| Konu: | Diyabet tanısı konulan çocukların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 100 |
| Tarih: | 07.07.2021 |
ERKAN AYDIN (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Tip 1 diyabet hastası çocukların yaşadığı sıkıntılarla ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Diyabet hastalığını hemen hemen hepiniz bilirsiniz, Tip 2, Tip 1 diye geçen şeker hastalığı ancak Tip 1 doğuştan ya da çok küçük yaşlarda ortaya çıkan ve hem çocuklarımızı hem de ailelerini neredeyse ömürleri boyunca çok fazla sıkıntıya sokan bir rahatsızlık. Bu çocuklarımızdan bana ulaşanlar oldu, hastanede kendilerini ziyaret ettim. Gerçekten asgari ücretli, zar zor geçinen aileler aylık şeker ölçüm striplerini ya da o sensörleri -ki asıl konumuz devletin ödemediği sensörler- temin etmekte çok büyük güçlük yaşıyorlar. Eğer o şeker ölçüm sensörlerini temin etme gücü yoksa çocuklarımızın günde 6 ila 8 defa parmaklarından kan alınmak zorunda, o acıyı her gün yaşamak zorunda ve o kan şeker düzeyine göre de insülini kullanmak zorunda yani hem insülin kullanırken hem şeker ölçerken o acıyı yaşamak durumunda; bir de ailelerin yaşadığı acıyı düşünün.
Şimdi, biz hastanede onları ziyaret ettik. Şu çocukların -ki yaşları gerçekten çok küçük- parmaktan kan alınırken, şeker ölçerken yaşadıkları sıkıntılar... Ki büyük insana bile günde 6-8 defa parmak uçlarının delinmesinin nasıl bir acı yaşattığını düşünürsek gerçekten çok konforsuz bir iş.
Peki, dünyada nasıl olmuş bu? Dünyada, bunu tamamen çözmeseler bile kola bozuk para büyüklüğünde bir sensör yapıştırarak günde 200 defaya kadar şekeri ölçebilen, hem yükselmesini hem alçalmasını, hipoglisemi ve hiperglisemiyi ölçen ve bunun değişen değerlerine göre de şuraya takılan bir pompayla da insülini vücuda zerk edip hayat standartlarını yükselten, şeker düzeyinin yükselip alçalmasından dolayı oluşan doku ve organ hasarlarını engelleyen cihazlar geliştirilmiş. Ancak Sosyal Güvenlik Bakanlığı, devletimiz maalesef şeker ölçüm pompalarının neredeyse dörtte 1'ini, kartuşların -ki bunların aylık masrafı 2 bin liraya yakın- neredeyse onda 1'ini ancak ödüyor. Yani her şeye para bulan devletimiz, Hükûmetimiz şu çocukların yaşadığı acıyı dindirecek... Ki 20 bin civarında tip 1 diyabet 18 yaş altında çocuğumuz var, toplasanız yılda tutacak para Ahlat'taki kışlık sarayın masrafı kadar bile değil.
Şimdi, kamuoyunda bu hafta gördük. Şurada yazlık saray, dışarıdan görünüşü -daha anca kamuoyunun gündeminde- şurada da dış görünüşleri. 640 milyona mal olmuş arkadaşlar; Sayın Cumhurbaşkanı belki buraya senede bir hafta gidecek, belki gitmeyecek.
VELİ AĞBABA (Malatya) - 640 trilyon.
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - 300 oda.
ERKAN AYDIN (Devamla) - Milyon dedim, değil mi? Trilyon eski parayla.
Peki, şu 20 bin çocuğun hepsine siz şu şeker ölçme sensörünü geri ödeme kapsamına alsanız yıllık 80-100 milyon civarında bir para. Hadi yazlık sarayı değil, kışlık sarayı -belki hiç gitmeyecek- 120 milyon TL. Ya, sadece kışlık saraydan vazgeçseniz 20 bin çocuğun ve ailesinin günde 8-10 defa yaşadığı acıyı dindireceksiniz. Bu kadar mı önemsiz? Bu çocuklar hepimizin evlatları, hepimiz anne babayız. Düşünün, onların bir parmağının ucuna çakıl taşı değdiğinde ya da düştüklerinde ne kadar üzülen aileler bu acıyı günde 8-10 defa yaşamak zorunda.
Sosyal Güvenlik Kurumuna dava açılmış, bir aile davayı kazanmış -burada kararları var- ama Kurum "Ben sadece kazananınkini öderim." diyor. 2017 yılında Sağlık Bakanlığı görüş bildirmiş Sosyal Güvenlik Kurumuna "Bunları ödeyin, bunlar hipoglisemiyi ve hiperglisemiyi engellemede, hayat standardını yükseltmede çok önemli; geri ödeme kapsamına alın." diye ancak Sosyal Güvenlik Kurumu "Olmaz." diyor. Buralara para yok; sarayın kışlık, yazlık, yüzen her türlü...
İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Hep aynı şey ya!
ERKAN AYDIN (Devamla) - Hep aynı hikâye gerçekten çünkü bu hikâyeler vicdanımızı yaralıyor. O çocukların canı yanarken saraylara trilyonların gitmesi, ayda 60-70 trilyon sadece sarayın giderlerinin olması içimizi yaralıyor; bu hikâyeler bizi üzüyor. (CHP sıralarından alkışlar) O hikâyeleri siz bir de gidin o 20 bin aileye anlatın; o ailelerin, o çocukların yaşadığı o sıkıntıları bir söyleyin, bana söylemeyin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERKAN AYDIN (Devamla) - Toparlıyorum.
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
ERKAN AYDIN (Devamla) - Sizin için hikâye olabilir ama o çocuklar için günde 8-10 defa yaşanan büyük bir sıkıntı ve o acıyı siz eğer bir anne baba olarak kendi içinizde hissetmiyorsanız gerçekten vicdani değerlerimizi kaybetmiş sayılırız. İlla kendi çocuğumuzun olması şart değil; ben hastanede o şeker düşmesinden, hareketlerinden dolayı on gündür hastanede yatan, 5 yaşından beri iki üç ayda bir on-on beş gün hastaneye giden o çocuğu gördüm, anne babasının ağlayışlarını gördüm; size göre hikâye olabilir ama burada gerçekten büyük acılar var, dram var.
İSMAİL TAMER (Kayseri) - Türkiye'de böyle bir durum yok, böyle bir problem yok.
ERKAN AYDIN (Devamla) - "Hikâye" dediği için söylüyorum, sayın hatip söylediği için.
İSMAİL TAMER (Kayseri) - Türkiye'de şeker hastalarıyla ilgili hiç problem yok; çocuklarla ilgili de yok, hiç kimseyle ilgili de yok. Yanlış söylüyorsunuz, yok öyle bir şey.
ERKAN AYDIN (Devamla) - Bakın, ben Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına gittim, bu yazıları onlar verdi, ödenip ödenmediğiyle ilgili konuyu kendi söyledi, dedi ki: "Parmaktan şeker ölçüm için 55 kuruş veriyoruz ama diğerlerini maalesef ödeyemiyoruz." Bu yazılar onların yazısı. Çok basit, bir kararname çıkarırsınız, Sosyal Güvenlik Kurumu ödemeye alır, bu ailelerin dramları da biter diyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ERKAN AYDIN (Devamla) - Kamuoyunu da saygıyla selamlıyor ve size göre hikâye olan işin aileler için çok önemli olduğunu buradan sayın hatibe söylüyorum.
Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)