KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar; bugün Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bütçesini görüşüyoruz. Maalesef, yeterli bir bütçeye sahip olmadığı açıkça hemen görülmektedir. Bakanlık bütçesinde çevreye ilişkin yatırımlar 2018 yılında 292 milyon Türk lirasıyken 2019 bütçesinde aynı yatırım bütçesinin 177 milyon Türk lirasına düştüğü açıkça görülmektedir yani yüzde 39 civarında bir azalma vardır.

Diğer taraftan, 960 milyar Türk lirası olan genel bütçe ödenekleri içerisinde Bakanlığın genel ödeneklerinin 2 milyar 573 milyon lira olması da küçük bir bütçeye sahip bir Bakanlığın bütçesi üzerinde görüşmeler yaptığımızı göstermektedir. Çevre gibi önemli bir konuda bu bütçenin yeterli olduğunu düşünmediğimi belirtmek istiyorum.

Çevre, genel olarak baktığımızda, Türkiye'de önemli sorunlar içeren bir konudur. Türkiye, ekonomik kalkınmanın çevre ve sosyal ilerlemeyle gerçekleştirilmesini yani sürdürülebilir kalkınmayı sağlayamamış, kalkınma ve çevre arasındaki pozitif dengeyi kuramamış bir ülke konumundadır. Enerji, sanayi, ulaştırma ve turizm ile çevrenin korunması arasında negatif bir ilişki söz konusudur. Türkiye'de son yıllarda gittikçe artan şekilde hava kirliliği, su hizmetleri, su kaynakları, atık yönetimi, toprak erozyonu ve tabiatın korunmasının yanı sıra deniz sorunları gibi bir dizi çevresel sorun görülmektedir. Türkiye, OECD'nin kurucu üyesi olmasına ve OECD Konseyinin tüm çevresel kararlarına bağlı olmasına rağmen, aynı şekilde Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, UNESCO gibi organizasyonların çevre anlaşma ve sözleşmelerine bağlı olmasına rağmen, bağlayıcı maddeleri layıkıyla uygulamamaktadır.

Geleceğe bakıldığında, Türkiye'nin çevresel sorunlarını etkin bir şekilde çözmek için: Bir, çevresel politikalarını güçlendirmesi; iki, çevresel kaygıları ekonomik ve sektörel kararlara daha fazla dâhil etmesi; üç, kirleten öder ve kullanan öder ilkelerinin tam olarak uygulanması ve nihayetinde

uluslararası çevresel iş birliğini daha da geliştirmesi gerekmektedir.

Özellikle 2008 global ekonomik krizin ardından inşaat sektörünün ekonomideki payının olağanüstü artışının ardından, doğanın korunması ve çevresel hassasiyetlerin devlet eliyle terk edildiği, yaşam ve tabiat alanlarının ranta açıldığı, kontrolsüz betonlaşmanın yaşandığı, özellikle patronaj ilişkileriyle bazı yapı ve inşaat şirketlerinin çevre katliamları yoluyla zenginleştiği görülmektedir. Nitekim, 21 Ekim 2017'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Uluslararası Şehir ve Sivil Toplum Kuruluşları Zirvesi'nde betonlaşmayı hatırlatarak İstanbul için "Biz bu şehre ihanet ettik, bundan ben de sorumluyum." sözleri iktidarın çevre politikalarının özeti niteliğindedir.

Hava kirliliği temel sorunlardan bir başkasıdır. Bazı kent ve sanayi bölgelerinde dış ortam hava kirliliği OECD'nin ulusal hava kalitesi standartlarını aşmaktadır. Karbondioksit emisyonları artmaya devam etmektedir. Yenilenebilir kaynakların; jeotermal enerji, güneş enerjisi ve biyokütle kullanımı yaygın olmamakla birlikte, ülkemizin birçok yerinde hâlâ termik santral başta olmak üzere, doğaya, sosyal yaşama ve biyolojik çeşitliliğe zarar veren enerji kaynakları kullanılmaktadır. Dünyanın en kaliteli oksijen merkezi olarak gösterilen Kaz Dağlarında Kanada ve Avrupalı altın şirketleriyle birlikte 17 tane termik santralin kurulmuş olması, otobanlar, Kaz Dağlarında canlılığı yok etmek üzeredir.

Suya bağlı sorunlar aynı zamanda ürkütücü boyuttadır. Ülkemizde, yüzey suyu, kalitesi düşük bir seviyede yer almayı sürdürmektedir. Yetersiz kirlilik kontrolü nedeniyle su kaynakları bozularak bazı büyük belediyelerde tehlikeli seviyelere ulaşmıştır. Genellikle cıva, kurşun, krom ve çinko içeren toplam sanayi kaynaklı atık suyun önemli bir bölümü herhangi bir arıtma işlemine tabii tutulmadan nehirlere ve kıyı sularına boşaltılmaktadır. Yer altı suyunun genellikle atık su ve atık alanlarından kaynaklanan sızıntılara bağlı olarak kirlenmesi, giderek artan miktarda evsel ve tarım amaçlı kullanılması nedeniyle yer altı suyu kalitesi ve seviyeleri de endişeye yol açmaktadır.

Biyolojik çeşitlilik ülkemizde tehlikededir. Türkiye'nin zengin biyolojik çeşitliliği tehdit altındadır ve gelecekte daha büyük bir baskıyla karşılaşacaktır. Bunun ana nedeni betonlaşma, kentleşme, turizm ve sanayi politikalarımızın kontrolsüz sürdürülmesidir. Biyolojik çeşitliliğin, yaşam alanlarının ve bitki örtüsünün korunması için bir dizi farklı kanunlar uygulanmaktadır ancak genel bir çerçeve mevzuat bulunmamaktadır. En son 2018 yılında Meclise sunulan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı içeriğindeki yetersizlikler nedeniyle kadük olmuştur.

Halkın yetkililerden bilgi edinme hakkı Anayasa tarafından güvence altına alınmasına rağmen, çevreye ilişkin raporlar, özellikle ÇED bağlamında uygulanacak projeler noktasında bölge halkı yeterince bilgilendirilmemektedir. Halkın katılımı, özellikle "ÇED halkın katılımı" toplantıları hükümleri fiiliyatta uygulanmamaktadır. Türkiye'de çevre üzerine çalışmalar yapan STK'lar da faaliyetleriyle ilgili önemli kısıtlamalarla karşılamaktadır. Bazı istatistiklere baktığımızda, çevrenin korunması konusunda endişelerimizin artacağı ortadadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına göre İstanbul'da kişi başına düşen yeşil alan miktarı yasal sınır 15 metrekarenin çok altında; yaklaşık 8 metrekare civarındadır. İlçelerinin 21'inde 8 metrekarenin de altında olan İstanbul'daki yeşil alan miktarı... Dünyanın 50 popüler şehri arasında kişi başına 4,9 metrekarelik yeşil alanla İstanbul 49'uncu sırada yer almaktadır.

Çevre Mühendisleri Odasının son raporuna göre, ülkemizdeki yüzey sularının yaklaşık yüzde 79'u kirlenmiştir. İçme suyu olarak kullanılabilecek ve arıtma işlemi gördükten sonra içme suyu olarak kullanılabilecek yüzey sularının toplam miktarı bile çok kirlenmiş yüzey sularının miktarını geçememektedir.

Arıtılmış evsel, kentsel atık suların yeniden kullanım oranının ise yüzde 1'in altında olduğu belirlenmiştir. Başka bir deyişle yeniden kullanılma potansiyeli olan arıtılmış suların yüzde 99'u yeniden kullanılamamakta ve bu nedenle mevcut temiz su kaynaklarımız tüketilmeye devam edilmektedir.

Kamuoyunda "imar affı" olarak bilinen imar barışının UNESCO'nun dünya mirası listesinde olan İstanbul'un tarihî yarımadasının yaklaşık yüzde 90'ını kapsadığı da anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, Türkiye'de farklı sektörlerde toplam 8 milyon 612 bin ton plastik tüketilmektedir. 1 milyon 800 bin ton plastik ambalaj piyasaya sürülmekte ve bunun sadece 384 bin tonu toplanmaktadır. Plastik atıklarımızın toplanması, geri kazanılması sürecinin sağlıklı olmadığı sayılarla da ortaya çıkmaktadır.

Derelerimiz, havamız ve toprağımız kirlenmeye devam etmektedir. Örneğin, cumhuriyetin ilk yıllarında 44 milyon hektarla ülke yüzölçümünün yüzde 56'sını oluşturan mera ve çayır alanları, 2014 yılı verilerine göre 14,6 milyon hektara inerek yüzde 19'a gerilemiştir.

Faal olan 186 organize sanayi bölgesinde merkezî atık su arıtma tesisi bulunmayan OSB sayısı 105'tir. Bu OSB'lerin 95 tanesinde çevre yönetim birimi bulunmamaktadır. Hem merkezî atık su arıtma tesisi hem de çevre yönetim birimi bulunmayan OSB'lerin sayısı ise 68'dir.

Türkiye ise iç ve dış ortam hava kirliliğine bağlı ölümlerde yüz bin kişide 47 ölüm oranıyla Avrupa bölgesinde yer alan 53 ülke arasında en çok ölümün yaşandığı ülkeler arasında 22'nci sırada yer almaktadır.

Plansız ve çarpık kentleşme, tarım arazileri üzerine uygulanan yerleşim planları, yok edilen orman alanları, bilinçsizce müdahale edilen dere yatakları ve kıyılarla gelinen noktada yağışlar maalesef can, mal ve toprak kayıplarına neden olan sel felaketlerine dönüşmektedir. Tüm bu sorunlarla birlikte Türkiye'de önemli çevre sorunlarının varlığı reddedilemez bir noktadadır.

Çevreyle ilgili bazı temel noktaları vurgulamakta da fayda var. Birincisi: Çevre çağdaş bir sorundur, çağımızın sorunudur. Daha iyi ifade etmek gerekirse yalnızca çağımız insanının bilincinde var olan bir sorundur. Dolayısıyla tüm bu çevre sorunları varken, ülkemiz insanının bilincinde yer ederken...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(Oturum Başkanlığına Kâtip Şirin Ünal geçti)

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Vekilim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...bunların çözülmesi için her türlü çabayı gösterecek olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır. Ama bu yetersiz bütçeyle tüm bu sorunların üstesinden gelme başarısını göstermesinde de büyük zorluklar vardır diyorum ve yetersiz bütçesinin Bakanlığa ve Türkiye'ye hayırlı olmasını diliyorum.