| Konu: | Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 3 |
| Tarih: | 06.10.2021 |
CHP GRUBU ADINA MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Dünya bir felakete gidiyor, buna "iklim değişikliği" dememiz mümkün değil; bu "iklim krizi" "iklim felaketi" "iklim yıkımı" "iklim acil durumu" dememiz gereken bir durum. Bu yaz güneyimizde yangınlar, kuzeyimizde sel felaketlerini yaşadık; elbette, iklim krizinin etkisi vardı bunlarda.
Biz, 2016 yılından bu yana Paris İklim Anlaşması onaylansın diye mücadele ediyoruz ve bu mücadeleyi yaparken yüz milyarlarca galaksi arasında belki de tek canlı yaşamın olduğu bu mavi gezegen yaşasın diye ve Akdeniz havzasında olması sebebiyle iklim krizinden en çok etkilenecek vatanımız Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak için bu mücadeleyi yapıyoruz. Arkadaşlar, bizim için mücadele şimdi başlıyor.
Sayın Cumhurbaşkanı, 1 Ekimde Meclis açılışında geldi, burada dedi ki: "Paris Anlaşması'nı Meclisin takdirine sunacağız ve bu, bizim yeşil kalkınma devriminin ilk müjdesidir." "Devrim" kelimesi çok iddialı bir kelime. Biz 6 okundan 1'i devrimcilik olan bir siyasi partinin mensupları olarak elbette hem yeşili hem de devrimi destekleriz ancak AK PARTİ'nin bugüne kadarki yaklaşımlarına baktığımızda bu bir yeşil devrim değil ancak bir yeşil -tırnak içinde- karşı devrim olabilir değerli arkadaşlar.
Şimdi, neden onaylanmadı bugüne kadar Paris Anlaşması; bunu ben kendi soru önergelerime, 2016 yılından bugüne kadar vermiş olduğum soru önergelerine aldığım cevaplardan ve İklim Araştırma Komisyonu tutanaklarına yansıyan, Bakanların verdiği cevaplardan size izah etmek istiyorum. 2016 yılında soru önergesi veriyorum "Paris Anlaşması niye onaylanmıyor?" diye, Mevlüt Çavuşoğlu yanıt veriyor, özetle diyor ki: "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nde Ek-1 listesindeyiz. İklim fonlarından yararlanmak istiyoruz. İstişareler devam ediyor." 2017 yılında bir soru önergesi veriyorum Veysel Eroğlu'na, özetle "Benim işim değil, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına sor." diyor. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'a soruyorum -Sayın Bakan burada- diyor ki: "Türkiye iyi niyetli olarak, gelişmekte olan ülke olarak Paris Anlaşması'nı imzalamıştır. Ek-1 listesinden çıkarılmamıza ilişkin çabalarımız devam ediyor." Peşini bırakmıyorum, Murat Kurum'a bir önerge daha veriyorum; onu da yanıtlıyor, diyor ki: "Türkiye Ek-1 listesinden çıkmaya ilişkin tutumunu net bir şekilde ortaya koymuş ve herhangi bir ülke itiraz etmemiştir." Değerli arkadaşlar, çok dikkat edin, Murat Kurum cevabında "Türkiye'nin Ek-1'den çıkmasına hiçbir ülke itiraz etmemiş." diyor.
Bu Ek-1 listesi nedir, onu da açıklayayım: 1992 Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda 2 tane liste var, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin altında, Ek-2 ve Ek-1. Ek-2 listesi tarihsel sorumluluğu olan gelişmiş ülkeleri ve diğer ülkeleri fonlama zorunluluğu olan ülkeleri kapsıyor. Onun altında bir liste daha var Ek-1 listesi; o da sorumluluğu daha az olan, fonlama zorunluluğu olmayan, mutlak emisyon azaltma zorunluluğu olmayan ama emisyon azaltacağını taahhüt eden ülkeleri içeriyor. Biz o dönem OECD ülkesi olmamız sebebiyle, AB hedefimiz olması sebebiyle her iki listeye de giriyoruz. Daha sonra bu Marakeş'te yapılan toplantıda, 2001'de Ek-2 listesinden geçiş ülkesi olduğumuz için çıkartılıyoruz arkadaşlar, Ek-1 listesinde kalıyoruz.
Peki, bu imzaladığımız Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ni ne zaman onaylıyoruz bu Mecliste? 2004 yılında onaylıyoruz değerli arkadaşlar. Yani Ek-1 listesinde olduğumuzu bilerek bu iktidar döneminde onaylıyoruz. Şimdi, İklim Araştırma Komisyonunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Alparslan Bayraktar'a soruyorum, özetle "Türkiye'nin Ek-1 listesi üyesi olarak mutlak emisyon azaltım zorunluluğu var, ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyayız." diyor. Paris Anlaşması'nın eki sanıyor Ek-1 listesini. Öyle bir zorunluluk yok, mutlak azaltım zorunluluğu yok, Türkiye'nin mutlak azaltım taahhüdü yok diyorum. 4 ayrı kategori var; biz referans değerden azaltım, yüzde 20 azaltım taahhüt ediyoruz diyorum. Arkasından bir başka toplantıda, 20 Nisanda, Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Yılmaz Batur'a soruyorum, o da diyor ki: "İlk imza atanlardan biriyiz. Bu liste bizim -sadece fonlardan yararlanamama durumuna sokmuyor- diğer ülkelerden fon sağlama taahhüdü altına girdiğimiz bir liste." diyor. Orada Sayın Veysel Eroğlu müdahale ediyor -şaşırıyor tabii bir bakan yardımcısı nasıl böyle bir cehaletle cevap verebilir... -diyor ki "Hangi listeden bahsediyorsunuz?" "Paris Anlaşması'nın ekindeki listeden." Yani 1992'deki Rio Zirvesi'nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin eki olduğundan haberi yok Ticaret Bakan Yardımcısının. Veysel Eroğlu düzeltiyor, "Bu Ek-2'den çıkmıştık biz." diyor. Ben de Birleşmiş Milletler Çerçeve Sözleşmesi'nden bahsediyorsunuz diyorum Bakan Yardımcısına. "Evet, Birleşmiş Milletler Çerçeve Sözleşmesi." diyor. Bilmiyor konuyu arkadaşlar. Ben diyorum ki atıf yapmıyor Paris Sözleşmesi, Çerçeve Sözleşme'ye, bizim kimseye fon sağlama yükümlülüğümüz yok Paris Anlaşması'nda. Sonra Komisyona Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakcı geliyor. Faruk Kaymakcı'ya soruyorum, diplomat doğru yanıtları veriyor, özetle diyor ki: "Biz Ek-1'den çıkmak istiyoruz ama çıkmamız mümkün değil. Bir, Ek-1'de olmayan birçok ülke bizi Ek-1'e alacaklar diye korkuyor. İki, Türkiye özellikle G77 ülkelerinin itirazıyla karşı karşıya." G77'de kaç tane ülke var arkadaşlar? 134 tane ülke var. 134 tane ülke Türkiye'nin Ek-1'den çıkmasına karşı; Murat Kurum'un bundan haberi yok ama. Verdiğim soru önergesine "İtiraz eden yok." demişti bana. Soruyorum: Sayın Bakanım, Ek-1'den çıkmamız için tüm taraf ülkelerin onayına ihtiyaç var değil mi diyorum. "Evet." diyor Dışişleri Bakan Yardımcısı, hatta diyor ki: "Nitelikli oylamaya gidip dörtte 3 oyla da karar aldırabilirsiniz ama bizi destekleyen, itiraz etmeyeceğini söyleyen sadece 6 ülke var, 20 ülke de 'Talebinize koşulsuz destek veririz.' diyor."
Arkadaşlar, Türkiye'de devletin geldiği, devlet organizasyonunun geldiği noktaya bakın. Dışişleri Bakanlığının bildiğini Ticaret Bakanlığı bilmiyor, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bildiğini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bilmiyor ve beş yıldır bu Paris Anlaşması'nı onaylamamamızın sebebi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığının direnci yani başka hiçbir sebep yok. "Yeşil İklim Fonu" diye bir fon var, bundan istifade etmek istiyoruz ama burada toplanan para 8,3 milyar dolar -Bakanın açıklamasına göre- ve bundan istifade etmesi gereken ülke sayısı 150'nin üzerinde dokuz kurda bir hurda bu parayı alabilmek için ve teknik olarak sözleşmeden, Ek-1'den çıkmamızın imkânsız olduğunu bile bile biz beş yıldır -bu ülkeyi yeni dünyanın karbonsuz ekonomik düzeninden ve dünya dengeleri artık enerji değil, iklim üzerine oluşurken- bu anlaşmayı getirip Meclisimizde onaylamıyoruz ve şimdi bunu çok büyük bir zafer kazanmış gibi anlatıyoruz, son 5 ülke arasındayız Paris Anlaşması'nı onaylayan, 5'inci olduk yani.
Şimdi, bu anlaşmayı onaylamak size de birtakım sorumluluklar yüklüyor, AK PARTİ Grubuna sesleniyorum değerli arkadaşlar. Bir paradigma değiştirmek zorundasınız, bugüne kadar yaptıklarınızı yapmamak zorundasınız. Şöyle söyleyeyim: Biz en önemli karbon yutak alanlarımızı, sulak alanlarımızı kaybettik. İklim Araştırma Komisyonu olarak Seyfe Gölü'ne gittik. Seyfe Gölü'nde arkadaşlar, flamingolar havalandığında, 320 bin flamingo havalandığında hava kararırmış, öyle bir gölden bahsediyoruz; şu an su yok, kuru göl. Meke Gölü'ne gittik, dört beş milyon yıldır var olan ve Google'a baktığınızda yazdığınızda "Meke Gölü" "dünyanın nazar boncuğu" denilen göl sizin iktidarınız döneminde değerli arkadaşlar, kurudu, öyle bir göl yok artık. Ereğli sazlıklarının yarısı gitti, Burdur Gölü'nün yarısı gitti. Yüz binlerce dikkuyruk ördeğinin üreme alanı olan Burdur Gölü'nde dikkuyruk ördeği yok artık.
VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Ama Sultan Sazlığı'nı kurtardık.
MURAT BAKAN (Devamla) - Evet, Sultan Sazlığı'nı şimdilik kurtardık Sayın Bakan, doğru söylüyorsunuz.
Ve ormanlarda, millî parklarda ağaç kesimi yapılıyor. Ağaç üretimi... Kestiğimiz ağaç, kereste sayısı ormanın büyüme kapasitesinden fazla tabiat parklarında, koruma alanlarında; maden sahaları ona keza. Fatsa, Munzur Vadisi, Cerattepe, Kaz Dağları yani bu madenleri çıkarmayalım mı? Çıkaralım ama kılı kırk yararak çıkarmak zorundayız, doğaya zarar vermeden, börtü böceğe zarar vermeden, bir ağacı incitmeden çıkarmak zorundayız o madenleri değerli arkadaşlar.
Ülkeyi Avrupa'nın çöp sömürgesi hâline getirdik. Kendi çöpümüzü dönüştüremiyoruz, Avrupa'dan çöp ithal eder noktadayız. Turizmi Teşvik Kanunu'nu burada çıkardık Meclis kapanırken, ormanlarımızda turizm tesisi yapılmasının önünü açtık; bununla ilgili de sorumluluğumuz var değerli arkadaşlar.
Sevgili arkadaşlar, bu vatanı biz kimseden kırk dokuz yıllığına kiralamadık. Bu vatan bize atalarımızdan şehit kanlarıyla sulanarak bırakıldı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.
MURAT BAKAN (Devamla) - Dolayısıyla biz de bu vatanı evlatlarımıza, çocuklarımıza nasıl bulduysak öyle bırakmak zorundayız. Bu bizim, hepimizin ortak sorumluluğu.
Son olarak şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar: Vatan dediğiniz şey, öyle soyut bir kavram değil; vatan dediğiniz şey, o ormanlarımız, o göllerimiz, o denizlerimiz, o dağlarımız. Dolayısıyla eğer vatana sahip çıkacaksak önce doğamıza sahip çıkacağız, o bilinçle hareket edeceğiz. Bu noktada sadece Cumhuriyet Halk Partisi olarak bize değil, Millet İttifakı'na değil burada bulunan tüm siyasi partilere aynı sorumluluk düşüyor. O sorumlulukla hareket etmemiz gerektiğini tekrar size hatırlatıyorum.
Paris Anlaşması ülkemize hayırlı olsun, gezegenimize hayırlı olsun diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)