| Konu: | Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 45 |
| Tarih: | 10.02.2021 |
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; uluslararası anlaşmalar üzerinden Türkiye'nin dış politikasını tartıştığımız bir gündemdeyiz. Değerli arkadaşlar, Türkiye dışa açık bir ekonomi, dışa açık bir ülke. Bu yüzden dış politikayı iç politikadan ayırmalı ve bir millî mesele gibi yaklaşmalıyız. Bildiğiniz üzere, ülkemiz enerjiden tarıma, teknolojiden turizme kadar dışa bağımlı bir ülke. Bu, kötü bir şey değil, hatta bu, iyi kullanırsak iyi bir şey. Üstelik ülkemiz her yıl cari açık veren, bu cari açığın birleşmesiyle de dış borç oluşturan ve dış borç ödeme konusunda da güçlüklere düşen, özellikle Merkez Bankası rezervimizin eksi 50 milyar dolara kadar indirildiğini düşünürsek dış borç ödemekte bile 70 sente muhtaç bir hâle getirilmek üzere olan bir ülke.
Peki, dış politikada durumumuz nedir? Değerli arkadaşlar, dış politikada Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak doksan yıllık birikimi tüketilmiş bir şekilde, mevcut iktidar tarafından saygınlığı yok edilmiş, güvenilirliği kalmamış, itibarı zedelenmiş bir hâlde, ne yazık ki uluslararası ilişkilerimizdeki en zayıf dönemimize girdik.
Şimdi, dünyadaki temel güçlerle ilişkilerimize bir bakarsak dünyanın süper güçlerinden biri Amerika Birleşik Devletleriyle ilişkilerimizde, arkadaşlar, hangi seviyedeyiz? Bir yolsuza, Türkiye Cumhuriyeti devletini soymuş bir Reza Zarrab'a indirgenmiş bir ilişki içerisindeyiz. Askerlerimizin başına çuval geçirildi, çok inciticiydi, çok kırıcıydı; buna bir nota veremedik. "Nota verin." dediğimizde "Ne verelim, müzik notası mı?" diye bize sataşılırken Reza Zarrab için 2 nota vermek zorunda kaldık. Peki, Reza Zarrab ne yaptı? Halk Bankası gibi güzide bir bankayı, esnafımızı desteklemekle mükellef bir bankayı görülmemiş bir yolsuzluk içine soktunuz ve şimdi o yolsuzluktan Türkiye Cumhuriyeti devletinin, milletimizin kör kuruş çıkarı yokken milyarlarca dolarlık bir yaptırım karşısında bekliyoruz. Sürekli Amerika'yla, perde gerisinde ilişkilerde bu durumu düzeltmeye çalışıyoruz ve millî çıkarlarımız, Amerika Birleşik Devletleri gibi önemli bir ülkede Reza Zarrab ve Halk Bankası yolsuzluğu dolayısıyla masaya konuluyor.
Arkadaşlar, Donald Trump'ın yazdığı mektubu unutmadık, yüreğimiz sızladı. Hiç kimse, Türkiye Cumhuriyeti devleti Cumhurbaşkanına, kim olursa olsun "Aptal mısın?" diyemez, dedirtmemeliyiz. Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın mal varlığı da o mektupta dile geliyorsa -ki o mal varlığı nedir, bilmiyoruz- arkadaşlar, büyük bir millî güvenlik riskiyle karşı karşıyayız demektir. Bu millî güvenlik riski ulusal çıkarlarımızdan değil, Amerika Birleşik Devletleri Başkanının yazdığı mektuptan anladığımız kadarıyla Sayın Cumhurbaşkanının ne olduğunu bilmediğimiz mal varlığından. Bu, hüzün verici bir durum.
Gelelim AB'yle ilişkilere. Koptuk gittik Avrupa Birliği sürecinden. Seçim zamanı geliyor; portakal bıçaklıyoruz, gidip o ülkelerin içini karıştırıyoruz. Seçim bitiyor; daha önce Nazi bıyığı monte ettiğiniz Şansölye Merkel'in kapısına gidip para istiyoruz. Olmaz arkadaşlar, bu devlet bu kadar küçük düşürülemez. Doğu Akdeniz'de o kadar haklıyız ve o kadar yalnızız ki insanın içi sızlıyor, aynı Kıbrıs meselesinde olduğu gibi. Ne zaman Avrupa'yla işler sıkışsa ülkemize getirdiğimiz 5 milyon gariban Suriyeliyi insan değilmişlercesine sınırlara sürüyoruz ve dünyanın güneyinden, İslam ülkelerinden her yıl binlerce insan, dünyanın kuzeyine, belki sizin jargonunuzla, Hristiyan ülkelere giderken ölüyor. Bunda hepimizin üzülmesi gereken bir tablo var.
Çin ve Rusya'yla ilişkilerimiz... Nedir arkadaş ittifak mıyız biz bunlarla, hasım mıyız? Ya, S-400 aldınız 2,5 milyar dolar. Dış ticarette her zaman bunlara biz fazla veriyoruz, o kadar enerji ithalatımız var... 34 çocuğumuzu vurdular ya, ambulanslarımızı gönderemedik. Ambulanslarımızı vurdular, ne işi vardı Sayın Cumhurbaşkanın Kremlin'de? İnsanın yüreği sızlıyor, o saati çalıştırıyorlar ya, Sayın Cumhurbaşkanı böyle hüzünle oturmak zorunda kalıyor; bizim yüreğimiz sızlıyor. Olmaz arkadaşlar, 34 canımızı almış bir ülkenin kapısına gidemeyiz, bedeli ne olursa olsun gidemeyiz. Nedir bu Putin'den korku? Hangi millî çıkarımız var? Domates satmak için mi gittik? İnsanın içi sızlıyor, insan bunu gördüğünde... Benim milletvekili olarak içim sızladı.
Nedir arkadaşlar bizim Çin'le hukukumuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Sayın Başkan, tamamlayabilir miyim?
BAŞKAN - Buyurunuz efendim.
AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Çin, Uygur Türklerine zulmediyor. Bunu bir etnik bağla söylemiyorum, insan hakları itibarıyla söylüyorum; gıkımızı çıkaramıyoruz. Ya, Çin'den 14 milyar dolar biz ithalat yapıyoruz, onların bizden aldığı bir şey yok, onlar bize muhtaç. Neymiş? Aşı alacağız. Başka ne ilişkiniz var? "Swap" diye yalvarıyoruz Çin'e. Ya, Çin zaten fakir bir devlet, büyük olduğu için zengin görünüyor.
Gelelim İslam âlemine. Siz İslami hassasiyetleri yüksek olan bir parti olduğunuzu söylüyorsunuz. Ya, bugün bütün İslam âleminde boykot altındayız, mallarımızı satamıyoruz Müslüman ülkelere, ilişkilerimiz cumhuriyet tarihinde görülmemiş şekilde bozuldu. Bakın, Suudi Arabistan'a, Mısır'a, Ürdün'e, Birleşik Arap Emirlikleri'ne, elde bir tek Katar kaldı, onunla da ilişkimiz karışık. Bilmediğimiz ticari bir ilişki var. Kimin parası Katar'da? Kim geliyor Katar adına burada bu malları yok fiyatına, peşkeş çekerek alıyor? Türkiye Cumhuriyeti devleti bu hâle düşürülemez. Dış politika, bir iç politika meselesi değildir. Ve umuyorum ki cumhuriyet tarihine yakışır, seviyeli, güvenilir, olgun, sözü itibarlı bir dış politikaya doğru bu ümitle inşallah ülkemizi götüreceğiz.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)