KOMİSYON KONUŞMASI

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli üyeler, sayın milletvekilleri, değerli bürokratlar ve basın mensupları; ben Sayın Bakanı bir tarafıyla çok şanslı ama bir tarafıyla da çok şanssız buluyorum. Şanslı çünkü Bakan olarak atandığında toplumun tüm kesimlerinden büyük bir destek aldı. Hem kamuoyu hem öğretmenler, eğitim camiası, sendikalar gerçekten şimdiye kadar hiçbir bakana nasip olmamış bir destek verdi. Sayın Bakan kendini eğitim alanında da kanıtlamış, işte, 2006 yılında Millî Eğitim Bakanlığında kadrolaşmanın çok fazla olduğunu ve bunun da ötesinde çalışmanın niteliksiz kadrolar sebebiyle imkânsız hâle geldiğini de söyleyerek istifa etmiş biri. Ben bu fırsattan istifade direkt kendisine de başarılar diliyorum.

Bir tarafıyla da şanssız dedik çünkü on altı yıllık AKP iktidarı boyunca en çok bakan değiştiren, sürekli sistem değiştiren, en çok hedef koyan ama bu hedeflere büyük oranda ulaşamayan ve bunun da ötesinde yapboz tahtası hâline gelmiş bir alanda, eğitim alanında Bakanlık yapıyor. Yapılacak çok iş, düzeltilecek koca bir sistem var. Bu anlamda da şanssız buluyorum ve kendisine kolaylıklar diliyorum ama başta Sayın Bakanın açıklamaları gerçekten hepimiz için büyük bir umut oldu çünkü "adalet" dedi, "liyakat" dedi, "kalite" dedi, "evrensellik" dedi, "diploma temelli değil, vasıf nitelikli eğitim" dedi, "Eski yanlışları yapmayacağız." dedi ve vizyon belgesine 5 yaş erken çocukluk eğitiminin zorunlu hâle getirilmesi ve yaz dönemi için oyunlu eğitim gibi hedefler koydu. Velhasıl bizler için bilim kimliğinin siyasi kimliğinin önüne geçeceği ve bugüne kadar hepimizin muzdarip olduğu ideolojik yaklaşım yerine bilimsel yaklaşımın destekleneceği, izleneceği görülerek büyük bir destek gördü ama zamanla eylem ve söylem noktasındaki farklar bir turnusol kâğıdı gibi ortaya çıktı. Örneğin Andımız meselesinde bunu gördük -Sayın Bakan bazı konuşmalarında bütün erkeklerin futbol mecazlarıyla konuşuyor, ben de şimdi futbol mecazıyla konuşayım- aslında bir top çevirmek gibiydi bu. Bu top çevirmeyi biz "Tayyipler Alemi" pankartıyla mezuniyet töreninde yürüyen gençlerin tutuklanmasında da gördük ve eğitim sisteminin çok muzdarip olduğu tarikatlar ve değerler eğitimi konusunda da rastladık. Yani söylem ve eylem arasında büyük bir uçurum çıktı bu esnada. Şimdi, denilebilir ki: "Tabii, biz Bakanlığı konuşmak için buradayız, bakanı ya da söylemlerini değil." Ama Sayın Bakan "vizyon" dedi, "değişim" dedi, nitelik niyetini ortaya koydu, bu nedenle de söylemler üzerinden konuşmak zorunluluğu çıktı bize çünkü ortada değişen bir şey de yok, icraata yansıyan bir şey yok. Söylemler var, doğrudur, tabii ki yılların kronikleşmiş sorunları, böyle üç beş ayda düzelecek şeyler elbette değil bunlar ama çözüm için niyet beyan ediyorsanız bunu da icraatlara ve davranışlara yansıtmanız gerekir. Misal 400 bine yakın atanmayı bekleyen öğretmen var, 170 bin öğretmen açığı var. Ama ne var? Öğretmenlikten mezun olmayan sözleşmeli öğretmenler var ve bunlar da maalesef liyakatten uzak bir şekilde mülakatla, torpil esasına dayanarak atanıyor ya da Bakanlığın açıkladığı kitap listesinde yer alan bir kitapta "Kur'an'da sağcılar Allah topluluğudur, solcular da şeytan topluluğu olarak sınıflandırılmıştır." şeklinde bir ifade varsa ve bu kitap tavsiye ediliyorsa burada bilimsellik elbette tartışılmalıdır ya da öğretmenlik atamalarında KPSS'de çok yüksek puan alan ama işte, yakını, akrabası KHK'yle ihraç edildi diye kişiler eleniyorsa yani burada suç ve cezanın şahsiliği ilkesi de çiğneniyorsa burada sizin bahsettiğiniz gibi adaletin olmadığı da söylenebilir demek ki.

Tabii, örnekler çoğaltılabilir ama gerçekten çok sorunlu bir alan. On altı yıldır AKP iktidarı ne yapmaması gerekiyorsa yaptı. Bu anlamda eğer biz çağdaş bir dünyada eğitimde yerimizi almak istiyorsak bunun yolu bilimsel eğitimden geçiyor demek istiyorum son cümleler olarak ve Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin önce öğretmenlere, öğrencilere ve tüm ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Sevgiler ve saygılar sunuyorum.