KOMİSYON KONUŞMASI

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli kurul üyeleri, değerli Komisyon üyeleri, değerli milletvekili arkadaşlar, değerli basın emekçileri, değerli katılımcılar; herkese Ankara'nın bir sonbahar gününde merhaba demek isterim.

"Merhaba" kelimesi "Bizden sizlere kötülük gelmez." anlamını taşır, Anadolu selamıdır. Buradan bir dostluk üretmek üzerine konuşmaya çalışacağım.

Sayın Bakanı dinleyince bu ülke tarımda kendi kendine yeten, çiftçisinin hiçbir derdi olmayan, insanının sofrasında her gün yeterli gıdayı bulduğu, her türlü üretiminin olduğu bir ülke öyküsü olarak çıkar fakat ne yazık ki Bakanın gerçekleriyle, Bakanın sunumunun gerçekleriyle ülke gerçekleri birbirine uymamaktadır.

Bütçe dediğiniz şey bir ülkenin tarımının nasıl planlanacağını, üretiminin nasıl gerçekleştirileceğini, insanının hangi niteliklerle nasıl besleneceğini, topraklarının nasıl değerlendirildiğini, suyunun, güneşinin, toprağının nasıl üretime dönüştürülüp toplum, halk, insan yararına kullanıldığını gösterir.

En basit birkaç örnekle sürdürmek isterim konuşmamı. Birincisi, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığını Orman ve Su İşleri Bakanlığıyla birleştirdiniz. 2018 bütçesinde 36 milyarı geçen bu iki bakanlığın bütçesi, ne yazık ki şimdi toplam 33 milyar seviyesine inmiş. Bir defa, bir tarafta, bütçe 763 milyardan 960 milyara çıkarılırken bir artış var ama öbür taraftan, iki bakanlığı birleştiriyorsunuz, iki bakanlığı birleştirdikten sonra iki bakanlığın bütçesinde de azalma var ve karşımıza bütçede tarım bütçesinde ve orman bütçesinde genel bir azalış söz konusu. Buradan, net bir şekilde şunu söylemek isterim: Bu bütçe, Türkçe deyimiyle modern kölelik bütçesidir. Bu bütçe, ormanlarımızın yağmalanması ve talan bütçesidir. Bu bütçe, kırda yaşanan köylünün Bu bütçe, kırda yaşayan köylünün daha çok evini barkını, toprağını terk edip kentlere göçme, yeni yoksulluklarla buluşma bütçesidir. Bu bütçe, iktidar döneminde, AKP döneminde ortaya çıkan yeni bir ticaret olan ithalatı büyütme, geliştirme bütçesidir. Bu bütçe, ne yazık ki gıdada enflasyonun artacağı bir bütçedir. Bu bütçe, çiftçinin borçlarının azalması değil, artacağının ortaya çıkacağı net, açık bir bütçedir.

Modern kölelik ile ilkel köleliği de burada birazcık anlatmak gerekir. İlkel köleliği aşağı yukarı bu salondaki herkes bilir, Kunta Kinte meselesidir, boynunuzda zincir, ellerinizde kelepçe, ayaklarında pranga vardır ama bir sahibiniz var, biraz su verir, biraz da ölmezsiniz, ölmeyecek kadar ekmek verir. Ama modern köle düzeninde sizin her şeyinizi başkaları satın alır, size ait hiçbir şey yoktur, topraklarınızı tamamen teslim etmişsinizdir, topraklarınız sizden gitmiştir, bulursanız kendi topraklarınızda köle olarak, gündelik olarak çalışırsınız. Pazarlarınız ayrıdır, özellikle alışveriş yaptığınız pazarlarınız ayrıdır. Sabah pazara gideceğinize belki akşam gitmeyi düşünürsünüz ve "Ucuzlarsa ya da artık ürünler varsa onları alırız." dersiniz. Geldiğimiz ve sizin sunduğunuz bütçenin aslında politik bir bakışla açıklaması bu. Daha detaylara inmek isterim.

Bakan söyledi, dedi ki: "Biz tarıma şu kadar destek verdik." 2006 yılında bir yasa çıkardınız Sayın Bakan. Çıkardığınız yasada, Tarım Kanunu'nda şunu dediniz: "Gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'inden aşağı olmayacak şekilde tarımı destekleyeceğiz." Kendiniz söylediniz, kanunla da koydunuz. Biraz önce söylediniz "117 milyar verdik 2006 yılından bugüne kadar." dediniz ama verdiğinizi söylüyorsunuz, ülke insanının, çiftçinin hak ettiğini söylemiyorsunuz. Toplam vermeniz gereken gayrisafi millî hasıla üzerinden 170 milyar TL'dir. Verdiğiniz 117 milyar, vermediğiniz 52-53 milyardır. Nerede Sayın Bakan, bu? Nereye harcadınız? Kim için kullanıyoruz? Birincisi bu.

İkincisi: "Tarımda şöyle geliştik, böyle geliştik." diyorsunuz. Bitkisel üretimden gitmek isterim. 2002'den bugüne kadar 32 milyon dönüm arazi tarımsal üretimden çıkmış, 32 milyon dönüm arazi tarımdan çıkmış, sadece son yedi yılda 10 milyon dönüm arazi çıkmış. Tarımsal üretim yapılmıyor, bunun 10 milyon dönümünü de siz imara açmışsınız, konut yapmışsınız, köprü geçirmişsiniz, amaç dışına itmişsiniz vesaire ama bunun karşılığında ne yapmışsınız? Gitmişsiniz, başka bir ülkeden 8 milyon dekar arazi kiralayarak orada üretim yapacaksınız. Bunu gerçekten anlamak, gerçekten buradan bir tarımsal kalkınma modeli ortaya çıkarmak gerçekten mümkün değil, gerçekten aklımıza zarar.

Diğer bir konu: Bakan iyileri söylüyor, iyileri hepimiz destekliyoruz. Bu salonda bu ülke için yapılmış her iyiliği elbette destekleyeceğiz. Mısırdan, pirinçten bahsediyor. İki üründe gerçekten bir artış söz konusudur. Mısırda artışın nedeni yem sanayisidir ve nişasta bazlı şeker üretimi kaynaklıdır. Çeltikte özellikle ürün artışının temel gerekçesi de çeşit farklılığıdır. Osmancık 2 çeşidiyle bu ülkenin bilim insanları bu topraklara yeni bir çeşit kazandırmışlardır, dekar başına verim artmıştır, ithal gelen çeşitlerin de verimliliği üzerinden bir artış söz konusudur. Bunun dışında, bu iki kalem dışında -buğday dâhil- üretim artışı gerçekleştirdiğiniz bir kalemi burada söyleyin, bir tek kalem. Nohut mu, mercimek mi, kuru fasulye mi, soya mı, hangisi? Hiçbiri değil arkadaşlar. Net rakam olarak söyleyeceğim günün sonunda, net rakam. Bu iki kalemin dışında hiçbir kalemde üretim artışımız yok. Buğday rakamını vermek isterim. Sene 1980, 40-45 milyon insanız bu topraklarda. O günün o ilkel koşullarında, olabilen koşullarda, ellerindeki imkânlarla, kullandıkları imkânlarla o ülkemin güzel çiftçisi, onurlu çiftçisi 19 milyon ton buğday üretiyordu. 2002 yılında yine bu kadar buğday vardı. Aradan geçen yıllara bakıyoruz, kırk yıl. Kırk yıl sonrası yine biz 19 milyon ton buğday ürettiğimizle övünüyoruz arkadaşlar ve 50 milyon ton ithal etmişiz, bu ithalatı da ihracat üzerinden değerlendiriyoruz. Soru şu: Bu ithal ettiğimiz buğdaylar bu topraklarda yetişmez mi arkadaşlar? Yok mu böyle bir imkânımız? 15 milyar dolar biz niye buğday ithalatına para veriyoruz? Gerekçemiz ne, hangi gerekçeyle? 2002'den bugüne kadar buğday üretiminde kişi başına 30 kilonun üzerinde üretim düşüşü var arkadaşlar. Üretim düşüşü, kişi başına söylüyorum. Eğer bugün 25 milyon ton bu topraklarda buğday üretilmesi gerekiyorsa ve bunu dâhilde işleme rejimi dâhil, bunu kullanabilecek, bunu işleyebilecek, insanımıza ekmek yedirebilecek düzeyde bir buğdaya ihtiyacımız varsa... Bu toprakların neresinde olmuyor buğday, neresinde? Karadeniz dâhil, Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, Trakya, Anadolu'nun her tarafında buğday yetişir. İşte, biraz önce söylediğim o ödenmeyen 50 milyarlık destek meselesi çiftçiye ödenmediği için çiftçi üretim yapamıyor. Ama 2018 paradigmasından bahsetmek zorundayız. Dolar değişikliği yüzünden, ekonomik kriz nedeniyle, bu ekonomik kriz siyasal iktidarın başarısızlık öyküsü üzerinden çıkmış olan bu ekonomik kriz nedeniyle bakın, şu anda Türkiye'de yüzde 30'un üzerinde gübre tüketimi azaldı arkadaşlar, gübre tüketimi. Söyledik, bağırdık "Tohum dağıtın, gübre dağıtın. Yata, kata, saraya, her yere para bulunuyor ama çiftçiye dağıtılacak gübreye, çiftçiye dağıtılacak tohuma, çiftçiye dağıtılacak, verilecek mazota... Çıkın, yapın bunu." dedik. Çünkü buğday bizim stratejik ürünümüzdür. "Buğday" dediğiniz şey bu ülkenin ekmeğidir. Avrupa kişi başına 40 kilo-50 kilo buğday tüketirken bizim insanımız 150 kilo tüketiyor, tam 3 kat. Ana besin kaynağımızdır bizim buğday. 90-93 milyon dönümden 77 milyon dönüme düşmüşüz arkadaşlar ve bunun büyük bir kısmı kuruya ekim. Ne demek kuruya ekim, biliyor musunuz? Yağmur yağarsa, zamanında yağarsa, yeterli yağarsa üretim artışımız olur. Dönümde 250 kilogram gibi bir verimliliğe sahibiz biz oysa bunu artırabilmenin yolu sula alanlarını artırmaktır. Şimdi, siz, gübre iki katına çıkmış, yüzde 100.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Sarıbal, son cümlenizi alayım.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Ama hiçbir şey söylemedik ki daha Sayın Başkan.

BAŞKAN - Biz, çok şey söylediğinizi zannediyoruz.

Buyurun.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Kısaca birkaç konuyla tamamlamak isterim.

Desteklemeyi söyledim. 2002 yılında yüzde 35'di tarımsal istihdam, şu anda yüzde 18'e düştü. Hayvancılık önemli, özellikle Bakan burada. Şu 300 tır ne oldu Sayın Bakan? Kim aldı şu 300 tırı? 300 tırla kaç ton et getirdiniz bu topraklara ve bu et kime verildi? Kaç para ödendi o etlere? 2002'de geldiğinizde et ithalatı, canlı hayvan ithalatı mı vardı Sayın Bakan? Hangisi vardı? Bugün geldiğimiz noktada, söyleyeyim, 6,5 milyondan daha fazla sadece canlı hayvan ithal ettik, 275 bin ton kemikli, kemiksiz et ithal ettik. Yaklaşık 7 milyar dolar para verdik. Yeter mi? Yetmez. 2017 yılında 12 milyon ton yeme 3 milyar doların üzerinde para verdik. Bu mu Anadolu coğrafyası? Bu mu Anadolu toprakları? Bu yönetmek? Bu mu bütçe? Artık gıda egemenliğini kaybetmiş, gıda güvenliğini kaybetmiş, yabancı tekellere çalışan bir ülke hâline gelmişiz. Son rakamlar olsun, 189 milyar dolarlık ithalat, 193 milyar dolarlık da ihracat. 4 milyar dolar fazlanız var 2017 sonrasına kadar.

Değerli arkadaşlar, ben üreticiyim, çiftçiyim. Açık ve net söylüyorum: 2002 yılında 1 liralık ithalata karşı aşağı yukarı 1 liralık ihracatımız vardı. Rakamlar burada, zaman yok, söyleyebilirim. Bugün 1 liralık ham madde ihracatına karşılık 6 birim, 6 TL ithalatımız var. Yani üretimin, ihracatın ithalatı karşılama oranı ne yazık ki altıda 1 arkadaşlar. Yapmayın, ülke bitiyor, tarım bitiyor.

Borçtan bahsettiler, borç ödemesinden bahsettiler. 4 milyardı 2002'de 3 milyon çiftçinin borcu, 4 milyar, bugün 2 milyona düştü çiftçi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparla mısınız lütfen Sayın Sarıbal.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - ...ama ne yazık ki 100 milyarın üzerinde borcu var. Takla artırıyor çiftçi, oradan alıyor oraya, oradan alıyor oraya. Bugün 2 milyon çiftçi malını mülkünü satsa Ziraat Bankasına, tarım kredi kooperatiflerine ve özel bankalara borcunu ödeyemez Sayın Bakan. Gelin, bu işten vazgeçin. Hani, birkaç yerde söylüyorsunuz ya "Sizin fikirlerinize önem vereceğiz, önerin." diye. Öneriyoruz: Yüzünüzü bu ülkenin çiftçisine dönün. Öyle balık yedirmekle, olmayan balıkla, tavuk yedirmekle bu ülke olmaz Sayın Bakan, olmaz.

TARIM VE ORMAN BAKANI BEKİR PAKDEMİRLİ - Sağlınız iyileşir.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bizim sağlığımız iyi, siz sağlığınızı gözden geçirin, belli ki sizin doktorunuzdan tahlilleriniz var.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Sarıbal.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Neyse, bütünüyle son sözüm olsun: Gıda egemenliğini önceleyemeyen, gıda güvenliğini önceleyemeyen bir ülke tamamen girdi fiyatlarını, üretim fiyatlarını ve pazar fiyatlarını yabancı tekellere ve şirketlere bırakmış ve tamamen ithalatı yandaşları zengin etme modeli üzerinde bir ticaret hâline getirmiş bir yapı ve bir bütçe ancak ve ancak modern köleliği getirir.