GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Cumhurbaşkanlığının, Birleşmiş Milletlerin Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde icra ettiği harekât ve misyonlar kapsamında hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tespit edilmek üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesi ve Cumhurbaşkanınca verilecek izin ve belirlenecek esaslar çerçevesinde bu kuvvetlerin kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin son olarak 8/10/2019 tarihli ve 1232 sayılı Kararı'yla uzatılan izin süresinin Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca 31/10/2020 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1323) münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:2
Tarih:06.10.2020

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan, sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben de 60'a göre söz isteyip deminki tartışmaya katılmayı düşündüm ama sonra, yine zaman konusunda tasarruflu olalım diye bundan vazgeçtim ama şu kadarını söyleyerek konuşmama girmek istiyorum. Buradaki atışmalardan ve tartışmalardan aslında çekinmemek de lazım. Yani bu konuların buralarda konuşulması Türkiye için, iç barışımız için, Kürt sorununun çözümü için doğru olandır.

Ben hiç unutmam; siyasete yeni atıldığım, yeni aday olduğum dönemde gene Türkiye terörle mücadele ederken Sayın Mehmet Ağar şöyle bir çağrı yapmıştı: "Dağdan inin, düz ovada siyaset yapın." demişti. Fakat Türkiye kamuoyu ve Türk siyaseti, Sayın Ağar'ı siyaseten linç etmişti. Şimdi geldiğimiz noktada Mehmet Ağar'ın o zaman söylediğinde bir yanlış olmadığını görüyoruz. Buradan şuraya gelmek istiyorum: Yani, bu tür sorunlar; bu tür makro, büyük sorunlar karşısında siyaset kurumu, kamuoyu refleksine göre kendini konumlandıramaz. Siyaset kurumunun bir kere büyük düşünmesi lazım, bir kere uzun vadeli düşünmesi lazım, bir kere çözüm odaklı olması lazım. Popülizm yapalım, tabanımızı konsolide edelim diye "Sen terör örgütüne şu kadar yakınsın, ben bu kadar uzağım." işlerinin de kimseye bir kârı yok. Ama en başta söylediğimi inkâr ediyor değilim; bu sorunun Mecliste tartışılması, sorunun çözümüne büyük oranda katkı sağlayacaktır. İş ki burada bir şeyi ayırmak lazım, biraz önce de bir örnek verdim: Her siyasi partinin içinde terör örgütleriyle ilişkili, ilintili insanlar olabilir; hatta bu insanlar parti yönetimlerine yükselmiş de olabilir şu veya bu oranda, tıpkı geçmişte FETÖ terör örgütünün AK PARTİ yönetimine sızdığı gibi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Kimmiş onlar?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ama bu, şu değil: Ya, 4 bakanınız vardı, onları tahliye ettiniz siyasetten; onları itham edenler de sizin partinizin içinden çıktı. Sonra sizin partinizden birileri başka şeyler... Bunlara girmeyelim. Siz de, Sayın Cumhurbaşkanı da "Allah'ım beni affet; yanıldım, kandırıldım." dedi zaten; buna verecek bir cevap varsa, yeni bir FETÖ tartışması istiyorsanız yaparız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Vereceğim, vereceğim, merak etme.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Hayır, her parti için dedim ben, olabilir. Bu, şunu doğurmaz: Bu, bir siyasi parti içinde bir ya da birkaç kişinin bir terör örgütüyle ilişkilenmesi, o partiyi kriminalize etmeyi gerektirmez. Ben, bu yönüyle, HDP'nin avukatı değilim ama ben buraya gelen her sayın milletvekilinin vatansever olduğunu, 83 milyonu sevdiğini ve burada oturmayı hak ettiğini düşünürüm çünkü milletin oyuyla gelmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; (3/1323) sayılı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerinde grubum adına söz aldım.

Bugün ve yarın muhtemelen Meclisimiz dış politika ağırlıklı bir gündemle çalışmalarını sürdürecek. Bu Mali'de ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde MINUSMA ve MINUSCA adıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 25/4/2013 tarihinde aldığı bir karar gereğince bir görev gücü, uluslararası bir görev gücü oluştu. E, son rakamları almadım bizim de bu Mali'de ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde çok ciddi bir askerî ve polis varlığımız yok. Ama, Birleşmiş Milletler ailesinin onurlu, saygın ve güçlü bir üyesi olmak sıfatıyla Türkiye bakımından burada da bir miktar polisimiz orada görevli yanlış bilmiyorsam. Her iki ülkede de çok az sayıda askerî varlığımız, birazcık da aracımız var.

Şimdi, bu tezkereyle -bakayım şuradan tarihe, size yanlış bilgi vermeyeyim- 2/8/2016'dan beri süren bu varlığımızın en son 8/10/2019 tarihinde bu yüce Meclisimiz bir yıl daha bu askerî ve polis varlığımızı uzatmayı onaylamış. Onun süresi doluyor, bunu Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun Güvenlik Konseyinin aldığı karar gereğince bir yıl daha uzatacağız.

Peşinen şunu söyleyeyim: Bugün görüşeceğimiz 2 tezkereye de, yarın görüşeceğimiz Suriye, Irak tezkeresine de Cumhuriyet Halk Partisi "evet" oyun verecektir. Bunun gerekçelerini, bugün ben, Sayın Ünal Çeviköz; yarın gene ilgili arkadaşımız Sayın Çeviköz -Suriye, Irak dâhil- sizlere anlatacağız. Bizim, Suriye Irak tezkerelerinde mesela 2014'te bir ret vermişliğimiz var. Niye biliyor musunuz değerli arkadaşlar? O tezkereyi açıp bakın müteaddit defalar söyledim, 10 defa, tam 10 defa "Suriye merkezî yönetimi, Şam Rejimi, Esad yönetimi" ifadeleri geçiyor. Yani, o tezkere Suriye merkezî yönetimine bir savaş tezkeresi niteliği taşıyordu. Bunlara geleceğiz, zaman içinde bunları konuşacağız.

Şimdi, bu Mali ve Orta Afrika'ya giden kuvvetlerimiz ne yapacak? Orada istikrarı sağlayacak, ateşkesi denetleyecek, silahlı grupların silahsızlanmasını, silahlı grupların terhisinin ve topluma kazandırılmasının, Mali'nin güvenliğinin, Mali'deki insan haklarının güvence altına alınmasının, Mali'deki çocukların korunmasının teminatı olarak buna katkı sunmak üzere oradalar idi, hâlâ oradalar, gene gidecekler ama şöyle: Biz buna "evet" derken buradaki her işin bir yasal dayanağı -yasal dayanağı geçiyorum- meşru bir kaynağı olması lazım. Burada mesela, Mali'ye ve Orta Afrika'ya, biraz sonra görüşülecek olan UNIFIL'e, Lübnan'a asker ve polis gönderilmesi noktasında Cumhuriyet Halk Partisinin "evet" demesinin altında yatan şudur: Türkiye, büyük bir ülkedir, dünya milletler ailesinin önemli ve saygın bir üyesidir. Birleşmiş Milletler, dünya milletler ailesinin ortak üst örgütüdür -ve burada alınmış bir karara Türkiyenin- dünyada artık küresel olarak en meşru zemin ve organdır ve bizim burada, bu ailenin içinde görevimizi yapmamız lazım. Yani Büyük Atatürk'e geliyoruz yine "Yurtta barış, dünyada barış." Buralara onun için gidiyoruz.

Yarın görüşülecek tezkerede de esasen Irak ve Suriye noktasında da orada tabii, terör tehdidiyle Türkiye karşı karşıya ve anlatacağız, Sayın Erdoğan'ın, sarayın -ne derseniz deyin- Cumhurbaşkanının yanlış Suriye politikalarının; 2011'den beri süregelen, "Emevi Camisi'nde namaz kılacağız." diye başlayan bir macerayla süren yanlış bir politika nedeniyle de aslında şu anda Suriye'de 13 gözetleme kulemizde birçok askerimiz de biraz risk altında. Orada onlar varken, onların orada can güvenliği tehdidi varken, onlara yönelik bir risk hem merkezî yönetim tarafından hem orada farklı terör örgütleri tarafından varken yani benim Mehmetçik'im tehdit altında orada dururken Cumhuriyet Halk Partisi zaten buna kayıtsız kalmaz, bunda bir tereddüt yok ama şimdi bir şey var: Şimdi, biz size 2013'ten beri dedik ki: "Akdeniz'de Mısır önemli, Mısır'la ilişki kuralım." Arkadaş, oranın iç işi, tamam, öyle oldu, böyle oldu. Bak, dünya kurdu." "Hayır, orada darbeci var. -neydi? Sisi- Biz bu darbeciyle ilişki kurmayız." Takdirdir, demokrasiperverliktir.

Şimdi, çok merak ediyorum, Mali'deki güvenlik unsurlarımızın bir yıl daha orada kalmasını istiyoruz ama değerli arkadaşlar, Mali'de de 18 Ağustosta bir darbe oldu. Allah'ın işine bak ve önce, Türkiye, darbeyi kınadı -Türkiye derken, yürütme biraz sonra oraya geleceğim- kınamadan bir ay sonra -bunu eleştiriyor değilim onu da söyleyeyim ama doğrultu, tutarlılığı arıyorum. Türk dış politikasının size gelene kadar hep bir doğrultu, tutarlılığı vardı, öyle böyle eleştirilebilir ama bir tutarlılık var idi.- Şimdi, bakın bu resimde -böyle altına karton falan yapmadım- Sayın Dışişleri Bakanımız, -ben kendisini severim- ve şu masadakilerin yarısı üniformalı asker. Şimdi, Mısır'da darbe yapana "Bu darbeci, ben bununla muhatap olmayacağım." deyip de, Mali'de darbe yapanın ayağına bir ay sonra Dışişleri Bakanı göndermenin âlemi nedir? (CHP sıralarından alkışlar) Birisi bana bunu izah etsin. Yani, hayır, gitmesi gerekiyorsa Türkiye'nin menfaatleri için benim buna itirazım yok Sayın Bakan ama o zaman Mısır'da zorunuz neydi? Orada şu idi; Sayın Erdoğan'ın bir İhvan yaklaşımı var, yani İhvan deyince dostluk, kardeşlik tamam da dil karşılığı, bir de böyle "İhvan" diye bir örgütümüz var.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Örgütümüz mü?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Yani bizim değil de Mısır menşeli bir örgüt var.

Şimdi, Erdoğan'ın, Türk dış politikasını İhvan sevdası üzerinden ve "şahsım" paranoyası üzerinden yapması bize çok şey kaybettiriyor. Şimdi, mesela Macron, bugün ha onu da duydum. Önce, şunu peşinen söyleyeyim, bu Meclis'deki herkesin de bunu kabul edeceğini söyleyeyim beyefendi ukala, -Macron'u kastediyorum, onu da söyleyeyim- edepsiz, hadsiz! (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Demiş ki: "Aydınlanmış bir İslam oluşturacağız." Hadi oradan ya! Sen kimsin ya! Sen kimsin ya! Senin gibiler insanları uyuşturarak gerçek İslam'dan kopardılar; bu "cihatçı teröristler" dediğimiz onlar. Macron'a bir tavsiyem var: Kur'an-ı Kerim'i aç oku bir ya; Kur'an-ı Kerim'de öldürmek yok, Kur'an-ı Kerim'de hırsızlık yok, kul hakkı yok, kan akıtmak yok, yok. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onu İslam adına yapanlar, cihatçı kisvesi altında yapanlar Batı'nın, emperyallerin içimize soktuğu dinle ilgisi olmayan, Kur'an-ı Kerim'le, Allah'la ilgisi olmayan kâfirlerdir. Kimsenin İslam'ı hele de Fransa'nın aydınlatma haddi ve hakkı yoktur. Ama Atatürk'e hakaret etmekle meşgul Diyanet İşleri Başkanına da bir tavsiyem var ya: Kur'an-ı Kerim'in ne olup ne olmadığıyla ilgili Fransızca bir mektubu şu Macron'a yazsana kardeşim. (CHP sıralarından alkışlar) Kur'an-ı Kerim'in barış dini olduğunu, Kur'an'ın iyilikten başka hiçbir şey emretmediğini, Kur'an'ın "Komşun açken sen tok yatamazsın." dediğini...

HÜDA KAYA (İstanbul) - Diyanet İşleri Başkanına önce bir mektup lazım.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Efendim?

HÜDA KAYA (İstanbul) - Diyanet Başkanına önce bir mektup lazım.

ENGİN ALTAY (Devamla) - O da doğru.

Bakın değerli milletvekilleri, Erdoğan sizin Genel Başkanınız olabilir, bu ülkenin Cumhurbaşkanı. Bu ülkenin Cumhurbaşkanına ayar verilmesi, hadsiz laflar söylenmesi, aşağılanması sizi bilmem ama bu Meclisin bir üyesi, bu aziz milletin bir evladı olarak beni incitiyor. Sizi incitmiyor mu? İncitir tabii. O zaman peki, meseleye şöyle baksak... Biden'den tut Macron'a kadar ipini koparan bizim Cumhurbaşkanımıza posta atar hâle geliyorsa, peki, bizim Meclis olarak işimiz nedir ya? Bunları kınamak, ortak deklarasyon... Arkadaşlar, buradan Sayın Cumhurbaşkanına hep birlikte diyeceğiz ki: Sayın Cumhurbaşkanı, şöyle bir dış politika olmaz: "Şahsım ve Bay Trump, şahsım ve Sayın Putin, şahsım ve Mösyö Macron" olmaz; Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri ilişkisi olur, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya ilişkisi olur, Türkiye Cumhuriyeti ile Fransa ilişkisi olur. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, asıl sorun şu: Buradan bu konuşmayı Sayın Erdoğan'ın dinlemesini, şu bölümü dinlemesini isterim: Sayın Cumhurbaşkanı, burası yasama organı, sen de yürütme organısın. Anayasa'nın sana çizdiği rol ve görev belli, bize çizdiği rol ve görev belli. Sen Doğu Akdeniz'de, Irak'ta, Suriye'de, efendim, Mısır, Libya ilişkilerinde, Ege adalarında arkana AK PARTİ Grubunu değil Türkiye Büyük Millet Meclisini alsan, bizi kendine paydaş yapsan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bütün partiler olarak -ama sadece AK PARTİ değil, Cumhur İttifakı değil- tam kadro Türkiye'nin hak ve menfaatleri için tek vücut olduğumuzu dünyaya göstersen sana bu hakaret yapılmaz, yapamazlar. (CHP sıralarından alkışlar) Tek başına "şahsım ve Putin" politikası yaparsan adam senin şahsını hedef alır. Bak, Meclise laf etmiyor ama o laf Meclise de geliyor. Bunu yapma! Bir başarı hikâyenizi dış politikada... Tamam, tarzınız budur, yürütme yetkisi aldınız, işte, grup önerileri getirip "Denetim konularını da atlayalım." diyorsunuz ama bir başarı hikâyesi arıyorum.

Şimdi, Trump el altından, mal varlığıyla ilgili bizim Cumhurbaşkanımızı tehdit ediyor, örtülü, açık... "Hodri meydan; hadi oradan." diyebilmeliyiz. Biz Meclis olarak demeliyiz ki "Biz Cumhurbaşkanımızın da, bütün siyasi parti genel başkanlarının da, bütün milletvekillerinin de mal varlıklarını kendimiz araştıracağız, açıklayacağız. Sen kimsin!" Bu algı, yani kimi zaman verilen tavizler noktasında şöyle bir algı beni rahatsız ediyor: Efendim, Trump Erdoğan'ı mal varlığıyla ilgili tehdit etti, çökmeyle ilgili tehdit etti; Türkiye, geri adım attı. Bakın, ben bunu iddia etmiyorum. Bu algı beni rahatsız ediyor, sizi de etmeli. Doğrusu ne o zaman? Trump kim ya! Bizim Cumhurbaşkanımızın mal varlığıyla ilgili bir şaibe, tartışma varsa, benim Genel Başkanımın mal varlığıyla ilgili bir şaibe, tartışma varsa gelin bunu Meclis olarak biz araştıralım, mesele kapansın.

Şimdi, Suriye macerası... "Obama bizi kandırdı, 2011'de daldık, çıkamıyoruz." Ha çıkamıyoruz da bir şey de yapmadık, bir şey yapalım diye demiyorum. Fırat'ın doğusu var, batısı var. 2011'de ne dediniz? "Haftaya Şam'dayız." Şimdi, ne oldu biliyor musunuz? "Biz gidip oraya hâkim olalım." da demiyorum ama oradan bize bir tehdit var kardeşim, oradan bir tehdit var, IŞİD kaynaklı var, PKK/PYD kaynaklı var; var var var. Sayın Bakan, biraz sonra konuşacaksınız, Fırat'ın batısında o kadar çeşitli, tumturaklı isimlerle operasyon yaptınız; şehitlerimiz var, Allah'ım gani gani rahmet eylesin. Fırat'ın batısına kim hâkim? Putin ve Esad hâkim, doğru mu? Doğru "Yanlış." diyemezsiniz. "Efendim, arada beraber devriye mevriye..." Geç o işleri. Fırat'ın doğusunda ne var? Amerika ve PYD. Türkiye'ye ne var? Terör tehdidi, 4 milyon mülteci, 50 milyar dolar bedel. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, buradan bir başarı hikâyesi çıkmıyor Sayın Bakanım. Biz, Suriye'de, başında, merkezî yönetimle direkt temas içinde olabilseydik, birlikte tatil yaptığı Esad'la... Bodrum'da mıydı o tatil?

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Bodrum, Bodrum.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Obama'nın gazına gelip Esad'la papaz olmasaydı Suriye'de kan akmazdı, gözyaşı akmazdı, 50 milyar dolarımız gitmezdi, Türkiye'nin bütün büyükşehirlerinde de 5 milyon Suriyeli mültecinin yarattığı sosyal sorunlarla uğraşmıyor olurduk. Yapmadınız. Başarı hikâyesi yok; arkanıza baktığınız zaman bol kandırılmışlık var, arkanıza baktığınız zaman... Ben Diriliş Ertuğrul'u izledim, Osman'ı izledim, şimdi "Selçuklu" başladı, onu da izliyorum. Ben tarihimle iftihar ediyorum, hepimiz edelim zaten ama Süleyman Şah Türbesi'ni kaçırmamalıydık. (CHP sıralarından alkışlar) Bayrağı baş aşağı çevirip Süleyman Şah Türbesi'ni -ki bütün uluslararası anlaşmalara göre tamamen bize ait- o kutsal emaneti rahatsız etmemeliydik. Bu bir başarı hikâyesi değildir, bu bir utançtır, bu bir mahcubiyettir, bu bir marifet değildir. Oldu. Daha ne oldu? Çok şey oldu, ben kaşımak istemiyorum. Yani İdlib'de bir gecede 34 canımız gitti ve biz bunun hesabını sormadık tıpkı Mavi Marmara'da 20 milyon dolara işin üstüne yattığımız gibi. (CHP sıralarından alkışlar) 34 can az mı arkadaşlar?

Hep söylüyorum, kimse kusura bakmasın: Şu Mecliste ben on sekiz senedir, on dokuz senedir buradayım, Güneydoğu'da askerlik yapan milletvekili çocuğu olduğunu zannetmiyorum ve aklıma "Zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir" türküsü geliyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Sürem azalıyor, çok not almışım. Azerbaycan... Şu bir gerçek: Elbet Türkiye'de Ermeniler var, onlar Türkiye'nin Ermeni'si, Türkiye Cumhuriyeti'nin Ermeni'si. Zamanım yok, İlham Aliyev'in Ermenilerle ilgili geçenlerde yaptığı çok güzel de bir değerlendirme var vatandaşlar bakımından lakin biz Yukarı Karabağ işgalini -yaklaşık otuzuncu yılına dayandı- kabul edemeyiz, seyirci kalamayız. Azerbaycan doğrulduğunda biz atlamalıyız gerekirse. Bu, savaş çığırtkanlığı da değildir arkadaşlar, orada bir işgal var ve bizim orayla, o insanlarla kardeşlik hukukumuz var. Uçaksa uçak, tanksa tank, askerse asker. Hiç şüphesiz buna karar verecek olan, bu talepte bulunacak olan kardeşlerimizdir ama buradan yürütme organına sesleniyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED AVCI (Rize) - HDP'ye seslen, HDP'ye. (CHP sıralarından "Ne alakası var" sesleri, gürültüler)

ENGİN ALTAY (Devamla) - Neye sesleneceğimi sana mı soracağım! Edepli ol ya, Edepli ol ya!

Niye rahatsız oluyorsun sen! Ermenilerin, Ermenistan devletinin Azeri kardeşlerimize zulmü, saldırısı, attığı bomba, sıktığı kurşun seni memnun mu ediyor? Yazıklar olsun sana! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Azerbaycan noktasında...

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Senin Grup Başkan Vekiline şimdi biz de mi parmak sallayalım?

BAŞKAN - Arkadaşlar, süre bitti, müsaade edin.

MUHAMMED AVCI (Rize) - Kim parmak salladı?

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Sen salladın!

BAŞKAN - Sayın Öztunç...

Tamamlayın Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Azerbaycan'da bir kardeşimizin dişi ağrırsa bizim burada beynimiz ağrır. Cumhuriyet Halk Partisinin tavrı ve tutumu bu kadar açıktır. Yürütmeye tıpkı Doğu Akdeniz'de nasıl hak ve menfaatlerimiz için taviz vermeyin dediysek, Ege adalarıyla ilgili hak ve menfaatlerimiz için zerre taviz vermeyin, arkanızdayız dediysek, buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden yürütmeye sesleniyorum, saraya sesleniyorum: Azerbaycan'da kimsenin bir damla kanının akmasına Türkiye Cumhuriyeti rıza ve müsaade etmemelidir ve etmeyecektir. (CHP sıralarından alkışlar) Tezkere ise tezkere, Cumhuriyet Halk Partisi buna hazırdır.

Ayrıca -sürem bitti Başkanım, toleransınız için teşekkür ediyorum- şunun tekrar altını çizmek istiyorum: Burası Meclis.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) - Başkanım, son bir cümle.

BAŞKAN - Sorun yok, buyurun.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ben tekrar Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum: Dış politikada başarılı olmak, Türkiye'nin başı dik, alnı açık, dünya milletler ailesinde saygın bir konumda olmasını istiyorsan Türkiye Büyük Millet Meclisini Türk dış politikasına paydaş yapmak zorundasın, bunun tek ve yegâne yolu budur.

Bu tezkereye kabul oyu vereceğimizi beyan ederek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)