GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: HABERLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜNE VE ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNE YÖNELİK İHLALLERİN TESPİTİ VE ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEDBİRLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA BİR MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASIINA İLİŞKİN ÖNERGELERİN ÖN GÖRÜŞMESİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:55
Tarih:22.01.2013

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (İzmir) - Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; parti gruplarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen, yasa dışı dinlemelerin ve teknolojik araçlarla özel hayatın gizliliğine yönelik ihlallerin tespiti, önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması hususunda bir Meclis araştırması komisyonu kurulması önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dinlemelerin, özellikle yasa dışı dinlemelerin önlenmesine yönelik konunun yüce Meclisin gündemine gelmiş olması çok önemli ve takdire şayandır. Teknolojinin süratle gelişmesiyle birlikte, haberleşmenin sanal ortamda giderek sesli ve görüntülü veya yazılı şekilde yapılıyor olması toplumda dinlenme kuşkularını, endişelerini de beraberinde getirmektedir. Bu olgu sadece Türkiye için geçerli olmayıp teknolojinin ilerlediği gelişmiş Batı ülkelerinde bile aynı şekilde mevcuttur. Dolayısıyla, özellikle yasa dışı dinlemelerle mücadele edilmesi konusunda yüce Meclisin oluşturacağı bu araştırma komisyonu şüphesiz önemli bilgilere erişecektir ve bu bilgiler bu konuda alınması gereken her türlü tedbir için önemli bir referans oluşturacaktır.

Yasa dışı dinlemelere geçmeden önce, izninizle dinlemeler konusunda ülkemizde mevcut mevzuatın neler olduğunu ifade etmek istiyorum.

Türkiye'de iletişime müdahaleyle ilgili olarak ilk düzenleme 1999 yılında yapılmıştır. 99'da Terörle Mücadele Kanunu, 4422 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikle iletişimin dinlenmesine imkân sağlanmıştır. Ancak yeni Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) yürürlüğe girdikten sonra 5320 sayılı Kanun'la 4422 sayılı Terörle Mücadele Kanunu geçersiz hâle gelmiş ve Türkiye'de iletişimin dinlenmesi konusu tekrar mevzuat dışına çıkmıştır.

5397 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile dinleme faaliyetlerinin tek bir merkezî, idari yapı tarafından gerçekleştirilmesi amacıyla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kurulmuş ve TİB adı altında idari bir birim ihdas edilmiş ve bu birim de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna bağlanmıştır.

5397 sayılı TİB'in kuruluşu dışında, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun bazı maddelerinde değişiklik yapılmış, kolluk ve istihbarat kurumlarına iletişimin TİB üzerinden dinlenmesi konusunda yetkiler verilmiştir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına dair usul ve esaslarla Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının kuruluş, görev ve yetkileri hakkındaki ikincil mevzuat düzenlenerek bu başkanlık 2006 yılı içerisinde faaliyete geçmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaşların haberleşme hürriyeti Anayasa'nın 22'nci maddesi ile güvence altına alınmıştır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8'inci maddesi de bu yönde düzenleme yapmış ve yasa dışı dinlemenin önüne geçmek için hükümler koymuştur. Bu düzenlemelerin her ikisinde de "kişilerin özel hayatının, iletişim bilgilerinin güvence altında olması" hükmüne yer verilmiş, bunun ihlali hâlinde cezalar öngörülmüştür. Türk Ceza Kanunu'nda da bu yönde hükümler mevcuttur. Ancak buna rağmen toplumda "dinleniyorum" endişesi sona ermiş değildir. Bugün ülkemizde hemen hemen herkes bu endişeyi yaşamaktadır. Bunun ortadan kaldırılması ve haberleşme hürriyetinin önündeki bütün engellerin yok edilmesi hukuk devletinin en önde gelen görevlerinden biridir.

Peki, bu noktaya neden geldik, oraya biraz bakmak lazım. Az önce ifade ettim, Türkiye'de 2006'dan önce, TİB'in kurulmasından önce, dinlemelerde tamamen bir keyfîlik hâkimdi. Yasal dinlemeler bile, istihbarat kuruluşları veya herhangi bir kurum tarafından rahatlıkla yapılabiliyor, dinlemeye esas konuların dışına dahi çıkılarak bu dinlemeler insanların mağduriyetine sebep olabiliyordu. İşte 2006'da yapılan düzenleme çok net bir sınır getirdi. Bu sınır nedir? Üç kuruluş: Polis, jandarma ve istihbarat. Bütün ülkelerde de böyledir.

İstihbarat kurumları yabancı ülkelerde istihbarat faaliyetleri yapmak için dinleme gerçekleştirirler, ülkenin güvenliği için, ülkeyle ilgili herhangi bir yasa dışı oluşumun veya faaliyetin varlığını takip etmek ve bunu idareyle, icrayla paylaşmak istihbarat kuruluşlarının en önde gelen görevidir. Aynı şekilde, polis ve jandarma da asayişle ilgili olarak veya suçu önlemeye yönelik veya terörle mücadeleye yönelik dinleme faaliyetlerini yasalar çerçevesinde yerine getirebilmektedir.

TİB'in kurulmasından önceki döneme baktığımızda burada ciddi suistimalların olduğuna, dinlemelerin amacı dışına çoğu kere çıktığına şahit olduk. İşte bu yüzden bu dinlemelerin izin verme mekanizmasında bir değişikliğe gidildi, bu değişiklik şudur: Dinlemeye yetkili olan kurumların talepleri Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına gelecek, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı da bu taleplerin hukuka uygun olup olmadığını tespit edecek, eğer uygun bulursa dinlenmesine izin verecek yani uç verecek. Bu şekilde uygulamalara baktığımızda, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten bu tarafa geçen süre içerisinde Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına gelen dinleme taleplerinin 25.000 kadarı geri çevrilmiştir; talepler yerinde görülmemiş, reddedilmiş ve iade edilmiştir. Bu önemli bir gelişmedir.

Yine bu Kanun'la birlikte yaptığımız önemli bir değişiklik de şudur: Burada, yasa dışı dinlemelerle elde edilen bilgiler, belgeler, veriler asla ve asla delil olarak kullanılamaz, kullanılması hâlinde de ağır cezaları var Türk Ceza Kanunu'na göre.

Yine, Türk Ceza Kanunu'nda yapılan en son değişiklikle, bu Parlamentoda yapılan değişiklikle, buradaki dinlemelerin cezası yüzde 50 oranında artırılmıştır. En son 2012'de yapılan değişiklikle, bu şekilde, yasa dışı dinlemelerin cezası da Türk Ceza Kanunu'nda artırılmıştır. 6352 sayılı, 2 Temmuz 2012'de çıkarılan Kanun, İnternet ortamında bu dinlemelerin yayılmasıyla ilgili cezalarda artırıma gitmiştir.

Sonuç olarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 5397 sayılı Kanun'la telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi yasal bir güvenceye kavuşturulmuş ve bu faaliyetlerin tek merkezden yürütülmesi, dağınık istihbarat veya delil araştırma nedenleriyle veya gerekçeleriyle yapılan münferit dinlemelerin önüne geçilmiştir.

Özellikle ortam dinlemesi, İnternet üzerinde kişilerin özel hayatına yönelik bilgilerin veya görüntülerin yayınlanması veya farklı elektronik araçlar kullanarak dinleme toplumda en fazla endişe kaynağı olan yasa dışı dinlemelerdir. Bu dinlemelere yönelik alınacak tedbirler, mutlaka bu araştırma komisyonunun konusunu teşkil edecektir.

Bilinmesi gereken bir şey var: Türkiye bu amaca yönelik bir başka adımı da atmıştır. Geçen yıl Avrupa Komisyonu Siber Suçlar Sözleşmesi'ni ülkemiz imzalamak suretiyle İnternet ortamında işlenebilecek suçlara karşı ortak hareket etme mekanizmasına dâhil olmuştur. Bunun anlamı şudur: 49 ülke bu anlaşmayı imzalanmıştır. Bu anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte de dolayısıyla 49 ülkeyle Türkiye "adli yardım anlaşması" imzalamış oluyor ve bu şekilde yapılanmayla yedi gün yirmi dört saat bilişim merkezlerinde haberleşme oluyor. Bu haberleşmeyle anında buna müdahale ediliyor.

İnternet'te yasa dışı bir faaliyet, kişilik haklarına yönelik, özel hayata yönelik bir faaliyetle yasal mücadelenin zaman bakımından zorluğu aşikârdır. Bir anda bir görüntünün veya bir haberin binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insana ulaşması gayet kolaydır birkaç dakika içerisinde. Dolayısıyla, burada alacağınız tedbirlerin, yasal tedbirlerin, hâkim kararının, savcı kararının en iyi şartlarda, bir günde yerine getirilmesinin mümkün olduğunu düşünürsek bu mücadelede daha farklı yöntemlerin geliştirilmesi kaçınılmazdır. İşte o yüzden Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi bir araçtır. Burası, TİB'le ve bilişimle ilgili uygulayıcı birimlerle sürekli temas hâlinde olacak, bu ve buna benzer olaylara müdahale etme imkânı bulacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuda düzenlemeler yapılırken esas aldığımız ilke şudur: Dinlemek istisna, haberleşme esastır. Yani gerek suçla mücadele gerekse suçla ilgili başkaca elde imkân yoksa, delil bulmak gerekiyorsa veya terörle mücadele konusunda bir çalışmamız varsa, burada, dinleme, izleme, sinyal takip etme en önce akla gelen bir konu olmamalıdır. Haberleşme özgürlüğü anayasal teminat altındadır, kişilerin özel hayatı anayasal teminat altındadır. Dolayısıyla, buna aykırı hareket edenler mevcut mevzuat çerçevesinde gerekli cezalandırmayı mutlaka görmelidir, görecektir. Bu konuda kanunlarımız açıktır. Uygulamada yaşadığımız sorunlar olduğu bir gerçektir. Dinlemeden şikâyet edenlerin bir üst mahkemeye de müracaat etmediği maalesef bilinen bir gerçektir. Bütün bu konular?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Haberi olmuyor ki Sayın Bakan, haberi olmuyor dinlendiğinden.

ULAŞTIRMA, DENİZCİLİK VE HABERLEŞME BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Haberi olduktan sonra da şikâyetçi olan yok, burası enteresan. Bu da tabii anlaşılabilir bir şey çünkü uzun bir süre alıyor, sonuç almak uzun bir süre alıyor ve tekrar vatandaş davacı olduğu zaman, bu konular tekrar aleni hâle geliyor, tekrar, bir daha bir mağduriyet yaşanıyor.

O bakımdan, bu araştırma komisyonunun yapacağı çalışmaların bundan sonraki düzenlemeler için de önemli bir fırsat olacağını düşünüyorum ve bu önergeye Hükûmet olarak biz de gereken desteği veriyoruz. Bütün parti gruplarına; AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Barış ve Demokrasi Partisi gruplarına, toplumun önemle üzerinde durduğu bu konuda gösterdikleri hassasiyete ayrıca teşekkür ediyorum.

Çalışmanın ülkemize, milletimize, insanımızın endişelerini gidermeye katkı sağlaması dileklerimle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.