| Konu: | (10/96, 234, 409, 501, 698, 1743, 1747, 1912, 2187, 2203, 2303, 2353, 2389, 2477, 2673, 2675, 2697, 2830, 2976, 2979, 3019, 3109, 3206, 3430, 3476, 3479, 3482, 3484, 3485, 3493, 3504, 3505, 3508, 3510, 3685, 3723, 3918 3919, 3920, 3921, 3922, 3923, 3924) No.lu Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergelerin Ön Görüşmesi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 56 |
| Tarih: | 09.03.2021 |
CHP GRUBU ADINA CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hak mücadelemizde en özel günü, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü yine kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet haberleri ve polis engellemeleri gölgesinde geride bıraktık. Eşitlik ve özgürlük taleplerini ortaklaştırıp duymayan kulaklara haykırdık. Eşitsizlikleri mor kıyafetlerimizle, ellerimizdeki dövizlerle omuz omuza görmek istemeyen gözlerin içine soktuk. 365 güne sığan ama sadece 1 güne sığdıramadığımız bu kadar çok sorunu elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık. Bu mücadelede emek veren, yüreğiyle olan her kadını saygıyla selamlıyorum, hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diliyorum.
Ülkeyi yönetenler, sanki kadına yönelik şiddeti hiç konuşmamışlar, hiç yapmamışlar, kadına yönelik şiddet konusunda olsun, kadın-erkek eşitliği konusunda olsun kıllarını hiç kıpırdatmamışlar gibi "Eşitlik son bulsun." dediler, "Kadınlar en kutsal değerimizdir." dediler. Sadece ülkeyi yönetenler değil, her yerde erkekler, sanki bugüne kadar kadın haklarını görmezden gelmezlermiş gibi kadınlara "Başımızın tacı." dediler. 8 Mart günü bunu diyenler 365 gün "Böyle gelmiş, böyle gidecek." diyorlar, "Kadının yeri evidir." diyorlar, "Kadın erkeğin tamamlayıcısıdır." diyorlar, "Kadın evin süsüdür, kadınlar için tek kariyer anneliktir." diyorlar, "Kadınlar iş aradığı için işsizlik artıyor." diyorlar. Kahkaha atana "iffetsiz" diyeni mi ararsınız, "Hamile kadın sokağa çıkmasın." diyenleri mi; diyorlar da diyorlar. Bu zihniyet altında her gün en az 3 kadın tanıdığı, tanımadığı, eşi, akrabası tarafından cinskırıma uğrarken kadına yönelik şiddet gündelik hâle getiriliyor Türkiye'de.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği her alana sirayet etmiş Türkiye'de. Kadınlar özgürlüğü için, eşitliği için, yaşamak için, doğuştan gelen hakları için mücadele etmek zorunda Türkiye'de. Bu mücadele sadece kadın mücadelesi değil, aynı zamanda insan hakları mücadelesi. Neredeyse insan hakları mücadelesiyle yaşıt olan kadın hakları mücadelesi, bu mücadelenin en önemli halkası. Kadınlar baskılarla, cinsiyet temelli ayrımcılıkla, şiddetle, kadını yok sayan, birey olarak görmeyen bu çağ dışı zihniyetle mücadele etmek zorunda.
Yasalarla kuşatılmış değiliz değerli milletvekilleri. Eksikliğine rağmen var olan yazılı yasalar önümüzde engel değil ama yazılı olmayan bir yasa var ki işte bu gerçekten en güçlü olanı. Toplumu saran, toplumu etkisi altına alan bir zihniyetle mücadele etmek zorunda kalıyor kadınlar, erkek egemen zihniyetle. "Kadının yeri evidir." diyen, "Kadının görevi anneliktir." diyen, "Kadın-erkek eşit değildir." diyen, "Elinin hamuruyla erkeğin işine karışma." diyen zihniyetle. Böylesi bir toplumda bu sözlerden cesaret alanlar kadını metalaştırıyor, kadını ikinci sınıf görmeye başlıyor ve kadına yönelik şiddeti kendine hak görüyor. O yüzden bizler "kadın" diye başlayan bir cümle duyduğumuzda yüreğimiz ağzımıza geliyor. Nasıl olmasın ki? Nasıl gelmesin ki?
Bakın, İstanbul Sözleşmesi'nin yürürlüğe girdiği 2014 yılından bugüne 2.548 kadın kardeşimiz katledilmiş. Bunların içinde "şüpheli" diye ifade edilen ölümler de yok. Kadın şiddeti en çok aile içinde, aile büyüklerinden, yakınlarından, eş ve akrabasından, sevgilisinden, hatta erkek çocuklarından oluyor.
Size, 2021 yılının ilk aylarındaki bazı kadın hikâyelerinden bahsedeyim. Sevgi Tekin'in duyduğu son sözler, katilinin "Bana döneceksin, beni bırakamazsın!" sözleri oldu. Aleyna Yurtkölesi -henüz 22 yaşında, üniversite öğrencisi- barışmak isteyen sevgilisi tarafından katledildi. Süryan Büyük sığınmaevinden evine dönerken daha önce de şikâyetçi olduğu eşi tarafından katledildi. Ayşe Paşalı, Özgecan, Güldünya, Şule Çet, Ayşe Tuba Arslan, Güleda Cankel, Helin Palandöken, Gülay Mübarek, Rabia Kaya, Emine Bulut ve dahası... Her biri yarım kalmış yaşam öyküleriyle, hayalleriyle, umutlarıyla, kaybettiğimiz, yaşatamadığımız, koruyamadığımız kadınlar. Burada bulunan herkesin bu kadınların başarı hikâyelerini dinlemek istediğinden, bu kadınların mutluluk haberlerini almak istediğinden hiç şüphem yok ve bunun için çabaladıklarından da kuşkum yok. Yaşam hakkı, belki toplumun büyük bir kesiminin üzerinde uzlaştığı en temel hak, en temel kavram ama yaşadığımız gerçek İstanbul Sözleşmesi'nin etkin ve eksiksiz bir şekilde uygulanmaması, -6284- korunmayla ilgili kanunumuzun uygulanmaması hatta kaldırılmak istenmesi ve en acısı, aslında bu kayıpların önlenebilir kayıplar olması.
Devlete, kadınları şiddetten koruma, önleme, soruşturma yetkisi veren İstanbul Sözleşmesi yedi yıldır yürürlükte. 6284 sayılı Kanun dokuz yıldır yürürlükte ama uygulanmıyor ama eksikleri giderilmiyor ama kaldırılmak isteniyor. İşte, bu bizim kayıplarımızı artırıyor. İki gün önce Samsun'da bir kadının yaşadığı vahşet, milyonlarca kadının bir gerçeği oluyor işte bu şiddet. Emine Bulut'un "Ölmek istemiyorum!" feryadı, 10 yaşındaki yavrusunun "Anne lütfen ölme!" çığlığı ve 22'nci şikâyetinden sonra 23'üncü şikâyeti çantasından çıkan Ayşe Tuba Arslan'ın "Ben öldükten sonra mı yardımcı olacaksınız?" çığlığı hepimizin hafızasına kazınmışken Samsun'da annesinin yanındaki -çığlık çığlığa- o yavrunun, o küçük kızın feryadı hepimizin yüreklerini dağlamaya devam ediyor.
Evet, yüreklerimize her gün kor düşüyor bu ülkede ama bir baktık ki bu olaydan sonra Samsun'da yaşanan vahşete ilişkin devlet erkânı peşi sıra açıklamalar yaptı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı "Olayın takipçisiyiz, davaya müdahil olacağız." dedi. Adalet Bakanı "Failin yaptığı yanına kâr kalmayacak." dedi. Şimdi, onlarca şikâyete rağmen bir şey yapılmıyorsa, eğer bir cezasızlık kültürü oluşmuşsa; polis, erkek şiddetini engellemek yerine hakkını arayan, "Şiddete hayır!" diyen kadınları engelliyorsa; ülkeyi yönetenler, kadını ikinci sınıf gören söylemleri pervasızca kullanıyor, "İstanbul Sözleşmesi kaldırılsın." diyebiliyorsa elbette kadına şiddet durmaz ama sizin de söyleyecek sözünüz olamaz, olmamalı. Devletin görevi yalnızca iş işten geçtikten sonra suçluların peşine düşmek, kınamak, hayıflanmak, vahlanmak değil; suçu yaratan toplumsal sorunları dönüştürmek, önlemek, hukuku etkin kılmak, yasaları uygulamak. Devlet, koruma, önleme, kollama, kovuşturma görevini yapmadığı için kadınlar ölüyor, öldürülüyor. Kadını şiddetten korumakla yükümlü olan devlet, ancak toplumda infial yarattıktan sonra, toplum tarafından bu görüldükten sonra göstermelik olarak görevlerini hatırlıyor, sonra yeniden unutuyorsa bunun adı "-mış gibi yapmak"tır, bunun adı "ikiyüzlülük"tür. Kadın sorunlarına samimi yaklaşmamız lazım, eğer bu sorunu çözmek istiyorsak samimi yaklaşmamız lazım ama kadınlar söz konusu olduğunda iktidarın yaklaşımı maalesef samimi değil. Bir yandan "Kadına uzanan eller kırılsın." derken bir yandan 8 Martta sokaktaki kadınlar şiddete uğradı, gözaltına alındı; bir yandan "Cennet, annelerin ayakları altındadır." derken "Kadın-erkek eşit değildir." söylemleri oldu; bir yandan İstanbul Sözleşmesi'ne ilk imza atan ülke olmakla övünürken bir yandan "İstanbul Sözleşmesi kaldırılsın." deyip altını oymaya başladık; bir yandan "Kadına şiddete sıfır tolerans!" derken bizlerin, muhalefetin bu yönde verdiği onlarca, yüzlerce önerge reddedildi ve bir cezasızlık kültürü artık ülkemize hâkim oldu; bir yandan "çocuklarımız" derken çocuk istismarında çocuğu istismarcısıyla evlendirmenin, erken evliliklerin önü açılmak istendi; bir yandan insan hakları eylem planları, yargı paketleri açıklanırken GREVIO'da bulunan bu denetim görevi hâlâ Parlamentoya getirilmedi, hâlâ GREVIO raporu görüşülmedi, hâlâ basımı, dağıtımı yapılmadı ve raporda belirtilen "ısrarlı takip" başta olmak üzere eksik kalan, Türk Ceza Kanunu'nda tanımlanması gereken suç tipleri düzenlenmedi ki onlarca teklifimiz var.
Bugün, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nun ilk imzacısı da olduğu, 400'e yakın kadın örgütünün de talepleri doğrultusunda verdiğimiz bir kanun teklifi var. Kadınların siyasete etkin katılımının, eşit katılımının önünü açacak bu teklif ve bugün burada, kadına yönelik şiddeti araştırmak, önlemek için hep beraber oluşturacağımız komisyonun kurulması için yaptığımız bu komisyon raporu görüşmeleri aslında devletin samimiyetini göstermesi için; kanunlarla, uygulamalarıyla ilgili konuşabilmesi için bir fırsat.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
CANDAN YÜCEER (Devamla) - Devam edebilir miyim?
BAŞKAN - Buyurun.
CANDAN YÜCEER (Devamla) - Suimisal bu sefer emsal olmasın diyorum. Daha önce kadına yönelik şiddetin önlenmesiyle ilgili komisyonlar kurduk, evet, bir infial yaratan bir olaydan sonra. Sağlık çalışanlarına yönelik komisyonlar kurduk ya da çocuğun cinsel istismarı artık infial yarattı, ondan sonra kuruldu ama suimisal emsal olmasın. Bu sefer şunu söylemek istiyorum: Bu komisyon raporlarındaki çözüm önerileri, tespit edilen şeyler; bunların sadece Parlamentoda tozlu raflarda kalmasına izin vermeyeceğiz, iki elimiz yakanızda olacak. Bunların yaşama geçmesi için, bunların uygulanması için takipçisi olacağımızı söylemek istiyorum.
İnşallah, bu kurulan Komisyon, gerçekten geçmişte olduğu gibi sadece kadük kalıp tarihin tozlu raflarında yer almasın, bu sorunun çözümüne samimi olarak katkı sunsun diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)