KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleri; gecenin bu saatinde böyle bir konuyla bugünkü mesaiyi bitirmek istemezdim. Başlangıçta bir giriş yapmasaydım belki bu konuşmayı da yapma ihtiyacı duymazdım. Çünkü gerçekten konu önemli ve böyle bir metnin arasına sıkıştırılması da doğru değil ama az da olsa, hak ettiği ağırlıkta da olmasa bile mademki metnin içerisine girmiştir, üzerinde konuşmamız lazım diye düşünüyorum.

Bir kere daha önce söylemiş olduğum bir söz Sayın Muş tarafından farklı şekilde cevaplandırılmıştır. Ben Sayın Milletvekilimiz Hasan Turan bu teklifi niye verdi, niçin verdi diye sorguladım. Yani gizlemek, kaçırmak, Kanal İstanbul'u gözden uzak tutmak, gizlice bir yasa metnine dönüştürmek maksadıyla verdi demek istemedim ama söylenen cevaplar, verilen cevaplar bu sadetteydi.

Söylemek istediğim şey şu: Sayın Turan'ın kanun teklifindeki bütün maddeler Sayın Muş'un teklifindeki maddelerle bire bir aynıdır. Arada tek bir fark var, o da Kanal İstanbul'u içeren madde. Peki, Sayın Turan neden sadece Kanal İstanbul'la ilgili maddeyi bir teklif olarak vermemiştir de Sayın Muş'un metninden dört beş maddeyi kelimesi kelimesine ilave etmek suretiyle birlikte vermiştir? Şunun için verdiği açıktır... Yani yaptığı işin sırıttığını, alenen kendisini ifşa ettiğini görüyoruz. Şunun için vermiştir, asıl maksadı sadece ve sadece Kanal İstanbul'la ilgili maddedir fakat sadece onu içeren bir kanun teklifi vermiş olsaydı o teklif müstakilen Bayındırlık Komisyonuna gidecekti muhtemelen, Plan ve Bütçe Komisyonuna gelecekti ve ayrı bir metin olarak tartışılacaktı.

BAŞKAN - Çok açık teknik olarak birleştiremezdi.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, birleştiremezdi.

BAŞKAN - Onun için zaten.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Başına dört beş tane askerlikle, bilmem, sağlıkla ilgili maddeleri aynen Sayın Muş'un metninden devşirerek koymak suretiyle Kanal İstanbul'u bu metnin içerisinde kaynatma çabasına girmiştir. Ben böyle yorumluyorum, bunun başka mantıklı bir izah tarzı da yoktur. Zaten sayın milletvekillerinden biri kendisine sormuştur, sorduğu soruya da düzgün cevap vermemiştir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yani bu konu bu kadar önemli olduğuna göre şu saatte bunu konuşmamız, durumunun ne olduğunu anlamamız mümkün değil. Bir önerge verdik, buradan çıkarız. Başka bir vesileyle, müstakilen, ayrıca görüşebiliriz, konuşabiliriz.

Şimdi, Kanal İstanbul'la ilgili olarak çok değişik analizler yapılabilir, tahliller, değerlendirmeler yapılabilir ama kamu kaynakları kullanılarak harcanacak, ortaya çıkarılacak Kanal İstanbul'un kamu menfaatine hiçbir şey ortaya çıkarmayacağı açıktır. Yani kamunun yararlanmayacağı, sadece kamu kaynağıyla, kamunun kefaletiyle ortaya çıkan kaynakla yapılacak milyarlarca dolarlık bir işin sonrasında sadece birileri şahsi kazanç sağlayacaktır. Birileri şahsi kazanç sağlasın diye böylesine büyük bir yatırım yapılmaz.

Bakın, dünyadaki kanallara bakın. Mesela Süveyş Kanalı Akdeniz'den Hint Okyanusu'na gitmek için ta Atlas Okyanusu'nu, Ümit Burnu'nu dolaşan uzun bir yolda ulaşımı kısa bir güzergâha sokuyor ve doğrudan Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na inişi sağlıyor. Yani ekonomik olarak ortaya bir şey çıkarıyor, bir sonuç çıkarıyor. Veya Panama Kanalı'na baktığınız zaman Atlas Okyanusu'ndan ta Arjantin Burnu'nu dolaşmasına gemilerin gerek kalmadan doğrudan doğruya Amerika Kıtası'nın ortasından Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus arasında irtibat kuruyor. Şimdi bana söyler misiniz, bu, Kanal İstanbul ne sağlıyor? Zaten İstanbul Boğazı var, Karadeniz'den Marmara'ya, Ege'ye, Akdeniz'e inmek isteyen Karadeniz'den giriyor, İstanbul Boğazı'ndan çıkıyor ve Akdeniz'e ulaşıyor. Siz aynı güzergâha paralel bir kanalın dünyada yapıldığını gördünüz mü? Hiçbir örneği yoktur. Sadece bizde var yani sağlayacağı hiçbir rasyonalite yok, hiçbir mantık yok.

Ben çevre felaketlerinden, İstanbul'un başına açacağı kazalardan falan bahsetmiyorum. Muhtemeldir ki açarken kanalı da teknik bir yanlışlık yapıp tüm İstanbul'u su altında, sel altında bırakırsanız hiç şaşmayın. Çünkü Karadeniz'in azgınlığını benden iyi bilen arkadaşlar var burada aranızda. Şimdi, niye yapılıyor bu? Gayet basit bir mantık kurulmuştur. Bu, yap-işlet-devret modeliyle ilgili olarak hanımefendi bilgi verdiler, anlattığı teknik bilgilerde bir yanlışlık yok, doğru bilgi verdi. Ama bu modelin şu anda, son yıllarda Türkiye'de işletiliş biçimi doğrudan doğruya emme basma tulumba gibi hazineyi birilerinin cebine, yandaşın, yâranın, akraba taallukatın cebine emme basma tulumba gibi basmaya yarayan bir mekanizmaya dönüşmüştür. Asıl felaket olan şey budur ve gittikçe yaygınlaşıyor çünkü o kadar büyük bir verimlilik sağlayan mekanizma ki bundan daha güzel işletilecek hiçbir mekanizma olamaz. İşte, köprüler, yollar, şehir hastaneleri, saydığı birtakım fuarlar, bilmem neler kamu, doğrudan hazineden para kullanmak yerine eş dosta deniyor ki ihaleyle de yapılmıyor, doğrudan pazarlık usulüyle yapılıyor bu işler. Sen, ben oturup pazarlık yaptığınız zaman, iş adamı ile siyasetçi bir araya geldiği zaman nelerin pazarlık yapılacağını, pazarlık konusu hâline dönüşeceğini bilmeyen kimse olacağını zannetmiyorum. Güvenilir iş adamlarını topluyor, diyor ki: "Efendim, şu işi siz yapın. Biz size para vermeyeceğiz, cebinizden harcayacaksınız. Yapacaksınız, bitireceksiniz bu işi, sonra belli bir süre, yirmi beş yıl, kırk yıl, neyse buranın gelirini siz devşireceksiniz, toplayacaksınız ama size bir de garanti veriyoruz, yolsa şu kadar araba geçecek, hastaneyse bu kadar hasta bakılacak, kanal açılmışsa -bu kanaldan fiilen hiçbir tane gemi geçmez bu İstanbul Kanalı'ndan tek bir geminin geçeceğini zannetmiyorum turistik seyahat yapmak maksadıyla geçenler hariç- gemi garantisi veriyoruz. Eğer tutmazsa bu garanti bunu hazineden size vereceğiz." Peki, bu iş adamları bu parayı kendileri mi buluyor veya ceplerindeki parayla mı yapıyorlar burayı? Hayır, işi veren siyaset diyor ki bunlara: "Size paranızı da ben bulacağım." "Bizim teminat verecek paramız yok." diyor iş adamları, "Fark etmez, ben size hazineyi teminat, kefalet olarak göstereceğim." diyor, kredi alacağı yeri gösteriyor, hazine oraya kefil oluyor. Bu borçlar özel borç değil arkadaşlar, kamu borcuna dönüşüyor. Adamların hiçbir riski yok, doğrudan doğruya hazine bunu üstlendiği için doğrudan kamu borcu niteliğinde bir borca dönüşüyor ve bakın, hepsini inceleyin, bilmem 10 milyara mal olacak yer 30-40 milyara mal olacak gibi gösteriliyor çünkü pazarlık usulüyle yapılmış bir iş ve daha krediyi alırken harcadığı paranın 2 katını, 3 katını cebine koyuyor zaten yani peşin kazanıyor. Daha sonra da bilmem alım garantisiyle zaten fiyatları da yüksek belirliyorlar, köprüydü, geçişti, bu yap-işlet-devret modeliyle yapılan şeylerde geçiş ücretlerini yüksek belirliyorlar ve zamanla diğer kamuya ait köprüler de aynı şekilde yavaş yavaş...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şener, toparlarsanız lütfen, buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...eşit düzeye getirilmeye çalışılıyor. Yani milyarlarca doların siyasetçi, bürokrat, iş adamı iş birliğiyle birlikte hazineyi boşaltarak birilerinin cebine aktarıldığı bir mekanizmaya dönüşmüştür bu. Onun için bu saatte çok fazla şey söylemeye gerek yok ama bunun bu metnin içerisine sıkıştırılarak geçirilmesi yanlıştır, buradan çıkarılıp daha rahat bir ortamda tartışılmasında fayda vardır diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.