GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:33
Tarih:16.12.2020

CHP GRUBU ADINA SEYİT TORUN (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tahrip edildiği, Meclisin yetkilerinin elinden alındığı bir otoriteleşme sürecinden geçiyor. İktidar, yerel yönetimlerin alanını daraltmak için de her türlü yola başvuruyor, kutuplaşmayı derinleştiriyor. Milletimiz, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle zirve yapan bu çabalara en sert tepkiyi yerel seçimlerde gösterdi. 2019'da elde ettiğimiz başarı bu açıdan çok önemli bir dönüm noktasıdır ve ne kadar kıymetli olduğu ilk genel seçimlerde de daha iyi anlaşılacaktır.

Vatandaş seçimini yaptı ancak iktidar, milletin mesajını anlayamadı, seçim sonuçlarını içine sindiremedi. Belediyelerimizi kötülemek için her türlü haksızlıktan medet ummaya başladı, milletin iradesini kabul etmek yerine siyasi hırslarına yenildi ancak gururla söylüyorum ki bizim belediyelerimiz milletimizle el ele vererek tüm engelleri aştı, aşmaya da devam edecek. (CHP sıralarından alkışlar) Millî iradeyi hiçe sayanların hevesleri kursaklarında kaldı, kalmaya da devam edecek. Ben, milletin kürsüsünden vatandaşa nefes olan tüm belediye başkanlarıma teşekkür ediyorum. İyi ki Cumhuriyet Halk Partili belediyeler var, iyi ki Millet İttifakı'nın belediyeleri var diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlar, belediyelerimize yönelik bazı haksız uygulamaları milletimizin takdirine sunmak isterim. Belediyelerimiz, pandemi sürecinde, iktidarın yoksulluğa mahkûm ettiği halkımıza destek olmak için tüm imkânlarını seferber etti; kaynaklar yetersiz kaldığında da dayanışmayı örgütledi, kampanyalar başlattı. Bu hesaplarda çok kısa sürede 15 milyon 250 bin civarında bağış toplandı. Peki, her fırsatta "Aynı gemideyiz." diyen iktidar ne yaptı? "Sen misin bağış toplayan!" diyerek banka hesaplarını bloke etti; garibana ekmek, işsize destek, yoksula yemek olacak bağışlara el koydu. Eskişehir'de aşevinin hesabı bile bloke edildi. Belediyelerimizin ücretsiz ekmek dağıtması bile yasaklandı. Peki, sonuç ne oldu? Bu siyasi hazımsızlık hâli en büyük zararı millete verdi. İktidarın içinden bir vicdan sahibi çıkıp da "Ya, arkadaş, yapmayın, bu yanlıştır." demedi. Şöyle bir söz vardır: "Sanmayın ki her kalıbın içindeki insandır, insanı insan yapan adalettir, vicdandır." Millet bu haksızlıkları yapanı da sessiz kalanı da affetmez.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisinin yerel yönetim vaatlerinden ve gerçekte yaptıklarından da bahsetmek isterim. "Yerel kalkınma" diyerek iktidara gelenlerin 2002 Seçim Beyannamesi'nden okuyorum: "Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için cesur adımlar atılacak, yetkileri ve mali güçleri artırılacak." Şimdi, iktidarın attığı o cesur adımlara bir bakalım: İlk cesur adım şudur: Türkiye'de 3.225 olan belediye sayısı 1.389'a düşürülmüştür, 1.836 belediyenin kapısına kilit vurulmuştur. Gelişmiş ülkelerde belediye başına düşen kişi sayısı 10 binin altına inerken Türkiye'de bu sayı 60 binlere çıkarılmıştır. Belediyelerin öz gelirleri yüzde 55'lerden yüzde 40'lara indirilmiştir. Yerel yönetimler, merkezin transfer bütçesine yani vesayetine mahkûm edilmiştir. Merkezî yönetime en küçük belediyede bile imar hakkı tanınmış, atanmışların seçilmişlere müdahale etmesinin önü açılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bir diğer konu muhtarlarımız. Muhtarları sarayda topladınız ama seslerini duymadınız. Yasa istiyorlar çıkarmıyorsunuz, bütçe istiyorlar vermiyorsunuz, aylık istiyorlar ödenek bağlıyorsunuz. Değerli arkadaşlar, muhtarlarımız sizden çözüm bekliyor. Kendi parti programınızda "Belediye alanlarında düzenleme yapmadan önce belediyelere danışılması ilkemiz olacak." diyorsunuz. Örnek verelim: Bir belediye sınırlarında milyonlarca dolarlık kanal projesi kimi ilgilendirir? Siz, bırakın belediyeye danışmayı projeyi eleştiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza bile soruşturma açtınız. Peki, bir ilçedeki parka hangi ismin verileceği kimi ilgilendirir? Rize Fındıklı Belediyemiz millet bahçesinin adını Atatürk Parkı olarak değiştirip 7 bin liraya tabela yaptırdı diye soruşturma açtınız. Bu mu sizin belediyelere danışılacak ilkeniz, niye danışmadınız? 7 bin liralık tabelaya kamu zararı diye soruşturma açıyorsunuz. Peki, Serik Belediyesindeki 500 bin liralık rüşvete neden sessiz kaldınız? (CHP sıralarından alkışlar) Milletin 750 milyon doları ANKAPARK'a harcanırken neden sustunuz? Açık söylüyorum, sizin cesur adımlarınız rüşveti soruşturmamak, 750 milyon doların hesabını sormamaktır. Siz, belediye başkanlarımıza soruşturma açarak her istediğinizi yaptırmak istiyorsunuz ama kusura bakmayın, bizim belediye başkanlarımız sizin memurunuz değil, asla da olmayacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

Yerel yönetimlerle ilgili en sorunlu düzenleme 6360 sayılı Büyükşehir Yasası'dır. Neresinden tutsanız elinizde kalan bu yasayla belde belediyeleri kapatıldı, bütünşehirler yaratıldı. İki komşu ilimiz dahi farklı sistemlerle yönetilir hâle geldi ama kaderin cilvesine bakın ki Tarım Bakanı, artık çuvaldaki mızrağı gizleyemedi. Sekiz yıl sonra "Bu kanunla tarıma büyük zarar verdik." diyerek özeleştiri yaptı. Kendi yaptığı kanunları bile kötüleyen bu iktidar artık inandırıcılığını kaybetmiştir. İktidarın 2002 Seçim Beyannamesi'ndeki bir vaadi de şöyle: "Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev ve yetkileri hizmette aksamaya yol açmayacak şekilde düzenlenecek." Aradan on sekiz yıl geçiyor, onlarca yasa yapılıyor, ne çıkacak diye 2021 Cumhurbaşkanlığı Programı'na bakıyoruz, vaatlerden biri şu: "Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin görev ve yetkileri çakıştı, hizmetler aksadı, biz bu sefer aksamaları gidereceğiz." Ne diyelim? Milletin aklıyla alay eden bir iktidar olmak da size nasip oldu. Yine, 2002'de "Yerel yönetimlerin yetki ve gelirlerini artıracağız." diyorsunuz, yetmiyor, 2003 Acil Eylem Planı'nda yetki ve imkânları artıracağınızı söylüyorsunuz; 2007, 2011, 2015, 2018 seçimlerinde ve nihayet 2021 programında da aynı vaadi tekrarlıyorsunuz ama bakıyoruz, yetkiler de öz gelirler de artmıyor. "Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur." İşte, yaptığınız budur.

Öte yandan, Genel Başkanınız kendini hâlâ belediye başkanı sanıyor, tüm belediyeleri yönetme hevesinden bir türlü vazgeçmiyor. Yetkileri de merkeze toplamak için kanunlar, yamalı bohçaya çevriliyor.

Yine "Geçenlerde yerel yönetim reformu yapacağız." dedi. Bakıyoruz, acaba bu kez ne çıkacak diye, tam bir karmaşa; saraydan ayrı, bakanlıktan ayrı, parti genel merkezinden ayrı ses çıkıyor. Bırakın reform yapmayı, siz daha kendi içinizde anlaşamıyorsunuz ama biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde söz verdik, yeni bir merkez-yerel dengesi kuracağız. Biz vaat edip tutmayanlardan olmayacağız; söz verdik, yapacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir diğer konu, İLBANK meselesi. Bir banka var, belediyelerden düzenli pay kesiyor; iş, kredi vermeye gelince her türlü engeli çıkarıyor belediyelerimize. Bir de kalkınma ajansları aynı yoldan gidiyor, belediye bütçelerinden para alıyor ama belediyelerimize gelince hiçbir şekilde, valiler kanalıyla hiçbir projemizi onaylamıyor. Biz para vermiyor muyuz? Arkadaş, siz kimin parasını kimden esirgiyorsunuz? Bu para milletin parası ama bu milletin parasını bile bize vermekten imtina ediyorsunuz, partizanlık yapıyorsunuz.

Sonuç olarak "Cesur adımlar atacağız." demiştiniz. Peki, ne yaptınız? Siz yerel demokrasiyi değil, vesayeti güçlendirdiniz, siz sadece şehirlerimizi betona gömerken cesur adım attınız, siz Ankara'yı parsel parsel satarken cesur adım attınız. Maalesef, siz İstanbul'a ihanet ederken cesur adım attınız. On sekiz yılda ülkeyi bu hâle getirenlerden artık millete hayır gelmez. Allah'ın izniyle ilk seçimde iktidar olacağız, işte o zaman yerel yönetimleri bu çukurdan çıkarmak da bize nasip olacak.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)