| Konu: | Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 62 |
| Tarih: | 27.02.2020 |
CHP GRUBU ADINA MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu Teklifi'nin geneliyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak teklifin geneline katılmakla birlikte bu yasalaşma sürecinin yedi yıl sürmesine bir anlam veremediğimizi buradan ifade etmek isterim. Biz, verdiğimiz kapsamlı önergelerle teklifin daha nitelikli hâle gelmesini ve içerik kazanmasını, yasama organının yani seçilmişlerin politika oluşturma sürecine aktif katılımını savunuyoruz. Ürünün piyasaya arz hedefinden üretim aşamaları ve tanıtımına, ihracatı ve ithalatına, denetimine, satışa sunumuna, nihai kullanıcıya kadarki tüm süreçlerinde tarafların hak ve yükümlülüklerinin sorunsuz, muğlaklıktan uzak biçimde kanun metnine eklenmesini ve para cezalarındaki alt ve üst sınırın Genel Kurul aşamasında tekrar gözden geçirilmesinin önemine vurgu yapmak istiyorum.
Avrupa Birliği mevzuatına uyum sağlanmasını savunuyoruz. Böylesine kritik ve etki alanı geniş bir düzenlemenin tali komisyonlar olan Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve Çevre Komisyonunda görüştürülmemesini eksik bulduğumuzu da buradan ifade etmek isterim.
Avrupa Birliğinin ürün güvenliğine ilişkin temel mevzuatı 2010 yılında esaslı bir değişikliğe uğramıştır. Gümrük Birliği çerçevesinde mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı gereği ürünlerini Türk pazarında zaten dolaşıma sokabilmekteyken Türk mallarının Avrupa Birliği sınırlarında serbest dolaşımı için bu güncel mevzuatın yasalaşması gerekmektedir elbette.
2018 yılındaki Komisyon görüşmelerinde, ilgili STK'lerin görüşlerine 2013 yılından beri başvurulmadığı da belirtilmiştir. Teklif yasalaştığında, yayımından bir yıl sonra yürürlüğe girecek oysa biz altı ay sonra yürürlüğe girmesi konusunda teklif verdik çünkü zaten yedi yıldır sürüncemede olan bu kanun teklifinin bir an önce hayata geçmesi Türkiye açısından önem arz ediyor diye düşünüyoruz.
2015, 2018 ve 2020 yıllarına dair süreçte teklifin yasalaşmasının uzaması, son yıllarda AB'ye uyum sürecinde ve bölge genelinde izlenen hatalarla dolu dış politikanın da bir sonucudur. Avrupa Birliği ülkeleriyle yaşanan ekonomik sorunlara, ihracatımızı büyütmeye kapsamlı bir dış politika ve söylem değişikliğiyle çözüm arayabilecekken, ülkemizin asırlık diplomasi ve bürokrasi deneyiminin getirdiği kazanımlar iktidar tarafından ne yazık ki yeterince kullanılamamakta, ülkemizin uluslararası itibarı siyasi iktidar tarafından yıpratılmaktadır. Cumhuriyetimizin kurucu değerlerini, bir asrı aşan Batılılaşma ve yarım yüzyılı geçen AB hedefimizin temel bileşenlerini gereğince ciddiye almadan izlenen bir uyum süreci sonunda Avrupa Birliği Bakanlığının kaldırılması ve Dışişleri Bakanlığı içinde bir Başkanlığa dönüştürülmesi, uyum mevzuatındaki yavaşlıkla kendisini göstermektedir.
Teklif önemli ve gerekli olsa da zaman ve kaynak israfıyla, verimsiz çalışmasıyla anılan Meclisimiz iki yılın ardından birkaç kelime değişikliğini oylamayı kendisine maharet saymamalıdır. Komisyonların kanunların hazırlık aşamasında daha çok çalıştırılması, güçlendirilmesi gerekirken; tali komisyonlara sevk olan teklifler mutlaka görüşülmeliyken, yasama organı, çoğu kanun teklifinin işleyişinde görüldüğü üzere daha da itibarını kaybetmekte, özellikle atanmışlar karşısında, rejimin sürekli uyardığımız doğal bir sonucu olarak pasifleşmektedir.
Sonuç olarak; Cumhuriyet Halk Partisi olarak teklifin Avrupa Birliği uyum yasaları gereğince yapılması gerektiğini ancak geç kalınmış bir yasa teklifi olduğunu savunuyoruz.
Değerli milletvekilleri, ihracat politikamız, iş insanlarının önünü kapatan ve engeller, cezalar çıkaran değil onları teşvik eden, Avrupa Birliği pazarında cesaretlendiren bir içerikte olduğu müddetçe Türk malı, "Made in Türkiye" imajının daha da değer kazanacağı inancındayız.
Evet, değerli milletvekilleri, İran sınırında meydana gelen ve Van'ın Başkale ilçesinde hissedilen 5,9 büyüklüğündeki depremde ne yazık ki 4'ü çocuk, 9 kişi yaşamını kaybetmiştir. Ben buradan, duyduğum üzüntüyü paylaşıyor, ölenlere Allah'tan rahmet, ailelerine ve ulusumuza da sabır ve başsağlığı diliyorum.
Tabii, genelde depremle ilgili konuşmalarımda ifade ediyorum: Burası sadece bir başsağlığı dileme mekanizması değil, Millet Meclisinin görevi çözüm üretmek değerli milletvekilleri. Son Elâzığ ve Van depremlerinde de görüleceği üzere ülkemizi yasa boğan depremlerin, en çok ölüm ve hasarın, doğrudan fay zonları ve hatları üzerinde oluşan yerleşim birimlerinde meydana geldiği görülmektedir. Maden Tetkik ve Arama Enstitüsünün 2012 yılında yayınladığı Türkiye diri fay haritasına baktığımızda tam 18 il bu fay zonları üzerinde yer almaktadır. Yine Türkiye'de 80'i aşkın ilçe ve 502'yi aşkın köyün bu fay zonları üzerinde bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi acilen görev başına geçmelidir arkadaşlar. Fay hatları ve zonları üzerinde yer alan yurttaşlarımızın can ve mal güvenliklerinin sağlanması amacıyla 7269 sayılı ve 1959 yılında çıkarılmış olan Afet Kanunu'nun bir an önce değiştirilerek 2'nci maddesinin birinci fıkrasına mutlaka "Yapılacak özel jeolojik araştırmalar sonucunda aktif olduğu tespit edilen fay hattı veya zonlarıyla heyelan, kaya düşmesi, çığ, su baskını gibi doğa kaynaklı afetlere uğramış ya da uğrayabilir alanlar üzerinde herhangi bir yapı inşa edilemez." ibaresi konulmalı ve "3194 sayılı İmar Kanunu çerçevesinde imar planlarına da işlenir." ibaresi olmalıdır. Afete maruz alanlar İçişleri Bakanlığının teklifi ve Cumhurbaşkanlığınca da kararlaştırılır.
Evet, değerli milletvekilleri, gördüğünüz gibi, İran'da meydana gelen deprem, fay hattı üzerinde olan bölüme zarar vermiştir ve ne yazık ki 21'inci yüzyılda taşların üst üste konulması, bağlayıcıların olmaması ve bu konuda denetimin olmaması nedeniyle, bizden kilometrelerce uzakta meydana gelmiş olan bir deprem de can kayıplarıyla sonuçlanmıştır.
Tabii, bir başka önerimiz de var elbette. Yapı Denetimi Yasası'nda mutlaka zemin etütlerinin de yerinde denetimi ve kontrolü gerekmektedir. Bunun da odalar ve ilgili kurumlar tarafından yapılmasını defalarca buradan önerdik. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, burada özellikle dikkatle dinlemenizi istediğim, dikkatinize sunmak istediğim çok önemli bir konu var. Bilindiği gibi, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu 2002'de yasalaştı ama bu, aslında, ülke kaynaklarının çarçur edilmemesini gerektiren son derece önemli bir kanunken ne yazık ki tam 186 kez değişikliğe uğramıştır, uğratılmıştır. Bilindiği gibi, 3 türlü ihale var arkadaşlar: Birincisi, asıl olan, açık ihale yapılması; ikincisi, belli istekliler arasında ihale yapılması; üçüncüsü, pazarlık usulüyle ihale yapılması. Kamu İhale Kanunu'nun 21'inci maddesini içeren (b) bendi neyi öneriyor biliyor musunuz arkadaşlar? Doğal afetler, salgın hastalıklar, can ve mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya idare tarafından önceden öngörülmeyen olayların ortaya çıkması üzere ihalenin ivedi olarak yapılmasını zorunlu kılıyor 21/(b) maddesi. Peki, biz ne yaptık bunu? Tam o 6 madde içeren... 6 madde 29 maddeye çıkıyor ve ne yazık ki biz burada millet bahçelerinden havaalanına, köprülerden ne yazık ki alt geçitlere ve aklınıza gelebilecek her konuyu bu afet kapsamı içerisine alıp... Kim olabilir arkadaşlar, bir düşündüğünüzde; hangi müteahhitlere veriliyor acaba bu kapsamda, afet gösterilerek? Evet, milleti anan, bir müteahhidin de içerisinde olduğu 5'li konsorsiyum ve 19 müteahhide ne yazık ki bu 21/(b) maddesiyle ihaleler veriliyor ve amacına uygun olmadan kullanılıyor arkadaşlar. Bu, 21/(b) maddesi mademki afetlere yönelik bir önlem öneriyor, o zaman lütfen, bu maddeyi gereği gibi kullanalım. Fay yasasını çıkaralım, bu zeminlerin üzerinde yer alan, fay hatları üzerinde olan yapıların kentsel dönüşümle sağlıklı ve nitelikli alanlara taşınmasını sağlayalım.
Değerli milletvekilleri, nedir biliyor musunuz? Tam bu 11 müteahhide 46 milyar 545 milyon liralık, pazarlık usulüyle, kapalı kapılar ardında "afete maruz alan" diye ne yazık ki ihaleler verilmiştir. Hepimizin, şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekiyor. Afetle ilgili olan bu maddenin sadece havaalanı yapımı, alt geçit yapımları... Siz AKP'liler içinde anket yaptıracak olsanız önceliğiniz acaba millet bahçeleri mi? (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun toparlayın.
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Hemen toparlıyorum.
AKP'li seçmen arasında bir anket yaptırdığınızda "Önceliğiniz millet bahçeleri mi yoksa çocuklarınıza iş alanı üretecek üretim alanları mı, fabrikalar mı?" diye sorsanız, inanıyorum ki onların da "fabrikalar ve üretim alanları" diyecekleri noktada, yapılmış olan bu 316 ihaleyi buradan kınıyorum arkadaşlar.
Evet, zamanın Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan için, ihalelerde yasal sorumluluğunu yerine getirmediği için 16 Ekim 2017'de Cumhuriyet Halk Partisi olarak önerge verilmiştir, gensoru verilmiştir ancak kabul edilmemiştir bu önerge. Yani şaşırmadık tabii ki buna. Ama 24 Haziran seçimlerinden birkaç gün önce bunun ne kadar handikaplı bir madde olduğunu görerek "yapım tekniği açısından özellik arz eden" ibaresi Mayısın 18'inde 21'inci maddeye ne yazık ki eklenmiştir arkadaşlar.
Ben afetle ilgili çalışmaların afete dönük ihalelerde kullanılması gerektiğini buradan tekrar söylüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisinin temel görevi insanı yaşatmak üzerine kurguludur. Onun için, gelin, çevreyi, insanı koruyacak yasaları çıkaralım. Gelecekte depremlerde, afetlerde yaşamını kaybedecek insanlara ilişkin bu sorumluluk hepimizin elindedir.
Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)