| Komisyon Adı | : | SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU |
| Konu | : | Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş ve arkadaşlarının, Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin (2/1186) daha ayrıntılı biçimde ele alınarak görüşülmesi amacıyla alt komisyona sevk edilmesi hakkındaki önergesine ilişkin görüşmeler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 01 .11.2018 |
MURAT EMİR (Ankara) - Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çok Değerli Komisyon Başkanımız, değerli Komisyon üyeleri ve şu anda salonda bulunan hazırun; sözlerime başlarken herkesi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, öncelikle Komisyonun çalışma usulüyle ilgili birkaç değerlendirmemi paylaşmak isterim. Öncelikle bu Komisyonun çalışma biçimi alelacele ve sanki zamana karşı bir yarış yapıyormuşçasına başladı. Daha iki gün dolmadı, kırk sekiz saat dahi dolmadı. Bu arada, hiçbir partinin, Komisyon üyesi hiçbir milletvekillinin ayrıntılı, detaylı çalışma, özellikle meslek örgütleriyle, üniversitelerle, toplumun diğer kesimleriyle bu konuyu enine boyuna değerlendirme ve milletimizin bu konudaki beklentilerini, taleplerini, eleştirilerini ayrıntılı bir biçimde değerlendire olanakları yoktu. Bütün bunlara karşın biz saat 12.00'de yapılacak toplantıya gelecektik ancak son anda toplantının 15.00'e alındığı ifade edildi, bunu anlamakta güçlük çektik. Eğer bir tartışma yapılacaksa, öncesinde bir uzlaşı aranacaksa bunun tüm gruplar arasında ve Komisyon üyeleri arasında yapılıyor olması gerekirdi. Aslına bakarsanız Komisyon çalışmaları tam da bunun içindir. Komisyon çalışmaları uzun uzun, bir kanunun hazırlanmasına âdeta bir mutfak görevi gören ve burada herkesin açık bir biçimde tartışabildiği ve kanuna yorumunu katabildiği ve kanun teklifinin her yönüyle değerlendirildiği bir ortam olmalıydı. Oysa biz 12.00'de geldiğimizde 15.00'e ertelendiği söylendi, sonrasında da keyfî bir biçimde "16.00'da toplanacağız" dendi. Biz buradan, değerli Komisyon üyelerinin bir kısmının bu kanunun çeşitli maddeleri üzerinde tartıştığını, anlaşamadığını anlıyoruz, çıkartıyoruz. Eğer böyle bir şey var ise ya bu Komisyondan bu kanun teklifini geri çekin ya da en azından komisyon çalışmalarını daha uzun yapabilecek bir ortama girelim.
Değerli arkadaşlar, öncelikle ifade etmeliyim ki bu kanun teklifi birçok açıdan Anayasa'ya aykırılıklar taşıyor. Özellikle en tartışmalı 5'inci maddesi açısından bakarsanız, bakınız, öncelikle hukuk devleti ilkesi zedeleniyor. Bunun dışında masumiyet karinesi yani mahkemece suçlu olduğu sabit olunmadıkça herkes masumdur diyen Anayasa maddesi açıkça 5'inci maddeyle ihlal ediliyor.
Bununla da yetinilmiyor, bakınız, Anayasa'nın 128'inci maddesi der ki: "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir." Oysa güvenlik soruşturması nasıl geldi bizim hukuk düzenimize? Herkese karşı yapılan yani özellikli memurlar dışında sağlıkçılara da başkalarına da yapılan güvenlik soruşturmaları nasıl geldi? 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'yle geldi, olağanüstü hâl kararnamesiyle geldi. Oysa bugün olağanüstü hâl var mı? Kaldırıldı. Dolayısıyla aslına bakarsanız güvenlik soruşturması hukuken, doktorlara yapılabilecek, diş hekimlerine yapılabilecek güvenlik soruşturması hukuken artık mümkün değildir, anayasal değildir. Dolayısıyla bunun üzerinden bir sonuç doğuracak -yani birazdan geleceğim- doktorların, diş hekimlerinin, kamuyla anlaşması olmayan bir hastanede çalışmak dışında hiçbir seçeneğin bırakılmadığı bir düzenleme, açıkça Anayasa'nın bu maddelerini de ihlal etmektedir.
Devam ediyorum. Bakın, savunma hakkı. Bu kişilerin savunma olanakları yoktur. Olağanüstü hâl kararnameleriyle görevlerine son verilen kişiler açısından savunma hakkı fiilen yok edilmiştir. Bunların, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidemesinler diye 88 bin kişinin Olağanüstü Hâl İnceleme Komisyonuna gitmesi sağlanmıştır. Olağanüstü Hâl Komisyonu kurulduktan yedi ay sonra başvuruları almaya başlamıştır ve sonrasında da son derece yavaş bir çalışma içerisindedir. Baktığınız zaman bugünkü rakamlara, 88 bin başvuru var, 30 bin tanesi sonuçlandırılmış, 1.900 kamu görevlisi mesleklerine iade edilmiş ama bunun dışındakiler beklemedeler.
Şimdi, bu kişiler ne için görevden alındıklarını, suçlarını, hakkındaki isnatları, mevcut delilleri bilmiyorlar ve bu kişilere diyoruz ki biz: Siz teröristsiniz, irtibatlısınız, iltisaklısınız.
Şimdi, bir noktaya daha değinmekte fayda var burada. Bir defa terör örgütüyle mensubiyet anlaşılabilir bir şeydir. Bizim Ceza Kanunu'muz açısından zaten suçtur. Terör örgütü üyesi olmamakla beraber yardım ve yataklık yapmak, yine, aynı şekilde, suçtur elbette. Ama terör örgütüyle iltisaklı olmak nedir diye sorsam size, hiçbirinizin bunu cevaplayamayacağını adım gibi biliyorum. Hiçbiriniz bunu cevaplayamazsınız.
Terör örgütüyle irtibatlı olmak nedir diye sorsam, hiçbiriniz buna objektif, nesnel, herkes açısından kabul edilebilir bir cevap veremeyeceksiniz. Mesela ben size, terör örgütü üyesinin veya terör örgütü üyesi olmaktan tutuklu bir kişinin veya darbeci bir generalin kardeşi olmak terör örgütüyle ilişkili olmak mıdır, iltisaklı olmak mıdır desem, provokatif bir soru diyeceksiniz.
Ama bakın, bir Olağanüstü Hâl Komisyonu üyesine bir kişi hakkında güvenlik soruşturması yapması yetkisini veriyorsunuz, verdiğiniz yetki OHAL KHK'sinden kaynaklanan hukuksuz bir yetki, o kişi bu yetkiyi nasıl kullanacağını bilmiyor, ne yetkisi olduğunu bilmiyor, o yetkiye istinaden subjektif, kişisel bir rapor üretiyor ve o rapor neticesinde o kişiyi ihraç ediyorsunuz ve sonrasında da diyorsunuz ki: "Kardeşim, sen artık eğer doktorsan, diş hekimiysen hiç kusura bakma biz seni kamuda ve kamuyla ilgili hiçbir yerde çalıştırtmayız." Niye? Bunun gerekçesi ne olabilir? Bunu anlamak mümkün değil.
Dolayısıyla eğer bu kişi suçluysa yani hukuk devletiysek biz, suç ve ceza ancak suçun tespiti sayesinde bir sonuç doğuracak ise burada bu yanlıştan mutlaka geri dönmek gerekir.
Şimdi, bu maddeye dokunmuşken devam edelim. Yani hukukun, Anayasa'nın, yasaların bu maddede kendi içerisinde dahi tutarsızlıkları olduğunu göstermek bakımından...
BAŞKAN - Murat Bey, özür diliyorum...
Şu önergeyi oylayalım, ondan sonra size söz vereceğim yine.
MURAT EMİR (Ankara) - Olur... Peki...
BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, önergeyi oya sunuyorum...
SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Önerge üzerinde söz istemiştik...
BAŞKAN - Önergeyi kabul edenler...
HABİP EKSİK (Iğdır) - Bunun üzerinde konuşma istiyoruz. Sayın hatibin de sözünü yarıda kestiniz.
BAŞKAN - Murat Bey'e söz vereceğim, her vekile söz vereceğim.
Buyurun .
MURAT EMİR (Ankara) - İsterseniz şöyle yapalım Sayın Başkan: Ben kısaca toparlayayım. Bu konuyla ilgili görüşlerimi de ifade edeyim. Arkadaşlara verelim sözü.
Şimdi bu geneli hakkında da değerlendirmelerimiz olacak. Ama burada yöntem olarak bir acelecilik var. Önemli bir kanun görüşüyoruz. Sağlıkla ilgili birçok alanı düzenliyoruz. İçerisinde bizim olumlayacağımız, sektörün, alanların kabul edebileceği düzenlemeler de var. Ama hiçbir şekilde kabul etmeyeceğimiz düzenlemeler de var. Bunların ötesinde ifade etmeye çalıştığım Anayasa'nın, yasaların, hukuk devletinin, demokrasimizin, özgürlük anlayışımızın ağır bir yara alacağı hükümler de var.
Dolayısıyla bunun üzerinde ayrıntılı tartışma, ayrıntılı konuşma ihtiyacı olduğu ortada. Burada acele etmenin bir anlamı yok. Bir alt komisyon kurulur. Eğer böyle bir tavır var ise, Sayın Bakanımızın ifade ettiği bu kanun teklifini olgunlaştırma ihtiyacı var ise ve bu ihtiyaç gerçekten bu teklifi hazırlayanlar için de söz konusu ise -ki ben Sayın Bakanın samimiyetine güveniyorum, inanıyorum- burada bir alt komisyon kurularak bu tartışmanın daha nitelikli, daha verimli yapılmasında yarar görürüz.
Teşekkür ederim.