GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:86
Tarih:01.06.2021

CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Muhalefet olarak mevcut kanun teklifine eleştirel bir üslupla yaklaşıldığını, iktidar ve ittifak grubunca ise aynı şekilde, bu kanun teklifini destekler nitelikte ifadeler kullanıldığını görüyoruz. Ancak peşinen şunu ifade etmek isterim ki: Meclisin güçlü olması lazımdır. İktidarın eğilimleri doğrultusunda konuşmak, iktidarın taleplerini bu Mecliste yasalaştırmak ülkeye fayda getirmez. Hepimiz siyasetçiyiz ve siyasetçinin birinci görevi ülkesine, vatanına, milletine ve topyekûn 84 milyon insanına sahip çıkmaktır; onun geleceğinin iyi inşa edilmesi için iktidar üzerinde, hükûmet üzerinde baskı yapmaktır. Muhalefet partisi olarak da bizim temel görevimiz, ülkenin iyiye taşınabilmesi için, bu ülkede iyiliklerin ortaya çıkabilmesi için hükûmetin yapmış olduğu her yanlış üzerinde ısrarla ve zaman zaman acıtacak derecede sert eleştirilerde bulunmaktır. Bu sert eleştiriler bir düşmanlıktan, bir kırgınlıktan veya sadece muhalefet olmaktan kaynaklanan bir hadise değildir; sert ve incinecek derecede hükûmetin ve iktidarın eleştirilmesi, aynı zamanda vatan sevgisinin bir ifadesidir.

Bakın, dünyaca meşhur iktisatçılardan Carlo Cipolla siyasetçilerin karakterleri ile ülkenin nasıl yönetildiği arasında ilişkiler kurmuştur ve siyasetçide yanlış eğilimlerin, yanlış tutkuların ortaya çıkması hâlinde ülkenin mevcut potansiyelini dahi kullanamayacağını çok açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. Cipolla'ya göre insanlar ve siyasetçiler dört farklı karaktere sahiptirler ve her bir farklı karakterin hükûmet etme biçiminin ve davranışının farklı olduğu, ülkenin performansının da buna göre farklılıklar arz ettiği şeklindedir. Birinci grup insanlar; akıllı insanlar. Bu tanımlarda Cipolla hem kavramları veriyor ama bizim anladığımız anlamda bu kavramları tanımlamıyor, tanımını da kendisi yapıyor. "Akıllı insanlar, yaptıkları işlerle -veya siyasetçi olarak düşünecek olursanız- hem kendileri yarar sağlarlar hem de ülkeleri bundan yararlanırlar. Kendi yararları sahip oldukları unvanlar, sıfatlar ve sorumluluklardır ama ülkenin yararı ise ekonomiden eğitime varıncaya kadar, iç politikadan dış politikaya varıncaya kadar ülkenin kazanacaklarıdır." der. İkinci grup insanlarsa; aptallardır. Cipolla'ya göre aptallar, yaptıkları her işle hem kendileri kaybederler hem de ülkeleri kaybederler. Üçüncü grup ise; Cipolla buna "saflar" diyor ama ben vatanperverler diye tanımlıyorum, vatanperverlerdir. Vatanperver siyasetçilerin olduğu ortamda hem ülke kazanır hem de kendileri kazanırlar ve bu, ülkenin performansına önemli katkılar sağlar. Ama üzerinde durduğu dördüncü grup ise; haydutlardır. Haydutlar öyle bir karaktere sahiptirler ki yapmış oldukları her işle, her eylemde, her hareketle ülkeleri sürekli kaybeder ama kendileri sürekli kazanırlar. Cipolla, bu haydut karakterinin son derece önemli olduğunu söyler. Diğer karakterlerde kazanç ve kayıplar bire bir işlediği hâlde haydut karakterin siyasette ve devletin yönetim çarklarında egemen unsur olarak gelmesi hâlinde yöneticilerin 1 kazancına karşılık ülkenin yeri geldiğinde bin, yeri geldiğinde on bin kaybettiğini ifade eder. Çünkü haydut karakter öyle karakterdir ki bunlar kendi küçük menfaatleri için ülkelerini bile ateşe verirler, dikkat etmezler veya umurlarında değildir. Bir gece yarısı, haydut karakterinin, etrafta kimsenin olmadığı bir ortamda park edilmiş bir arabayı gördüğünü düşünün. Önce bakar, etrafta kimse yok, "Torpido gözünde belki bir şey vardır." der, önce camı kırar, sonra torpido gözünü parçalar, içeride 100 lira para bulur, onu cebine atar, sonra ayrılırken de arabanın 4 tekerini patlatır. Kendi kazancı 100 liradır, araba sahibinin kaybı ise kırılan cam, kırılan torpido gözü ve patlayan 4 teker, artı, 100 liradır. Onun için diyor ki: "Eğer bir ülkede kendi şahsi çıkarlarına odaklanmış bir siyaset yapısı varsa ve bu, ülkenin geleceğini düşünmediği için aptallık karakteriyle birleşmişse o ülkenin kendi potansiyelini kullanması mümkün değildir, ülkede her zaman sıkıntılar vardır ve de ülke geleceği itibarıyla, mevcut anı itibarıyla bu yöneticilerin elinden muzdariptir ve geri sayar." Onun için, Meclisin görevi nedir? Meclisin görevi, hükûmet sahiplerini, iktidar sahiplerini, hatta bürokrasiyi topyekûn sıkı bir şekilde denetlemektir. Bu denetim fonksiyonunu kaybetmiş olan Meclis ve milletvekilleri eğer bu ruhu kaybetmişlerse o ülkenin geleceğinde hayır yoktur. Onun için burada konuştuğumuz kanun tekliflerinin kanuna benzemesi lazım.

Mecliste denetim konuları hiç görüşülmüyor. Meclisin, hükûmeti £ denetimle, denetim gündemiyle sıkıştırması lazım; doğruya değil, daha doruya, en doğruya yöneltmesi lazım. İki senedir bu Meclisteyim -2018'den beri- denetim diye bir şey yok; gensoru müessesesi kalkmış zaten, sözlü soru kalkmış, soruşturma önergeleri bu Mecliste mümkün değil ele alınamıyor. 301 milletvekiliyle vereceksiniz, 400 milletvekiliyle kabul edeceksiniz. Layüsel, sorumsuz, şeffaf olmayan ve hesap vermeyen bir iktidar yapısını bu Meclis ortaya çıkarmıştır. Böyle bir Meclisin olduğu ortamda hükûmet edenlerin neler yapacaklarını hayal bile edemezsiniz, hayal. Bu yapı içerisinde, Allah'ın veli bir kulunu getirseniz, hükûmetin başına koysanız, sonunda delirtirsiniz; Allah'ın deli bir kulunu getirir koyarsanız da onu zırdeli yaparsınız. Neden, neden Meclis; hükûmet edenleri ya deliye ya zırdeliye çevirmeye çalışıyor, neden sorgulamıyor, yanlış yaptığı zaman neden sert bir şekilde onun hizaya gelmesi için çaba harcamıyor, bunu niçin görev addetmiyor? Doğrusu ben şu ana kadar bu işi anlayabilmiş değilim.

Bakın, bu görüştüğümüz yasa teklifi, 265 sıra sayılı Yasa Teklifi, bu da bir torba yasa teklifi arkadaşlar. Meclisin torba yasalardan vazgeçmesi lazım, Hükûmetin ve iktidar milletvekillerinin torba teklifleri Meclise getirmemesi lazım. Torba teklifler demek, bireysel, münferit siparişlerin yer aldığı kanun teklifleri demektir. O bireysel, münferit siparişler birilerinin zenginleşmesine, birilerinin yasalara uygun olmayan sorunlarını çözmeye yarar. Bu işten vazgeçin, vazgeçin ya! Ben, ömrümde bu kadar çok torba yasayla gelindiğini hiç görmedim, hatta 90'lı yıllarda torba yasa hemen hemen Mecliste hiç görüşülmezdi, çok ender ve istisnai bir vakaydı; şimdi, kanun oldu, kural oldu.

Bakın, 2 maddesi eğitimle ilgili, 1 maddesi yükseköğretimle, 5 maddesi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla, 1 maddesi Ticaret Bakanlığıyla, 8 maddesi Gelir İdaresi Başkanlığıyla ilgili, maliyeyle ilgili maddeler. Oradan buradan, değişik yasalardan toplayarak tek tek, noktasal olarak özel işleri çözmeye yönelik kanun teklifi olmaz; birincisi budur arkadaşlar.

İkincisi: Bu, bir mali af yasasıdır, mali af yasasıdır. Siz ismine "Kamu alacaklarının yapılandırılması." vesaire diyorsunuz, nitelendiriyorsunuz ama doğrudan doğruya af yasasıdır ancak şunu söyleyeyim ki: Bu öyle bir af yasası ki şu ekonomik buhran ortamına hiçbir katkısı yoktur arkadaşlar. Neden hiçbir katkısı yok? Ya, altı ay önce zaten bu yasa bu Meclise geldi, altı ay önce bu konuşuldu. Kasım 2020'de bu Mecliste benzer bir yasa görüşüldü, kamu alacakları yapılandırıldı ama henüz bu yasanın uygulama süresi bitmeden getiriyorsunuz bir yenisini, benzerini. Demek ki birilerinin özel ihtiyaçları önceki yasayla çözülememiş, bu yasayla çözmeye çalışıyorsunuz. Böyle bir yasa yapma tekniği olmaz, anlayışı olmaz. İktidar sahiplerine, hükûmet edenlere böylesine teslimiyet gösteren bir Meclis, bunu "teklif" diye getiren milletvekili de olmaz değerli arkadaşlar.

Bakın, 2003'ten bugüne kadar bu teklif dâhil aynı nitelikte 11 tane kanun teklifi veya tasarısı geldi Meclise ve bunların hepsi yasalaştı; 2003 yılında, 2008 yılında, 2011 yılında, 2013 yılında, 2014 yılında, 2015 yılında, 2017 yılında, 2018 yılında, 2019 yılında, 2020 Kasım ayında ve şimdi, 2021'de. Yani böyle bir anlayış olmaz. "Af yasası" dediğiniz şey "mali af" dediğiniz şey kurulu düzeni bozan bir şey demektir, mevcut hukuk düzenini geçici olarak bozmak demektir, bazı sıkıntılardan dolayı yeni bir durum ortaya çıkarmak demektir. Ee, siz 11 kez benzer yasayı bu Meclise getirirseniz, burada yasalaştırırsanız mevcut vergi mevzuatını altüst etmişsiniz demektir. Siz kurulu düzeni bozmak için, sistemi, rejimi dejenere etmek için mi varsınız yoksa hükûmet edenleri denetlemek, sıkmak ve düzgün bir şekilde iş yapmasını sağlamak için mi varsınız? Bu teklifi getiren arkadaş "Biz bunu altı ay önce Plan ve Bütçe Komisyonunda da konuştuk, Genel Kurulda da konuştuk." diye niye sormuyor, niye sorgulamıyor? Bakın, sadece bu kadar değil, 2016'dan bugüne kadar her yıl buna benzer yasa getirilmiş, her yıl; 2016, 2017, 2018, 2019, 2020 ve 2021, altı yıl üst üste siz benzer, yeniden yapılandırma, mali af yasasını getiriyorsunuz buraya. Yani kalıcı olan vergiler, sigorta primleri mevcut yasalara göre uygulanmıyor, bu geçici bir düzenleme sağlayan, sistemi bozan, altüst eden ve vergi ahlakını bozan, devlete karşı vatandaşın güven duygusunu tahrip eden düzenlemeyi yapıyorsunuz. Yani böyle bir yasalaşma çalışması, böyle bir yasalaştırma faaliyeti Türkiye'de nasıl bir yönetim çarkı oluşturur, bu yönetim çarkındaki insanların karakterini, huyunu Cipolla'nın anlattığı hangi noktaya taşır değerli arkadaşlar?

Bakın, bu ülkede yapılacak pek çok iş var ancak gördüğümüz tablo şudur ki yaptığınız bu düzenlemelerle ülkenin geneliyle ilgili doğru bir noktaya doğru gitmiyorsunuz. Daha önceki hükûmetleri uzun dönem dengelerinden dolayı, uzun dönem politikalarından dolayı eleştiremeyiz ama Adalet ve Kalkınma Partisi diğer tüm hükûmetlerden farklı olarak aynı zamanda uzun dönem politikalarından dolayı da eleştirilir yani hem kısa dönem politikalarından dolayı hem de uzun dönem politikalarından dolayı eleştirmemiz gereken, sarsmamız gereken bir iktidarla karşı karşıyayız. Çok partili siyasi hayata girdiğimizden beri bakıyorum; Demokrat Parti on yıl, Adalet Partisi beş-altı yıl, Anavatan Partisi sekiz yıl, Adalet ve Kalkınma Partisi ise on dokuz yıl tek başına ve sürekli iktidar olmuştur.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Milletin güveniyle.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Bu siyasetçinin başarısı değildir. Bence başarı faydalı işler yapmak demektir, ülkeyi geleceğe hazırlamak demektir, ülkeyi küresel rekabette ileriye taşımak demektir. Nereye getirdiniz küresel rekabette ülkeyi ben size söyleyeyim. Bakın, şu telefonun piyasa değeri kaç lira biliyor musunuz? Kaç lira? 2 trilyon 200 milyar dolar. Şu tek bir telefonun piyasa değerinden bahsediyorum size.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Telefon şirketinin...

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Türkiye'nin 2020 yılı en son açıkladığınız millî geliri ne kadar? 717 milyar dolar yani -sadece şu telefonun piyasa değeri- sizin Hükûmetin uyguladığı politikalar sonrasında ortaya çıkan millî gelirin yani bu ülkedeki bütün sanayicinin, bütün hizmetler sektörünün, bütün tarım sektörünün ve emekçilerin ürettiği değerin 3 katından daha fazla değere sahip bir telefon markasından bahsediyorum. Bu ne demektir, biliyor musunuz? Bu iktidar on dokuz yıl sonra bu ülkenin potansiyelini kullanamamıştır, yanlış politikalar uygulamıştır. Neticede, küresel rekabette Türkiye'yi gerilere düşürmüştür, öncü bir teknoloji geliştirememiştir. Onun için istihdamda felaket çanları çalmaktadır ve bu ülkenin gençleri sadece işsiz değil, aynı zamanda umutsuzdurlar.

Grup Başkan Vekilimizin ve Meclis Başkan Vekilimizin de dolaylı olarak aldığım talebine uygun olarak yayın kapanmadan önce Sayın Akif Hamzaçebi'ye fırsat vermek maksadıyla konuşmalarımı biraz erken tamamlıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)