GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Filistin Devleti Hükümeti Arasında Filistin-Türkiye Dostluk Hastanesi'nin Gazze'de Ortak İşletilmesi ve Devri ile Filistin Vatandaşlarının Tıpta Uzmanlık Eğitimini Türkiye'de Almasına Dair Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:75
Tarih:31.03.2020

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) - Sayın Başkan, sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Dünyanın ve ülkemizin başına musallat olan corona virüsünün bir an önce, önce Meclisimizde sonra ülkemizde, dünyada bertaraf edilmesini temenni ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ayrı ayrı olarak hepimiz, her siyasi parti, her siyasi yetkili ve yürütme organı yetkilileri hem iyi niyetlerini ortaya koyuyor hem oldukça hamasi nutuklarla, iyi niyet beyanlarıyla vatandaşa moral vermeye çalışıyor. Yalnız bir şeyin unutulmaması lazım. Bu meselenin çözümünde birlik şarttır. Bu meselenin çözümünde, dönemin ruhuna ve iklimine uygun olarak hareket etme mecburiyeti vardır.

Bunları şunun için söylüyorum. Sayın Meclisin, yüce Meclisin müsaadesi olursa şu andan sonraki konuşmamın bölümünü Sayın Cumhurbaşkanına, AK PARTİ Genel Başkanına hitap ederek tamamlamak istiyorum. Şunun için bunu istiyorum. Ben, Erdoğan bu konuda kötü niyetlidir demem, diyemem ama sürecin yürütülmesinde siyasi mülahaza ve değerlendirmelerin, siyasi ayrışmaların şu kadarcık bile olsa dikkate alınmasını ve buna göre tavır ve tutum belirlenmesini çok yanlış buluyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı bir kampanya başlattı, başlatabilir, hakkıdır, doğrudur. Bunun Türkiye'nin, devletin gücü ve kudreti bakımından eleştirilecek yanları vardır, zamanlamasıyla ilgili söylenecek söz vardır, amenna ama Türkiye'de siyaset çok yoğun geçiyor, sadece Mecliste değil, tabanda da yoğun geçtiği için insanların siyasi ayrışmalarından dolayı kimi ön yargılarının ve güvensizliklerinin olmasını da yadırgamamak lazım.

Şimdi, hâl böyle olunca buradan şuraya gelmek istiyorum: Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerimiz başta olmak üzere bizim belediye başkanlarımızın da kanunun ve Anayasa'nın kendilerine yüklediği görev ve sorumluluktan dolayı, evde tutulan, evde kalan vatandaşlarımıza çare olmak gibi bir mecburiyetleri var. Aş isteyene aş, erzak isteyene erzak, ısınmayla ilgili talepleri karşılamak, ilaç, gıda vesaire aklınıza ne gelirse, bir insanın günlük yaşamını idame ettirmesi için ne gerekiyorsa o konuda belediye başkanlarımız seferber olmuşlardır. Hiç şüphesiz bunu belediyenin imkânlarıyla yapmaları mümkündür ama takdir edersiniz ki koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti, hani "IMF'ye borç para veriyoruz." diye övünen devlet, hani "Suriyelilere 40 milyar dolar harcadık, 40 milyar daha harcarız." diyen devlet, hani "Kanal İstanbul'u özel sektör yapmazsa biz yaparız, elhamdülillah şu kadar gücümüz var artık." diyen devlet ve hani "Dünyanın en büyük 17'nci ekonomisine sahibiz." diye övünen devlet, daha bu virüs pik yapmadan, daha ilk günlerde yardım kampanyası açmak zorunda kalmış ise belediyelerimiz kendilerine gelen bu talepleri kıt kaynaklarla nasıl yapacak? Elbette belediyelerimizin de bu yardımlara koşma mecburiyeti var.

Vatandaş iki şeyi dara düşünce arar; bir, devletini. Vatandaş için devlet şudur: "Devletim güçlü olsun, büyük olsun, aman, benden uzak olsun." Bilir ki vatandaş dara düştü mü, "Çare!" diye bağırdı mı gelecek bir devleti vardır. Onu bilmesi lazım. Bir de vatandaş yerelde, mahallinde sıkıştığı zaman ulaşabileceği, derdine derman olacağı, yaralarını saracağı bir belediye başkanının olduğunu bilir, o güvenle yaşar. Durduk yerde de bunlara seslenmez. Şimdi, vatandaş seslenmeye başladı. "Evde kal." diyoruz. Yetmez, biz, artık yürütmeye diyoruz ki: "Evde kal." geçti, sen "Evde tut."; evde tutmanın çaresini bul. Ama hâl böyleyken şimdi, bir manzarayla karşı karşıyayız. "Ey Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Ey İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, siz, bu virüsle mücadele için belediyenize bağış yapmak isteyenlerin bağışlarınızı alamazsınız." Niye alamazsınız? 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu'na aykırı. Her bağış yapan bağışçı için bankaya "Belediye Başkanı olarak bu bağışı kabul ediyorum." yazısı göndereceksin diye bir dayatmayla, Sayın Cumhurbaşkanımızın dayatmasıyla Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş ve diğer belediyelerimiz karşı karşıya. Şu denebilir: "Hep birlikte, bir havuzdan yapalım." Denebilir, talep edilebilir. Uyulur, uyulmaz ama bunu Sayın Cumhurbaşkanı eğer böyle istiyor idiyse şu Mecliste grubu bulunan, en azından grubu bulunan 5 siyasi partinin Genel Başkanları ve Eş Genel Başkanlarıyla bir araya gelebilmeliydi; sarayda gelmesine gerek yok, Çankaya Köşkü bunun için çok müsaitti.

Sayın Cumhurbaşkanı: "Ben bu krizi AK PARTİ olarak yendim." diyecekse bunu diyemeyecek, olmaz. Milletin aklıyla alay etmenin, milletin aklını küçümsemenin bir âlemi yok. Bu krizi Hükûmet yenmeyecek. Bu krizi yener ise Türkiye Cumhuriyeti devleti, milletiyle birlikte yenecek. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bunun bilinmesi lazım.

Bunu şunun için de söylüyorum: Şimdi, evet, 2860'a göre, Yardım Toplama Kanunu'na göre belediyelerimizin yardım kampanyası açmak için Maliyeye başvurmaları lazım. Ama belli ki şimdiden ipe un seren yürütme, belediyelerimizin bu taleplerini reddedecek. Peki, belediye başkanlarımız kendilerine feryadı ulaşan vatandaşlarımıza yardım etmeyecek mi? Edecek, gerekirse başka hizmetlerden kısacak, edecek. Bugün, Ankara Milletvekilimiz Tekin Bingöl -örnek diye söylüyorum- Ankara Büyükşehir Belediyesinin -kendi seçim bölgesi olduğu için- bağış hesabına -ki bu hesap 2016'da açılmıştır, bu işe özel bir hesap da değildir- para yatırmak istedi, rakamı vermeyeyim, iyi de bir rakam; banka "Bunu alamam, bu konuda bloke var." dedi.

Şimdi, bunu yaparsanız, böyle bir krizde bile Sayın Cumhurbaşkanım, toplumu ayrıştırmış olursunuz, bölmüş olursunuz. Ben bir konuşmada dedim ki: Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı "Evde kalın." diye söyleyince babam fanatik bir CHP'lidir, onu dinlemez, inadına sokağa çıkar, onun için ben bu ekranlardan babama çağrıda bulunuyorum, "Evde kal." Burada bir tatlı mesaj var aslında. Sayın Kılıçdaroğlu da Sayın Bahçeli de HDP'nin Eş Genel Başkanları da İYİ PARTİ'nin Sayın Genel Başkanı da "Evde kal." çağrısı yaptı. "Evde kal." konusunda mutabıkız. "Yardımı ya ben yaparım ya hiç kimse yapmasın." diyemeyiz.

Sayın Cumhurbaşkanım, herkes işini yapıyor. Bak, bugünden beri teşekkür ediyoruz; şükran minnet duygularımızı, gönül vefa borcumuzu dillendiriyoruz sağlık çalışanlarımıza. Yürütme -Sağlık Bakanı- elbette işini yapıyor, siz Sayın Cumhurbaşkanı işinizi yapıyorsunuz ama bırakın belediyeler de işini yapsın. Böyle bir dönemde, belediyelerin "Ben yardım etmek istiyorum, benim şu paramla evden çıkamayan ama işini kaybetmiş 10 aileye her ay biner lira verin." diyen insanların bu parasını, bu yardımını, bu helalini, bu sadakasını, bu dayanışma duygusunu -adına ne derseniz deyin- engellerseniz, bundan millet razı olmaz, Allah da razı olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu akşam -hangi saatte uyursunuz bilmem- başınızı yastığa koyduğunuzda, gel, buradaki herkesin niyetinin ayrı ayrı bile olsa yangını söndürmek olduğu bilinciyle, vicdanınla üç dakika bu konuyu bir düşün. Ben, yüce Meclisin bir üyesi olarak, bu milletin bir evladı olarak, siyaseten size çok karşı birisi olarak sizden rica ediyorum; bu milletin bir ferdinin gece yatağa aç girmemesi için size yalvarıyorum Sayın Cumhurbaşkanım: Gelin, bu inadınızdan vazgeçin, bırakın herkes işini yapsın, belediyelerimiz işini yapsın ve unutmayın Sayın Cumhurbaşkanım, yangın bir kovayla sönmez, yangın olduğu zaman, herkes eline bir kova alır, yangına koşar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Başkanım, müsaade ederseniz...

Belediye başkanlarımızın siyaset yapmak gayesi yoktur; tıpkı sizin gibi, devlet gibi, yürütme gibi, ellerine bir kova alıp vatandaşların maşrapayla doldurduğu büyük kovalarla yangını söndürmek arzuları vardır.

Sayın Cumhurbaşkanı, gelin, bu konuda müsamahakâr olun ya yardım kampanyası başvurusuna müsaade edeceğinizi, olur vereceğinizi açıklayın ya da 2860'ı 5393 ve 5216'yla birlikte yorumlayarak belediye başkanlarımızın önünde engel olmayın diye 82 milyon adına, 82 milyonun feryadını yüce Meclis üzerinden size ulaştırıyorum. Bu akşam yatağa yattığınızda bu konuyu iki dakika düşünmeniz için sizden çok ama çok ricada bulunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)