| Komisyon Adı | : | KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün (DHMİ) 2015 ve 2016 yıllarına ait bilanço ve netice hesaplarının görüşmeleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 12 .12.2018 |
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Değerli KİT Komisyonu, saygıdeğer milletvekilleri; ilk milletvekili olduğum dönemde ben de bu Komisyonun üyesiydim. Bence Meclisin en önemli komisyonlarından biri, önemli sorumluluklarınız var çünkü KİT Komisyonunun denetim kalitesi, Türkiye'deki idarenin şeffaflaşması ve kıt kaynaklarımızın doğru kullanılması açısından çok önemlidir. Teknik bir komisyondur, biz 600 milletvekili olarak, yetkilerimizi bu anlamda bu Komisyona devrettik. Bazen Plan ve Bütçe Komisyonunda da yanlış anlaşılıyor, şu unutulmasın ki bütün milletvekillerinin, komisyonlarda komisyon üyeleri gibi yetkisi vardır, sadece önerge veremezler, teklif veremezler, oylamaya katılamazlar. Aslında keşke daha çok katılım olsa, daha çok bilgi verilse illerden.
Bugün, benim buraya özellikle katılmayı istememin sebebi, vekili olduğum İstanbul ilimizde yapılan ve cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımı olan İstanbul Havalimanı.
Değerli arkadaşlar, Devlet Hava Meydanları, Türkiye ekonomisi açısından çok önemli bir kurumdur çünkü bir ekonominin gelişebilmesi, bugün şikâyet ettiğimiz, üretimsizliğinden veya katma değeri yüksek üretim olmamasından şikâyet ettiğimiz, ekonomimizin altyapısını oluşturan ulaştırma, enerji ve iletişim ne kadar nitelikli ve kaliteli olursa ekonomi o kadar gelişir. Mesela havalimanlarınız ne kadar iyi olursa turizmdeki gelirleriniz o kadar artar veya uluslararası ortaklıklar için ulaşım ne kadar yüksek ve kaliteliyse, bunun sonucunu da ekonomide dış sermaye girişi olarak görürsünüz.
Değerli arkadaşlar, Devlet Hava Meydanları İşletmesi önemli yatırımlar yapıyor. Aslında, baktığınızda kamu yatırımlarında iki tane temel yöntem var: Birincisi -raporda da bazı projelerde görüyorsunuz- 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nda devletin parasını ödeyerek, ihale açarak müteahhitlere iş yaptırması veya yap-işlet-devret modeli. Yani devletin belirli bir imtiyazını belirli bir süreyle ihale ederek burayı özel müteahhitlerin yapması, finansmanlarını kendilerinin bulması, belirli bir süre işletmesi, işletme boyunca kâr vermesi ve işletme süresi sonucunda da bu yatırımı...
BAŞKAN - Sayın Erdoğdu, kusura bakmayın ama öneri üzerinde mi konuşuyorsunuz yoksa geneli üzerinde mi?
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - İkisini birden yapayım. Şimdi öneri üzerine geleceğim ama bu bir yap-işlet-devret projesi, onun altyapısını anlatayım ki biraz sonraki şeye zemin olsun. Yani 2 kere konuşmayayım diye uğraşıyorum, bir tek öneride konuşup halledeceğim.
BAŞKAN - Tamam, peki.
Buyurun.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Dediğim gibi, yap-işlet-devret projesinde finansmanı bulacak, kendisi yapacak, kendisi işletecek, süre sonunda garanti edilecek ve yap-işlet-devret projesi olarak 3 Mayıs 2013 yılında İstanbul Havalimanı ihale edildi.
Yapılan ihale sonucunda 22 milyar 152 milyon avro artı KDV'yle, kırk iki ay inşaat süresi, üzerine yirmi beş yıl işletme süresiyle bu proje ihale edildi.
Arkadaşlar, projeyi alan beşli müteahhit ekibi yani Limak, Kolin, Cengiz, Mapa ve Kalyon şirketleri 2 milyon avroyla kazandı. 22 milyar 150 milyon avro bir önceki teklifti. Ben o ihaleye gittim, Funda Hanım da o zaman genel müdürdü. Bu arada, hem genel müdür hem yönetim kurulu üyesi, benim Hazineden üstadım ve meslektaşımdır, tanışırız, bürokrasisine güvenirim ama tabii, yaşadığım şeyler dolayısıyla da bir üzgünlüğüm, kırgınlığım var, onu da anlatacağım size.
3 Mayıs 2013 tarihinde ihale yapıldı. Şimdi, 3 Mayıs 2013 tarihinde ihale yapılırsa -bu tip bir ihalenin onayında bütün prosedürler bir aydır- Haziran 2013 itibarıyla ihalenin onayının tamamlanmış olması gerekiyor, üzerine kırk iki aylık işletme süresini koyarsanız 1 Ocak 2017 eder.
Şimdi, ihale yapılıyor, bütün şirketler teklif veriyor ve bu arada, biz, bu kadar önemli bir yatırım projesinde ihale öncesini de takip ettiğimiz için... Şirketler bir sürü soru sordu, temel şeyler vardı; işletme süresi, havalimanının inşaatıyla ilgili işler çünkü bunlar ihalede çok belirleyici işlerdi. Üzerine üç buçuk yılı koyduğunuzda, kırk iki ayı koyduğunuzda 1 Ocak 2017 eder.
Bu şu demek: 1 Ocak 2017'ye kadar inşaatı tamamlayacak, tamamlamazsa cezası var. Ayrıca, 1 Ocak 2017 itibarıyla da yirmi beş yıllığına aldığı, KDV dâhil toplam 26 milyar bedeli vardı ya, her yıl 1 milyar 45 milyon avro da kira ödeyecek.
Şimdi, bütün firmalar bu koşullarla giriyor. Ne olması gerekiyor? Yer tesliminin yapılması gerekiyor. Arkadaşlar, yer teslimi yapılamadı.
Şimdi, raporu okuduğum kadarıyla, anladığım kadarıyla yer tesliminin yapılamamasının sebebi zeminin uygun çıkmaması.
Değerli arkadaşlar, cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımını yapıyorsanız zemin etüdünü önceden yapmak zorundasınız. Buraya korkunç bir kaynak harcıyoruz değil mi? Şimdi, zemin etüdü yapmadınız, orada havalimanıyla ilgili... Çünkü havalimanı işi otoyol gibi değil, uçak indiriyorsunuz, can güvenliği var. Mesela rüzgâr ölçümünün o bölgede yapılması lazım, beş yıl süreyle. Biz İstanbul'un diğer taraflarında bulunan rüzgâr istasyonlarının verilerini kullandık.
Bunlar temel eksiklikler ama bizim ilimiz açısından bir büyük eksiklik şu: Şimdi, bizim İstanbul'umuzun üçte 2'si kentleşmiş, üçte 1'i ormanlık alan. Bu ormanlık alanı da basit bir alan olarak görmeyin, inanılmaz bir tarım vardır orada. Benim üç ilçem oradadır. Mesela İstanbul'un manda kaymağı, yoğurdu çok şeydir ya, hepsi oralardandır. İnanılmaz bir tarımı vardır, su kaynaklarımız oradadır ve bütün kurum ve kuruluşların, tarih boyunca herkesin şöyle bir mottosu vardır; Kuzey Ormanlarına dokunulmaz. Tayyip Bey'in belediye başkanlığı döneminde 1994 yılında yapığı bir konuşma var "Buraya bazı mahfiller dokunmak istiyor." diyor. Çünkü İstanbul'da arazi çok kıymetli, orada da sıfır maliyetli orman, devlet arazisi var. Herkes orayı konuta açmak istiyor, herkes orayı yerleşime açmak istiyor. Onun için, o dönem için şöyle güzel bir sözü vardı "Buraya bazı mahfiller, bazı sermaye çevreleri el uzatmak istiyor, bu ihanettir." demişti. Konuşmasını internette görebilirsiniz Sayın Tayyip Erdoğan'ın.
İstanbul'da 1/100000'lik bir çevre planı yapıldı. Bu basit bir şey değil, bu İstanbul'un anayasası. Bunun hazırlanması için 200 milyon lira verildi, hazırlığı için. Yani yüzlerce, konusundaki akademisyen, bütün ilçe belediyeleri -hangi partiden olursa olsun- üniversiteler, bakanlıklar, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin koordinasyonunda üç yıl çalıştılar ve rapor özetle şunu söylüyor: İstanbul'un Kuzey Ormanlarına kimse dokunamaz, dokunmamalıdır. Çok makul sebepleri alt alta yazılmış.
Bir de şöyle bir şey var; İstanbul, Marmara hattı üzerinde gelişmiş bir kent. İşte, bakın, Kadıköy, Şişli, Beşiktaş falan hepsi Marmara kıyılarında. Bir tek boğazımız vardır, böyle bir T harfi gibidir, hatta akademisyenler ona "Mercedes arması" gibi diyor, bu hatta gelişmiştir İstanbul, bütün ulaşım akslarımız, otoyollarımız, metrolarımız da bu hata göre yapılmıştır, hiçbir zaman Kuzey Ormanları düşünülmediği için de İstanbul'un elli yıllık, yüz yıllık yakın tarihi de böyle gelişti. Ve bir anda, İstanbul'da -bu proje yalnız değil- Kuzey Marmara Otoyolu, üçüncü köprü, üçüncü havalimanı ve yanında da Kanal İstanbul olmak üzere 4'lü bir proje seti çıktı. Şimdi, bu proje setinin toplam maliyetlerine falan baktığınızda bir 50 milyar dolara yakın -kanalı tam bilemiyoruz- bir proje var.
Bu projelerin ne anlama geldiğini, internette "newistanbul.org" diye bir adres var, bu "newistanbul.org"da İstanbul'un geleceğini simüle etmişler. Bu da Amerika'da bir üniversitede hazırlandı ve orada gördük ki İstanbul'un iki yanına birer milyon konutluk iki tane kent yapılacak yani Kuzey Ormanları diye bir şey kalmayacak. Bu projenin altyapısı olarak bu kamu yatırımları buraya yapıldı. AVM'ler, rezidanslar, parklar... Orada zaten izlediğinizde görüyorsunuz ve elimizde kalan son orman kaynakları, son su kaynakları, son temiz hava kaynakları bitecek.
Peki, niye biz bu projenin doğru bir proje olmadığını düşünüyoruz? Bakın, projeleri oturup konuşalım, Mecliste milletvekilleri olarak çünkü, biz, bu devlet organının en yetkilileriyiz. Yasama olarak hem yasama yetkimiz var hem denetim yetkimiz var ama biz hiçleştiriliyoruz, biz ikincilleştiriliyoruz, yürütme bütün işi almış. Hayır, çünkü seçilerek gelen bizleriz; iktidar partisi milletvekilleri veya birinci parti milletvekilleri olarak bu kararları bizlerin konuşmamız gerekiyor.
Bu projeyi niye yapmamalıyız? Şimdi, toplamda baktığınızda, satış bedeli olarak 400 milyar dolar olduğu söyleniyor, yapım bedeli olarak 200 milyar dolardan bahsediliyor.
Değerli arkadaşlar, bu ülkenin kıt kaynakları var. Bu ülkede hepinizin illeri var, durumu nasıl? Bu yatırım kaynakları belirli bir pastadır; bunun büyük kısmını inşaata ayırırsanız küçük kısmı tarıma kalır, büyük kısmını sanayiye ayırırsanız küçük kısmı inşaata kalır. Bu pastanın bu kadar büyük kısmını, yatırım bütçesini buraya verdiğiniz zaman Aydın'da, Kütahya'da, Kırıkkale'de, Amasya'da, İzmir'de yatırım kaynağı kalmıyor çünkü fonları inşaat çekmeye başlıyor; tarıma kalmıyor, imalata kalmıyor.
Biz zaten İstanbul'da üst üste yaşıyoruz, 16 milyon kişiyiz. Bizim Anadolu'da insanları tutmamız lazım, tersine göçü başlatmamız gerekirken bu projeyi açtığınızda ne olacak? Anadolu'da kalan son insanlar da İstanbul'a doğru gelecek çünkü yatırım orada, iş orada, diğer illere kaynak kalmayacak. Ee, İstanbul'a da zarar veren bir proje. Son su kaynaklarımızı... Biz bu anlamda dedik ki: "Bu projeleri buraya yapmayalım, bunlar doğru projeler değil."
Geldik projenin ihale aşamasına, ihale edildi 22 milyar 152 milyona. Neye ihale ettiniz? Kırk iki ay inşaat süresi, yirmi beş yıl işletme süresi. En önemli şey ne? Denizin 90 metre üzerine yapacağız.
Arkadaşlar, ihale öncesinde bütün şirketlerin kovaladığı şuydu: Kot farkı düşer mi? Çünkü düşünün, şu Meclis yerleşkesinin bin katı bir alandayız, bunu 90 metreye çıkarmak için taşınacak kayayı, toprağı, taşı düşünün, 90 metreye çıkarıyorsunuz ve en büyük maliyet orada kotla ilgili bir maliyet.
BAŞKAN - Sayın Erdoğdu, ihale aşamasına on dakikada geldik.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Bitireyim Başkanım, bu önemli bir konu diye...
BAŞKAN - Tamam, zaten proje oldu, bitti artık. Yani şimdi, siz, evet, konuşun, süre verdik ama ihale aşamasına on dakikada geldik Sayın Erdoğdu, lütfen.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - İsterseniz bölüp her önergede konuşayım ama bir kerede bitireyim, sizi yormayayım diye konuşuyorum.
BAŞKAN - Yok, estağfurullah, biz yorulmayız, dinleriz, dinliyoruz da ama süreyi de tabii ekonomik kullanalım.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Ben de şunu yapmaya çalışıyorum, ben bu Komisyonun üyesiydim, bölerim on beşer dakikaya ama bunu en kısa zamanda şey yapmaya çalışacağım.
BAŞKAN - Eyvallah, eyvallah.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sonunda da neyi anlattığımı anlayacaksınız Sevgili Mustafa Başkanım.
BAŞKAN - Estağfurullah, buyurun.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - 90 metreye yapılacak havalimanı, herkes buna göre teklif verdi, adam bunu yapacaktı. 2 milyon avro düşük teklifi veren de bunu yapacaktı, bu sürelere uyacaktı.
Arkadaşlar, proje başladı, kot düşürüldü. Şimdi, başında bilinse bu iş, 22 milyar avro değil -bu maliyet 4,5 milyar avroydu, düşünce bu iş 2 milyara, biz metreküp hesabından yapıyoruz bunu, kaç kamyon taşınır, hafriyat fiyatı nedir diye- 25 milyar avro verirlerdi, KDV dâhil 30 milyar avro elde ederdik. Böylesine bir zarar oluştu. Birinci mesele bu.
İkinci mesele, şimdi, süreyi koyuyorsunuz "Kırk iki ayda bitecek." diye ama bitmiyor. Bizim en ufak bir şeyimizde, mesela vatandaşın trafik cezasıyla ilgili bilmem ne yönetmeliğinin maddesinden gırtlağımıza biniliyor. Ya, bu kadar önemli bir işte karşınızda dünyanın profesyonel şirketleri, Türkiye'nin en büyük şirketleri teklif veriyor, yapmıyorsa kirayı ödeyecek arkadaş. İki yıllık kira -2017-2019 arası- 1 milyar 45 milyondan 2 milyar 90 milyon avro. "2017'de yapacağım." diyorsunuz, 2017'de yapmıyorsunuz, teslim etmiyorsunuz, 2019'a kalıyor, iki yıllık kira ne olacak bu durumda? Alamadık, alamadık bu kirayı. Bununla sınırlı kalmadı şimdi, Fatih Altaylı yazdı bunu.
Bu arada, çok daha şey yapabilirim de Komisyonda sert, siyasi konuşmak istemiyorum, ona dikkat et yani hocam, orada söyleyeceğim bir sürü şey var.
BAŞKAN - Sizi tanıyoruz zaten, Plan ve Bütçe Komisyonunda da birlikte de çalıştık Sayın Erdoğdu sizinle.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Hani, bu mehabeti bozmayayım diye şey yapıyorum.
BAŞKAN - Estağfurullah, biliyorum.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Ben de sonuçta misafir bir milletvekilliyim.
Geldik 2019'a. Şimdi, 2019'da teslim diyorlar. Ya, önemli bir şey söyleyeceğim, idare de sıkışıyor olabilir, Türk Hava Yolları da sıkışıyor olabilir. Ya, arkadaşlar, güvenli bir şekilde o tarihte bitmez, inşaat ortada, gerçekten bitmez. Hani, zorlamanın anlamı yok, şey yapmanın anlamı yok. Altı ay geç bitsin, güvenli bitsin, bitmiyor yani. Şimdi, Türk Hava Yollarına... Onu da biraz anlatayım da kayıtlara geçsin ama ondan önce şunu söyleyeceğim: 2019 yılına geldik, 1 milyar 45 milyon, bari burada başlasın. Olmuyor, iki yıl boyunca 350 milyon avroya inmiş kira. Soruyorum, araştırıyorum Türk Hava Yolları ve diğer taraflarda "Fazla yatırım yapılmış." deniliyor. Ya nasıl fazla yatırım yapıldı? Zaten 2,5 milyar avro kot farkından yatırım düştü. Sadece kot farkı değil, pistlerde de sorun var. İki tarafına pist yapılacaktı, yapılamıyor, sebebi de şu: Eski maden ocağı, altı pasa buranın, çürümüş zemin; üzerine yük bindirdiğinizde çöküyor burası. Zorluklarını biliyorum ama baksaydınız yani bu çürük zemine havalimanı mı yapılır?
Ha, bir de İstanbul Çevre Planı'na göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin söylediği havalimanı Silivri tarafında yapılması lazım çünkü akslar, bağlantılar ona göre. Bir anda kuzeye çevirdik, nasıl ulaşacağız biz oraya? Hadi, 1 milyar avro da metro ihalesi yapalım, oraya verelim. Bitmiyor, onu da pazarlı usulü, onda da bir sürü sorun var, metro ihalesinde de bir sürü sorun var. Şimdi, orası açıldığında o yolları göreceksiniz. İki yıl kirayı vermedik.
Şimdi, geldik, neydi yap-işlet-devretin mantığı? Finansmanını kendi bulacaktı. Bu işlerde dış finansman olur, buna göre garanti verir, Hazine garantisi dış finansmana verilir. Bulamadılar çünkü kimse böyle bir projeyi finanse etmiyor. E, ne oldu? Ziraat Bankası, Vakıfbank, Halk Bankası projeyi finanse ediyor. Ya, madem kamu bankası finanse edecek niye özel şirket yapıyor? Bunu da dış finansman göstermek için yurt dışı şubelerinden krediyi kullandırıyorlar.
Arkadaşlar, bu küçük zekâ oyunlarıyla büyük işler giderilemiyor ki. Sonuçta, kamu bankaları finanse etti. 6,3 milyar avro da talep garantisi vermişiz, bir de geldik üstüne finansman garantisi 4,5 milyar avro. İhalenin başında var mı? Yok, sözleşmelerin ucuna hükümler eklenmiş. Olmaz arkadaşlar, başındaki adamlar bilmiyor finansman garantisi olduğunu. Bir de finansman garantisi, ne olursa olsun, hatalı da olsalar biz devlet olarak ödeyeceğiz. Öyle bir şey yapılmış ki "İktidar değişse bile bu para ödenecek." deniliyor. 4,5 milyar avro. Bu yanlış bir iş.
Geldik şimdi, havalimanı açılıyor, bunun fiyatları nasıl belirleniyordu? Eş değer olan Atatürk Havalimanı ile Sabiha Gökçen Havalimanı'nın fiyat tarifesine göre.
Arkadaşlar, 2018 fiyat tarifesi yüzde 30 daha üstünde. Ya, otopark ücretlerine bakıyorsunuz... İhalenin başında böyle demedik ki biz, böyle deseniz daha yüksek fiyatlar verilecek. 2018, 2019 fiyatları da açıklanmadı daha. Böyle mi olur bu iş? Böyle olmayacağı kesin. Şimdi, hem orman gitsin hem yeşil alan gitsin, bilmem ne olsun, üzerine bir sürü bu tip işler...
Peki, arkadaşlar, Sayıştay bu raporu yazmış... Şimdi, şöyle bir şey: Ben de denetçiyim, devlet müfettişiyim, Hazine kontrolörüyüm. Bu raporda bir sürü suç unsuru var. Sayıştay Kanunu madde 78. Suç unsuru görüyorsa Sayıştay Başkanlığı bunu cumhuriyet savcılığına ihbar etmek zorunda.
Ya, gazetede haber çıkıyor, herkes hakkında dava açılıyor arkadaşlar. Suç duyurusu yok.
Şimdi, ben milletvekiliyim, siz milletvekilisiniz; bizim yasama ve denetim diye 2 görevimiz var. Bu KİT Komisyonunun üyeleri, sizin denetim göreviniz var.
Şimdi, partilerin siyasal durumu dolayısıyla kimse kimseye bir şey demiyor, yarın iş değiştiğinde gelecekler, senin denetim görevin vardı yani sen bu denetim... Mesela KİT Komisyonun suç duyurusunda bulunması gerekiyor; bulunmadınız, görevinizi ihmal ettiniz. Görevinizi ihmal ettiğiniz için, kamu zararı doğduğu için bu suç görevi suiistimal. Ne gereği var? Yapsın Sayıştay, biz yapalım, engellemeye çalışalım, belki idarenin de eli rahatlar, bilmiyorum.
Şimdi, bu kadar işten sonra, ben bu konuşmayı yaptığım andan itibaren -Meclis kayıtları, tutanakları açıktır- bunun ihbar kabul edilip suç duyurusu düzenlenmesi gerekir; cumhuriyet savcıları hiçbir şey yapmıyorlar.
Arkadaşlar, bu ve benzeri konuşmalarım nedeniyle benim hakkımda on bir ay hapis cezası verdiler. Allah aşkına, bunu vicdan kabul eder mi? Bir gün siz de muhalefette olabilirsiniz. 2002 yılında ben bürokrattım, bu komisyonlara geldim, yolsuzlukla mücadele çalışmalarını gördüm. Şimdi, bir milletvekiline ayarlanmış bir mahkemeden on bir ay hapis cezası... Sürekli tazminat ödüyorum, maaşımızı siz biliyorsunuz, emekliliğim de yok benim. Ya, 5 şirket açıyor, 5 şirketle birlikte konsorsiyum açıyor, ortaklar açıyor; bu, yıldırma demektir. Bunu vicdan kaldırmaz.
Şimdi, ben burada konuşmasam, bu konuşmayı yapmamış olsam, buraya gelmemiş olsam boyun eğmiş olurum, bu hepimizin zararına. Ben en azından bir fren, denge sağlamaya çalışıyorum ve teknik bir konuyu anlatıyorum. Şimdi, böyle bir şey olabilir mi?
Mesela evvelki gün evime jandarma geliyor, mal varlığı araştırması yapacaklarmış. Etrafa "Araba onun mu?" "Ev onun mu?" bilmem ne...
Ya, arkadaşlar, bizim anayasal görevimiz denetim. Bu yaptığım size zarar vermek değil, belki bu söylediklerim hoşunuza gitmiyor olabilir ama bu konuşmalarımız dairesinde bir denge mekanizması oluşturmaya çalışıyoruz. Bunu da bırakırsak... Türkiye ekonomisi çöküyor, işte geldiğimiz nokta ortada, cari fazla veriyoruz, kur hâlâ yükseliyor. Göreceksiniz en az üç yıl görülmedik bir ekonomik kriz içerisinde kalacağız.
BAŞKAN - Sayın Erdoğdu, toparlayalım.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Bitiriyorum Sevgili Başkanım.
BAŞKAN - Evet, rica ediyorum, lütfen.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Şimdi, son mesele şu: Şimdi, biz Atatürk Havalimanı'nı özelleştirdik, on beş buçuk yıllığına, 2021 yılında bitiyor bunun işletme süresi. Adamlara söz vermişiz "2021 yılına kadar sen bunu işleteceksin." diye, yeni havalimanı açtık, şimdi, iki yıl boyunca diğer havalimanı fiilen boş kalacak, ne dersek diyelim. Ne yapacak bu adam? Gelecek, bizden gelirini çatır çatır tahkimle, mahkemeyle alacak, bir de buradan zarar edeceğiz. Şimdi, düşünün, siz, on beş buçuk yıllığına...
Biz, temel kamu hizmetlerinin özelleştirilmesini istemeyiz. Bu arada havalimanı özelleştirmeleri de özelleştirmeler içerisinde en başarılı özelleştirmelerdi. Şimdi, iki yıl boyunca bir de Atatürk Havalimanı işletmecisiyle uğraşacağız.
Şimdi, Sayıştay yazmış "Bu parayı vermeyelim." Vermeyelim de sözleşme var arada, söz verilmiş, bir de bunu tahkimde inkâr tazminatıyla faiziyle ödersek ne olacak? Bunu ne yapacaklar? Mesela bu konuyu açıklaması gerekiyor Sayın Genel Müdürün, ne planlıyorlar burada?
BAŞKAN - Sorarız.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Hani "Atatürk Havalimanı açık kalacak." diyor ya, bunu kimse yutmaz, bunu tahkimde yediremeyiz.
BAŞKAN - Sayın Erdoğdu, toparlayalım artık.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Bitiriyorum Mustafa Bey.
ATİLA SERTEL (İzmir) - Yalnız konuya ilişkin konuşuyor.
BAŞKAN - Tamam, konuya ilişkin ama...
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Tamam, bekleyin, on beş dakika da oradan konuşuyorum... Ben seni düşünüyorum ya, eski komisyon arkadaşıyız ya. Ama harbiden ayıp ya!
Birincisi, böyle, harbiden diyorum ki: "Adamları zorlamayayım." Tamam, öbüründe de on beş dakika konuşayım, son üç beş cümle.
BAŞKAN - Bak, Plan Bütçedeyken biliyorsunuz süreler vardı orada, beş dakikaydı misafir milletvekilimiz geldiğinde, normalde...
DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) - Başkanım, biz de aynı konuya gireceğiz, Genel Başkan Yardımcımız giriyor...
BAŞKAN - Anladım ama tamam da yani bak hem de misafir, biliyorum Sayın Erdoğdu geldi, ilk önce söz verdik, anladım da yani.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Yahu zaten aynı nezaketi...
ATİLA SERTEL (İzmir) - Aykut Bey Türkiye'deki bu olayı...
BAŞKAN - Tamam...
ATİLA SERTEL (İzmir) - Bir dakika, Aykut Bey, Türkiye'de bu olayı en iyi takip eden milletvekilimiz, Genel Başkan Yardımcımızdır.
BAŞKAN - Biliyorum, biliyorum Sayın Sertel.
ATİLA SERTEL (İzmir) - O yüzden biraz sabırlı olun.
BAŞKAN - Sayın Sertel, biliyorum, açıklamanıza gerek yok.
ATİLA SERTEL (İzmir) - Sizin de öğreneceğiniz konular vardır.
BAŞKAN - Bizim öğreneceğimiz bir şey yok Sayın Sertel, lütfen.
ATİLA SERTEL (İzmir) - Vardır, var.
BAŞKAN - Sayın Sertel, bizim yok.
ATİLA SERTEL (İzmir) - Vardır, var.
BAŞKAN - Yok.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum, benim senden çok öğreneceğim var Mustafa Bey.
BAŞKAN - Eyvallah, ama tamam da biz Sayın Erdoğdu'yu çok dinledik Plan Bütçede, eyvallah, biliyoruz.
AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Tamam, bitiriyorum bunu.
Yani şöyle bir şey, şimdi bu mesele şu açıdan önemli değerli arkadaşlar. Bir, bir daha özelleştirme yaptığımız takdirde veya yabancı sermayeyi çağırdığımız takdirde bir güvensizlik ortamı oluşur. Bunun nasıl halledileceğinin de bilinmesi gerekiyor, şu an itibarıyla artık bu havalimanı yapıldı yani yapacak bir şey yok, bari doğru dürüst işletmemiz gerekiyor, güvenli işletmemiz gerekiyor. Bu kotun... Ben otobandan bakıyorum, havalimanı aşağıda görünüyor. Şimdi, uçak hafif bir kuyuya iner çıkar gibi olacak, keşke yukarı yapılsaydı. Bundan sonra nasıl düzeltilir diye ben de kafa yoruyorum ama şu tahkimde Atatürk Havalimanı meselesi ve... Atatürk Havalimanı'na arkadaşlar millet bahçesi deniliyor, onu da bilmek istiyorum. Yani bir küçük kısmını millet bahçesi yapıp konut, AVM, rezidans olacak mı? Gerçekten İstanbul'a çok büyük kötülük olur. Şimdi burayı açık tutacağız diyoruz, arkadaşlar açık tutmanın çok büyük.... Bin tane güvenlik görevlisi gerekir yani o havalimanın etrafında, içeride bir sürü tesisler var. Bütün bunların Atatürk Havalimanı'nın geleceğinin de sizin tarafınızdan da netleştirilmesi gerekiyor.
Çok teşekkür ediyorum.