GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:57
Tarih:18.02.2020

LALE KARABIYIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, son on yedi yıl içerisinde mutluluk oranı en düşük olan yıl 2019 yılı oldu; acaba neden? Aslında benim bildiğim gerçeği sizler de biliyorsunuz çünkü ekonomide kriz var, çünkü yoksulluk var, çünkü işsizlik var; adaletsizlik, hukuksuzluk ya da bunun gibi olumsuz birtakım şeyler var. Aslında artık ekonomik kriz, yerini sosyal bir bunalıma da bırakmış durumda; yani finansal boyutundan ziyade sosyal boyutu da ön plana çıkmış durumda, biraz da bunun etkisi var. Bunalımlar bundan, umutsuzluklar bundan, bazı sosyal bozulmalar bundan, işte, mutsuzluğun da artık yükselmesi maalesef bundan. İktidar, maalesef, üretmeyen, gelir yaratmayan, rantı önceleyen bir yöntem izliyor ve sonra da kendi yarattığı krize geçici, hatta pansuman bile olmayan, yeni riskler yaratabilecek günübirlik çözümler üretmeye çalışıyor; işte, getirilen bu teklif de aynen bu söylediğim cümleye uyuyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, yaklaşık yirmi ay oldu, tek adam rejimine geçtik. Uçacaktık ama ne oldu? Veriler olumsuza gitti, çakıldı. İşsizliğin geldiği noktayı zaten hepimiz biliyoruz, enflasyon da öyle.

Şimdi, bir taraftan, bir bakıyorsunuz "oradan al, buraya ver" şeklinde günübirlik çözümler üretilmiş. Mesela 2019'da yapılan şey: Daha 2020 yılına yeni girdik, Ocak ayı, dakika bir gol bir, Merkez Bankasından kârdan avans olarak bir 35 milyar lirayı; 5,5 milyar lira da yedek akçe, 40 küsur milyar lirayı hemen Hazineye, Merkez Bankasından aktarıverdiniz. SGK'nin açıkları için, daha ocak ayında 6,6 milyar lira da Hazineden oraya... Ee, başka ne var? Halk Bankasına ve Ziraat Bankasına da 591 milyar lira aktardınız; daha küçükleri ifade etmiyorum. Bu şekilde "oradan al buraya ver, buradan al orayı kapat" şeklinde hayat, ekonomi sürüp gidiyor ama maalesef, bunun böyle olmayacağını sizin de artık bilmeniz gerekiyor.

Şimdi, bakıyoruz, yeni taslakta diyorsunuz ki: "Basel Kriterlerine uyum sağlamak için yeni birtakım teklifler, maddeler getiriyoruz." Tamam, Basel Kriterlerine uyanlara, uyması gerekenlere bir şey demiyoruz ama gerçekten samimi değilsiniz. Mesela Varlık Fonu konusunda ve gene birçok maddede gerçekten samimiyet arıyoruz ama bulamıyoruz maalesef. Bakın, tam da sekiz yıl sonra Kanal İstanbul'u yeniden gündeme getirdiniz. Şöyle böyle, gene yaklaşık 130-140 milyar liralık bir bütçe lazım. Hemen arkasından Varlık Fonunun iç ve dış borçlanma sınırını kaldıracak bir teklif getiriyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bir kere, yasa değişikliğiyle, Varlık Fonuna iç ve dış borçlanma yetkisini sınırsız olarak getiriyorsunuz. Varlık Fonu bir kişinin kontrolünde, yine bütçe dışında ve Sayıştay denetiminin dışında ve yine tutarı öngörülemez bir kaynağı ülkeyi borçlandırarak sağlamaya çalışıyorsunuz. Ha, bir de bu yetmiyormuş gibi, Varlık Fonunun alt fonlarına da sınırlı borçlanma yetkisini getiriyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyet tarihinde, biraz daha geriye gidin, Osmanlı tarihinde bir kavram var, bu kavramın ismi "tevhidihazine" yani "hazinenin bütünlüğü" "hazinenin birliği." Şimdi, iktidarın bu teklifte yaptığı, getirdiği, hazinenin bütünlüğü değil; bunu yok saymak, bunu yıkmak. Peki, ne getirmek? Paralel bir hazine getirmek, paralel bir hazine getirmek. Mevcut durumda bile Varlık Fonunun kaynaklarının kontrolünü zaten biz göremiyoruz, kontrolünü de yapamıyoruz. Hatırlarsınız, çok yakın bir tarihte İstanbul Finans Merkezinin inşaatında batan, durumu kötüleşen 3 tane inşaat firmasını bu Varlık Fonunun kaynaklarından kurtarmadınız mı? Peki, şimdi nereden bilelim yeni sağlanan kaynakların da bu şekilde harcanmayacağını? Bu memleketin varlıklarını oraya koyuyorsunuz ve ülkeyi borçlandırıyorsunuz, Varlık Fonunu borçlandırıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Varlık Fonu sadece bizde değil, başka ülkelerde de var ama adı üstünde, Varlık Fonu, varlığa varlık katmak içindir, varlığa değer kazandırmak ve gelecek nesillere daha büyük bir varlık götürmek içindir. Bizde ise Varlık Fonu, ülkenin, cumhuriyetin kazanımları olarak ne kadar varlığı varsa bunları teminat olarak koyalım, borçlanma sınırlarını da kaldıralım, ondan sonra da hiç kimseye hesap falan vermeyelim, bir kişinin kontrolünde olsun, sınırsız olarak borçlanabilsin ve Sayıştayın da denetiminin dışında kalsın... Böyle bir yapıyı -nasılsa- uygun görüyorsunuz, bunların doğru olmadığını aslında siz de biliyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bir ülkenin kamu borçlanmasını hazine yapar yani kamu, hazine üzerinden borçlanır; bunun belli limitleri vardır, bu limitler önemlidir. Siz hazine dışında başka bir kamu kurumunu borçlandırıyorsanız eğer, o zaman bu, hazineye rakip olarak devreye girer, hazineye rakip olarak geldiği zaman aslında faiz oranları daha da yükselir, ülkenin de risk primi daha fazla artar. Vallahi, inanın bana, Düyun-ı Umumiye'den daha fazla borcu bırakırsınız torunlarınıza; bunu da düşünmenizi tavsiye ederim.

Şimdi, değerli milletvekilleri, biliyoruz ki bankalar kredi vereceği zaman belli yeterlilikler ister, karşılıklar ister, öz kaynaklara bakar. Bir firmaya öz kaynaklarının yüzde 25'inden daha fazla kredi verilmez, verilen kredinin yüzde 20'si teminat alınır ya da döviz kredisi verilecekse üç yıllık döviz gelirlerinden daha fazla bir kredi verilmez gibi birtakım kaideler, sınırlar vardır ama siz öyle bir yapı getiriyorsunuz ki -işte bunun için samimi değilsiniz ve de riskli bir sistemi getiriyorsunuz- istediği gibi, sınırsız borçlanabilsin!

Şimdi siz sistemik riski mi önlemeye çalışıyorsunuz yoksa sistematik bir riski yeniden mi yaratmaya çalışıyorsunuz, bunun açıklamasını aslında sizin yapmanız gerekiyor. Tabii ki sağlıklı işleyen bir finans sistemi için güçlü düzenleyici ve denetleyici bir otorite o ekonomide şarttır ama bu demek değildir ki emir ve komutayla işleyen bir piyasa ekonomisi olacak; bu, mümkün değil arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, finansman ihtiyacını azaltmak ya da piyasayı canlandırmak için bir taraftan da bankalara baskı yapıyorsunuz "Kredi ver." "Kredi ver." "Daha fazla kredi ver." Hatırlar mısınız, şu anda "donuk krediler" diye bir konu var ve donuk kredilerin 88 milyar liralık kısmı yeniden yapılandırıldı ama hâlâ 172 milyar liralık kısmı öyle bekliyor, donuk kredi olarak bekliyor. Şimdi, bunlar varken, böyle bir kredi olayı varken bankalara diyorsunuz ki: "Daha fazla kredi ver." "Daha fazla kredi ver." Batar mısın batmaz mısın, finansal kriz yaratır mıyız yaratmaz mıyız; bu önemli değil, baskı yapıyorsunuz "Daha fazla kredi ver." diye. Ne olacak? Piyasa geçici olarak canlanacak. Siz bu baskıyı firmalara da yaptınız "Eleman alın." "Eleman alın." İşsizliği böyle çözeceğinizi sandınız ama maalesef olmadı çünkü geçici çözümlerle bu iş yürümez, bunu hepimiz çok net biliyoruz.

Diğer taraftan "manipülasyon" ve "yanıltıcı işlemler" diye bir kavram geldi Plan ve Bütçe Komisyonunda ve bu kavram, "spekülasyon" ve "manipülasyon" kavramı birbirine girdi, karıştı, çorba oldu. "Yanıltıcı işlemler" nedir? Tam olarak bir tanım istedik, böyle bir tanım yok. Ne olacakmış? Bu tanım daha sonra gelecekmiş, Resmî Gazete'de yayınlanacakmış, Meclisten geçmeyecekmiş. E, o zaman biz nasıl samimiyetinize güveneceğiz? İstediğiniz doğrultuda bunları kullanmayacağınızı; ne cezadır, ne suçtur; bunları nasıl bileceğiz? Yani spekülasyon ayrı bir şey. "Bilgi ticareti" dediğimiz, "içeriden öğrenenlerin ticareti" dediğimiz "insider trading information", bunlar ayrı bir şey, manipülasyon çok ayrı bir şey. "Yanıltıcı işlemler" nedir? Niye arkadan dolanılıyor? Neden net olarak Meclisten "Bunun cezası şudur, yasak olan şudur." denmiyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Karabıyık, tamamlayalım.

LALE KARABIYIK (Devamla) - Tamamlayayım Başkanım.

BAŞKAN - Saat dokuza kadar olan sürede herkesi konuşturmak istiyorum. Lütfen...

LALE KARABIYIK (Devamla) - Teşekkür ederim.

Bu nedenle, getirilen teklif, mali disiplini ve güveni yok eden, şeffaflığı ortadan kaldıran bir yasa teklifidir ve özetle, krizi daha derinleştirecek bir niteliğe sahiptir; bunun için karşı çıkıyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)