| Konu: | Cumhurbaşkanlığının, Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması Hükümlerinden Kaynaklanan Taahhütlerimizi Yerine Getirmek, Ateşkesin Tesisi, İhlallerin Önlenmesi, Bölgede Barış ve İstikrarın Sağlanması Amacıyla Türkiye'nin Yüksek Menfaatlerini Etkili Şekilde Korumak ve Kollamak Üzere, Hudut, Şümul, Miktar ve Zamanı Cumhurbaşkanınca Takdir ve Tayin Olunacak Şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Ortak Merkezin Görevlerinin İfası Yönünde Hareket Etmek Üzere Yabancı Ülkelere Gönderilmesi, Bu Kuvvetlerin Cumhurbaşkanının Belirleyeceği Esaslara Göre Kullanılması ile Risk ve Tehditlerin Giderilmesi İçin Her Türlü Tedbirin Alınması ve Bunlara İmkân Sağlayacak Düzenlemelerin Cumhurbaşkanı Tarafından Belirlenecek Esaslara Göre Yapılması İçin Anayasa'nın 92'nci Maddesi Uyarınca Bir Yıl Süreyle İzin Verilmesine İlişkin Tezkeresi (3/1394) münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 16 |
| Tarih: | 17.11.2020 |
ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Sizi ve yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Ben de tezkereye "Evet." oyu verecekleri için AK PARTİ Grubuna teşekkür ediyorum; sizin meseleniz değil, hepimizin meselesi. (CHP sıralarından alkışlar)
Çok şükür, hakikaten çok şükür otuz yıllık elem gözyaşı dindi, şimdi sevinç gözyaşı var. Bununla ne kadar iftihar etsek ne kadar gururlansak hakkımızdır.
Konuşmama başlarken önce İlham Aliyev'in bir sözünü nakletmek isterim, şunun için: Türk dış politikası ve Türk milleti her zaman Büyük Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" düsturundan yanadır. Dolayısıyla Sayın İlham Aliyev'in savaş esnasında -o "dövüş" diyor, "dövüş meydanları" diyor- söylediği güzel bir söz var: "Azerbaycan'ın, bizim, Ermeni ahalisiyle asla ve asla hiçbir sorunumuz da yoktur. Bizim sorunumuz otuz yıldır Yukarı Karabağ bölgesindeki hadsiz ve haksız işgaldir, akan gözyaşlarıdır, yerinden yurdundan edilen gardaşlarımızdır." Eşk olsun Azerbaycan'a, eşk olsun İlham Aliyev'e ve eşk olsun Türkiye Büyük Millet Meclisine. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Bakın, bunu, şunun için söylüyorum: Dış politikada birçok meselemiz var ama Azerbaycan noktasında -biraz da bizler yüksek hassasiyet gösterdiğimiz için- Türkiye Büyük Millet Meclisi en az yürütme organı kadar işin içindeydi ve inanın bu, hem Azerbaycan ordusuna hem İlham Aliyev'e hem Azerbaycan Millî Meclisine çok büyük bir moral ve motivasyon sağladı.
Benim de içinde olduğum bir grup, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımızla birlikte, onun riyasetinde Azerbaycan'a gittik -birlikte gittiğimiz arkadaşlarım burada- yani onlara 100 bin kişilik asker yollasak bu kadar motive edemezdik. Gence'ye gittik, o 500 kiloluk füzelerin düştüğü, yok ettiği, viran ettiği mahallelere, semtlere gittik. İşte o ziyaretler, bu mücadelenin, hepimizin istediği bir şekilde sonuçlanmasına vesile oldu, çok iyi oldu. Hep söylemiştim Somali tezkeresinde, bundan bir buçuk ay önce burada "Azerbaycan'da diş ağrırsa biz de baş ağrır." diye ve hakikaten, bugün de bir ortak görev noktasında, ortak merkezde görev yapmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerini, gerektiğinde sivil personel dâhil oraya göndermek konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde güçlü bir mutabakat olduğunu görüyoruz ve bunu buradan dünyaya ilan ediyoruz.
Keşke bu mutabakat, Azerbaycan konusunda, Kıbrıs vesair konularındaki mutabakat -gerçi sabah tartıştık, Kıbrıs'a uçağa atlayıp gidiyorsunuz, bizi çağırmıyorsunuz, hadi gidelim demiyorsunuz- içeride de olsa yani vatandaşlarımızın yaşadığı ekonomik sorunlar konusunda da, Türkiye'nin yaşadığı demokrasi tıkanıklığı konusunda da mutabık olabilsek. Yani evine ekmek götüremeyen insanların olduğu bir Türkiye'de, ekonomik sorunların, ekonomik buhranın çözümü noktasında da şimdi olduğu gibi hemfikir ve ruhen hemhâl olabilsek. Bunu sizden talep ediyorum. Bu talebi 83 milyon adına yapıyorum. Şu mutabakatımızı sırtı açık, karnı aç insanlara çare olmak noktasında göstermemizi, sağlamamızı kim engelliyor? Neden bunu yapamıyoruz? Bunu yaparsak işte bu milletin Büyük Meclisi oluruz. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi -sabah söyledim ama Sayın Genel Başkanlar da burada, Sayın Başbakan da burada- bu Meclis tam da bugün, 1967 yılında, bu tarihte bir oturum yapmış, Kıbrıs'la ilgili on sekiz saat yirmi dakika Hükûmet, Meclisi bilgilendirmiş, Meclisteki siyasi partiler Hükûmete sorularını, taleplerini, önerilerini getirmiş ve Kıbrıs meselesiyle ilgili, Türkiye'nin o tarihten sonra bakış açısı ve refleksi farklılaşmış. Yanlış mı olmuş?
Şimdi soruyorum: On sekiz yıllık AK PARTİ hükûmetleri döneminde -On sekiz yılı ikmal ettiniz 3 Kasımda- on sekiz yılda on sekiz saat bu Meclise bu Hükûmet bilgi verdi mi arkadaşlar? Gerçekten samimi, sahici, geniş tartışmalara imkân verecek bir bilgilendirme yapılabildi mi? Yapmadınız Sayın Başbakanım, bakıyorsunuz ama yapmadınız. Yapsaydınız -bakın, oraya gelmek istiyorum- ne olurdu? Mesela, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını ve Cumhurbaşkanını; Obama, Putin ve Esad kandıramazdı. Yapsaydınız, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanına, Macron ve Trump ayar verip terbiye edemezdi, hakaret edemezdi. (CHP sıralarından alkışlar) Bu yüzden, Meclisi arkasına alan hükûmetler, dünya milletler ailesi içerisinde çok güçlü, kendinden çok emin olur.
Biriyle kavga ederseniz arkanızı, sırtınızı bir yere dayamanız lazım. Şimdi, Tayyip Bey olsa der ki: "Ben sırtımı millete dayadım." Ya, hepimiz sırtımızı millete dayayacağız, ayrı. Millet burası. Tayyip Erdoğan milletin yarısına sırtını dayayarak dünyaya efelenirse... Ben efelenmesin demem, Türkiye'nin hak ve menfaatleri için ne gerekiyorsa onu yapsın ama ey Tayyip Erdoğan, bu salon millettir, 83 milyon burada. Şu bölüm ile şu bölüm yerine şöylece Meclise dayansan ne aldatılırsın ne kimse sana ayar vermeye cesaret edebilir; bu, samimi bir çağrıdır. Bakın, Azerbaycan'la ilgili ne güzel, içimiz kıpır kıpır, mutluyuz; niye Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerimiz noktasında da içimiz kıpır kıpır olmasın? Niye Suriye'nin bedelini 4 milyon mülteciyle ve 50 milyar dolar paramızı heba etmiş olarak burada geçirelim? Bunu bir kere daha söyleyeceğim: Biz Suriye'yi işgal edelim demedik, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasını en başta AK PARTİ de söylüyordu, biz de ama Suriye'de, bir sürü tumturaklı isimler takarak operasyonlar yaptığımız bölgede ne oldu? Sayın Bakan, Fırat'ın batısında Amerika ile PYD var, doğusunda Rusya ve Suriye merkezî yönetimi var. Onlar orada cirit atıyor, 4 milyon mülteciye biz bakmak zorunda kalıyoruz. Bu doğru mudur? Bunun neresi kabul edilebilir? (CHP sıralarından alkışlar)
Milliyetçilik, milliyetçilik... Evet, hepimiz milliyetçiyiz; kana, kafatasına ve ırka dayanmayan milliyetçiler olarak söylüyoruz, herkesi de öyle görüyorum. Irkçılık milliyetçilik değildir, kafatasçılık milliyetçilik değildir. Ben "Uyanış: Büyük Selçuklu"yu izlerim, bilir misiniz? Belki siz izlemiyorsunuzdur. "Diriliş: Ertuğrul"u da izledim. Bir yere geleceğim. Süleyman Şah'ın kemikleri sızlıyor mu, sızlamıyor mu? Orası bütün uluslararası anlaşmalara göre Türkiye Cumhuriyeti'ne ait değil miydi? O bayrağın direkle beraber, direğin ters çevrilip taşınması sizin gururunuzu incitmedi mi? Benim incitti. Benim incitti, onun için, kimseden alacak milliyetçilik dersimiz yok. (CHP sıralarından alkışlar) Süleyman Şah'ın naaşının bir an önce ait olduğu yere getirilmesi -hep elimiz alışkın, eskiden burada hükûmet vardı- Hükûmetin görevidir. Bunu takip etmek de bu Meclisin görevidir. Böyle şey olur mu! Yani Suriye'yle ilgili yapılanlara, konuşulanlara baktığımız zaman tek kaybeden var, tek; tek kaybeden Türkiye. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu kabul etmemiz mümkün değil.
Değerli arkadaşlar, şimdi, tabii bu Azerbaycan'da, bu ortak merkezde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz.
ENGİN ALTAY (Devamla) - ...şu duruma Türkiye düşmemeli: Türkiye bu ortak merkezde Rusya'nın faaliyetlerini izleyen, kenara sıkıştırılmış bir konumda da asla olmamalı; bunu takip etmek hepimizin boynunun borcudur. Rusya'yla eşit şartlarda Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları orada olacaksa bu tezkerenin anlamı vardır. Hayır, Rusya orada başkomiser, biz orada -bekçi deyince bekçiler alınacak ama- bekçi memuru gibi, polis memuru gibi olacaksak, olmaz; Sayın Bakan, olmaz. Rusya Silahlı Kuvvetlerindeki en üst yetkili ile bizim göndereceğimiz Mehmetçik'imizin en üst yetkilisi de orada aynı nokta ve konumda olabilmelidir.
Benim sürem azaldı, şunu tekrar söylemek istiyorum: Bu Meclisin, 2 defa gazi olmuş bu Meclisin çok tarihsel sorumlulukları var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Hemen bitiriyorum. Sağ olun, sizi istismar ettim.
Azerbaycan zaferinin mutluluğu içerisinde, 83 milyonun yaşadığı sorunlara Meclisin biraz daha odaklanması lazım.
Şimdi, on sekiz yıl ekonomiyi sevk ve idare edip herkese pembe tablo çizen Hükûmetin acı reçeteden bahsetmeye hakkı yok. Bundan bahsediyorsa ben derim ki o zaman Hükûmetin başına, yürütmenin başına, saraya: "Sen on sekiz senedir millete yalan söyledin kardeşim." "Milletin şimdi çektiği, senin on sekiz yıllık beceriksizliğinin, basiretsizliğinin sonucudur." derim. Hani o diyor ya: "Faiz sebep, enflasyon sonuç." Ben de derim ki: Milletin şimdi içinde bulunduğu hâl on sekiz yıllık beceriksizliğin eseridir. Buna Meclisin göz yummaması gerekir.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)