bu alanda, bütün siyasi ayrımların ötesinde büyük bir iş birliği içinde çalışıyoruz.
Şimdi, önümüzde bir başka yakın hedef var. Orada bir başka değerlendirmede öne çıktık; Eskişehir, 2013 yılında, hemen önümüzdeki yılın mart ayının nevruzunda başlayacak ve Türk Dünyası Kültür Başkenti olacak. Türk Dünyası Kültür Başkenti geçen yıl Astana'ydı, Kazakistan'ın başkenti. Açılışına katılmıştım. Son derece görkemli gösterilerle dolu bir kültür yılı oldu. 2013 yılının Martından başlayıp Kasım ayına kadar, bu kez Eskişehir'i bütün Türk dünyasının ilgi odağı hâline getirmeye, hem Türkiye'de daha fazla bilinir hâle getirmeye hem de dünyaya tanıtmaya, bir yandan Eskişehir'in turizm, kültür altyapısını geliştirirken bir yandan da Türk dünyası arasındaki kültür alışverişini çoğaltmaya çalışacağız.
Türk dünyası arasındaki kültür alışverişinden söz ederken bugün müstesna bir şahsiyeti de minnetle ve rahmetle anmak istiyorum. Bugün sabah on bir toplantısına ucu ucuna yetişebildim ben çünkü Bilkent Otel'de hâlen bir toplantı devam ediyor, Bilkent Üniversitesinin katkılarıyla. Azerbaycan'ın Devlet Başkanı -1993-2003 arasındaki Değerli Devlet Başkanı- Sayın Haydar Aliyev'in dünkü tarih itibarıyla ebediyete intikalinin 9'uncu yılını idrak ettik ve bugün, onun döneminde Azerbaycan'ın ve Türk dünyasının kültür alanındaki gelişmeleri konusunda bir sempozyum düzenliyoruz.
Sayın Aliyev -tarih bilgim beni yanıltmıyorsa- 1994'te bu kürsüden konuşurken -milletimizin ve Parlamentomuzun misafiri olarak- "İki devletiz ama bir milletiz." sözünü ilk defa ifade etmişti. Bu söz, bir anlamda bir atasözü gibi, bir veciz söz olarak hepimizin hafızasına nakşedildi. Gerçekten, bizim bir yandan Avrupa Birliği doğrultusunda bir hedefimiz var, coğrafi olarak Orta Doğu'yla büyük yakınlıklarımız var ama tarihen Türk dünyasının bu derin ummanına girdiğiniz zaman, nasıl büyük bir medeniyetin ve nasıl büyük bir tarih kökünün içinden geldiğimizi çok iyi anlıyoruz ve bizim bu anlayışımızı en fazla teşvik eden, en veciz biçimde ifade eden isimlerden bir tanesi Sayın Aliyev olmuştu. Bugün kendisini bu vesileyle bir kez daha rahmetle anıyorum.
Bir değerli arkadaşım da 12 Eylül döneminde yaşadığımız acılardan söz etti. Bugünkü tarih galiba, basının da yazdığına göre, 17 yaşında bir çocuğun yaşının büyütülerek ve herhangi bir tıbbi özel inceleme yapılmaksızın bir anlamda 12 Eylül tuzağını kuranlar ve ülkeyi o tuzağa düşürenler tarafından katledildiği günün yıl dönümü. Ülkemizin bir talihsiz döneminin, bir tuzak döneminin, iç politikadan, dış politikadan, ekonomik politikadan kaynaklanan bir tuzak döneminin bedelini ne yazık ki bu ülkenin o dönem sağ-sol gibi ayrımlara, yapay ayrımlara sürüklenen yoksul çocukları ödediler. Onların hepsini de Allah'tan mağfiret dileyerek anıyorum ve hem geçmişte yaşadığımız darbelerin müsebbiplerini hem de her dönem darbe tahrikçisi, şakşakçısı, teşvikçisi, yardakçısı olanları lanetle bu kürsüden işaretlemek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, arkadaşlarımız elbette birtakım eleştirel şeyler söylediler ama ben de size birtakım metinler dağıtmaya çalıştım. O metinlerin çok derinine bile girmeksizin yüzeyinden baktığınız zaman, son yıllarda yaptıklarımızın -ki, ben sadece bir yılın değil, geriye doğru beş yılın sorumluluğunu taşıyorum- muhasebesi bu metinlerde açıkça gözüküyor. Mesela, bizim bütçe sunumu kitabımızın kapağında bir levha var, bir çini levha. Bu, Bursa Yenişehir Sinan Paşa Camisi kapısından çalınarak İngiltere'ye götürülmüş bulunan dört yüz elli yıllık bir müstesna İznik çinisi, gerçek, müstesna bir İznik çinisi. Bunu, arkadaşlarımızın gayretleriyle, bunu ve buna benzer birçok örneği? Geçen hafta, Urfa'dan götürülmüş bulunan bir mozaiği geri getirdiğimiz gibi ya da Antalya Müzesi'nden, Perge'den götürülmüş bulunan bir heykel yarısını Başbakanımızın uçağına alarak getirmiş olduğu gibi ya da Troya Hazinelerinin bir parçasını alıp Amerika'dan bir müzeden getirmiş olduğumuz gibi nice eseri ülkemize yeniden kazandırmaya çalışıyoruz. Ama, üzüntüyle söylüyorum bunu, büyük bir övünçle söylemiyorum, geçmiş yıllarda, geçmiş yıllarda derken de, bizden önceki on yıldan, bizden önceki yirmi yıldan söz etmiyorum, bizden önceki yüz elli yıldan söz ediyorum, ne yazık ki geçmiş yüz, yüz elli yıl içinde dünya müzeciliğin değerini, arkeolojinin değerini, tarihin değerini, toprağın altındaki nice varlığının değerini bilirken, biz "Bu taştan bizde çok var, kefere alsın götürsün, ne olur" anlayışıyla bunları ziyan etmişiz. Şimdi, bir fermana, bir belgeye dayanıyorsa, onları istemek konusunda uluslararası mevzuat önümüzü tıkıyor henüz, çünkü dünya bence Batılıların kendi müzelerini korumak için yaptıkları bir mevzuatla henüz yol alıyor, daha bir ortak evrensel mevzuat, daha insanî bir mevzuat henüz oluşmuş değil. O yüzden "şimdilik" diyorum, ama bunun dışında hiçbir belgeye dayanmayan, çalıntı olduğu açıkça belli olan ne varsa, ister bir cami mihrabı olsun, ister bir lahit kapağı olsun, ister Romalılardan kalmış olsun, ister Selçukilerden kalmış olsun, ister Urartulardan, ister Osmanlılardan kalmış olsun, bunların hepsini alıp getirmeye çalışıyoruz son zamanlarda. ve yine biraz iftiharla söylemek istiyorum, geçmiş yıllarda çok büyük bedeller bu konularda sarf edilirken, son yıllarda, biraz da Yaradan'ın yardımıyla, biraz da belki bizim Bakanlığımızın bütçesinin imkânlarının çok geniş olmadığını bilen birçok hamiyetli yurttaşımızın veya dünya yurttaşının yardımlarıyla bunları hemen hemen hiçbir büyük maddi kaynak ayırmaksızın ülkemize kazandırmaya, getirmeye çalışıyoruz.
Bunun dışında, bir başka kitapçık var elimde. Bu kitabın bir de arka sayfasında, evet, Dünya Turizm Örgütünün Bakanlığımıza bu yıl için, bundan önceki çalışmalar dolayısıyla vermiş olduğu bir belgenin fotokopisi var. Bu da, Avrupa'da, Portekiz'de yapılan bir değerlendirme sonucunda ekim ayının başında bir ödüllendirme yapıldı. Dünyadaki turizm kuruluşları, dünyada turizm alanında çalışan resmî, özel kuruluşların hepsi derecelendirmeye tabi tutuldu. Bu evrensel bir yarışma. "Avrupa'nın en iyi turizm örgütü" sıfatı Kültür ve Turizm Bakanlığına verildi. Bu, milletimize verilmiş bulunan bir armağandır. Bu, hükûmetimizin, benim Bakanlığımın şahsında Türk milletinin ve Türkiye'nin kazanmış olduğu bir armağandır, onu da size iftiharla sunmak istiyorum değerli arkadaşlarım.
Burada bazı arkadaşlarım Türkiye turizminin rakam olarak büyüdüğünü ama ne nitelik olarak ne de zenginlik olarak çok büyümediğini söylediler. Doğru değil. Belki daha da zenginlik olarak büyümesi, daha da çeşitlenmesi, elbette daha uzun mevsimlere yayılması gerekiyor, bu eleştirileri kabul ederim ama "Türkiye sadece dünyadaki yoksullara servis yapıyor. Türkiye'ye varlıklı çevreler gelmiyor, Türkiye'ye kültürlü çevreler gelmiyor." iddiası doğru bir iddia değildir. Türkiye'ye kültürlü çevreler geliyor ki Türkiye'nin müzeleri son yıllarda dünyanın dikkatini çekmeye başladı. Örneğin, bizim İstanbul Arkeoloji Müzemiz de, Gaziantep Zeugma Müzemiz de, yine uluslararası önemli kanaat sitelerinden, İnternet ortamındaki, dijital ortamdaki kanaat sitelerinden mükemmellik ödülleri almaya başladılar. Bunlar, Türkiye'nin dünya tarafından dikkatle izlendiğini ve dünya tarafından doğru değerlendirildiğini gösteriyor.
Şimdi, Türkiye'nin turizm gelirleri konusunda bir yeni hesaplama yöntemi ihtiyacı içinde olduğumuzu ben defaatle söylüyorum. Plan ve Bütçe Komisyonunda söyledim, burada da tekrar etmek isterim. Bu benim şahsi kanaatim de değil, öteki kamusal birimler de böyle bir ihtiyacı tespit ettiler ve 2013'ün Ocağından itibaren bu yeni yöntemlere gideceğiz çünkü şu ana kadar Türkiye'nin turizm gelirleri oldukça eskimiş bir yöntemle yapılıyor değerli arkadaşlarım. Yılda 4 kez sınır kapılarında anketör genç arkadaşlarımızın eline bir anket formu veriliyor ve "Kaç paraya Türkiye'ye geldin?" diye soruluyor. Onlar da sadece tura verdikleri fiyatı yazıyorlar ama onun dışında aldıkları hediyelik eşyayı, yediklerini, içtiklerini, gezdiklerini ek bir kalem olarak yazmıyorlar. Zaten elimizde bilgiler var ve TÜİK'in bu yolda yakınmaları var, biraz sosyal sınıfı yüksek olan kültürlü ya da varlıklı çevrelere o anketörler gittiği zaman, anketörler onlardan bir yanıt alamıyor, kendi sosyal seviyelerine göre bir grup arkadaştan bilgi alıyorlar ve TÜİK'in bulduğu ve açıkladığı 23 milyar dolar "olsa olsa hesabıyla" hesaplanan asgari gelirdir.
Maliye Bakanımız da defaatle söyledi, tekrar etmek istiyorum: Bütçe kalemlerindeki "Net hata ve noksan" payında 11 milyar dolar vardı geçen yıl, asgari yarısının turizm geliri olduğu ekonomi yöneticileri tarafından ifade ediliyor. Şu andaki yöntemlerle marinalar hesaba katılmıyor, VIP'ler, CIP'ler hesaba katılmıyor. Uluslararası taşıma şirketlerinin rasyosundan yüzde 40 turizm geliri aktarılıyor, hâlbuki bu hesapların yüzde 50'lerin üzerinde olduğunu bugün herkes kabul ediyor.
Şimdi, bu yeni hesaplama yöntemleriyle 2013'ten itibaren yola çıkacağız ve geriye doğru bir projeksiyon yapacağız. O zaman Türkiye'nin turizm gelirlerinin 25 değil, 26, 27, 28 civarında bir yerde olduğu resmî rakamlarla ortaya çıkacak. Bunu şunu için söylüyorum: Bizim topyekûn bir öz güven ihtiyacımız var ve öz güvenimizi haklı olduğumuz konularda karartacak olan birtakım kara propagandalara teslim olmamamız gerekiyor.
Türkiye büyük bir turizm ülkesi. Bakın, biz 2000'li yıllarda hem gelenlerde hem gelirlerde 15'lerin gerisindeyken şu anda gelenler itibarıyla İngiltere'yi geçtik, 6'ncı sıradayız. Gelir itibarıyla Çin'i 3'e bölerek hesapladıkları için bazen 11'lerde gösteriliyoruz, hâlbuki Çin'i tek parça olarak hesapladığınız zaman 9'uncu sıradayız. Yani, dünyada şu anda hem gelen itibarıyla hem gelir itibarıyla Türkiye turizmde ilk 10'a girmiş vaziyette.
Şimdi, bu başarı. Milletimizin başarı öykülerine ihtiyacı var. Türkiye'nin 40 milyondan fazla gencecik, 30 yaşın altında nüfusu var. Bu genç insanlar? Türkiye bir alanda başarılıysa bence onu teslim edelim. İnsanımızın öz güvene, insanımızın geleceğe umutla bakmaya ihtiyacı var. Çünkü, gelecek umut üzerinden kuruluyor, gelecek korku üzerinden, karalama üzerinden, kötüleme üzerinden değil umut üzerinden?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Günay.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - İktidar umutları gerçek yapmaya çalışacak, muhalefet de toplumun korkularını değil yeni umutlarını yeşertmeye çalışacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)