GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:69
Tarih:07.04.2021

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; güvenlik soruşturmasına ilişkin kanunu görüşüyoruz. Eleştirilerimizi söyledik, söylemeye devam ediyoruz.

Ben size genellikle vatandaşlarımızla kurdukları ilişkide olumsuz haberleriyle gündeme gelen ya da başarılı operasyonların arkasından basına servis edilen haberlerle gündeme gelen jandarma ve polisin sıkıntılarından bahsetmek istiyorum değerli arkadaşlar.

Son zamanlarda jandarmayı ve polisi gündeme getiren bir konu daha var: Polis ve jandarma intiharları. Gün geçmiyor ki bir polisin intiharını duymayalım. Toplumsal olaylarda sert müdahalelerini haklı olarak eleştirdiğimiz, diğer taraftan canımızı, malımızı emanet ettiğimiz polisten, her gece biz evlerimizde rahat yatağımızda uyurken 12/12 çalışan, hırsızla, soysuzla, uyuşturucu kaçakçısıyla, tacizciyle, tecavüzcüyle, katille, teröristle mücadele eden polisten bahsediyorum.

Geçtiğimiz pazar Çeşme'de yirmi bir yıllık bir polis memuru intihar etti. O intiharın kamuoyuna yansıdığı şekliyle ilgili dramatik bir hikâyesi var ancak soruşturma bitinceye kadar paylaşmayacağım. 6 Martta Afyon'da -bu ülkenin doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde, dört bucağında hizmet etmiş, bir evladını okutmuş, doktor yapmış bu vatana hizmet etsin diye- yirmi dokuz yıllık Uzman Jandarma Hasbi İpek intihar etti arkadaşlar. Tabancasındaki 10 kurşunu Afyon haritasına, 1 kurşunu kalbine sıktı. Bu intiharın arkasında, otoriteyi personeline sevgiyle saygıyla değil de baskı ve zulümle sağlayacağını düşünen -aynı Emniyet teşkilatında olduğu gibi, aynı bugün ülkeyi idare eden zihniyette olduğu gibi- bir komutanı vardı. Sabah namazını kıldı, seccadesinin altına bir not bıraktı "Sevgili ailem, sizi çok seviyorum. Size layık bir baba olamadım, cennette sizi bekleyeceğim." yazıyordu o notta. 11 Martta Mersin'de gencecik bir polis memuru Ethem Dağdeviren intihar etti. 15 Martta Külliye'de yani sarayda koruma polisi olarak çalışan 1993 doğumlu 28 yaşında, hayatının baharında gencecik bir polis memuru Mehmet Ali Bulut arkasında bir mektup bırakarak intihar etti. Ne diyordu o mektupta, size okuyayım: "Personelini aşağılamak, tehdit etmek, meslekten etmek, küçük düşürmek, yalancı konumuna koymak en iyi yaptığınız iş olsa gerek. Her insanın bir gururu vardır ve ben o lafları kaldıramadım. Evet, Coşkun Bodur ve Abdullah Önder, bina, tesis ve kapılar size ait. Keşke yukarıda yazdıklarım yerine biraz da personele iyi davranıp hâl hatır sormayı, onları anlamayı deneseydiniz. Cenazeme Mustafa Yavuzkanat komiserim hariç hiçbir rütbelinin gelmesini istemiyorum."

30 Ocakta Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru Halil Akkaya intihar etti. Yalanlanan ancak bize gelen bilgilere göre doğru olan notunu okumak istiyorum size: "İstanbul'da 12/12 çalışan tek birim biziz, intiharın eşiğine geldim, aile düzenim kalmadı. Büro amiri hakkında 6 sayfa bir rapor tuttu bir ağabeyimiz, yapılan tüm mobbingleri anlattı ama hiçbir şey değişmedi. CİMER'e defalarca yazı yazıldı ama değişmedi. 12/12 çalıştığımızla ilgili mahkemeye dava açtı bir arkadaşımız, bir şey değişmedi. Biz de insanız ve insanca çalışmak istiyoruz. Bize 12/24 bile çok görüldü. Ben intihar edince cenazeme ne Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürü gelsin ne İstanbul Emniyet Müdürü gelsin ne İçişleri Bakanı gelsin, hepsinin vebali boynunadır."

Değerli arkadaşlar, neden ülkemizde haftada 1 veya 2 polis memuru intihar ediyor? Süleyman Soylu, polis memurları haykırıyor, seslerini duyuyor musun? Kendi çocuklarımız yarım saat eve geç geldiğinde gözümüz yollarda onların yolunu gözlüyoruz, nerede kaldılar, başlarına bir şey geldi diye. Bu, evlatlarını polis yapan ve sevinç gözyaşları içinde yemin törenlerini seyreden analar babalar çocukları intihar etsin diye mi polis olsun istediler değerli arkadaşlar? Şimdi, bu çocuklar intihar edince arkalarından ağıt yakıyor o analar babalar. Süleyman Soylu, bu çocuklar sana emanetti, bunlar terörle mücadelede, operasyonda şehit olmadılar, ecelleriyle ölmediler; amir tahakkümünden, mobbingden, haftada 240, 260 saat çalışmaktan, zorunlu kölelik sisteminden, maç angaryasından, FETÖ sonrası göreve başlattığınız komiser yardımcılarının, devletin polisi yerine partinin polisini, AKP'nin polisini yaratma çabasından, Orta Doğu ülkelerinde dahi uygulanmayan 12/12 ve 12/24 çalışma sisteminden, haklarını koruyacak sendikaları, seslerini duyuracak kimseleri olmadığından intihar ediyorlar. Binlerce polisin psikolojisi bozuk, gerekli desteği alamıyor, seslerini duyuramıyor. Biz sesinizi duyuyoruz değerli kardeşlerim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT BAKAN (Devamla) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurunuz.

MURAT BAKAN (Devamla) - Teşekkür ederim.

Biz bu Mecliste sizin sesiniziz, hangi meslek grubundan olursa olsun bu ülkede bir adaletsizlik, bir zulüm varsa onun karşısındayız. Buradan polis ve Jandarma teşkilatına sesleniyorum: Sizlere yapılan haksızlıkların, size yapılan zulmün, polisin, jandarmanın intiharına sebep olanlardan hesabını sormak bu ülkenin bir milletvekili olarak boynumuzun borcudur. Polis Haftası'nda "Polis onurumuz, polis şerefimiz..." Bunlar yeterli değil arkadaşlar. Şehit olduğunda arkasından ağlamak yeterli değil, dirisinde bileceksin kıymetini, dirisindeyken sorunu dinleyeceksin, derdiyle dertleneceksin, sorununu sorun bileceksin. Polis hamasete tok, değerli arkadaşlar.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)