| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1578) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 15 .02.2019 |
TUFAN KÖSE (Çorum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Ben de çok uzun konuşmayacağım.
Öncelikle, benden önce konuşan hocamın görüşlerine tamamıyla katılıyorum, diğer arkadaşların da görüşlerine tamamıyla katılıyorum. Artık bu memlekette torba kanunla düzenlenebilecek herhangi bir alan kalmadığı kanaatindeyim. Çok acele ediyorsanız zaten Cumhurbaşkanlığı kararnameleri artık Anayasa yargısına tabi ve kanun hükmünde, o anlamda Sayın Cumhurbaşkanımız bu sistemle beraber bu düzenlemeleri yapsın, koysun, kamuoyu da oradan duyar ama derli toplu bir yasa çıkaracaksak ve düzenleme yapacaksak torba kanunla gelmesin, muhalefetin de katılımıyla birlikte oluşturulacak komisyonlarda bu işler iyice tartışılsın ve hazırlansın.
Şimdi, Sayın Başkanım, Türkiye, çelişkiler bakımından oldukça zengin bir ülke, siyaset de bu çelişkiler üzerine inşa ediliyor maalesef. Yargı ise son yıllarda, özellikle 2010'da "reform" adı altında yargıya yapılan bir darbeyle iktidarın -dönem dönem de cemaatle ortak olarak- biraz Anayasa'dan aldığı yetkilere dayanarak tarafsız kalmaya çalışan, tarafsızlıktan kastettiğim de iktidar gözlerinin içine baktığında baktığını anlamayan kurumları tasfiye için bir araç, bir silah olarak kullanılan bir organ hâline geldi maalesef. Hatırlayın işte, 2010'dan hemen sonra orduda, üniversitelerde, sivil toplum örgütlerinde, basında, memlekette ne kadar bağımsız düşünmeye çalışan ve ülkenin yararını kendi kişisel çıkarlarından çok daha önde tutan aydınlık yüzlü insanlar, aklınıza ne kadar şey geliyorsa hepsi tasfiye edildi. Bir dönem geldi ben demin, Türkiye Adalet Kurumunu niye kapattınız diye sordum, bir cevap alamadım. Benim Türkiye Adalet Kurumunun bütçesinde ve kanunlarında birkaç konuşma fırsatım oldu, orada yargıç yetiştirilmiyordu, orada -az evvel söylediğimi bir daha tekrar etmekte bir zarar görmüyorum- iktidar baktığında gözlerinden ne dediğini anlayan ve anında, şak diye uygulayan tek tip memurlar yetiştiriliyordu, Türkiye Adalet Kurumunda. Tam bir totaliter rejime hizmet edecek bir kitleydi yani görevliler yetiştiriliyordu Türkiye Adalet Kurumunda. Kapatıldı, çok iyi oldu, isabet oldu ama kapatma gerekçeniz çok farklıydı. Bakın, size hizmet etsin diye kurulan Türkiye Adalet Kurumu, cemaatin elinde bir silah hâline geldi. Orada atamaları takip ederseniz, atamaların tamamı yani 20 kişilik genel kurulun 17'si, 16'sı -başkan dâhil, başkan yardımcıları dâhil- tek imzayla ve Adalet Bakanın önerisiyle önce Başbakanın, sonra Cumhurbaşkanı tarafından atanıyordu. Yani, kimsenin bir işine yaramadığı görüldü. Yargı bağımsız olmak zorunda arkadaşlar. Yargıç, devlet memuru değildir.
Hocam dedi ki: "Ben kişisel mağduriyetim üzerinden konuşmayacağım." Vallahi espri olsun diye ben bir şey söyleyeyim: Tabii on yedi yıldır iktidarda olduğunuz için Türkiye'de olumsuz ne varsa bütün sorumluluk sizin üzerinizde, Adalet ve Kalkınma Partisinin ve iktidarlarının üzerinde. Bu anlamda, eğer 70 puan alacak 500 hukuk fakültesi mezunu bulamıyorsanız hukuk eğitimini de sorgulayıp buradan da size bir günah ve bir suç addetmek, bir kusur addetmek bence çok olağandır.
BAŞKAN - Bunu hocama da sormak lazım bence.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Hocam anlattı onları.
Şimdi, bizim zamanımızda da 500 kişilik kontenjan olurdu, 400 kişi başvururdu. Ben o 400 kişinin içerisinde mülakatta elenmiş bir arkadaşınızım. Hukuk fakültesini de 12'nci olarak bitirmişim, sonradan öğrendim. Yani, demek ki Türkiye'deki bu zihniyet hiç değişmemiş. Ha, yine de Allah razı olsun bizi eleyenlerden, bugün geldik, Adalet Komisyonunda milletvekili olarak konuşmak da bize nasip oldu. Aynı dönemde benimle beraber elenen bir arkadaşım daha vardı Çorum'dan, o da hukuk fakültesini dört yılda, haziranda bitirdi, muhtemelen o da dereceyle bitirmişti, biz ikimiz eledik; diğer arkadaşlarımız hâkim, savcı oldular, Allah yollarını açık etsin ama o dönemde olan hâkim, savcılar her şeye rağmen bu dönemdeki hâkim ve savcılardan çok daha objektif ve çok daha vicdanlıydılar, çok daha tarafsızdılar, çok daha bağımsızdılar; bunun da burada altını çizmek istiyorum. Tabii, hukuk fakültesinde veremediğiniz eğitimi staj kurumlarında veya Adalet Akademisinde veya Hâkim Eğitim Merkezinde falan vermeniz mümkün değil. Hocamın yanında bunları söylemek belki çok doğru değil ama öncelikle, Türkiye'deki hukuk eğitimini yeniden ele alıp -ki bunu da sadece iktidar yapmasın, yaptığı işlerde gerçekten olumlu sonuçlar ortaya çıkmıyor, bu, artık bir memleket sorunu hâline gelmiş- yeniden düzenlemek gerekiyor.
Şimdi, geçmişte Danıştay kararlarıyla mülakatlarda görsel ve sesli olarak kayıtlar alınıyordu geçmişte yani bu bir kanuna falan da dayanmıyordu işin esasında ama o kriteri sağlamak için, sınavlardaki objektifliği sağlamak, denetlemeyi sağlamak için Danıştay kararıyla getirilmişti. Yani birkaç defa engellemeye çalıştı iktidar, sonra tuttular kanun çıkardılar. Danıştay her şeye rağmen denetliyordu yani her koşula rağmen, sonra yasayla bunu değiştirdiler. Ya, mülakatlardaki bu kayıtları niye engelliyoruz? Yani eğer mahkeme karar verecekse oradaki kayıtları da görsün ve objektif olarak...
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Arkadaşlar bitirsinler, ondan sonra biz konuşmaya devam edelim.
BAŞKAN - Yok, bir şey soruyorlar.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Bizim oradan bir beklentimiz yok, biz kamuoyuna mesaj vermeye çalışıyoruz. Kamuoyu dinlesin ki 31 Martta etkili bir şekilde tepkisini göstersin.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, tabii, bu sınavların denetlenmesi bakımından orada bu kayıtların yapılmasında kesinlikle sonsuz fayda var. Sayın Başkanım, tabii, sonsuz fayda var ama "Bu, yargıya gitse ne olur?" diye de düşünmeden edemiyorum birkaç sebeple. Birincisi: Çok politize olmuş artık yargı. Herkes önemli davalarında AKP'li avukat arıyor, önceden cemaatçi avukat arıyorlardı üç-dört sene öncesine kadar, vallahi şimdi AK PARTİ'li avukat arıyorlar yani siz de görüyorsunuzdur. Benim de bir davam olsa ben de AK PARTİ'li avukat tutacağım, öyle diyeyim çünkü bir şekilde gidip etkileyebiliyorlar. Bu, gözle görülür hâle geldi artık ama yazık ediyorsunuz bu memlekete, bunlar doğru şeyler değil. Zaman zaman tabii ki iktidar kendisine yakın insanları belli yerlerde görmek ister ama bu, yargının en alt basamağına kadar sirayet etmemeli.
Mülakatlar önemli ama mülakatın puanının bu ortamda bu kadar yüksek olmasını doğru bulmuyorum çünkü az evvel bir arkadaşımız söyledi "Davranış bozukluğu ve kendini ifade edip edememe." diye. Bu, eskiden beri böyledir yani derler ki: "Kekemelik var mıdır? Hâkim, savcı olmasına engel olacak başka bir fiziksel engeli var mıdır?" Bunlar artık, tıbben raporlarla tespit edilebiliyor. Bana göre mülakata da gerek yok. Mülakatın puanının yüzde 10'lara, 5'lere, çok daha aşağılara düşürülmesinin hâkim, savcı alımındaki objektifliğin sağlanması bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Her şeyden de önemlisi niyettir arkadaşlar, niyet kötü olursa dünyanın en iyi kanunu da çıkarsanız uygulayıcıların niyeti kötü olursa iyi bir sonuç alamazsınız. Bu anlamda ne kadar denetlersek denetleyelim, niyetlerimizi de düzeltmemiz gerekir diye düşünüyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.