KOMİSYON KONUŞMASI

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli üyeler, değerli misafirler; aslında çok değerli meslektaşım ve birçok platformda birlikte eskiden beri mücadele ettiğimiz Sayın Gergerlioğlu olayın büyük bir kısmını özetledi, ağzına sağlık. Tabii, bizim mücadelemiz hem tıp alanında hem MAZLUMDER alanında. Ben de KHK'liyim. Bu benim 4'üncü atılışım. Ben 3'ünü de 1990'lı yıllarda şey yaptım MAZLUMDER üyeliğinden. Neden? Çünkü o dönemde başörtüsü yasağına karşı çıktık, devlette sistematik işkence vardı, ona karşı çıktık bir de Kürt kimliğini savunmanın bir hak olduğunu söyledik, bunlardı. Aslında Türkiye bu noktaya geldi ama biz o arada birtakım badirelerden geçtik. 4'üncüsü de size nasip oldu, AK PARTİ dönemine. Çok şükür, yine böyle insan hakları vesaire... Ne yaptım? İkinci bildiriyi imzaladım. Hani bir barış bildirisi vardı 1.128 imzalıydı galiba, bir de ondan sonra Boğaziçi mahreçli ikinci bir bildiri çıktı, şöyle bir paragraflık bir şey. "611 imzalı ikinci bildiri" diye yazarsanız şak diye çıkıyor zaten internet ortamında. "Hukuk devletinin kurallarına uyun." diyor yani "İnsanları kapı önüne koymayın." diyor, "Soruşturma yapıyorsanız bunu söz verdiğiniz gibi, bir yöneticiye uyacak, yakışacak şekilde yapın." diyor. Tabii, otoriterliğe karşı çıkıyor ve meselenin insanları susturmak değil, herkesin ifade özgürlüğünü özgürce kullanabilmesi olduğunu söylüyor. Bu yani bildiri. Oradan geldik terörle irtibat, iltisak. Sizin fikirleriniz son tahlilde umurumda değil, gerçekten değil ama bunun hayat içinde bir sonuçları var. Sadece bana da değil, ben zaten kişisel hayatımda emekliliğimi isteyip serbest hekimlik yapıp İslami ilimler ve felsefe alanında çalışıyordum yani teorik işlerle, muayene hekimliği... Ve yüksek lisans öğrencisiyim şu anda. Yüksek lisansımı götürmek, hani yapabilirsek şöyle ince de olsa okunabilecek bir eser bırakmak, buydu yani kendi kişisel hikâyem buydu ama pat diye böyle bir şeyde bulduk. Dedim ya sarsılmadım çünkü 4'üncüsünü hiç sallamıyorsunuz ve haklı olduğunuzda karşınızdakiler, hani, Sait Faik'in hikâyesindeki gibi, cebindeki bir susam tanesi kadar kalıyor, o kadar görünüyorsunuz.

Efendim ne diyor? "...5'inci maddede karar verilen yani terörle irtibatlı, iltisaklı..." Kim vermiş bu kararı? Bu kararı Hükûmet vermiş. Aslında Hükûmetin de başındaki tek adam, tek kişi vermiş. Yani siz burada bir karar vereceksiniz, bu kararların kimisi amirin raporuna... Mesela, rektör kıskançlık hisseder, bir profesörü küt listesine atar. Siz bunları incelemediniz bile. 15 Temmuzdan birkaç gün sonra 70-80 bin kişilik bir listeyi pat diye ortalıkta zuhur ettiniz. Nasıl bu kadar çabuk hazırlandınız? Bu ne serilik, gerçekten anlamak zor. MİT raporuna dayanabilirsiniz. MİT'te de bilmiyorum yani çok da merak ettiğim bir taraf değil ama bunun üzerinden kritik bir görev olmadıkça hukuki uygulama yapmanız yasal değildir. Tabii, bir sürü rekabet, hatta sizin, iktidar partisinin içindeki çekişmeler falan da buna yol açmıştır, onu da söyleyeyim. Neticede, sizin zamlarınıza dayalı olarak bakın ne diyor 5'inci madde: "Terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı..." vesaire vesaire... Allah Allah, ya benim hayatımda herhangi bir terör örgütüyle şeyim olmadı arkadaşlar. Ha, sadece, örgüt elemanını ben Van'da hizmet yaptım, Kars'ta hizmet yaptım, örgüt elemanını getirdiler, elbette ki ona da her hastama nasıl davranılıyorsa ona da o şekilde davrandım. Yani tek şeyim budur benim örgütlerle, tek münasebet ortamım budur. Böyle bir şey yok. Ne bileyim, "Millî güvenliğine karşı faaliyet..." Buna da bulunmadım. E, hatta, yani bir anlamda, bunu da söylemek istemezdim ama bir anlamda doğuda, güneydoğuda, mahrumiyet bölgelerinde gönüllü çalıştım, bu devletin ve Batı bölgelerinin duyarsızlığını bir nebze kompanse edebilmek için üç sene Van'da, beş sene de Kars'ta hizmetim var ve çok da güzel geliyordu. Ha, niyetim aslında Kars'ta bir köye yerleşmekti emeklilikten sonra, herkes Batı'ya göç ediyor, ben oralarda bir yere yerleşecektim. Ama, irtibatım yoktu yani bundan ötesini de söyleyemem. Zaten devlet elinizde, öyle bir şey olsa, benim bu şekilde dolaşmam mümkün değil.

Dün biz Genel Kurulda bir hukuk cinayeti işledik. Yani şu kadar kalınlıkta bir isim listesini aldık, bunu bir de bu isimlerin, yani yasaya isimlerin veya bir grubun adının geçmesi aslında hem adalet ilkelerine hem de hukukun temel felsefesine şeydir. Yani kanun mantalitesine karşı bir şeydir. İsim listesi yapıyorsunuz ve "Bunlar irtibatlı, iltisaklıdır." diyorsunuz. Hukuk öyle olmaz ki. İrtibat ve iltisak nedir, bunu tanımlarsınız, ondan sonra sizler de ben de o süzgeçten geçeriz, bakarız hangimiz irtibatlı ve iltisaklıyız. Hukuktan bahsediyorsanız böyledir. Ama ortalıkta tabii, hukuk devletinden veya hukuka uygun olan bir uygulamadan bahsetmiyoruz, neticede yargının vermesi gereken karar, yasama Meclisinde parmak kaldırmayla falan geçilmiştir. Yani ne olmuştur? KHK'lerle canlı canlı mezara koyduğunuz insanların üzerine dün gece beton dökülmüştür. Aha, bu şeyle de bu yasayla da o betonun üstüne şimdi bir bina yapılmak isteniyor, bir inşaat yapılmak isteniyor. Bunu ancak Corleone filmlerinde görüyoruz. Corleone'yi biliyor musunuz, Don Corleone?

Ben sizi çok fazla şey yapmayacağım. Çok fazla vaktinizi de almayacağım ama bu uygulama hukuken sakat bir uygulamadır, batıldır yani yok hükmündedir, hakikat anlamında bir karşılığı yoktur, tamamen keyfîdir. Ve buna hem bu Komisyon hem bu Komisyonda bunu kabul edenler, eğer Genel Kurula inerse bunu kabul edecekler, şimdiden ikaz ediyorum, yarın öbür gün bu toplumun yüzüne bakamayacak hâle gelirler. Niçin? E, gördünüz 12 Eylül ne hâle düştü toplumun indinde. 12 Eylül yüzde 92 oy almıştı arkadaşlar. 27 Mayıs darbecileri ne hâle düştü bir müddet sonra. Ama bu iktidar kaybı, hatta bu lanetin tersine dönmesi, inanın çok uzak bir tarihte değildir.

Ben sizi dostça uyarıyorum, siz zaman zaman heyecanlanıyorsunuz ama bir beklentim olmadığı için, tek derdimin hakkı, doğruyu savunmak olduğu için de rahatım, o yüzden elim kolum rahat.

Sağlık çalışanlarına şiddet konusuna gelince, buna ne kadar hukuki tedbir alırsanız alın, ben bunun siyasi bir arka planı olduğunu da görüyorum. Şunu söylemek istiyorum: Yani, hukuki şeyle, hukuki birtakım tedbirlerle en yüksek ceza ve caydırıcılık vesaire bunlar koyulabilir ama işin siyasi boyutu şu: Bakın, bugün hastanede şiddet var, stadyumda şiddet var, stadyumda, evde şiddet var, kadına şiddet var, tecavüz var, sokakta tecavüz; kadına, çocuğa tecavüz ve şiddet var. Bunların sosyolojik arka planına bence biraz eğilelim, birlikte eğilelim. Ben bunların nedeninin bu toplumun kendini siyasi olarak rahatça ifade edememesine bağlıyorum.

Ya, bakın, şu ülkede fikir açıklıyorum, yirmi dört saattir yer yerinden oynuyor arkadaşlar, böyle bir şey olur mu ya! Söylediğim de rutin şeyler, rutin. Ha, bu baskı ortamı, bu baskı ortamı sürdürüldüğü sürece, bu şiddeti sadece cezai ve caydırıcı tedbirlerle ortadan kaldırmanız mümkün değil, insana bakışınız değişmeli. Yani, sizin lideriniz, Genel Başkanınız, referandumda dahi kendisine oy vermeyen insanları "hain" ilan etti. Bir taneniz de buna itiraz etmediniz, çünkü edemezsiniz. Bakın, iddiaya giriyorum edemezsiniz, ederim diyen var mı? Edemezsiniz. İşte böyle bir ilişki biçimi. Ha, bu ilişki biçimi bizi, bırakın otoriterliği bir faşizme sürükler. Totaliter bir yönetim anlayışına sürükler. Bunu, bu zinciri bir yerden kırmalı ve bunu... Bu yasa neticede çok önemlidir ama bu söylediğim külliyat içerisinde bir detaydır sadece. Bunu sosyolojik ve felsefi boyutları üzerinden düşününüz.

Ben bir şey daha söyleyeceğim: Eski Başbakanlarımızdan Sayın Erdoğan'ın doktorlara karşı duygusal bir yaklaşımı da var. Çok kötü bir hikâye geçirmiş, onu dinledim. Gerçekten kötü bir hikâye. Eski sağlık sistemi, doktor bulamama, falan yani işte muayenehane, şu, bu. Fakat, hekimler bunu kendi içerisinde bir otokontrolle büyük oranda temizledi zaten yani bıçak parası, vesaire şu, bu. Ama, bunun bir takıntı hâlinin de ben aşılmasını teklif ediyorum ve sizlerin de siz siyasetçilerin de siz Sayın Bakanlar Kurulu üyelerinin veya yardımcılarının da buna yardımcı olmasını diliyorum. Çünkü, hasta olarak bir insan, bu tramvayı yaşamış bir insanın hekimlere karşı...

BAŞKAN - Sayın Vekilim, maddeyle ilgili konuşursak...

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Aynen maddeyle ilgili konuşuyorum.

BAŞKAN - Yok, biraz dışına çıktınız.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Şu anda 27'nci maddeyle ilgili konuşuyorum.

BAŞKAN - Doğru da konuştuklarınız 27'yle ilgili değil.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Niye müdahale ediyorsunuz Sayın Başkan, şurada iki dakika daha şeyim kaldı, niye bozuyorsunuz?

BAŞKAN - Tamam.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Yani bu konuya girdiğim için... Konuşacağım.

BAŞKAN - Tamam, konuşun da maddeyle ilgili olsun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Maddeyle ilgili.

BAŞKAN - Değil ama lütfen.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Arka planına geliyorum, psikolojik arka planına geliyorum, maddenin niye önümüze geldiğine dair.

Ben diyorum ki bunu bir hasta psikolojisi olarak anlayabiliriz ama bu, ne diyelim adına, fobi veya reaksiyonerlik veya ön yargılarımızı yönetim alanına, devlet alanına taşıdığımızda sorun çıkabilir. Ha, birçok hasta bize ön yargılıdır zaten, bununla başa çıkarız. Mesela, şöyle bir cümlesini ben çok iyi hatırlıyorum: "Doktor iğne yaparsa hasta felç olur, hemşire yaparsa olmaz."

ALİ ŞEKER (İstanbul) - İğneciye yaptıralım.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Vallahi, ben tonlarca iğne yaptım, ortopedistim, tonlarca yani yüzlerce binlere iğne yaptım, hiçbiri de felç olmadı, yanlış. Önerme kökten yanlış, külliyen yanlış, tamamen kafadan uydurulmuş bir önerme.

Demek istiyorum ki: Mesela eski Sağlık Bakanı Sayın Akdağ'ın, Adana'da çok kötü bir olay yaşandı, bir yanıklı hasta özel hastaneye kabul edilmedi vesaire... Yani olay gerçekten kötü ve o doktorun mutlaka ve mutlaka yasal takibinin yapılması lazım, buna hiçbir itirazımız yok. Ama, bir Sağlık Bakanı şunu dememeli: "O doktorun iki gözünü oymalı." Ben bunu kulaklarımla işittim Habertürk televizyonuydu zannedersem. Eğer çok merak ediyorsanız arşivden ister getiririm.

Sayın Başkan, işte benim söyleyeceklerim bu kadar. Olay sadece siyasi değildir, olay insanidir. Diğer kısmın üzerinde fedakârane çalışan Sayın Gergerlioğlu arkadaşım aktardı, ben tekrara düşmek istemiyorum ama diyorum ki haksız bir iş yapıyorsunuz. Yapabilir misiniz? Yapabilirsiniz, güç sizde. Parlamentoda gerçi 300'ün altındasınız ama ortağınız var. Bir de burada MHP'yi, sayın MHP'li arkadaşları uyarmak istiyorum, lütfen bunu gözden geçiriniz, bir daha bakınız. Burada yine bir hukuk cinayeti işleniyor. Ama referandumda da bunu söyledik "Siz bu başkanlık sistemini yüzde 70, 80'le de geçirseniz bunun üstüne oturamazsınız, 51'le geçirirseniz hiç oturamazsınız." dedik bakın hâlâ bunun huzursuzluğunu ve artçılarını yaşıyoruz ve yaşayacağız, bu sistem oturmayacak çünkü. Çünkü Türkiye belli bir noktaya gelmiştir, insanıyla, sosyolojisiyle belli bir noktaya gelmiştir, Türkiye'de düşünen insanlar vardır, Türkiye'de haysiyeti için mücadele edecek insanlar vardır ve haksız olan hiçbir şeyi kabul etmeyecek insanlar vardır.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ederim Sayın Başkan.