GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: (10/77, 372, 491, 534, 693, 817, 868, 992, 1004, 1018, 1150, 1170, 1221, 1305, 1434, 1518, 1806, 1815, 1943, 2009, 2139, 2206, 2391, 2909, 2929, 3031, 3032, 3382, 3558, 3575, 3581, 3583, 3647, 3677, 3682, 3690, 3708, 3740, 3769, 3798, 3817, 3831 ve 3840) No.lu Küresel İklim Değişikliğinin Etkilerinin En Aza İndirilmesi, Kuraklıkla Mücadele ve Su Kaynaklarının Verimli Kullanılması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergelerin Ön Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:52
Tarih:25.02.2021

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün benim için mutlu bir gün. Niye mutluyum? Çünkü bu 43 Meclis araştırması önergesinden 6 tanesini farklı tarihlerde ben vermişim. 26'ncı ve 27'nci Dönemde bu konuyla bağlantılı olarak toplam 50 tane soru önergesi var, 24 tane Meclis araştırması önergesi var. Dolayısıyla, kendi verdiğim önergeyle ilgili ve kurulacak bir komisyonla ilgili konuşuyorum, o yüzden mutluyum.

Niye bu kadar hassasiyet göstermişiz? Niye defalarca Meclis gündemine getirmişiz, canhıraş bir mücadele vermişiz değerli arkadaşlar? Bunu bu kadar çok istememizin sebebi: Milyarlarca gezegen içinde hatta milyarlarca galaksi içinde canlı yaşamının olduğu tek yer belki de bu bizim mavi Dünya'mız. Başka yaşayacak yerimiz yok; henüz yok, bildiğimiz bir yer yok değerli arkadaşlar. Gerçi, Sayın Cumhurbaşkanı "Ay'a sert iniş yapacağız." dedi ama Ay'a inen 1969 yılında indi, mevzu artık Mars değerli arkadaşlar; Mars'a insan indirme peşinde insanoğlu. Çok yakında, biliyorsunuz, NASA "Perseverance" diye bir uzay aracı indirdi. Yine, Çin'in de bir uzay aracı Mars'ın yörüngesine girdi. Çok sayıda özel şirket de bununla ilgili çalışıyor. Niye insanlık Mars'ta bir koloni kurma ya da Mars'ta yaşam kurma mücadelesi içinde değerli arkadaşlar? Bunun yanıtı iklim krizinde gizli. Dünya, iklim kriziyle bir varoluş problemi içinde ve bu varoluş sorununu çözmeyle ilgili de "Tekrar, öğrenmenin en önemli unsurudur." diyerek Stephen Hawking'i hatırlatmak istiyorum hepinize. 2018 yılında ölen İngiliz astrofizikçi Stephen Hawking ölmeden önce şöyle söylüyordu: "İnsanoğlu önümüzdeki altı yüz senede Dünya'yı bir ateş topuna çevirecek. Artan nüfus ve enerji talebi gezegeni felakete sürükleyecek. İnsanlık hayatta kalmak için Dünya'yı yüz yıl içinde terk etmeli." diyor ve ekliyor: "Burada tükeniyoruz. Gitmemiz gereken tek yer başka dünyalar. Diğer güneş sistemlerini keşfetmemizin tam zamanı. Farklı sistemlere yayılmak, bizi kendimizden kurtaran tek şey olabilir. İnsanların Dünya'yı terk etmesi gerektiğine inanıyorum." Mevzu bu kadar mühim.

Bu arada -daha çok yeni- 37 tane sivil toplum örgütü bir imza kampanyası başlattı Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmek üzere. O imza kampanyasına katılan bir milletvekiliyim, ben de imzaladım o kampanyayı. Mevzu şu, kampanyanın mevzusu: Paris İklim Anlaşması. "Paris'i onayla." diyor 37 tane kıymetli sivil toplum örgütü. Niye onaylamıyoruz arkadaşlar Paris İklim Anlaşması'nı? Sebep tamamen duygusal. Türkiye Paris İklim Anlaşması'nı imzalarken gelişmiş ülke statüsüne kavuştu; gelişmiş ülkeler gerekli finansal kaynaklardan, fonlardan yararlanamıyor. Diyoruz ki: "Bizi gelişmekte olan ülkeler statüsüne alın, bu şekilde imzalayalım." Bizim dışımızda bu işe imza vermeyen ya da imzasını çeken bir ülke daha vardı, Amerika Birleşik Devletleri. Yeni yönetimle beraber ABD, Birleşmiş Milletler Paris İklim Anlaşması'na katıldığını açıkladı ve bir iklim sözcüsü var, eski ABD Dışişleri Bakanı John Kerry; Münih Güvenlik Konferansı'nda diyor ki: "İklim konusunda on iki yıl vardı önümüzde yani aşırı doğa olaylarını engelleyebileceğimiz, müdahale edebileceğimiz on iki yıl vardı bilim adamlarının söylediği; şu an dokuz yıla indi. Agresif tedbirler almak zorundayız."

Bir haber daha: Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'la telefonda görüşmüş ve Türkiye'nin, ABD'nin Paris Anlaşması'na geri dönüş kararını memnuniyetle karşıladığını, iklim kriziyle ilgili mücadelede uluslararası dayanışmanın elzem olduğunu belirtmiş.

İyi de Sayın Kalın, Türkiye beş yıldır imzaladığı Paris Anlaşması'nı Meclise getirmiyor. Biz, burada, o "elzem" dediğiniz noktada, sözleşmeyi imzalamayan Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen'le dayanışma göstermişiz; uluslararası dayanışmanın içinde değiliz.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Paris İklim Anlaşması için mücadele etmesi lazım. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının derdi de şehircilik, çevreyle ilgisi yok. Diğer taraftan, Enerji Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı ülkenin doğasını yağmalamakla meşgul aynı plastik çöp ithalatında olduğu gibi, aynı madenlerde olduğu gibi. Çevre, rant ve yağma ekonomisinin baskısı altında değerli arkadaşlar. Oysa Türkiye, yeşil ekonomiye yönelse, yenilenebilir enerjiye yönelse avantajlı duruma geçecek.

Bu arada, dünya Paris Anlaşması'na taraf olmayan ülkelere de yaptırım uygulamayı düşünüyor yani yarın sınır kapısına gittiğinizde karbon vergisiyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Sürecin dışında kalmak, sadece iklim kriziyle mücadelede müzakere süreçlerinin dışında kalmak değil, aynı zamanda bizim onaylamama gerekçesi olarak söylediğimiz finansal hedeflerimizin de dışına düşmek demek, bunlardan da uzaklaşıyorsunuz demek. Eğer Paris Anlaşması'nı onaylamazsak bunun 2 ayrı sonucu olacak:

Birincisi -bana göre en önemlisi- dünyanın ısınmaya devam etmesine ve dünyanın varoluş krizini yaşamasına devam etmesine katkıda bulunacağız, dünyanın yok oluşuna ülke olarak katkıda bulunacağız, en önemlisi bu.

Bunun kadar önemli olmasa da ikinci bir konu var, o da şu: Dünya "çevre ekonomisi" denilen, "yeşil ekonomi" denilen sürece giriyor. Avrupa Birliği buna "Yeşil Mutabakat" diyor, "Green Deal" diyor. Döngüsel ekonomi artık en önemli ekonomik model olarak ortaya çıkıyor ve siz Türkiye olarak bunun dışında kalıyorsunuz ve bizim firmalarımız; Türkiye'de ticaret yapan, ihracat yapan firmalarımız rekabette geriye düşecek bir konuma geliyor.

Değerli arkadaşlar, dünyanın yok oluşunu anlatan Hollywood'daki bir felaket senaryosu ya da bir felaket filmi izlemiyoruz, yaşadığımız her şey gerçek; o büyük hortumlar, seller, tayfunlar, kasırgalar, ani yağışlar, bir yılda yağacak yağmurun birkaç saat içinde yağması mesela, çölleşen tarım arazileri, eriyen buzullar, ocak ayında tomurcuklanan meyve ağaçları; bunların hepsi gerçek ve bunlar, aslında küresel iklim krizi de değil, yıkımının göstergeleri değerli arkadaşlar. Bugün, içinde yaşadığımız pandemi de iklim krizinden bağımsız değil. Yani, insanoğlu bir virüs gibi yayılıyor dünyaya ve yayıldığı her yerde kendisinin dışındaki canlı-cansız yaşamı yok ediyor ve bu pandeminin sebebi de o yaban hayata alan bırakmamamız, oradan geliyor bu. Belki bu pandemi bitecek ama eğer biz canlı-cansız doğaya saygı göstermezsek ve kendimizi ekosistemin bir parçası olarak görmezsek yeni pandemiler yaşayacağız. Suyun azalması ve kuraklık, beraberinde su ve gıda krizi getirecek. Gıda, su yokluğu ve suların yükselmesi sebebiyle, başta ülkemiz olmak üzere, kuzey ülkelerine ciddi bir göç dalgası başlayacak. O dramatik göç görüntülerini tekrar göreceğiz ve daha önce savaş mültecilerini görüyorduk, şimdi bu krizden etkilenecek iklim mültecilerini göreceğiz değerli arkadaşlar. Varsılların yarattığı, kapitalizmin yarattığı sorundan yine en çok yoksullar etkilenecek hem de bu işin hiç sorumlusu olmadıkları hâlde, zerre kadar günahları olmadığı hâlde.

Arkadaşlar, iklim krizini bir avuç insanın kaygısı olarak görmeyin. Bu sorun, sadece o ikonik fotoğrafta bir kopmuş buzulun üzerindeki kutup ayısının sorunu değil; bu, insanlığın, hepimizin ortak sorunu. Üstelik yaşadığımız coğrafyada bu yıkımın etkilerini çok şiddetli şekilde hissedeceğiz.

Türkiye, iklim krizinin ve aşırı iklim olaylarının, özellikle tarım ve bağlı sektörlere etkisi bakımından dünyanın en hassas ve kırılgan bölgelerinden birinde arkadaşlar. Eğer dünya bu şekilde ısınmaya devam ederse artış 2050 yılı için 2,5-3 santigrat derece civarında olacak, bu yüzyılın sonunda ise 6 dereceyi bulacak. Bu ne demek biliyor musunuz? Türkiye'nin tüm bölgelerinde iklim değişecek demek. Gereken önlemler acilen alınmazsa iklim krizinin en yıkıcı sonuçlarından birini tarım ve gıda sektöründe yaşayacağız. Krizin dalgaları Anadolu'nun verimli topraklarını vurmaya başladı. Anadolu'da sulak alanlarımız, havzalarımız bir bir kuruyor, yok oluyor değerli arkadaşlar; durum bu kadar vahim.

Bu komisyonun kurulması doğru bir adım ancak yeterli değil. Bir taraftan bu komisyonu kurup diğer taraftan eskiden orman arazisi olan Külliye'de iklim kriziyle mücadele toplantısı yapamazsınız. Bir taraftan doğaya düşman "Kanal İstanbul'u inadına yapacağız." deyip diğer taraftan iklim kriziyle mücadele yapamazsınız. Bir taraftan kömüre dayalı termik santraller planlayıp diğer taraftan "iklim kriziyle mücadele" diyemezsiniz. Bir taraftan havaalanı, yol, köprü için milyonlarca ağaç kesip diğer taraftan "iklim kriziyle mücadele" diyemezsiniz değerli arkadaşlar. İklim krizi, su krizidir, toprak krizidir, hava krizidir, gıda krizidir; insanlığın gerçek beka sorunu, değerli arkadaşlar, iklim krizidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)