| Konu: | Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 43 |
| Tarih: | 28.01.2021 |
CHP GRUBU ADINA ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu Teklifi birkaç ufak olumlu destek ve teşvikle teknoparklara avantaj sağlıyor görünse de ihtiyaca cevap vermekte yetersiz. Teknokentlerin büyüyüp gelişmesini istiyorsak, buralardan katma değeri yüksek teknoloji ürünleri üreten firmalar çıksın istiyorsak, "unicorn" olmaya aday parlak "startup"lar büyüsün istiyorsak gerçekten elimizi taşın altına koymamız gerekiyor.
Değerli arkadaşlar, bakın, bugün Ankara'da bir teknoparkta metrekare başına kira 54 lira. Buna yüzde 18 KDV'yi ve aylık ortalama metrekare başına 26 lira işletme giderleri bedelini eklediğinizde fiyatlar inanılmaz boyutlara geliyor. Hiç olmazsa teknoparklar içerisinde ofisleri KDV'den muaf tutun ki bu işletmelerin giderleri bir nebze azalsın. Bugün teknoparklardan faydalanmak isteyen bir firmadan 3 bin liradan fazla başvuru ücreti isteniyor, hem de bu ücret peşin olarak isteniyor, üstelik başvuru ücretinden dahi KDV alıyorsunuz. İnşaatçı müteahhit mantığıyla teknopark yönetmeye çalışırsanız bir arpa boyu yol alamazsınız, Türkiye de bulunduğu yerde saymaya devam eder.
Yasada bir diğer sorunlu nokta da Girişim Sermayesi Fonuyla ilgili. Yıllık 1 milyon liradan fazla fatura kesen şirketler, AR-GE gideri 1 milyon liradan fazla olan şirketler bu fona yüzde 2 ödeme yapmak zorunda kalacaklar. Bu kuralı uygulamayan firmalar kazançlarının yüzde 20'si için kurumlar vergisi muafiyetlerini kaybedecekler. AR-GE için harcama yapan firmayı niye cezalandırıyorsunuz? Öte yandan bahsi geçen girişim sermayesi fonlarının kimlerden oluşacağı, ne zaman kurulacağı veya kimler tarafından yönetileceği ise belli değil. İktidar, teknoloji gelişimini baltalamak pahasına da olsa sinekten yağ çıkarmaya çalışarak bu firmalardan rant elde etmeye çalışıyor. Bunu bu ülkeye yapmayın, nerede kullanılacağı açıkça belli olmayan bir kaynak için teknoparklarda faaliyet gösteren firmaları böyle bir gelir aktarımına zorlamak hiç kimseye fayda getirmez.
Bakın, değerli arkadaşlar AKP'nin on dokuz yıl sonra Türkiye'yi getirdiği yer yüksek teknoloji ürünleri üreten, büyüyen, güçlü bir ekonomiye sahip, gelişmiş bir ülke noktası değildir. AKP'nin on dokuz yıl sonra Türkiye'yi getirdiği yer uçurumun kenarıdır. Uluslararası Para Fonunun Dünya Ekonomik Görünüm Ekim 2020 Raporu'nda Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılasının bu yıl 649 milyar dolara ineceği tahmin ediliyor. Yeni Ekonomi Programı yani Hükûmetin yaptığı Yeni Ekonomi Programı'nda bu yılın millî gelir öngörüsü ise 702 milyar dolar. 2021 yılında IMF'ye göre millî gelirimiz 652 milyar dolar olacak. Bu gerçekleşirse -burası son derece önemli Sayın Grup Başkan Vekili- eğer bu gerçekleşirse 20 ekonomi arasından düşecek Türkiye. Bunun nedeni ülkemizin orta gelir tuzağına sıkışıp kalması.
2009 yılında Türkiye global krizden en çok etkilenen ülkelerin arasındaydı. O dönemin Başbakanı dedi ki: "Kriz bizi delip geçmedi, teğet geçti." Fakat teğet geçmemiş, delip geçmiş. 2009'dan beri orta gelir tuzağından Türkiye bir türlü kurtulamıyor ve bugün gelinen noktada o tarihteki millî gelir seviyesiyle aynı seviyeye geldik. Yani on bir sene önce, on iki sene önceki millî gelir seviyesinin aynı noktasındayız şu an. Bu tabii ki ülkenin de yoksullaşması demek aynı zamanda.
Türkiye bilgi teknolojilerinde bir atılım gösterip... Güney Kore'yi hep örnek verirdik, 1983'lü yıllarda Güney Kore aşağı yukarı aynı ekonomiydi, 90'lı yıllarda da aşağı yukarı ihracatta aynı noktadaydık, hadi ondan vazgeçtik, yerimize Tayvan geliyor. Konya kadar büyüklükte, 24 milyon nüfusu var, biz G20'den düşüyoruz, yerimize Tayvan gibi bir ülke geliyor. Bu kabul edilebilir mi Sayın Komisyon Başkanı?
TÜİK, geçtiğimiz aylarda 2019 yılına ilişkin araştırma geliştirme harcamaları verilerini yayınladı. Buna göre kamu ve özel sektörün yanı sıra üniversitelerle birlikte toplam 45 milyar 954 milyon lira AR-GE harcaması yapıldı, 8 milyar 92 milyon dolara karşılık gelen bu tutarın gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 1,06. İlk 10 büyük ekonominin AR-GE harcamalarının millî gelirlerine oranına bir bakalım: Amerika Birleşik Devletleri yüzde 2,8, Çin yüzde 2,1, Japonya yüzde 3,2, Almanya yüzde 3, Fransa yüzde 2,2; bizim de içinde olduğumuz OECD ülkeleri ortalaması 2,4, Türkiye yüzde 1'i bile zar zor yakalıyor. Artık küresel ticarette marifet kilogram başına katma değeri yüksek kılmaktan geçiyor ama bizim ihracat göstergelerimiz hiç de olumlu sonuçlar göstermiyor. Türkiye'nin 2020 yılının ilk on ayında ihraç ettiği ürünlerin kilogram fiyatı düştükçe düşüyor. 2019'daki yani geçtiğimiz yıl 1,60 dolar seviyesinden bugün 1,09 seviyesine gerilemiş durumda. Biz, ihraç ettiğimiz ürünleri yüzde 60 daha ucuza satmak durumundayız, bu bir. İki, bu seviyedeki fiyatlarla para mı kazanır ülke? Yani bu seviyelerde yaptığımız ihracatlar bizim ucuz sanayi ürünleri. Yüksek teknolojide yokuz, toplam ihracatımızın içinde yüksek teknoloji ürünlerinin oranı yüzde 3 arkadaşlar, yüzde 3. Bakın, tabii, bir çok ülke örneği verebilirim. Yüksek teknoloji ürünlerinde Uzak Doğu'daki birçok ülke yüzde 20-25'ler seviyesine çıkmış teknolojiye yatırım yaparak.
Bir ülkenin üretim teknolojisinin düzeyini ve değişimini gözlemlemek için AR-GE harcamaları, patent sayıları, bilimsel yayınlar veya beşerî sermayesini temsilen PISA skorları gibi değişkenler kullanılır. Yüksek teknoloji ürünlerinin toplam ihracattaki oranına bakarak bu alanlarda ne kadar ilerlediğimizi görebiliriz. Bu oran önemli çünkü ülkenin sadece teknoloji düzeyini değil, aynı zamanda uluslararası düzlemde karşılaştırılmalı konumunu da gösteriyor ama görülüyor ki biz, bir arpa boyu dahi yol alamamışız. İhracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin oranı da çok düşük, yaklaşık olarak yüzde 3 civarında -biraz önce söylediğim gibi- ama diğer ülkelerde, özellikle -Çin gibi- daha 2000'li yıllardan itibaren hızla büyümeye devam eden Çin'de yüksek teknoloji ürünleri yüzde 31 olmuş, Kore için de yüzde 30 -fark etmiyor ama- Türkiye'nin yüzde 3. Bunlara ulaşabilmek için bizim bilime, bilim insanına, üniversitelere özerklik vermemizle ancak beş, on, yirmi yılda biz bu seviyelere gelebiliriz.
Bakın "1 Milyon Yazılımcı Projesi" vardı, bilgi teknolojilerinde atılım sağlama, bu alanda istihdam yaratma iddiasıyla o dönem Hazine ve Maliye Bakanı olan damadın sahiplendiği "1 Milyon Yazılımcı Projesi" vardı. Ne oldu acaba bu, nerede şimdi bu proje? Bu proje internet üzerinden verilen bir eğitimle yazılımcı yetiştirecekti. "web" sitesindeki bilgilere göre de Ekim 2020 itibarıyla projeye 750 bin kişinin başvurduğu görüldü. Peki, şimdi ne oldu bu proje merak ediyoruz? Çünkü damat Bakanlıktan ayrıldı -devlette süreklilik vardır- Bakan yok, proje de yok. Yoksa o da bir kenara mı itildi? Onu hep beraber göreceğiz, takip ediyoruz. 1 milyon şirket var mı ayrıca? İnternet üzerinden video izlemeden ibaret bir eğitimle yazılımcı yetişebilir mi? Bu sorulara yanıt var mı? Biz bu soruların yanıtlarını bekliyoruz. Anlaşılan, atanamayan öğretmen gerçeğini yaratan bu iktidar yani siz şimdi de atanamayan yazılımcılar yaratacağa benziyorsunuz.
Özerk üniversitelere de değinip konuşmamı bitireceğim eğer Başkan da müsaade ederse.
Değerli arkadaşlar, katma değeri yüksek ürünler üretilmesi için sadece teknokentlerin işlerini kolaylaştırmak da yetmiyor. Katma değeri yüksek teknolojiler üretmek için eğitim seviyesinin artması, insan kaynağına yatırım yapılması en önemli unsurların başında geliyor. Yani bilimsel özerkliğe sahip, baskılanmamış, sadakatin değil, liyakatin gereği olan akademik kadrolara sahip üniversitelere sahip olmak bu işin en temel kuralı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ama biz, bilimsel özerklik bir yana kapısına kelepçe takılan bir üniversite modeline doğru hızla yol aldık, bunun en somut örneğini de en son Boğaziçi Üniversitesinde gördük. Üniversiteler özerk değilse, otokratlar tarafından tepeden inme kararlarla yönetilecekse oralara kim üniversite diyebilir? ODTÜ Enformatik Enstitüsü bünyesinde Türk ve dünya üniversitelerini akademik performanslarına göre sıralamak amacıyla kurulan URAP'ın 2020-2021 dönemine ilişkin dünya sıralamasında ilk 500'de ülkemizden sadece Hacettepe Üniversitesi yer aldı. Dünyanın önde gelen ilk 500 üniversitesi arasında sadece 1 üniversitesi olması gelinen noktayı da gözler önüne seriyor.
Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırma Merkezinin yaptığı araştırmayı da yetiştirebilirsem sizlerle paylaşacağım ve sözlerimi tamamlayacağım.
İyi eğitimli 100 gençten 59'u yurt dışına gidiyor arkadaşlar, 100 gençten 73'ü yurt dışına gitmek istiyor, gidenlerin yüzde 78'i de geri dönmek istemiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Müsaade eder misiniz?
BAŞKAN - Bir selamlayın.
ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.
Beyin göçü bu ülkenin en büyük, kanayan yarasıdır. İyi yetişmiş gençlerimizi, çocuklarımızı bu ülkede tutamıyorsak burada büyük bir sorun var demektir. Bu sorunun ne olduğu da çok açık bellidir. Türkiye'nin geniş çaplı bir teknoloji hamlesi yapabilmesi, beyin göçünü durdurabilmesi ve ekonomik darboğazdan kurtulabilmesi için öncelikle hukukun üstünlüğü, demokrasi ve özgürlükler alanında göstermelik değil, gerçek reformlar yapması gerekiyor. Bu ülkenin nefes almaya ihtiyacı var ama bunu yapacak olanın AK PARTİ olmadığı da gün gibi aşikâr. Bunu biz yapacağız, yeni kadrolarla, yeni kurumlarla hep birlikte inşa edeceğiz. Yepyeni ve güçlendirilmiş parlamenter sistemle, hukuk devletini, adaleti, özgürlükleri herkes için yeniden tesis edeceğiz.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim, hepinize saygılar sunarım. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)